Son Haberler

Yusuf Akçura Kimdir?

-
Eylül 18, 2022
Yusuf Akçura Kimdir?

Türkçü yazarlardan birisi olarak bilinir genelde. Ayrıca siyaset adamı, gazeteci ve tarihçidir.

Yusuf Akçura Kimdir?

Yusuf Akçura, tarihçi ve siyaset adamı olarak bilinir. Yazarlık tarafı, onun düşüncelerini aktarması için ön tasarıdadır. Osmanlı zamanında doğmuş, Cumhuriyet aydını olarak yaşama gözlerini yummuştur. Bu yarıyılda Cumhuriyet meclisinde milletvekili olmuş ve yaşamı boyunca da millet tarafından bu makama layık görülmüştür. Yaşamının pek çok hoş zamanları hapishanede geçmiş, Rus zulmündeki Türkleri fiilen de manen de gözetmiş; onların gidişatını dünyaya bildirmiştir. Türkçülük fikrini benimsemiş, bunun için çaba etmiştir. Bu bakımdan da Türkçü yazarlar genellemesinde yerini alır. Biz, bu yazıda Atatürk’e çok yakın olan bu siyaset adamının yaşamını ve görüşlerini incelemeye çalışacağız. 

Yusuf Akçura’nın Yaşamı

Bir yazarın yaşamı, onun görüşlerinin nasıl oluştuğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Örneğin internetin henüz olmadığı, haberleşmenin kısıtlı ve haber kanallarının yavaş eriştiği yarıyılda, Londra’da kendi ırkdaşınıza yapılan atağı İstanbul’dan korunmanız pek çok bakımdan yetersiz olacaktır. Zati, siz her ne kadar ateşli bir korunucu olsanız da vakayı sıcağı sıcağına yaşamadığınız için görüşleriniz genel askısında takılı kalacaktır. Bu bakımdan Yusuf Akçura’nın Kazan’da 1876 senesinde doğması, onun Türklere yapılan Rus eziyetine şahit olması ya da amcasının Türkçülük görüşünü korunan bir aydın olması Yusuf Akçura’nın az sonra anlatacağımız görüşlerine neden sahip olduğunu kavramamıza dayanakçı olacaktır.

Yusuf Akçura, 1876 senesinde Volga nehri civarındaki Simbir kentinde yaşama gözlerini açtı. Babası Hasan Akçurin , annesi Bibi Kamer Banu idi. Babası Hasan bey çuha fabrikası sahibiydi ve Rus ordusuna çalışıyordu. Vaziyetleri gayet iyiyken Hasan Bey, genç denilebilecek bir yaşta ölüm etti. Fabrikayı işletmek Bibi Kamer Banu hanıma kalmıştı. Bu yükü kaldıran Kamer Banu, bir kızak kazasıyla felç olup yatağa bağlı yaşamaya başlayınca, ailenin yaşamda kalan tek çocuğu Yusuf, annesini de yanına alarak 1883 senesinde İstanbul’a geldi.

Yusuf Akçura’nın ilk mesleği: Kurmay Subaylık

İstanbul’a gelir gelmez mektebe yazıldı. Evvel Mahmud Paşa ve Kara Hafız ortaokullarına giden Yusuf Akçura, 1885 senesinde Mustafa Paşa Rüşdiyesinde lise eğitimine başladı. Bir sene Kazan’a gidip gelmek zorunda kalıp eğitimini yarıda bıraksa da İstanbul’a döner dönmez eğitimine devam etti. Osmanlı zamanında en iyi ve modern eğitim askeri mekteplerde verildiği için yüksek öğrenimini askeri mektepte devam ettirmek kararı aldı. Kurmay Subay olarak 1897 senesinde mezun oldu. Başarılıydı ve o yarıyılda o kadar çok asker ihtiyacı vardı ki devlet gözünde çok değerliydi. Bu başarısı ve devletin bu eksiği ile, iki kere hapsedilmiş ama ikisinde de serbest bırakılmıştır. İlk hapsedilmesi Akçura daha ikinci sınıftayken olmuş, ikinci hapsedilme ise Jön Türklerle ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle 1896 senesinde gerçekleşmiştir. İlk hapsedilme, başarılı bir öğrenci olması nedeniyle mektebe geri dönmesiyle sonuçlanmış; ikinci hapsedilme, devletin ciddi bir asker sarihi olması nedeniyle Akçura’ya rütbesinin iade edilmesiyle son bulmuştur.

Akçura, subay olduktan sonra, Jön Türklerle ilişkisi olması nedeniyle suçlanmıştı ve Fizan’a sürülmüştü. Üstelik Harbiye Divanında suçlanmıştı. Ama Trablusgarp Savaşı patlak vermiş ve oraya rütbeleri iade edilerek tayin edilmişti. Atatürk’nam da bulunduğu bu cephe, onun Osmanlı askeri olarak katıldığı ilk ve son cepheydi.

İkinci İş: Tarihçi ve Hoca Olan Yusuf Akçura

Yusuf Akçura, 1899 senesinde, Fransa’ya yerleşme kararı aldı. Ahmet Ferit ile geldiği Paris’te ünlü tarihçi ALBERT SAREL ile EMİL BAUTMEY’den ders aldı. Batı tarihçiliğini daha yakından tanımasının yanı gizeme, kendi tarihine dışarıdan ve objektif bakmaya başladı. Bilgi edindiği Batı kültürünün ve tarih bilgisinin neticesinde “Osmanlı İmparatorluğu Müesseslerinin Tarihine Ait Bir Tecrübe” isimli bitirme tezini yazarak 1903 senesinde mezun oldu. Yani Yusuf Akçura’nın tarihçiliği, alaylı değil, mekteplidir.

Mektebini bitirdikten sonra Kazan’a amcasının yanına giden Yusuf Akçura, burada Muhammediye Medresesinde Tarih hocai olarak görev yapmaya başladı. II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra İstanbul’a geldi ve burada HARP YÜKSEKOKULU, DARÜŞŞAKAFA, MEDRESETÜ’L VAİZİN, DARÜLMUALLİMİN isimli mekteplerde siyasi tarih öğretmek üzere görev aldı. Şimdiki ismiyle İstanbul Namiversitesi, o zamanki ismiyle İSTANBUL DARÜLFÜNUN EDEBİYAT FAKÜLTESİNDE 1909 senesinde, ders vermeye başladı. Şimdi Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi olarak bilinen MÜLKİYE’DE de 1915 senesine kadar ders verdi. Mülkiye 1925 senesinde kapatıldı. Darülfünun ise 1916 senesinde yeniden kadrolaştı ve Yusuf Akçura kadro dışı bırakıldı.

Yusuf Akçura ve Dergi – Dernek Çalışmaları

Mekteplerde ders verirken Türk milliyetçiliğini öğretmek ve bu mevzu hakkında bilimsel çalışmalar yapmak emeliyle açılan Türk Derneği kurucuları arasında yer aldı Yusuf Akçura. 1908 senesinde kurulan bu dernekte Mehmet Fuat Köprülü, Mehmet Emin Yurdakul gibi ünlü isimlerin yanı gizeme, Türkçülük davasına gönül veren Ahmet Mithat Efendi, Emrullah Efendi, Tahir Bey gibi isimler de mevcuttu. Dernek, ilk yazısını kendi isimlerini taşıyan dergide 1911 senesinde çıkardıktan sonra yalnızca 7 sayı yayına koyabildi. Dergi ve dernek “Türk Yurdu” ismine evrildi. Takvimler 18 Ağustos 1911’i gösterirken “Türk Yurdu Cemiyeti” imtiyaz sahibi Mehmet Emin Yurdakul olarak yayın yaşamına yeniden girdi. Murahhas aza olarak da Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Ahmet Hikmet Bey seçildi. Murahhas aza ya da Murahhas Aza, imtiyaz sahibinden sonra dergiyi idareyen kişilerdir. Bu dergi, bütün 17 sene yayın yaşamına devam etti.

“Türk Ocağı” isimli dernek kurulduğunda 12 Mart 1912 senesiydi ve zati aktif bir dergi vardı. Ama Türk Ocağı daha geniş bir yazar kitlesine sahipti. Hekimler, hocalar geldiler ve dernek ismi Türk Ocağı olarak değiştirildi. Türk Yurdu dergisi de Türk Yurdu derneğinin yayın uzvu oldu. Dergi 1931 senesinde kapatıldı ama Akçura, o tarihe kadar derginin yönetimindeydi. Tüm bu dergi faaliyetleri ise İstanbul’da gerçekleşti.

Yusuf Akçura : Siyasetçi Kimliği

Yusuf Akçura, tarih eğitimini bitirip Kazan’a amcasının yanına gittiğinde 1905 senesinde Rus Meclisi kurulmuştu. Duma kentinde kurulan mecliste Türklerin de olması için büyük bir çabaya girdi Yusuf Akçura. Bu yarıyılda yazarlığı ve siyaset adamı kimliği birlikte ilerledi. “Rusya Müslümanlığı İttifakı” isminde bir parti kurup mecliste Türklerin temsil edilmesini sağladı. Rus hükümeti, partinin yayın uzvunun olmasına izin eder etmez de “Kazan Muhbiri” isimli gazete çıkarıldı. Yusuf Akçura’nın Türkçülük konusundaki görüşleri hem gazete hem de partinin ileri gelenlerince tanıtıldı, dağıldı.

Yusuf Akçura, onu pek çok kişinin tanımasını sağlayan “Üç Stil-ı Siyaset” isimli makalesidir. Bu makale, Kazan’da yazmasına karşın, Rusların tepkisinden çekindiği için Mısır Kahire’de çıkan ismi “Türk Gazetesi” olan gazetede yayımlandı Akçura tarafından. Bu yazıda, Akçura’nın o yarıyıllarda tartışılan üç siyasi akımı karşılaştırıp en akla yatkın olanın Türkçülük akımı olduğunu ileri sürmektedir. Hatta bu makalenin yayınlanıp elden ele gezdirilmesiyle iyiden iyiye tanınan Yusuf Akçura için “Pantürkçü” “Pantürkist” yakıştırmaları da yapılmıştır.

1919 senesinde Bolşevik İhtilali’nin patlak verdiği Rusya, I. Dünya Savaşından çekilmek zorunda kaldı. Ordu ve devletin pek çok imkanı, ülkenin başkentine gönderildi. Rusya için savaşan pek çok Türk vardı. Osmanlı Devleti, bu esirlere dayanakçı olması için Kızılay aracılığıyla Yusuf Akçura’yı Rusya’ya gönderdi. Yusuf Akçura Rusya’da Türklere dayanak ederken İstanbul İngilizler tarafından işgal edildi. Yusuf Akçura da Rusya’da hapsedildi.

Yusuf Akçura, hapsedildikten kısa bir vakit sonra Anadolu’daki milli çabaya katılmak için tutuklu olduğu hapishaneden kaçtı. Zati bu hapsedilme Yusuf Akçura’nın ilk kere başına gelmiyordu. Yusuf Akçura, kendi kurduğu partiden Duma mebusu olamadı zira Ruslar, onun mebus olmasını yasaklamak için yazılarını bahane ederek 8 Mart 1906 senesinde onu bir aydan fazla bir zaman hapiste yakalamıştı. Duma’dan mebus olamamış ama “Kazan Muhbiri” isimli dergide fikirlerini yaymak üzere yazılar yazmaya devam etmişti. Hapisteyken de “MEVKUFİYET HATIRALARI” isimli bir kitap yazmıştı.

Yusuf Akçura, “Harp Yüzbaşısı” olarak Kurtuluş Savaşına katıldı. Arkasında Sakarya Muharebelerine girdi. Kurtuluş Savaşı kazanılıp Cumhuriyet kurulduğunda ise Maarif Bakanlığında çevirmen, Dışişleri Bakanlığında da “Doğu Meseleleri” uzmanı oldu. 1921 – 1924 tarihleri arasında çeşitli müesseselerde tarih 12 Mart 1935 dersi verdi. En nihayetinde 1923 senesinde İstanbul Milletvekili olarak girdiği meclisten can verdiği tarihe kadar milletvekilli olarak görev yaptı. Vefatından evvel Türk Tarih Müesseseyi kurucuları arasındaydı. Son milletvekilliği görevi Karstı. Cenazesi, Edirne Kapı Şehitliğine defnedildi.

Yusuf Akçura’nın Görüşleri

Yusuf Akçura’nın görüşlerinin nerede ve ne zaman başlayıp geliştiğini kestirmek o kadar kolay olmamakla birlikte Fransa’da aldığı tarih derslerinin, Kazan ve Duma’da Ruslara karşı duruşunun ve İstanbul’da yaptığı dergi ve dernek faaliyetlerinin etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı’nın çıkardığı ÇEVİRMEN gazetesini çok iyi takip ederdi. Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” fikrini benimsemiş ve daha Harp Mektebinde iken Rusya hegemonyasında esir olan Kuzey Türkleri ile Osmanlı Türklerini buluşturmak, en azından kültürel bir alt yapı hazırlamak istemiştir.

İsmail Gaspıralı, kendi devrinde, şimdi de olduğu gibi, Türk birliğini arzu eden tüm aydınları derinden etkilemiştir. Yusuf Akçura ise Gaspıralı ile uzaktan akrabaydı; bu akrabalığın dışında da Müslüman Türklerin sesini duyurmaya çalışan Gaspıralı ile Rusya’da tanışma bahtı tutmuştu Yusuf Akçura. Rus cefayı, tüm Müslüman Türklere yapılırken Tatarların bu varlıklarını sürdürme savaşlarını tüm dünyaya duyuran Gaspıralı’nın birlik fikrini oldukça erken bir yaşta benimsemiştir Akçura.

Yusuf Akçura’nın yaşamını ve görüşlerini detaylı bir şekilde kendi makalesinde işleyen Sayım Türkman’ın François Georgeon’dan aktardığına göre Yusuf Akçura’nın görüşlerini üç başlık altında toplamak muhtemel:

A. Genel Türk Tarihi

B. Osmanlı Tarihi

C. Avrupa’nın Yakın Çağ tarihi

Yusuf Akçura’nın dünya görüşünü kendi yazdığı “Üç Stil-ı Siyaset” isimli eserinden daha iyi kavrıyoruz. Bu yazıda ismi geçen üç siyasî akımları, Osmanlı’yı imhadan kurtarmak için öne sürülen görüşlerden İslamcılık, Osmanlılık ve Türkçülük akımları. Bu görüşlerin artı ve eksilerini bir tarihçi gözünden değerlendiren Akçura, en sonunda Türkçülük akımının devlet bekası için hayatî olduğu kanısına varıyor. Kısaca, Akçura’nın bu üç akım için görüşleri şu şekilde:

Akçura’ya göre Osmanlılık

Akçura lafa Osmanlılık fikri II. Mahmut döneminde ortaya atılmış ve münazara safhasına gelecek kadar geliştirilmesi Veziriazam Ali ve Fuat Paşa zamanlarında olmuştur. Ülkenin bitik hale gelmek üzere olduğunu ve Osmanlı tebaasının çözülmek üzere olduğunu fark eden devlet adamları, ülkeyi diriltmek için Osmanlılık fikrini öne atmışlardır. Akçura, Osmanlılık fikrini tanımlarken bir olması gereken haklı Müslüman ve Müslüman olmayan olarak ayırır: “ Maksad-ı aslî Osmânlı memleketindeki Müslim ve gayr-ı müslim ahâlîye aynı hukuk ve vezâif-i siyâsiyye bahş ve tahmîl eylemek”. Bu ayrım, Osmanlı Devleti’nin genel ayrımıdır zati ve Osmanlılık, azınlık olarak adlandırılan Gayr-i Müslimler ile ülke sahibi olarak anılan Müslümanları barıştırma politikasıdır. Akçura, Müslüm ve Gayr-i Müslüm tebaanın birleşerek tıpkı “Amerika Hükûmât-ı Müttehidesi’ndeki Amerikan milleti gibi” bir millet olmayı emeller der bu politika için. Ama bu tanımda Akçura’nın dikkatini sürükleyen şey ise politikanın yalnızca “Devlet-i ‘Aliyye-i Osmâniyye’yi şekl-i zâhire-i asliyyesiyle yanî eski hudûdlarıyla muhâfaza eylemek” vaziyetidir. Yani politika, yalnızca Osmanlı hudutları için de geçerlidir. Oysaki Akçura, Osmanlı hududu dışındaki Müslümanları da bu soruna dahil etmek istemektedir. Yani bu politika yerel bir mahiyetteydi. Zati böyle bir politikayla da Osmanlı hududu dışındaki Müslüman – Türkler uğraşmazdı. Üstelik dünyada ırka dayalı siyaset o kadar ivme kazanmıştır ki ırka dayalı millet kavramını yalanlamak, Osmanlı’nın hasarına olacaktır. Üstelik 1870 senesinde başlayıp bir sene süren Almanya – Fransa savaşında Almanya Fransa’yı yenmiş ve bu zaferini de ırka dayalı millet fikrine direndirmişti. Dünya, yavaş yavaş ırka dayalı millet kavrayışını kabullenmeye başlamıştı.

Akçura’ya Göre İslamcılık

İslamcılık, dünyadaki tüm Müslümanların, herhangi bir milletten seçilen ya da elde edilmiş halife çevresinde bir araya gelmesidir. Osmanlı, Yavuz Sultan Selim Han’dan bu yana halifelik unvanına sahip. Yalnız son yarıyıllarda, İslamcılık etkisini kaybetmiştir. Akçura’da bu mevzuya parmak basar.

Akçura, Osmanlılık fikrinin işe yaramamasının üzerine İslamcılık fikrinin benimsenmeye başlamasından bahsederek başlar yazısına. Hatta, devlet, İslamcılık fikrine uymak için eğitimden devlet işlerine kadar pek çok şeyi İslamî kaidelere göre düzenlemiştir. Hicaz demiryollarının inşası esnasında dayanak edilmesi için Çin ve Afrika’da bulunan Müslümanlara çağrı yapılmıştır. Bu çağrı yanıtsız kalmıştır. Akçura, İslamcılığın zayıfladığının kabul edilmesi gerektiğini açıklamaktaydı.

Akçura’ya Göre Türkçülük

Akçura, Türkçülük fikrini ilk benimseyen Türk aydınıdır. Ziya Gökalp’deri evvel dahi, Osmanlı topraklarındaki millileşme eğilimi ile Rus topraklarındaki millileşme eğilimini fark etmiştir. Bu eğilim, Müslüman ve Türk olmayan grupların Osmanlı topraklarında, Müslümanların ise Rus topraklarında millileşmesi şeklindedir. Yani, kişiler, yurttaşı oldukları devletlerin karşısında gruplaşmaya başladılar. Akçura ise bu gidişat karşısında milliyetçiliği benimsemiş Türkçülerdendir. Türkçülük tanımının temeli olan millet kavramı, Yusuf Akçura tarafından şu şekilde belirlemiştir : “Millet, ırk ve lisanın temel birliğinden dolayı sosyal vicdanda bir olmuş insan topluluğudur.”

Akçura’nın millet tanımı, dinin olmadığı bir millet kavramıdır. Kültürel bağlardan ziyade, olması gereken maddi bağlardan laf edilmektedir. Oysa Ziya Gökalp, millet tanımına din birliği ibaresini de getirerek Akçura’dan parçalar.

Akçura’nın Türkçülük fikrini desteklemesi, devlet adamlarının İslamcılık ve Osmanlılık fikirlerini desteklemesinden çok daha değişik bir çizgideydi. Osmanlı hükümeti, İslamcılık ya da Osmanlı olma fikirlerini benimsemişler, en uç düşünür, Batıcılık fikrini benimsemiştir. Türkçülük fikrine devlet kıdeminde yer yoktu. Destek de yoktu. Ta ki 1908 Jön Türkler bir fark yaratana kadar. Ayrıca Balkan topraklarında başlayan Türkçülük akımı, Balkanların işgal edilmesiyle İstanbul’a taşınmış, dergiler ve dernekler kendi fikirlerini yaymaya başlamışlar ve çok önemli bir kamuoyuna sahip olmuşlardır.

Akçura, Türk Yurdu dergisinin manifestosunda derginin emellerini çok sarih bir şekilde bildirmiştir. Öncelikle dergi sade bir Türkçe ile yazılmalı; bu dergide yazılanları tüm Türkler okuyabilmelidir. Gerçek kasıt, dünyadaki Türklerin tanışması ve kaynaşması olduğu için tüm dünyadaki Türklerden haber alınan bir dergi olması sağlandı derginin. Beynelmilel arenadaki amacı da Türk unsurlarını gözetmekti. Ama bu dergiye İttihat ve Terakki müdahale edemiyordu. Bu bakımdan Akçura, emellerini tek tek gerçekleştiriyordu.

Akçura, “Üç Stil-ı Siyaset” isimli makalesinde Türkçülük akımını korunma nedeninin başında, bu fikrin, yeni olduğunu kabul ederek başlar. Ve ilaveler, “İslamcılık gibi.” Ama İslamcılık ya da Osmanlılık fikri gibi yalnızca Osmanlı topraklarına içerirken Türkçülük daha büyük bir alanı amaçlar: Tüm Türkleri.

Akçura, Türkçülüğün Osmanlı Devletine amaçlayan bir duruş olduğu fikrini ise benimsemez. Akçura, Osmanlı’nın her daim Türkçülük politikasını benimsemediğini, ama buna karşın içerisindeki değişik din ve milletten toplulukların kendi çıkarları için Osmanlı’yı devirmeyi göze aldıklarını belirtir. Bunu da dönemindeki aktüel misaller ile pekiştirir. Kısaca Osmanlı’nın senelerdir uyguladığı Osmanlı olma fikrinin işe yaramadığını, devletin bugünkü halini görerek anlayabiliriz demek ister. Peki İslam birliği de Türk birliği kadar muhtemel müdür Akçura’nın gözünde?

İslam’ın alana çıkışındaki muazzam siyasi teşkilata dikkat sürükleyen Akçura, her dinde görülen değişimlerin İslam’da da görüldüğünden bahseder. Bu surattan da İslam devletlerinin Hıristiyan devletlerince çok sık ve kolay bir biçimde denetim altına alınabildiğinden bahseder “Üç Stil-ı Siyaset” isimli eserinde. Yalnız buna karşın Müslümanların dinlerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını, aralarında imansızlığın girmediğinden, dolayısıyla İslam’ın hala güçlü olduğundan bahseder. İşte bütün bu düzeyde İslam birliğinin neden olmadığının cevabını verir Akçura: İslam birliğinin oluşması için iç eforlar istekli olsa da dış eforlar buna izin vermez; en makûssu ise Hıristiyanlar buna izin vermeyecek kadar güçlü stratejik noktaları ele geçirmişlerdir.

Peki Akçura, neden Türk birliğini istemektedir? Akçura, Türk birliğinde yalnızca ırk temelinde Türk olanların değil; din sayesinde ve Türk unsurları ile iç içe yaşamış Müslim unsurların da bulunacağı fikrindedir. Orta Asya ve Avrupa bölgesindeki Türklerin bu birleşmeyi gerçekleştirerek Japonya’nın sarılar alemine Asya bölgesi için kullanılır bu tabi talip olması gibi bizim hakkımız olan o bozkırlara hakim olmamızı istemektedir. Akçura’ya göre Türkler arasında en medeni ve en güçlü siyasi yapı Osmanlı Devletindedir. Bu bakımdan Osmanlı Devletinin bu birleşmeyi gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu birleşimin Osmanlı’ya yararlarından bir tanesi de şudur: İslamiyet Türk ve Türk olmayan kısımlarına ufalayacak; Osmanlı, Türkleşmesi muhtemel olmayan Müslim ve Gayr-i Müslim yapıdan temizleyecek yepyeni ve temelde birbirine yalnızca devlet ve siyasi çıkar bazında bağlı olmayan bir tebaa kazanacaktır. O zaman, bir daha bölme tehlikesi yaşamayacaktır.

Peki Müslümanlık bu gidişatın neresindedir? Akçura bu vaziyeti makalesinin sonunda sarihler. Bugün, pek çok Türk’nam kendi tarihlerini unuttuğundan bahseder. Ama diye devam eder, Müslümanlıklarını unutmamışlardır. Bu bakımdan Müslümanlık, Türk birliğinin sağlanması mevzusunda bir vasıta olabilir. Makalesinin son kısmında da bu açıklamaları derleyerek hangisinin daha iyi olduğunu millete bırakmıştır.

NETİCE

Akçura, İttihat ve Terakki tarafından özellikle Talat Paşa ve Ziya Gökalp tarafından siyasî arenaya çağrılmış ama o kabul etmemiştir. O, askerin asker olarak kalması taraftarıdır. Bu bakımdan, onu bir fikir adamı olarak andırmak gerekir. Cumhuriyet kurulduktan sonra mebus olmuştur ama o zaman da namiformasını çıkarmış, kravatını takmıştır.

Akçura, millet tanımında ırk ve dil birliğini benimsemiş ama dini, birlik olma koşulu olarak göstermemiştir. Daha çok, bir vasıta olduğu için gördüğü, İslam’ın eforunu reddetmediği ama yalnızca din birliğinin bir imparatorluğu kurtarabileceğine inanmamaktadır. Kendisi, Anadolu dışındaki Türkleri gördüğü için onları kurtarma ve anlatma isteği, din fark etmeksizin her zaman güçlü bir istekle kendisini göstermiştir.

Türkçülük fikrini ilk benimseyen ve dolayısıyla yaymak için en çok enerji tüketen Türkçü aydınlardan olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz…