Son Haberler

Yunus Emre Kimdir, Hayatı ve Edebî Kişiliği

-
Eylül 12, 2022
Yunus Emre Kimdir, Hayatı ve Edebî Kişiliği

Yunus Emre Kimdir, Hayatı ve Edebî Kişiliği

Bu tarihi şahsiyet hakkında dedikodular fazla ancak doğru bilgi oldukça azdır. Bu bakımdan söylentilerden doğruyu çıkarmak, Yunus Emre’nin esas kimliğini tanımlamak oldukça efordur.

Yaşadığı asır 13 ile 14. yy arası kabul edilir. Bu dönemde Büyük Selçuklu Devleti Moğol istilasına uğramış, devlet devrilme aşamasına gelmiş ve Anadolu’da beylikler kurulmaya başlanmıştır. Anadolu’da var olan otorite boşluğu  ve toprakların sürekli el değiştirmesi yüzünden de Anadolu ulusu, yoksullaşmıştır. Bu dönemde fani herhangi bir şeye güvenemeyen millet, haklı olarak, ilahi efora sığınmıştır. Bu bakımdan da tekke ve tarikatlar güçlenmiş, yayılmıştır. Yunus Emre de bu dönemde yaşamış Hacı Bektaşi yoluna girmiş bir derviştir.

Son zamanlarda Yunus Emre ile alakalı yapılan araştırmalar çoğalış gösterse de yine de muhtelif söylentilerden toplama bilgiler ve onun eserlerinden çıkarılmaya çalışılan ipuçları ile yaşam öyküsü kurulmaktadır. Anadolu sahasındaki şairler hakkında yoğun bilgi birikimi bulunan tezkirelerde bile Yunus Emre’nin adını çok göremiyoruz. Sadece Meşa’irü’ş – Şuara isimli eserde  Aşık Çelebi Yunus Emre’ye yer verilmiştir.

Yunus Emre’nin Doğum ve Vefat Tarihi

Beyazıd Devlet Kütüphanesi’nden alınan bilgiye göre Yunus Emre 1320 – 21 seneleri arasında 82 yaşındayken yaşama gözlerini yummuştur,  buna göre şairin doğum seneyi de 1240 ya da 1241 senelerinda olmalıdır. Natürel ki bu bilgi yetersizdir ve Yunus Emre’nin şiirlerine müracaat etilir. Yunus Emre şiirlerinde Mevlana’nın Ahmet Fakih’in ve Geyikli Baba’nın adını sık sık anar; ayrıca yaşadığı dönemin olaylarına da şiirlerinde yer verir. Bu bakımdan bir hayli analistnın kabulüne göre yukarıyadaki tarihlendirme doğrudur. 

Yunus Emre’nin Doğum Yeri

Yunus Emre’nin doğum yeri ile alakalı bilgiler kaynaklarda paradoksludur.  Ayrıca Anadolu’nun pek çok yerini dolaştığı, bunun yanı sıra bir dönem Azerbaycan’a kadar eriştiği bilgilen bilgiler arasındadır. Bu kadar yer dolaşmış birisinin nerede doğduğu bütün olarak tespit edilemez ama eldeki bilgiler kıyaslandığında Yunus Emre’nin doğum yeri İç Anadolu ile Batı Anadolu arasında bir yerdir.

Yunus Emre’nin Eğitim Seviyesi

Yunus Emre’nin eğitim seviyesinin ne olduğu, eğitiminin ne kadar önemi olduğu münazara konusudur.  Yani bir kısım analist Yunus Emre’nin eğitimini merak ederken bir kısım tahlilci de bu eğitimin edebiyat tarihi için çok da önemli olmadığı görüşündedir. 

Yunus Emre’nin şiirlerine bakıldığında onun temel bilgileri aldığını görmekteyiz. Bu bakımdan şiirlerine bakan bir hayli analist Yunus Emre’nin düzenli bir eğitim aldığını ileri sürmektedir. Kimi analistler de bunu yalanlar ve onun ümmi olduğunu yani düzenli bir eğitim almadığını ileri sürer.  Aslında tahlilcilerin öne sürdükleri bu iki gidişatın da kanıtları vardı. Kaynaklarda Yunus Emre’nin bir eğitim aldığında bahsedilmez ama şiirlerine baktığımızda onun en azından temel bilgilere sahip olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan eldeki bilgiler Yunus Emre’nin eğitimi hakkındaki görüşlerin herhangi birisini kanıtlaması açısından yetersizdir.

Yunus Emre’nin eğitim gidişatı ile alakalı bir görüş daha mevcuttur. Buna göre onun şiirlerine bakarak onun bilgiyi “ilm-i ledün” olarak yani “gönül kitabı”’ndan almak istediğini görüyoruz. Bu evrede onun herhangi bir medrese eğitimi alıp almadığı önemli olmaz çünkü böylesi bir bilgiyi isteyen şahıs, medrese eğitimi almış dahi olsa bu eğitimi yok sayacaktır ve edebiyat tarihi için de medrese eğitimi alıp almamasının bir önemi kalmayacaktır. Ayrıca o zamanlar Selçuklu devleti aydınlarının edebiyat dili Farsça idi. Şayet Yunus Emre düzenli bir eğitim alsaydı kesinlikle eserlerinde Farsça sözcükleri sıkıştıracaktı ama Yunus Emre’nin şiir dilinde akıcı sbağışlama bir Türkçe vardır.  Bu bakımdan sanıyoruz ki Yunus Emre’nin ilmi  gönül kitabından okuma isteği daha ağır basıyor .

Yunus Emre Batınî midir?

Yunus Emre Türk tasavvuf edebiyatının ustalarından birisidir ki bu gidişat da onun Batınî olup olmadığı konusunu gündeme getirmiştir. Kimi tahlilciler onun Batınî olduğunu dile getirir.  Bazı analistler de onun tarikat ehli olup olmadığını sorgular. Yalnız Yunus Emre şiirlerinde Tapduk Emre’nin müridi olduğundan sıkça bahseder; ayrıca Hacı Bektaş-ı Veli Menakıbnamesi’nde Yunus Emre’den bahsedilir. Menakıpnamede Yunus Emre’nin bugünkü yere gelmesinde Hacı Bektaşi Veli’nin ve Tapduk Emre’nin öneminden bahsedilir.

Yunus Emre’nin Kabri Nerede?

Yunus Emre’nin doğum yeri hakkındaki soru işaretleri onun vefat yeri için de geçerlidir. Bu konu da maalesef aydınlığa kavuşmamıştır.  Kaynaklarda bununla alakalı bilgilen bilgiler muhtelif ve karışık olmakla beraber onun Anadolu’nun pek çok yerinde bulunması da kafa karıştırıcı bir noktadır. Haklı olarak pek çok şehir, Yunus Emre’nin kabrinı barındırdığını iddia etmektedir. Yalnız , kesin olmamakla beraber, kabrinın İç Anadolu bölgesinde olduğu sanılmaktadır.

Yunus Emre Hakkındaki İlk ve En Ünlü Söylenti

Yunus Emre hakkında ilk ve en ünlü bilgi Uzun Firdevsî’nin ö. 918/1512 yazdığı sanılan Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî’de yer almaktadır. Bu bilgi, Yunus Emre’nin derviş olma macerası ile alakalıdır. Buna göre  Yunus Emre’nin derviş olma macerası şu şekildedir: Yunus Emre, Sarıköy’de yoksul bir çiftçidir. Kıtlıktan o da payını almıştır ve ekecek buğday bulamamıştır. Köylüler ona Hacı Bektaşi’ye gitmesini, onun kapısının yoksula sarih olacağını söyler. Yunus Emre de buğday almak emeliyle Karahöyük’e Hacı Bektaşi’nin yanına gider. Bir süre orada kalır, buğdayı da alır ama bütün buğdayı alacakken Hacı Bektaşi Veli ona “nefes” vermeyi öneri eder. Hacı Bektaşi Veli’nin bu isteğini yalanlayan Yunus Emre sadece buğday almak isteyerek tarikattan dağılır ancak yolda buğdayın nefesten daha önemli olmadığını anlayarak tarikata geri döner. Hacı Bektaşi Veli’den bağışlama diler  Hacı Bektaşi Veli, onun dönüşünün çok geç olduğunu söyleyerek onu Tapduk Emre’ye yönlendirir. Yunus Emre, Tapduk Emre’nin yanına gelerek gidişatı anlatır, Tapbuk Emre’ye bu gidişat daha  önce malum olmuştur ve Yunus’u tekkeye kabul eder. Tapduk Emre, Yunus Emre’nin zamanı gelince nasbini alacağını müjdeler ama önce tekkeye hizmet etmesi gerektiğini söyler. Yunus Emre, tekkeye 40 sene hizmet eder ve tekkeye çarpık odun bile sokmaz. Bir gün Tapduk Emre tekkesinde büyük bir meclis kurulur.  Yunus Emre’den başka bu mecliste Yunus Guyende adında bir Yunus daha bulunur. Tapduk Emre, Yunus Guyende’ye “ Yunus, söyle” der. Guyende bunu dinlemez, Tapduk Emre üç kere tekerrürler lafını, üç kere de Guyende dinlemez ve Tapduk Emre Yunus Emre’ye dönerek “Yûnus, zaman geldi, o hazinenin kilidini açtık, nasibini aldın, hünkârın nefesi yetişti, sen söyle!” der. O andan sonra Yunus Emre “inci ve mücevher” değerinde sözler söylemeye başlar. Menâkıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî, s. 48-49.

Yunus Emre’nin Edebî Şahsiyeti

Yunus Emre, sadece edebiyatımızın değil Türk dilinin gelişimi için de önemli bir sanatçıdır. Bu bakımdan onun edebî şahsiyetini iki ayrı alanda inceleyeceğiz.

Yunus Emre, çok  güçlü bir duygu yoğunluğuna sahiptir.  Onun eserlerinin bu kadar çok sevilmesinin altında yatan sır da onun bu  duygu yoğunluğudur. Yunus Emre Divan isimli eseri ile ün kazanmışsa da bu ününü kazanmasında bu eserinde meydana getirdiği düşüncelerin etkisi çok büyüktür. Yani sadece bir duygu yoğunluğu yoktur, duygunun yanında bir düşünce deryası da mevcuttur onun şiirlerinde.

Yunus Emre’nin her şeyden mutasavvıf olduğunu, onun şiiri bir vasıta olarak kullandığını unutmamak gerek. Şiiri aracılığı ile meydana getirdiği düşünceler, onu Yunus Emre yapmıştır zaten. Bir mutasavvıf olan Yunus Emre’nin  şiirlerinde işlediği konular tasavvuf ile alakalı düşüncelerdir.  Yani ilahi aşk, ilahi aşkın verdiği ruh hali ve coşkunluk, heyecan şiirlerinin ön planında yer alan konu ve duygulardır.

Yunus Emre de her mutasavvıf gibi “insan-ı kamil” yani olgun insan olmanın yollarını işler. Bu yolda çekilen sıkıntıları işler. Bu bakımdan Allah aşkı onun ilk konusudur ama diğer mutasavvıflardan değişik olarak sadece Allah aşkını değil Allah’ın yarattığı her şeye duyulan aşkı inceler. “Yaradanı skonut, Yaradan’dan dolayı” bu düşüncesini en iyi işleyen sözüdür.  Zaten bu fikri ve zikri onu Yunus Emre yapmıştır. Şiir düşüncesini kardeşlik, barış ve sevgi üzerine kurmuştur.  İnsanların din ve mezhep ayrımı ile ötekileştirmesine karşıdır. 

Yunus Emre’nin bu hoş düşünceleri ve şiir stili onu sadece lirik değil aynı zamanda didaktik yani öğretici de yapar. Yalnız onun öğretici yanı lirik yanı kadar güçlüdür. Kuru bir bilgi vermez, öğretici stili akıcıdır ve insanı rahatsız etmez. “Genel olarak, şiirlerinin didaktik edasının, onun lirik üslubunun içerisinde eritildiğini söyleyebiliriz.” Mine Mengi – Eski Türk Edebiyatı Tarihi, s.70

Yunus Emre’nin Divan’ında yer alan manzumeler dil bakımından da oldukça  önemlidir. Bu manzumelerin dili 13.yy Anadolu Türkçesinin tüm güzelliklerini verir.  Ayrıca bu dönemin Türkçesinin gelişmesinde de önemli bir hisseye sahiptir hatta direk öncüdür bu manzumeler.  Bu manzumelerin hemen hemen hepsi Yunus Emre’nin Türkçeyi kullanmaktaki başarısını gözler önüne serer.  

Yunus Emre “sehl-i mümteni” sanatını yani kolay gibi görülen ama yazılması güç olan tümceler meydana  getirme sanatını oldukça iyi kullanır. Manzumelerine ilk bakışta bu tümcelerin herkes tarafından söylenebileceğine inanırsınız ama derine indikte o basit gibi görülen sözlerin sizde iz bıraktığını hissedersiniz. “Yaradanı skonut Yaradan’dan dolayı” cümlesi gibi.

Yunus Emre’nin şiir dilinde İslam’a ait terimlerin fazla olması ister istemez diline Arapça ve Farsça terkiplerin karışmasına yol açmıştır. Bu gidişat özellikle Rİsalet’ül Nushiyye isimli eserinde görülür ama yine de çok yoğun bir tesirden söz edemeyiz. Ayrıca bu iki dilden aldığı sözcükleri Türkçeden üstün yakalamayarak yan yana kullanması da yazı dilinin muhteşeme yakın olmasını sağlamıştır.

Yunus Emre, ulusun kullandığı atasözleri, tabirleri kendi şiirine katmaktan hiç usanmamıştır. Bu da onu ulustan kopuk olmayan bir şair yapmış ve daha çok sevilmesine yol açmıştır. Dil açısından bakarsak da dilinin akıcı olmasını, anlaşılır olmasını yine ulusa yakın olmasına borçludur.

Yunus Emre, özellikle tekke edebiyatında kendi stilinı yaratmış, kendisinden sonrakilere örnek olmuş ve hatta “Yunus Stili”’nı yaratmış. Yunus Emre’den sonra onun gibi şiir yazmaya öykünen dervişlerin çıkması hem Yunus Emre’yi bu zamana kadar yaşatmış hem de onun hakkında bilgi karmaşasına neden olmuştur.

Toparlarsak, Yunus Emre özellikle tekke edebiyatını etkilemiş önemli bir şair, ulusun önemsediği bir mutasavvıftır. Kendi stilinı yaratabilen ve günümüzde dahi düşünceleri ile bizi derinden sarsan Anadolu’nun bilgelerinden birisidir. Ayrıca onun bu düşüncesi ve şiirleri, Osmanlı edebiyatında Divan edebiyatını da etkilemiş, bir hayli aydın Yunus Emre’yi örnek almıştır.

Yunus Emre’nin Eserleri

Yunus Emre’nin bilinen iki eseri vardır: Divan ve Risaletü’n Nushiyye.

Divan:  Günümüze kadar ününü kazanmasında en tesirli olan eseridir. Yunus Emre’nin tüm düşünce dünyası bu eserde susudur.  Yunus Divan’ı Yunus Emre’nin ilahi stilindaki şiirlerinin yer aldığı defteridir. Bu ilahi stilindaki manzumeler hece ölçüsü ile yazılmasına rağmen “müstefîlün/ müstefîlün / müstefîlün / müstefîlün” aruz kalıbında yazılmış musammat gazel izlenimi de vermektedir.

Yunus Emre’nin Divan’ı Ahmet Yesevi’nin hikmetlerini andırmakta bu bakımdan kimi tahlilciler bu manzumeler Ahmet Yesevi’nin hikmetlerinin takipçisi olarak görmektedir. Ancak Yunus’un ilahilerinde Ahmet Yesevi’den daha değişik bir tat vardır çünkü duygu yönünden daha etkileyicidir.

Yunus Emre’nin Divan’ında sadece ilahiler yoktur. Münacat, naat, şathiye, miraciye gibi farklı cinste şiirler de vardır.

Risaletü’n Nushiyye: 630 dolaylarında olan Risaletü’n Nushiyye bir mesnevidir.  Türkçe yazılmış ilk didaktik eser konumundadır. Eserin ilk on üç beyiti “fâilâtün/ fâilâtün / fâilün” kalıbı ile esas kısmı ise “mefâilün / mefâilün / fâilün” kalıbı ile yazılmıştır.