Son Haberler

Yahya Kemal ve Şiir Dünyasının Oluşumu

-
Eylül 12, 2022
Yahya Kemal ve Şiir Dünyasının Oluşumu

Birçok kaynakta belirtildiği gibi Sermet Sami Uysal, Yahya Kemal’in şiir dönemlerini dörde ayırır:

Şiirde Ön Hazırlık 1897 – 1905
Paris’te “Hâlis Şiiri” Arayış ve Fransız Şairlerinden Etkileniş Yarıyıli 1905- 1912
Kendi Şiirini Geliştirme ve Derinleştirme Yarıyıli 1912-1948
Kendi Kendini Yenileyiş Devri 1948-1958

Bu ayrım, şairin şiirlerindeki gelişmelere ve özellikle Paris’e gittiği yarıyıla göre dağılmıştır. Gerçekten de özellikle Paris, Yahya Kemal’in edebi hayatı için oldukça büyük bir kavistir ama biz mevzunun daha iyi anlaşılması için daha değişik bir ayrıma gideceğiz. Ayrım şu şekilde başlıklar halinde incelenecektir:

Edebî Kişiliğini Oluşturan Etkenler
Kendi Şiirini Yaratma Arayışı
Şiir Anlayışı
İşlediği Mevzular ve Kaynakları

Bu yazı ise Yahya Kemal’in edebî dünyasının yaradılış mevzusunu işleyeceği için ilk iki maddesi üzerinde durulacaktır.

Edebî Kişiliğini Oluşturan Etkenler

II. Meşrutiyet senelerinde ünlenen Cumhuriyet yarıyılinin en büyük şairlerinden biri sayılan Yahya Kemal’in sanat kavrayışının yeşermesinde Üsküp’şan, oradaki yeni Mekteb’in ve Mekteb-i Edeb’in; özellikle de aile üyelerinden annesinin etkili olduğunu kendisi hatıralarında söylemektedir Yahya Kemal; Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım, İSTANBUL FETİH TOPLUMU YAYINLARI

Aynı hatıralar kitabında, Yahya Kemal; edebiyat, özel olarak da şiire ilgisinin Üsküp İdadisinde Üsküp Ortaokulu başladığını belirtir. Bu senelerde Recaizade Mahmut Ekrem’i, Abdülhak Hamit’i, Muallim Naci’yi ve Ziya Paşa’yı okuduğu gibi, eski divanları da elinden düşürmediği hatta Esrar mahlasıyla şiirler yazdığı yine aynı yapıtta şairin kendi kaleminden anlatılmıştır. Bu etkileşimler ile Yahya Kemal’in şiir yaradılış evreleri de yavaş yavaş oluşmuştur:

Nev-Yunanilik

Yahya Kemal’in Yakup Kadri Yakupoğlu ile birlikte kurdukları “Nev- Yunanilik” düşüncesi, esasta Akdeniz bölgesinin oluşturduğu medeniliklerin yeniden canlandırılması ve ortaklaştırılması amacından katlanır. Şaire göre Türk milleti zati yüzyıllardır Doğu kültüründen beslenmiş ve o kültürü kendi potasında millileştirerek bir edebiyat oluşturmuştur ve yine aynı şey Akdeniz medeniyetleri için de uygulanabilir.

İşte II. Meşrutiyet ilanı sonrası İstanbul’a dönen Yahya Kemal’in aklındaki tarih esasi bütün olarak buydu. Bu tarihlendirme fikrini temellendirmek ve tanıtmak için birçok yazı hatta şiir yazdı. Bu şiirler “Bergana Heykeltıraşları” ve “Sicilya Kızları”; yazılar ise “Bir Kitab-ı Esâtir”, “Tiyatro” ve “Çamlar Altında Muhasebe” dizisinde bulunan bazı makalelerdir. Ancak bu hoş hayaller Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı ile yok oldu. Dünya ve memleket büyük bir imhaya maruz kalmışken Yahya Kemal bu temiz düşüncelerine “ Yol Düşüncesi” ile veda etti.

Din

Yahya Kemal, Paris’deri döndüğünde herhangi bir diplomaya sahip değildi ama tartışılmaz, iyi derecede tarih ve medenilik bilgisine sahipti ve bu bakımdan yüksek öğrenim müesseselerinde tarih dersleri vermeye başladı. Elbette bu dersleri verirken de atalarının tarihini incelemeye başladı ve gördü ki din kriteri, en az ulusal bedeller kadar önemli bir mevzuydu. Bu sebeple o, Türk milletini daha da onun dilinden söylersek Anadolu Türk medeniyetini İslam’dan hiç ayırmadı. 1921-22 tarihlerinde yazdığı şiirlerde de bunu sarihçe belirtti.

Kendi Şiirini Yaratama Arayışı

Yahya Kemal: Agâh Kemal, Esrar, Mehmet Agâh, Süleyman Sadi imzalarını kullanmıştır.

“Hatıra” isimli ilk şiiri “Üsküp’deri A. Agâh” imzası ile İstanbul’da çıkan Musavver Telakki dergisinde yayımlanır. Orta öğrenimi için geldiği İstanbul’dan Paris’e gideceği yarıyıla kadar boş geçen 1,5 senede Cenap Şehabettin ve elbette genç Servet-i Fünun şairlerini tanır. İrtika 1902 ve Bilgi 1903 dergilerinde Agâh Kemal imzası ile şiirleri çıkmıştır. Aynı zamanda çeşitli edebiyat ve musiki meclislerine de devam etmiş, hatta bir yakım dergahlara da gitmiştir.

Bu seneler elbette onun emekleme bir nevi özenti duygularıdır ama bu duyguları onda bir edebi duygu oluşturmaya yetmiştir.

Yahya Kemal’in gerek sanat ve edebiyat gerekse tarih hakkındaki görüşlerinin oluşmasına Paris’te geçirdiği 9 sene oldukça etkili olmuştur.

PARİS YILLARI

Şair, Paris’te bir yanda daha yeni yeni ünlenen Fransız Coşumcularını okuyor bir yandan da Gerçekçi romancıları izliyordu. Daha yeni ve henüz etkisiz olan Parnasyen ve Simgeci şairleri yakından, bizzat ya da eserleri ile tanımaya çalışıyordu.

Yalnızca şiiri değil şiirin esasine de inmeye çalışan şair, bu yolda Fransızların aynı emelle yaptıkları çalışmaları inceliyor, onların ulusal tarih görüşlerinin sanat ve edebiyatlarına nasıl kaynak oluşturduğuna dikkat ediyordu.

Yarıyılin ünlü tarihçileri Albert Sorel ve Camille Julien’i izliyor hatta muhtemel mevki onların evlerindeki sohbetlerine katılarak onlarla birebir müzakere kısmeti buluyordu. Çeşitli istikametlerde genişleyen kültürü ona edebiyat ve tarih alanında yeni ufuklar açıyordu.

PARİS’DERİ GELEN OLGUN BİR ŞAİR

Paris deneyimleri ile Yahya Kemal, o güne kadar sürekli takip ettiği ve beğendiği Türkiye’de bir hareket olarak ismini duyuran Servet-i Fünun şiirinden uzaklaştı. Bir süredir yenileşeme ve sadeleşme süzgecinden geçen Türkçeyi kullanarak bir şiir kurma isteği uyandı Yahya Kemal’de.

Nasıl ki Fransızlar klasik metinlerinden hareket ederek yeni Fransız şiir kavrayışına erişmişlerse pek tabii Türkler de böyle bir hareket noktası ile kendi şiir kavrayışlarını Türkçe şiirler ile kurabilirlerdi. Türk şairi Divan şiirine yeniden hayat kazandırmanın ondan pürüzsüz ve saf dizeler elde etmenin yollarını aramalıydı zira Yahya Kemal, Türk tarihini Malazgirt ile başlatıyordu ve dolayısıyla onun için Klasik Türk Şiiri yarıyıli Divan Edebiyatı yarıyıliydi.

Bu mevzu yani Yahya Kemal’in Türk tarihi ile ilgili düşünceleri de günümüzde de hala etkisini devam ettiren ve ciddiye alınan düşüncelerdir. Yahya Kemal devrinde senelerdir bir imparatorluk yönetimiyle karar süren Osmanlıcılık düşüncesine karşı bir Turan düşüncesi yeşermeye başlamıştı. Türk’şan ulusal tarihi Osmanlı mı Orta Asya mı olacaktı? Tarihçi Camille Julien’in bir lafı Yahya Kemal’in bu sualinin yanıtlarını veriyordu:“Fransa toprağı bin senede Fransız milletini yarattı”. Bunu Türk tarihine uyguladı. Bu haliyle Yahya Kemal, Ziya Gökalp’in ırk esasine katlanan düşüncesi yerine, ulusal tarih kavramını, son olarak vatan edinilmiş topraklar üzerinde yani Anadolu’da başlatıyordu. Türkler ile Anadolu arasında bir irtibat kuran Yahya Kemal, Türk tarihindeki Orta Asya’yı tamamen yok saymış ve Anadolu temelli bir Türk tarihi dolayısıyla bir sanat tarihi oluşturmayı düşünmüştür. Bu düşünce onun vefatına kadar devam etmiş, şair bu düşünceden asla geri adım atmamıştır.

Meşrutiyetten birkaç sene sonra usuna bu yeni fikirler ile Türkiye’ye dönen Yahya Kemal, şiirde Türk Klasik yarıyılinin yani Divan şiirinin sesi ile misaller vermeye başladı.

“Eski Şiirin Esintisiyle” isimli şiirlerinin büyük bir kısmı bu senelerin arayışını yansıtır. Bir taraftan da

Peyam-ı Edebî 1919

İleri 1919- 21

Tevhid-i Efkâr 1920- 21

Payitaht 1921

Yarın 1921-22  gazetelerinde belirtilen zamanlarda kendi düşüncelerini Türk ulus tarihi – edebiyat – tarih – sanat yazılar halinde yayımlıyordu. Elbette bu senelerde Anadolu’da bir Milli Çaba yaşanıyordu. Yahya Kemal ise her Türk vatandaşı gibi bu gayrete destek verdi; özellikle Dergâh dergisinde çıkan yazıları ile Milli Çaba yarıyılinin ne kadar haklı olduğunu ve elbette bu mücadelenin bir zafer ile sonuçlanacağını belirtiyordu.

Tam bu mili duygular, Paris zamanları, annesi, Üsküp’te bulunduğu dergahlar ile Yahya Kemal kendi şiirini yaratmıştır. Bu şiirinin yalnızca ve yalnızca mevzuları değişmiştir, yoksa şiirlerindeki Türk Klasik stili Yahya Kemal’in klasik kavrayışına göre klasik hep korunmuştur. Konularındaki bu dalgalanma ise şüphesiz hayatındaki ve memleketteki değişimlerle doğru orantılı ve reelinde oldukça natürel dalgalanmalarıdır.