Son Haberler

Vatandaşlık Hukuku Nedir?

-
Eylül 13, 2022
Vatandaşlık Hukuku Nedir?

Yurttaşlık hukuku şahısların yurttaşlıkla alakalı kaidelerini tertip eden hukuk manzumesidir.

Vatandaşlık Hukuku Nedir?

Yurttaşlık hukukunun enternasyonal özel hukuktan ayrı bir alan olmasının sebebi natürel olunan hukuk istikametinden ilk başta gelen hukuk ulusal hukuktur. Ulusal hukuk denilince akla yurttaşlık hukuku kazanç. Dolayısıyla enternasyonal özel hukukun uygulamasında ulusal hukuk olan yurttaşlık hukuku ön tasarıdadır. Başka Bir Deyişle Kara Avrupası hukuk siteminde ilk bakılacak yurttaşlık hukukudur. Misal olarak yabancılık unsuru bulunan bir nişanlanma mevzubahisi ise nişanlanma nişanlananların ulusal hukukuna tabidir. Nişanlanma ile ilgili bir anlaşmazlık olduğu zaman bu şahısları ulusal hukukun ne olduğunun tespiti için yurttaşlık hukukuna inilecektir. Mevzubahisi şahıs gerçekten o devletin yurttaşı mı değil mi, yurttaşlığı kazanmış mı kazanmamış mı veya yurttaşlığı kaybetmiş mi çıkarılmış mı bunlar araştırılacaktır. Başka Bir Deyişle bireyin statüsü ortaya konacaktır. Bu vaziyetler analiz etildikten sonra ulusal hukuka tabi olmayan bireyler ise yabancılar: vatansızlar, sığınmacılar, başka devlet yurttaşları onlara da mesken yeri hukuku veya ikametgah hukuku uygulanacaktır. Dolayısıyla yurttaş kimdir, yabancı kimdir bu suallerin yanıtlarının öğrenilmesi ehemmiyetlidir. Bayağı yurttaşlığa bakılacak olursa; yurttaşlık bir bireyin bir devlete olan bağlılığını ifade eden kavramdır. Dünya üzerinde her bir devletin kendine özgü koyduğu kaidelere göre yurttaşlık hukuku çerçevesinde tanıdığı yurttaşlarıdır. Dolayısıyla bu yurttaşlık her ferdi hangi cemiyete dahilse o cemiyetle hem yasal hem de politik bağını ortaya koyar. Burada temel olan yasal bağdır. Bu yasal bağı sağlayan şahıs alakalı devletin yurttaşı olur. Devletin yurttaşı olan bireyin yurttaşlıktan kaynaklanan hakları olur. Bu haklara misal olarak seçme/seçilme hakkı, kamu hizmetine girme gibi hakları misal gösterebiliriz. Yurttaşlığa giren bireyin hakları yanında devlete karşı bazı mükelleflikleri de olur. Mükellefliklerden bahsedince yurttaş devlet içerisindeki tüm legal tertip etmelere uymak zorundadır. Ancak öyle tertip etmeler vardır ki hem hak hem de mükelleflik olarak karşımıza çıkarlar. Misalin Tüzük’mıza göre her Türk yurttaşı askerlik yapma ödevi ve hakkına sahiptir. Askerlik çağına gelmiş bir şahıs muhakkak imtiyazlar dışında askere gitmek istediğinde devletin o şahsı askere almama gibi bir gidişatı olamaz veya devlet şahsı askere çağırdığında o bireyin askere gitmemesi mevzubahisi olamaz. Bu vaziyetlere göre yurttaşın kamu hukukundan kaynaklanan hem hakları hem de ödevleri vardır.

Yurttaşlık hukukuyla alakalı kaideler temelde Tüzük’yla alakalıdır.

Tüzük madde 66- Türk Devletine yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’cins.

Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’cins.

Yurttaşlık, kanunun gösterdiği koşullarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.

Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça yurttaşlıktan çıkarılamaz.

Yurttaşlıktan çıkarma ile alakalı karar ve harekâtlara karşı yargı yolu kapatılamaz.

Yurttaşlık hukukunun tabi olduğu hukuk

Yurttaşlık hukuku ve yabancılar hukuku hem beynelmilel hukuk hem de enternasyonal özel hukuk içerisinde düşünülür ama genellikle halklar arası özel hukukun içerisinde onun bir alt dalı olarak değerlendirilir. Beynelmilel hukuk ile alakalı en ehemmiyetli ögesi devletin yurttaşları, diplomatik koruma denilen beynelmilel platformda koruma mükellefliğinin olmasıdır. Başka Bir Deyişle bir devlet yurttaşının haklarının başka bir devlet topraklarındayken ihlal edilmesi vaziyetinde o bireyin fertsel olarak haklarını araması yanında o yabancı ülkedeki kendi devletinin diplomatik temsilcilikleri aracılığıyla devletin yurttaşı gözetmesi gidişatı da mevzubahisi olur. Bu vaziyete 2010 senesinde yaşanan Mavi Marmara hadiseyi misal gösterilebilir.

Yurttaşlık şahısların değişmez bir özelliği değildir. Herkes doğumuyla birlikte o devletin milli kanunlarına göre bir yurttaşlık kazanır veya vatansız olur. Ama yeniden o ülkenin kanununa göre yeniden muhakkak bir yaşa, muhakkak bir şarta gelindiğinde yurttaşlık terk edilebilir, başka bir yurttaşlığa geçilebilir hatta ihtimal varsa birden fazla yurttaşlığa sahip olunabilir. Dolayısıyla yurttaşlığın bireye sıkı sıkıya bağlı, ondan ufalamaz bir özelliğe sahip olmadığı neticesine varılabilir. Karıştırmamak gerekir ki yurttaşlık bireye sıkı sıkıya bağlıdır ancak şahıs o statü içerisinde bulunduğu sürece sıkı sıkıya bağlıdır. Başka Bir Deyişle bir Türk yurttaşı, yurttaşlıktan parçalayana kadar o yurttaşlık sıkı sıkıya bağlıdır, bunu değiştirme istemi de yeniden muhtemeldir.

Yurttaşlık hukuku kapsamı

Yurttaşlığın nasıl ve hangi hallerde kazanılacağı. Misalin doğum yoluyla, evlenme yoluyla, evlat edinme yoluyla, bir başka devletin yurttaşlığına müracaat etmek suretiyle yurttaşlığın kazanımı.
Yurttaşlığın kaybedilmesi gidişatı. Yurttaşlık kazanıldığı gibi aynı yollarla da kaybedilebilir.
Yurttaşlık anlaşmazlıkları. Başka Bir Deyişle bir bireyin yurttaşlık uygulamaları istikametinden hangi devletin yurttaşı sayılacağı gidişatı. Dolayısıyla bu yasal sorunların nasıl analiz etileceği yeniden yurttaşlık hukuku kaideleriyle belirlenir.

Yurttaşlığın tarihi gelişim süreci içerisinde ortaya çıkışı

Yeryüzünde farklı cemiyetler ve bu cemiyetleri oluşturan fertler vardır. Günümüzdeki yurttaşlık hukuku anlamında teknik olarak yurttaşlık olmasa dahi geçmiş çağlarda her ferdin bağlı olduğu bir cemiyeti vardır ve o şahıs o cemiyete aidiyetiyle tanınır. Osmanlı Devleti zamanında yurttaşların bağlılığı otorite olan padişaha karşıydı, çağdaş sistemlerin kurulmasıyla beraber 19. asırdan itibaren Avrupa’da ortaya çıkan yurttaşlıkla alakalı kavramların yavaş yavaş oluşmaya başladığı görülür. Bu büyümelerle beraber yurttaşlıkla ilgili birtakım ilkeler ortaya çıktı. Bu ilkelerin bir kısmı 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirisi’ne de yansıdı. Birinci ilke olarak her bireyin yurttaşlığı olacaktır. Bunun temel emeli hiç kimsenin vatansız olmamasıdır. Özellikle hem 1. Dünya Savaşı hem 2. Dünya Savaşı sırasında göçler, yurttaşlıktan çıkarmalar, çok rakamdaki soykırım ve kırımlar sebebiyle şahısların ülkelerini terk etmeleri neticeyi çok büyük vatansızlık halleri ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla bunu önlemek için kaideler getirilmiştir. İşte bu kaidelerden birisi herkesin yurttaşlığı olacaktır. Bir şahıs bir devletin yurttaşlığını alırsa onun gözetmesi altına girecek, böylece hak ve mükellefliklerden de faydalanabilecektir. Ayrı bir vaziyet ise; herkesin bir yurttaşlığı olacak bahsinde herkesin yalnızca bir yurttaşlığı olacak anlamındadır. Oysa hukuka ve sosyal vaziyete bakıldığında bu vaziyet böyle kalmamıştır. Zira göçlerle, çalışma hayatıyla, farklı ülkelerin yurttaşlarının birbirleriyle evlenmeleriyle ve onların doğan çocuklarıyla alakalı olarak birden fazla yurttaşlıklar da ortaya çıkıyor. Devamlı bir metamorfoz mevzubahisidir, bu surattan da bireyler isterse bir yurttaşlığa isterlerse de birden fazla yurttaşlığa sahip olabilirler.

Bir değişik ilke ise hiç kimsenin neşeyi olarak yurttaşlıktan çıkarılamayacağıdır. Bir şahıs bir devletin yurttaşı ise devlet kendi hakimlik hakkına dayalı olarak yurttaşlık hukukunu tertip ettiği teminatına direnerek istediği şahsı yurttaşlığa alıp istediği şahsı yurttaşlıktan çıkarma hakkını neşeyi olarak kullanamaz. Devlet yurttaşlıktan çıkarma kararlarının hepsini kumpaslar ama bunların hepsini insan haklarına ve enternasyonal yurttaşlık hukuku teamüllerine anane ve kaidelerine uygun olması gerekir. Bireyin istemi alınmaksızın doğrudan doğruya yurttaşlıktan çıkarılma halleri de vardır, devletler bunları da kumpaslar. Bu tertip etmenin temeli de devlete sadakat bağı ile bağlanma kararının ihlali olarak idrak ediliyor. Yurttaşlıktan çıkarma için kesinlikle sadakat bağına ters davranılmış olması gerekir.

Değişik bir husus ise kimsenin güçle yurttaşlığa alınamayacağı konusudur. Hiç kimse istemi dışında istemediği bir devletin yurttaşlığına alınamaz. Misal olarak, Rus İhtilali zamanında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği dünyadaki tam emekçi sınıfı ve bu sınıfa aza olan bireyler Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği yurttaşıdır biçiminde beyanda bulunmuştur. Bu vaziyetin zati fiilen uygulanma olanağı yoktur. Bu beyana karşı çoğu devlet tepki göstermiştir. Dolayısıyla bu sözde olan teşebbüsün geçerliliği de yoktur. Buna eş aynı biçimde Almanya’da Nazi yarıyılında Alman orijininden gelenlerin, özellikle Kuzey Avrupa topraklarındaki şahısların Alman yurttaşı oldukları biçiminde ileri sürülen görüşler devletler tarafından yalanlanıyor. Bunlar hem şahısların istemine hem de devletin devletlerin hakimlik haklarına hamledir.

Yurttaşlık hukukuna baktığımızda yurttaşlığın her bir devletin kendine has hukuku olduğu ortaya çıkar, başka bir deyişle münhasır bir yetkiye dayalı olarak yurttaşlık hukuku kabul edilir. Münhasır yetki olması nedeniyle her ne kadar beynelmilel hukukun içindeymiş gibi görünse de temelinde yurttaşlık hukuku aynı enternasyonal özel hukukta olduğu gibi bir iç hukuk tertip etmesidir. Her devletin kendine özgü yurttaşlık kanunu vardır. Ancak bu kanunlar beynelmilel tertip edilen kontratlarla, teamül ile sınırlanır ve devletler bunun dışına çıkamazlar.

Yurttaşlığın tanımlanmasında ve kazanılmasındaki olgular

Yurttaşlığın tanımlanmasındaki ilk olgu doğumdur. Yurttaşlık temelde asli kazanma yolu olarak öğrenilen doğum olayından katlanır. Doğum tam dünyada en kolay tespit edilebilen bir olgudur. Dolayısı ile devletler yurttaşlığın tespitinde doğum olgusunu ilk ilke olarak ele alırlar.

Doğuma dayalı olarak yurttaşlığın tanımlanması

Kan Temeli –> Şahıs hangi devletin yurttaşı ise ondan doğan çocuk da otomatik olarak aslen o yurttaşlığı kazanır. Buna kan veya nesil yoluyla kazanma denir.

Toprak Temeli –> Bu halde ise bireyin ana babasının hangi devlet yurttaşı olduğuna bakılmaz, temel olan doğum sırasında bulunulan topraktır. Buna misal olarak Amerika Birleşik Devletleri’ i gösterebiliriz. Amerika Birleşik Devletleri’ de doğan şahıs otomatik olarak doğduğu yerin yurttaşlığını kazanmış olur.

Türkiye için geçerli olan vaziyete bakacak olursak Türk ana babadan doğan çocuklar dünyanın neresinde doğarlarsa doğsunlar nesil ve kandan yurttaşlığı kazandığı için Türk yurttaşıdırlar. Bizim kanunlarımızda Osmanlı yarıyılından beri temel alınan kan ve nesil temelidir. Fakat vatansızlığın önlenmesi için bazı hallerde ülkemizde doğanlara da yurttaşlık tanınır. Misalin, caddede kime ait olduğu bilinmez ve Türk ana babadan olmadığı genel hayat şartlarına sabredilerek tanımlanmış bir bebeğe vatansız olmaması için toprak temeli göz önünde bulundurularak Türk yurttaşlığı verilebilir. Bu şahıs Türk yurttaşlığına alınır. Bu vaziyet neticesinde bizim hukukumuzda kan temelinin yanında bitirici olarak toprak temeli de vardır.

Kan ve Toprak Temelinin Tanımlanmasındaki Etkenler

Kan ve nesil temeli genellikle popülasyonu yeterli olup farklı ülkeden gelen şahısların doğumları sebebiyle yurttaşlığın kazanılmasına gerek dinlenmemesi, değişik taraftan da kendi yurttaşlığını dünyanın her yerinde takip etmek suretiyle o yurttaşlığın dağılması emeli güdülür. Oysa toprak temelini özümseyen devletlerde toprakları çok geniş, popülasyonları az ve popülasyona gereksinimi var olan devletler kendi ülkesinde doğan şahıslara yurttaşlık tanır. Bu ülkeler genelde göçü de kabul eden ülkelerdir ve olanakları da geniş olan ülkelerdir.

Yurttaşlıkla alakalı değişik bir olgu ise konutluluktur. Kimin, nerede, kiminle evlendiği kayıtlarla emindir. Bu vaziyete istinaden çok rahat bir biçimde evlenme olgusu delil edilebilir. Bizim hukukumuzun banal görüşüne göre kadın evlendiği yabancı erkeğin otomatik olarak yurttaşlığını kazanır. Bu banal görüşte erkekleri de kapsayacak biçimde rastgele bir yabancı yurttaşla evlenildiğinde o devletin yurttaşlığı kazanılır. Bu fikri korunanların yardımları ise; bir şahıs birisi ile evlenmiş ise artık o devletin yurttaşıdır ve doğacak çocuklarda o devletin yurttaşı olurlar. Şayet kadın ayrı erkek ayrı yurttaş olursa doğacak çocuklar hangi yurttaşlığa sahip olacaklar anlaşmazlığı çıkabileceği gibi enternasyonal özel hukuk güzergahından da anlaşmazlık çıktığında gerek edinilmiş mülkler gerek evlenme hususu gerekse boşanma mevzusunda hangi hukukun uygulanacağı çıkmazı oluşur. Oysa enternasyonal özel hukuk uzmanlarına göre böyle bir meseleyle karşılaşılmaz. Zira enternasyonal özel hukukta kime rastgele anlaşmazlıkla alakalı hangi hukukun uygulanacağı belirtilmiştir. Başka bir vaziyet olarak o devletler arasında savaş çıkarsa bu bireyler hangi devlet gözetmesine girecek problemi vardır. Bunun teminatı olarak Birleşmiş Milletler kontratıyla savaş menedildiği için rastgele bir kaygıya gerek yoktur. Belirttiğimiz tenkitlerden yola çıkılarak yurttaşlık hukukunda yeni birtakım kaideler gelmiştir.

Kadın erkek ayrımı yapılmaksızın şahıs evlendiğinde ancak istem beyanıyla o devlet yurttaşlığını kazanabilir. Bu yolla yurttaşlığın kazanımı için bizim hukukumuzda başkaca koşullar da aranır. Daha Önceki yurttaşlık kanunu yarıyılımızda konutlulukla yurttaşlığın kazanılması için yalnızca istem beyanı yeterliydi. Bu vaziyet muvazaalı şikeli konutlulukları ortaya çıkarmıştır. Yeni kanun yarıyılında bu gidişatların önüne geçilebilmesi için evlenme yolu ile yurttaşlığı kazanımında bazı koşullar gelmiştir. Öncelikle konutluluğun 3 sene sürmesi gerekir. Konutluluk fiilen beraber sürdürülmeli ve konutlulukla alakalı sadakat bağına uygun hareket edilmelidir. Bu gidişatların hepsi emniyet müdürlüğü tarafından tespit edilir.

Bahsettiğimiz hususlar dahilinde asli yurttaşlığın kazanılması hariç olmak üzere yurttaşlığın kazanılmasında temel olarak istem vardır.