Son Haberler

Vatandaşlığa Temel Olan Olgular

-
Eylül 1, 2022
Vatandaşlığa Temel Olan Olgular

Bu yazımızda yurttaşlık olguları, yurttaşlığın tarihsel gelişimi, Avrupa birliği yurttaşlığı gibi mevzuları inceleyeceğiz.

Vatandaşlığa Temel Olan Olgular

Yurttaşlığa temel olan olgulardan biltihapçısı doğum olgusudur. Zira doğum her zaman her yerde en kolay tespit edilebilen bir olgudur. Bu Türk Medeni Kanunu’nda da belirtilmiştir. Dolayısıyla çocuğun ana veya babasından bkocamanın Türk olması halinde çocuk Türk yurttaşlığını doğum ile aslen kazanır. Doğum olgusuna temel iki sistem vardır. Bunlar kan temeli ve toprak temelidir. Toprak temelinde çocuğun yurttaşlığı için doğduğu ülke temel alınır. Kimi devletler toprak kimi devletler kan temelini baz alırlar. Bizim hukukumuz kan temelini kabul etmiştir. Ancak istisnai olarak şahısların vatansız kalmaması ve vatansızlığın önlenmesi ismine ülkemizde doğmuş olan vatansız kalma olasılığı olan çocuklara da toprak temeli üzerinden Türk yurttaşlığı tanınır. Bazı devletlerde misal olarak ABD’de olduğu gibi toprak temeli benimsenmiştir. Buna benzer toprak temelini benimsemiş devletlerde istisnai olarak kan temelini benimserler. Başka Bir Deyişle kan temeli baz alınmış bir devlette ABD’li anne ve babadan doğan çocuklar da ABD yurttaşı sayılırlar.

Bu gidişat dışından yurttaşlığın kazanılmasında diğer bir oldu da konutluluktur. Banal sistemde evlenmenin yurttaşlığın kazanılmasında salt olarak tesirli olduğu kabul edilir. Özellikle enternasyonal hukuk açısından çıkacak anlaşmazlıklarda konutluluk birliğinde her iki tarafta aynı yurttaşlığı kazanırsa uygulanacak hukuk bakımından problemler çıkmaz denilir. Ancak bunu karşılık enternasyonal özel hukuk uzmanları bu vaziyete karşı çıkarlar, zati kanunla konutluluk birliği içerisindeki şahıslar değişik yurttaşlığa sahip de olsalar hangi hukukun uygulanacağı belirtilmiştir. Bu sebeplerden dolayı çağdaş hukukta evlenenlerin birbirlerinin yurttaşlığına geçmeleri hususunda rızalarının olup olmadığına bakılır. Bizim hukukumuzda daha öncekinden evlenmeyle doğrudan Türk yurttaşlığı kazanılırdı. Daha sonraları bu durumun suistimal edilmesi sonucunda belli şartlar getirilmiştir.

Bir ülkenin toprağının savaş, fetih vs. sebeplerle başka bir ülke toprağına geçmesi halinde bu ülkede yaşayan şahısların yurttaşlıklarının ne olacağı vaziyetinde ya toprağı alan ülkenin yurttaşlığına geçmeleri ya da seçme hakkını kullanarak istedikleri devletin hukukuna bağlı olarak yurttaşlık kazanmaları mevzubahisidir.

Bu anlatımlar sonucunda yurttaşlığa geçmek isteyen şahısların temel olarak istemleri temel alınır. Zati hukuk, şahısların istemine dayalı harekâtlar yapmasından kaynaklı usullere katlanır. Ehliyet bu doğrultudan ehemmiyetlidir. Fiil ehliyeti olmazsa özel hukukta yapılan harekâtlar geçerli olmaz. Yurttaşlığa geçmekte de temel unsur şahısların istemidir. Bunun tek imtiyazı doğumla kazanılan yurttaşlıktır, bir tek burada şahısların istemi dışı yurttaşlığın kazanımı olur. Tabi bu şahıslar 18 yaşlarını doldurup fiil ehliyetlerini kazandıkları zaman iradi olarak yurttaşlık seçebilirler. Geçmiş zamanlarda çift yurttaşlığa izin verilmezdi ve devletderi izin almadan başka ülkenin yurttaşlığını kazanalar, Türk yurttaşlığından çıkarılırdı.

Şahısların yurttaşlık statüsü ile bir devlete bağlanmaları gerekir. Hatta bazı şahısların birden fazla yurttaşlığı bile olabilir. İç hukuk doğrultusundan yurttaşlığın bireylere yüklediği ödevler ve bu ödevler karşısında da tanıdığı haklar vardır. Devletlerarası hukuk doğrultusundan ise devletin yurttaşı ile alakalı beynelmilel himaye veya beynelmilel koruma denilen bir yetkisi vardır. Başka Bir Deyişle şahsın başka bir devlet toprakları içerisinde bulunduğu süreçte temel hak ve hürriyetlerine karşı bir ihlal olduğu zaman bu haklarını gözetmek ismine şahsın bireysel olarak bu yola başvurma hakkına sahip olmasının yanında devletinin de beynelmilel platformda o bireyi koruma hakkı vardır. Bu vaziyette bir şahsın birden fazla yurttaşlığı varsa ve beynelmilel hukuk bakımından temel hak ve hürriyetlerine karşı ihlal olduğunda hangi devletin himaye hakkı olduğu meseleyi oluşur. Bu vaziyette de şahsın sosyal olarak hangi devletle daha fazla ilişkili olduğu, faaliyetlerini hangi devlette daha sık yürüttüğü vaziyeti göz önüne alınır. Tarihte ilk olarak en sıkı ilişkili devlet yurttaşlığının araştırılması noktası Nottebohm davası ile ortaya çıkmıştır. Bu bahsi geçen dava yurttaşlığın tespiti davası değildir. Beynelmilel himaye bakımından hangi devletin yetkili olacağı ile ilgilidir.

Milli Kimlik Yurttaşlığı

Temel olarak şahısların yurttaşlığı doğum ile kazandıklarını belirmiştik. Doğum ile yurttaşlığın kazanımı, kan veya toprak temeli ile kazanılmış olsun bu ayrım hiç fark etmeden yurttaşlığın doğrudan ve şahsın istemi aranmaksızın kazanım biçimidir. Bu kazanım ile birlikte zamanla şahsın cemiyet içerisinde birtakım ödevleri, görevleri, rolleri oluşur. Birey kimi zaman legal mevzuat ile kimi zamanda farkından olmadan cemiyetin ona enjekte ettiği birtakım duygularla örf, adet gibi gelişimlerle bir milli kimlik edinir. Şahıslar doğdukları andan itibaren ait oldukları devlete karşı milli kişilik geliştirmeye başlarlar. Bu sebeple birey daha sonradan başka bir devletin yurttaşlığını kazansa ve orada yaşasa bile bu oluşan milli kimlik ortadan kalkmaz. Milli kimlik yurttaşlığı sosyal, psikolojik bir vaziyettir ve bir alışkanlık yapıtıdır. Yaradılışı bu biçimde reelleşen bir kimliğin de ortandan kalkması çok güçtür.

Devletler bireyleri kendi yurttaşlıklarına alacakları zaman belli kriterler belirlerler. Bu kriterler aracıyla yurttaşlığa alınacak bireylerde belirli bir oranda yurttaşlığına girilmek istenen devletin dominantlığı oluşturulmak istenir. Misal olarak bizim ülkemizde, bir yabancının Türk yurttaşı olabilmesi için Türkiye’de minimum 5 sene yaşamış olması gerekir ve bu şahsın kendini anlatabilecek minimum derecede Türkçe bilmesi koşulları aranır. Her devlette bu durumun benzeri uygulamalar vardır. Bunun sebebi yurttaşlığa girecek olan şahsın milli kimlik yurttaşlığının oluşturulmak istenmesidir. Şayet bir yabancı belirli bir orandan yurttaşlığına girmek istediği devletin milli kimliğini kendisinde oluşturmaz ise bu natürel olarak o cemiyet ile kaynaşamaması, o cemiyetten dışlanması anlamına kazanç. Haliyle devletler kendi cemiyeti tarafından dışlanabilecek bireyleri kendi yurttaşlığına almak istemezler. Bu durumun haricinde istisnai yurttaşlığa alınma gidişatları mevzubahisidir. Bu genel olarak muhtaç devletlerin öngördüğü yurttaşlık verme çeşididir. Devlet bu biçimde yurttaşlığa alınan bireylerde milli kimlik oluşturma emeli aramaz. Sıradan biçimde yurttaşlığa alımlarda bireyde milli kimlik oluşturulmak istense de evvelki cemiyetiyle ilişiğinin tamamen kesmesi bilave edilmez ki bu çok farazi bir gidişat olur. Devletler bu koşulları koyarak şahsın yeni yurttaşı olacağı cemiyet içerisinde de yurttaşlık şahsiyetini geliştirmek ister, devletler bunu yapmaya mecburdurlar.

Türk Hukuku Açısından Yurttaşlığın Tarihsel Gelişimi

Türk hukuku açısından yurttaşlığın gelişimim araştırılacağı zaman Cumhuriyet yarıyılı ve Osmanlı yarıyılı biçiminde ayrım yapmakta fayda vardır. Osmanlı yarıyılına bakıldığı zaman yurttaşlık kavramı tabiiyet ve tebaa kavramları ile açıklanır. Başta bulunan padişah ve milleti arasında tabiiyet bağlantısı vardır. Başka Bir Deyişle şahısların devlete ve halka ait olması değil, halifeye ve padişaha ait olmaları tabii olmaları mevzubahisiydi. Yurttaşlık bakımından da yurttaşlar tebaa olarak nitelendirilirdi, yurttaşlar padişaha bağlı onun nezdinde olan bireylerdi. Bu tebaa-tabiiyet sorunu yalnızca Osmanlı’da değil Orta Çağ’dan itibaren Avrupa’da da aynı biçimdedir. Derebeylerin ve kralların da aynı biçimde tebaası ve tabiiyetleri günümüzdeki yurttaşlığı karşılıyordu. 19. asır ile beraber hukuktaki çağdaşlaşma çabaları, ABD’nin kurulması ve Virginia Kontratının ortaya çıkması, Fransız ihtilali ve ülkeler çerçevesinde artık şahısların özgür bireyler oldukları, birey ile devlet arasında yurttaşlık bağı olduğu gibi düşünceler yaygınlaştıkça çağdaş anlamda yurttaşlık şekillenmeye başlanmıştır ve tebaa-tabiiyet kavramları hukuktan ve terminolojiden çıkarılmaya başlamıştır.

Anadolu’da yurttaşlıkla alakalı ilk kanun Tabiiyet-i Osmaniye Kanunu’dur. Bu kanun dünyada yurttaşlıkla alakalı çıkan ilk kanunlardan bkocaman olmasıyla birlikte çıkış temeli yurttaşlıktan değişik olarak kapitülasyonlara katlanır. Osmanlı’yı kapitülasyonlar sebebiyle yabancılar sarmış, kendi hukuklarını, kendi duruşmalarını, kendi bankalarını getirmiş, kendi gümrüklerini oluşturmuş gidişattaydılar. Osmanlı bu vaziyetin sonunun hiç güzel olmadığının farkındaydı ve bu vaziyete tedbir olmak emeliyle yurttaşlık kanununu getirmiştir. İlerleyen zamanlarda Cumhuriyetin de kurulmasıyla birlikte 1929 tarihli Cumhuriyet yarıyılı yurttaşlık kanunu çıkmıştır. Yeni kanun Türk Yurttaşlık Kanunu ismini almıştır. İlerleyen zamanlarda 1960 ihtilalinden sonra yeni bir Türk Yurttaşlık Kanunu yürürlüğe girmiştir ve daha da sonra 2009 tarihli 5091 rakamlı günümüzde hala yürürlükte olan Türk Yurttaşlık Kanunu gelmiştir.

Belirmek gerekir ki günümüzde tabiiyet, tebaa, tebaalık, yurttaşlık sözcükleri nerede görülürse görülsün aynı anlama gelmektedir.

Yurttaşlık Kavramının Devletler Hukuku ve İç Hukuk İle İlişkileri

Yurttaşlık hukukunun net bir biçimde iç hukuk tertip etmesi olduğu belirtilebilir. Zira yurttaşlık devletin hakimlik hakkından kaynaklanır ve bu hakka dayalı olarak beynelmilel hukukun ilkelerine, temel kaidelerine uygun olarak tertip edilmiş kanunlarla olur. Beynelmilel hukukta hukukun kaynakları bakımından iki değişik görüş vardır. Biltihapçısı monist tekçi görüş; tüm dünyada tek bir hukukun olduğunu kabul eder ve iç hukukunda bunun içinde olduğunu kabul eder, çağdaş haliyle iç hukuku beynelmilel hukukun içinde kabul eder. İkinci görüş ise düalist ikili görüştür; burada da beynelmilel hukuk ile iç hukukun ayrı olduğu düşüncesi korunulmaktadır. Görüşler böyle olmakla birlikte çağdaş hukukta beynelmilel hukukun başka ve iç hukukun da ona tabi olduğu kabul görmektedir. Bu noktadan bakıldığında bazı hukukçular yurttaşlık hukukunun temellendirmesini beynelmilel hukukunu direndirir. Başka Bir Deyişle yurttaşlık hukukunu bir iç hukuk olgusu olarak değil, kişiliği ve yapısı itibariyle beynelmilel hukukun statüsünde değerlendiriyorlar. Zira bu kavram her ne kadar iç hukukta belirlense bile, temelinde beynelmilel hukukun kaideleri uyur ve çifte opsiyon ifade eder. yurttaşlığın kazanımı, kaybı veya getirilecek sair kararlar beynelmilel hukuka ters olamaz, bu surattan aralarında ilişki vardır biçiminde açıklanır. Bu kısma kadar bahsetmek istediğimiz yurttaşlık hukukunun ir iç hukuk tertip etmesi olduğu ama beynelmilel hukukla ilişkili olduğudur. Devletin diplomatik gözetmesi gibi hususlar yurttaşlığın beynelmilel hukukla arasındaki ilişkiyi daha net belirtir.

Yurttaşlığın iç hukuk doğrultusundan ele alındığı vaziyette devletle yurttaş arasındaki aidiyet ilişkisinin takviyeyi

Doğum olgusu ile yurttaşlığın aslen kazanıldığı hususunda bir kuşku yoktur ama bu kazanımdaki reel destek nedir meseleyi ortaya çıkar. Bu bağlamda birey ile devlet arasında yurttaşlığın oluşması güzergahında bir meşru ilişki olduğuna dair kararsız yoktur. Bu meşru ilişkide süjelerin devlet ve yurttaş olacak birey olduğu bellidir. Meşru ilişki nedir sualine bakarsak; devlet eforuna dayalı, devlet tarafından bireye yüklenen yönetimsel tasarruf mudur yoksa şahsın niteliğine ait olan bu durumun açıklanması biçiminde beyana dayalı ilişki midir ayrımı ile karşı karşıya kalınır. Her iki görüşünde kendi içerisinde meblağlı güzergahları vardır ancak yurttaşlığı yalnızca bir meşru ilişki içerisinde görüp bireye ufalamış olan ve bireye niteliğini veren bu statüyü görmezden gelmek muhtemel değildir. Zira bu kaliteler olmasa yurttaşlığın kazanılması zati muhtemel olmayacaktır. Yurttaşlığı, yurttaşlıkla alakalı şartları yerine getiren ve o sıfatı taşıyan ile devlet arasındaki belirli mevzuda hak ve mükelleflikler doğuran bir meşru ilişki biçiminde belirlemek olasıdır. Zira bu meşru ilişki farklı sebeplerle ortaya çıkar; kan temeline göre kazanma, toprak temeline göre kazanma, evlenme ile yurttaşlığı kazanma biçiminde misaller verilebilir. Dolayısıyla her vaziyette değişik unsurlar ve nedenler göz önüne alınır. Bu bağlamda çağdaş yurttaşlık hukukuna bakıldığında her iki düşüncesi de karıştıran bir meşru ilişki olarak kabul eden ancak bu meşru ilişkinin parasal ve manevi açıdan unsurları olduğunu görüş dominanttır. Bu sistemde bakıldığında yurttaşlık genel olarak her devlet açısından kendine özgü bir biçimde belirlense bile bu tanımların içerisinde temel tanımları alana getiren parasal ve manevi unsur denilen unsurlardır.

Manevi içerik; yurttaşlık kavramı şeklen bir devlete aidiyeti gösterir, başka bir deyişle devletle ile arasındaki meşru bağı gösterir.

Parasal içerik; şahsın niteliği, ona verilen meşru kalite ortaya çıkarır.

Dolayısıyla bu iki niteliğin birleşmesiyle birlikte yurttaşlık olgusu alana kazanç.

Geçmiş senelerde çağdaş yurttaşlık hukuku büyümeden evvel, yurttaş ile yabancı arasındaki fark doğrudan doğruya onların hakları doğrultusundan temel alınıyordu. Dolayısıyla birtakım hakları elde edenler o devlete ait olanlar, bu hakları elde edemeyenler yabancı olarak kabul ediliyordu. Ancak büyüyen hukuk çerçevesine bakıldığında yurttaş ile yabancıyı ayıran hakların belirlenmesi değildir. Zira geçmişte özellikle kamu haklarının kullanılması yalnızca yurttaşlara tanınıyordu, yabancılar kamu haklarından faydalanamıyorlardı. Dolayısıyla yabancı ve yurttaş arasındaki bu kriter temeldi. Oysa çağdaş hukukta yabancılara da kimi kamu haklarının kullanımı mevzusundan ihtimal tanınmıştır. Dolayısıyla bu durumun tek başına bir kriter olamayacağı kabul edilmiştir.

Yurttaş ile yabancılar arasında natürel olarak meşru ilişkiler ve birtakım değişiklikler olacaktır ama temel kriter şudur ki; yurttaş ait olduğu devlete iç hukuk mevzuatıyla verilen hakları kullanma yetisine sahiptir ve aynı zamanda o devlete sadakat bağı ile bağlanma borcu vardır. Yabancılar ise o devlette kendilerine tanınan hakları kullanırlar, sadakat borçları yoktur fakat kanunlara itaat borçları vardır. Ne suretle olursa olsun yurttaşlığın kriteri haklar ve mükelleflikler olmayıp, doğrudan doğruya Türk yurttaşları için tüm haklara ve mükellefliklere sahip olmak aynı zamanda sadakatle devlete bağlı olmaktır. Bu sebepledir ki Türk yurttaşlarının devlete karşı sadakatsizliği halinde istemlerine bakılmaksızın yurttaşlıktan çıkarılmaları öngörülmüştür.

Belirttiğimiz durumun birde devletler hukuku açısından ele alınması gerekir. Yurttaşı devletin hudutları dışında başka devletler tarafından temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesi halinde şahsın bireysel başvuru ve hakkını takip etme hakkı olduğu halde devletin de diplomatik himayesi kapsamında yurttaşını koruma, belirleme ve takip etme hakkı vardır.

Başka bir gidişat olarak şeklen yurttaş olan, değişik hak ve mükelleflikleri taşıyan şahıslar da vardır. Bu gidişat özellikle koloni yarıyılından kalmadır. Koloni devlette yaşayan bireylere kolonici devletin de yurttaşlığı tanınırdı ancak bu bireylere kolonici devlet yurttaşlık tanımış gibi görünse de kendi has yurttaşlarından ayrı meblağ ve sanki ikinci sınıf yurttaş gibi davranırdı. Bu gidişat bizim hukukumuz doğrultusundan rastgele bir geçerliliği olmayan bir tanımdır.

Yurttaşlık hukukumuzun temelini Tüzük’mızın 66. maddesi oluşturur. Türk ana ve babadan doğan herkes Türk yurttaşıdır. Ancak Tüzükte yer alan bu bağlamda temel tertip etmeler karşısında beynelmilel hukuku, teamül hukuku Türk hukuku ilkelerine uygun biçimde tertip edilir. Yoksa her zaman yargı yolu sarihtir. Yargı yolu bakımından yönetimsel yargı mercileri mesuldür, özel yargı mercilerinde bu hususlar dava edilemez. Yurttaşlığa müteveccih hangi yurttaşlığın uygulanacağı güzergahında bir uyuşmazlık çıkması vaziyetinde özel hukuk kapsamında değerlendirilir. Fakat birey hangi devletin yurttaşı biçiminde bir anlaşmazlık çıkarsa bu durumun özel hukuk ile ilgisi yoktur, kamu hukuku bunula ilgilenir. Kamu hukuku doğrultusundan da bu anlaşmazlığı çözecek merci, yönetimsel yargı mercileridir. Yurttaşlık özellikle diplomatik himaye doğrultusundan ehemmiyet talep eder.

Avrupa Birliği Yurttaşlığı

Avrupa Birliği yurttaşlığının şu ana kadar bahsettiğimiz yurttaşlık kavramından uzak bir kavram olduğunu belirtmek gerekir. Bu kavram Avrupa Birliği içerisinde yer alan devletlerin yurttaşlarına getirilmiş, onlara istisnalar sağlayan bir statüdür. Başka Bir Deyişle Avrupa Birliği yurttaşlığı olunduğu için şahsın yurttaşlığı ortadan kalkmaz veya çifte yurttaşlık vaziyeti de mevzubahisi olmaz. Bu daha çok istisnalar tanıyan üst bir kavramdır. Avrupa Birliği yurttaşlığı olanların abone devletler içerisinde serbest gezme hakkı mevcuttur. Fakat bu yurttaşlığın temel iki temel niyeti vardır. Bunlardan biltihapçısı seçme ve seçilme mevzusu ile ilgilidir. Tabi ki bu hak abone başka bir devletin içerisinde değil Avrupa Birliği Meclisi’na seçme ve seçilme biçiminde büyür. Bizim mevzumuzu ilgilendiren ise ikinci temel amaçtır. Bu gidişat abone devletlerin birbirlerinin yurttaşlarına karşı olan diplomatik himayesi ile ilgilidir. Basit bir misal verilecek olursa A ve B devletleri Avrupa Birliğine abone devletler ise ve A devletinin yurttaşı C devletine gitti sırada temel hak ve hürriyetlerine karşı bir ihlal olduğu için kendi devletinin C devletindeki diplomatik temsilciliklerine başvurarak A devletinin diplomatik gözetmesinden faydalanabilir. Ancak A devletinin C devleti topraklarında diplomatik temsilciliği olmaması vaziyetinde, A devletinin yurttaşı Avrupa Birliğine abone olan B devletinin C devletinde bulunan diplomatik temsilciliklerinden Avrupa Birliği yurttaşlığı bulunması mazeretiyle diplomatik himaye kapsamında faydalanabilir. Avrupa Birliği yurttaşlığının diplomatik himaye doğrultusundan gösterdiği özellik bu biçimde ortaya çıkar.