Son Haberler

Türk Edebiyatında Gazetecilik

-
Eylül 19, 2022
Türk Edebiyatında Gazetecilik

Türk edebiyatının basın yaşamı reelinde çok tazedir. Matbaanın dahi Lale Devri’nde geldiği bu ülkede basın yaşamı 1800’lü senelerde faaldir. Osmanlı yarıyılında “matbuat” terimi olarak karşılanıyordu basın; şimdi ise “basın” ya da “yayın” diyoruz.

Yalnız bu mevzuya, bu terminolojiye ve basın tarihine girmeden evvel basın ne demek ve neden bu kadar ehemmiyetli ona değinmekte fayda var.

Basın nedir?

Basın, belli zamanlarda çıkan süreli ve aralıksız yayınların ve bu yayınları çıkarmak için mesai tüketen  çalışanların geneline verilen isimdir.  Basın üyeyi kavramı da daha sonraki zamanlarda çalışanlar için kullanılmaya başlanmıştır.

Basının işi, millete, devlet – hükümet haberlerini derlemek, iletmek, açıklamaktır. Tarafsızlık ve samimilik temeldir. Basın, bir devletin bağlantı vasıtayı olduğu için kanunuma – yürütme – yargıdan sonra gelen dördüncü büyük efor sayılır.

Basının işi haber vermektir. Büyük ve kalabalık devletlerde haber elde etmek de iletmek de oldukça ehemmiyetlidir. Savaşlarda bile etkin kalan bası,  bugün dünya genelinde siyasal ve tesirli bir efor olarak görülmektedir. Dünya genelinde bu emeli taşıyan ilk posta servisinin Moğollarda Cengiz Han tarafından kurulduğu öğrenilmektedir. Başka Bir Deyişle her ülke, her ırk, her devlet için bağlantı – irtibatın her çeşidi – lüzumdur.

Haberleşme bir lüzumdur…

Hemen hemen her yarıyılda haberleşme bir lüzumdur. Bu gereksinim evvelleri insanlar arasındaki kolay meseleler olmuşken devlet geliştikçe devlet – insan irtibatını lüzumu artmıştır.

Peki, haberleşmek bir lüzumsa ve devletlerde basın yoluyla ilk gazete ne zaman ortaya çıkmıştır? Şayet basın bir lüzumsa ilk devletlerden bu yana medyayı görmemiz gerekir; nitekim şayet daha öncekilerden kalma bir basın uzvu varsa bu kesinlikle yazılıdır ve tarih için ana kaynaktır.

İlk gazete…

İlk gazetenin Roma İmparatorluğu zamanında çıkarıldığı öğreniliyor; elbette bu öğrenilen ilk gazete. Nitekim ilk gazete ilk sansürü de getirmiş. Acta Diurna, ilk gazete ve Konsül Julius Caesar de medyaya sansür koyan ilk devlet yetkilisi; üstelik Acta Diurna yalnızca millete senato kararlarını bildirmekle mükellef bugünün resmi gazetesi kıvamındayken…

Türk medyasında da gidişat pek parlak değil..

Türkiye’de yenilik denilince akla ilk gelen edebiyat yarıyılı Tanzimat yarıyılıdır. Gazetenin ise yaşamımıza Tanzimat edebiyatında girmesi hiç de afallatıcı değildir. Gazete, Türk düz yazısının büyümesinde oldukça ehemmiyetlidir. Divan edebiyatının şiir yarıyılından ani bir atlayışla geçirilen düzyazı yarıyılı, gazeteler sayesinde millete anlatılmıştır, geliştirilmiştir.

Ne yazık ki gazete, ülkemize çok geç girmiştir.

İlk Türk gazetesi…

İlk Türk gazetesi 1831 senesinde çıkarılan Takvim-i Vekayi isimli gazetedir. Bu gazete devlet tarafından çıkarılmıştır. Devlet erkanından çıkarılan bir gazete olduğu için dili de ağırdır. Medrese kültüründen gelen insanların çıkardığı bu gazetenin dili her ne kadar ağır olsa da millete talep edilirken dil kırılmıştır. Bu kırılma da oldukça ufaktır zira bu gazetenin dili yeniden de standart bir gazete kadar hafif olamamıştır.

Yabancı medyaya ilk giriş…

Anadolu’ya yabancı basının girişi çok da geç olmadı. Belki o yarıyılda,  aydınların Batı’ya öykünmesi fazla olmasından belki de Batı’nın amacında Osmanlı olmasından kaynaklanır lakin Türk medyayı, henüz kendi özel gazetesini çıkarmadan yabancı basın yaşamımıza girmiştir.

Bahsettiğimiz yayın Ceride-i Havadis’tir. Osmanlı, henüz basının nasıl bir efor olduğunu ve bu eforu bir kamuoyu oluşturmaktan yana kullanmanın nasıl bir şey olduğunu çözemeden William Churchill bu gazeteyi kurmuş ve üstelik devlet takviyeyi de almıştır. Bu bakımdan yarı resmi ve yarı Türkçe bir gazetedir.

Gazete, Osmanlı aydınlarını çok hoşlandığı bir gazete olmuş kısacası popüler bir efor haline gelmiştir. Bu gazetede, Batı dünyasından gelen bilim, sanat ve edebiyat haberleri, ayrıca reyin özetleri, kolay hikayeler ve ekonomi yazıları bulunmaktadır. Bu gazete 1840 senesinde faaliyete geçmesine karşın kendine özgü yarı yabancı yarı Türk yazar kadrosu bile kurmaya başlamıştı. Parasal olarak devlet dayanağı alması da gazeteyi hatrı sayılır bir yere getirmişti. Millete, gazeteyi beğendirmek için ilk rakamlar millete fiyatsız dağıtılmış, daha sonra haftalık olmasına karar verilmiştir.

İlk vefat duyuruyu bu gazetede çıkmıştır. Ayrıca dış savaş haberleri ve öteki devletler hakkındaki haberler de bu gazeteden verilmişti. Gazete 1843 senesinde bir kapatılma riski geçirmişse de daha sonra açılmış ve bütün 1212 sayı basarak 1863 senesinde 23 senelik basın yaşamına son vermiştir.

Yeniliklerin lideri: Şinasi…

Şinasi’nin edebiyat ve sanat dünyamızdaki yeri hem çok özel hem de oldukça fazladır.  Kısacık yaşamına sığdırdığı edebiyat devrimleri ve onun izi hala konuşulmaktadır. Onun bize kattığı en hoş şey yerli  ve özgür basının ilk eseri olan Çevirmen-ı Ahval’dir. 1860 senesinde başka bir deyişle yabancı basının kapanmasına 3 sene kala Agah Efendi ile Şinasi tarafından çıkarılmıştır bu gazete. Daha sonra 1862 senesinde Şinasi, tek başına Tasvir-i Dert isimli gazeteyi çıkarmıştır.

6 sene süresince çıkarılan Çevirmen-ı Ahval, reelinde Ceride-i Havadis’e rakip olmak çıkmıştır. Bu gazete, bu rekabet suratından haftada üç gün çıkarken 5 gün çıkarılmaya başlanmıştır. Nitelikli yazarlarla çalışan Çevirmen-ı Ahval,  24. rakamında kurucusundan birisi olan Şinasi’yi kaybetmiştir zira Şinasi kendi gazetesini kurmak üzere gazeteden dağılmıştır.

Tasvir-i Dert, o uslarda kalan mukaddimesiyle gazeteciliğin nasıl olması gerektiğini özetlemiştir. Mukaddimenin daha ilk satırlarında Şinasi, şuan dahi kanayan yaramızdan başka bir deyişle konuşma dilinden bahseder. Şinasi,  gazetelerde kullanılacak dilin daha sade daha millete yakın bir dil olmasına değinir. Nitekim kendisi de buna dikkat etmeye çalışmıştır.

Batılı anlamda ilk tiyatro misali olan Şair Evlenmesi Tasvir-i Dert’da yayımlanmıştır. 

“Tefrika edilmiş” terimi kullanılır genelde bu bilgi için, tefrika etmek kısım kısım yayımlamak anlamındadır ki sanırız en doğru terim de bu olacaktır. Şair Evlenmesi sahnelenmemiş bu biçimde tefrika edilmiştir. [ Büyük bir yankı uyandırmamış eser o zamanlarda ve eser aslında Sultan Abdülmecid’den tüm izinleri almıştır sahnelenmek için. O zamanlarda Dolmabahçe ve Pera tiyatro salonları vardı ve Dolmabahçe’de sahnelenmesi planlandı oyunun. Ne yazık ki eserin sahnelenip sahnelenmediği hakkında elimizde kesin bilgi yok; sadece II.Meşrutiyet zamanında amatör tiyatrocular tarafından sergilendiğini biliyoruz. ] Ayrıca noktalama işaretlerinin yay, konuşma çizgisi, nokta kullanıldığı ilk eser Şair Evlenmesidir.

Tasvir-i Dert, bir anlamda milleti eğitmek onları fark ettirmek emeliyle kurulmuştur. Fransa’daki milliyetçi düşünceler, bilim – sanat ve fikir alanda büyümeler, edebî fikirler ve daha niceleri hakkında milleti eğitmek Şinasi için biricik vazife olmuştur.

Basın ve yayın uzuvları her zaman noksan…

O zamanlarda, basın ve yayın uzuvlarının dağıtım ve hatta basım meseleyi olduğu bir asıldır. Daha doğrusu, yalnızca gazeteler için de geçerli değildir bu gidişat. 

Edebiyatçılar da eserlerini basmakta ve dağıtmakta güçlük sürüklüyordu. İşte bu safhada edebiyat camiası ile gazetecilik arasında güçlü bir bağ oluşmaya başladı. Edebiyatçılar, eserlerini bu vasıtayı kullanarak millete eriştirebiliyorlardır. Namık Kemal bunun en hoş misalidir ki Vatan Yahu Silistre Sirac gazetesi sayesinde millete duyurulmuştur. Ayrıca tartışmalar başka bir deyişle edebiyat kaynakları da bu gazetelerden yürütülmüş, o zamanın moda münakaşası daha önceki edebiyat – yeni edebiyat da bu gazetelerin köşelerinde vukuu bulmuştur.

Edebiyatçı ile gazetecilerin bu yakınlaşması yalnız haber işini yapan gazetecilerin hemen hemen yok olmasını sağlamıştır. Sadece gazetecilik yapanların rakamı parmakla sayılacak kadar eksilmiştir o dönemlerde.

İlk sürgünler…

Gazeteyi kullanarak millete fikir dağıtmak, her bakımdan devletin güzeline gitmeyen şeylerdi. Bu bakımdan sürgünler, hapsetmeler “basın özgürlüğü” çoğaldıkça çoğalmaya başladı. Misalin Namık Kemal ve Ebuzziya Tevfik sürgün yiyenlerdendir.

Dergilerden sonra gazeteler…

Gazetelerde Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal gibi aydınlar yazılarını yazardı. Yalnız mecmualar çıktıktan sonra yazı ağırlığı mecmualara kaymaya başladı. Mecmualar hem ahlakı yayın yapıyor hem de haftalık olarak haber dizini çıkarıyordu. II.Meşrutiyetten sonra da gidişat gazeteler aleyhine dönmeye başladı. Gazetelerde edebiyat ikinci tasarıya düşmüştür ama yeniden de edebiyatçılar yazardı tüm yazıları.

Elbette bu yarıyılın da bir bereketi vardır: Artık gazeteler kendilerine gazeteci / haberci yetiştirmeye başlamışlardı. Başka Bir Deyişle edebiyat ile gazetecilik birbirinden parçalamış, gazetecilik artık ayrıca bir iş haline gelmiştir.

Cumhuriyet yarıyılına kadar…

Bu metamorfozlar, yenilikler başka bir deyişle taşların yerine oturması Cumhuriyet yarıyılına kadar sürmüştür. Cumhuriyet yarıyılında nesnel ve yerli basının en güçlü zamanları yaşanmıştır. Gazetenin daha doğrusu basının kitleleri çekme eforu fark edilmiştir.

Günümüzde ise..

Günümüzde ne yazık ki edebiyat ve gazete ilişkisi kopma noktasına gelmiştir. Daha Öncekinden verilen kitap eklerinin yerine magazin eklerinin verilmesi ya da daha öncekinden eleştirmenlerin kitapları mevzu alan bir kısımları olması ve şimdi o kısımların bir siyasi savaş alanına dönmesi edebiyat ve gazete bağını tamamen koparmıştır.

Gazetelere siyasetlerin girmesi, spor ve magazin alanlarının genişlemesiyle ne yazık ki kitaplara dağılan yer küçülmüş ve sonunda yok olmuştur. Ayrıca basın ilke ve kaideleri de tamamen unutulmuş, tenkit etici gazetecilik yerini soğuk ve duygusuz köşe yazılarına bırakılmıştır.

Not: Bu yazıda edebiyat dünyamızı etkileyen muhakkak başlı gazeteler dikkate alınmıştır. Bunun dışındaki öteki gazeteler başka bir yazının mevzusu olmak üzere dağılmıştır. Ayrıca işlenen mevzu basının gazetecilik istikametidir. Mecmuacılık daha geniş ve ayrıca ele alınması gereken bir mevzudur.