Son Haberler

Türk Edebiyatında Eleştiri: Tanzimat Dönemi

-
Eylül 13, 2022
Türk Edebiyatında Eleştiri: Tanzimat Dönemi

Tenkit kavramı çok geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gereken bambaşka bir mevzu olduğu için onu ayrıca, başka bir yazıda değerlendirmek gerekir. Bu yazıda yalnızca tenkidin ne olduğunu denetleyecek ve Türk edebiyatı için tenkidin ne ifade ettiğini anlatmaya çalışacağız; lakin evvel tenkidin ne olduğunu küçük çapta tanıtmayı zorunlu görüyoruz. Ardından da Tanzimat yarıyılımız için tenkidi işleyeceğiz.

Tenkit, Osmanlı Türkçesinde eleştiri – ki bu adlandırma bazı şair ve yazarlara göre değişecektir – , Fransızca critique olarak geçer. Atilla Özkırımlı tenkidi “ Sanat eserlerini tanıtmak, açıklamak, sınıflamak ve değerlendirmek emeliyle yazılan yazıların tümüne verilen ad” olarak tanıtır. Ardından da tenkidin orijinine inerek onun “ Yunanca kritike tabirinden” türediğini bildirir.  

Batı dünyasında tenkit bir cins olarak 19. yüzyılda yükselmiştir ama Antik Yunan’da Platon’un hoş sanatlar ile alakalı teorilerini sistemleştiren Aristo’nun Poetika’sı da vardır. Nitekim bu iki feylesof, tenkit yapmaktan ziyade kurucu olmuşlardır. Başka Bir Deyişle tenkidin tarihini ilk çağlara dek götürebiliriz ama terbiyeyi bir cins olarak yükselişi 19. yüzyıldır Batı için.

Sanatın cemiyet yaşamına göre şekillendiğini unutmamalıyız. Bu bakımdan edebiyat, her zaman cemiyet tarihine ışık tutan bir kaynak olarak gösterilmiştir. Bu bakımdan da tenkit usulleri geliştirilmiştir. Biz bugün bu tenkit teorilerini de Batı’dan almaktayız.

Batıda bir ilim olarak tarihi esaslarını Antik Çağ’da atan tenkit, bizde Tanzimat Yarıyılında ortaya çıkmıştır. Bazısı buna gecikme gözüyle bakar. Güzel, ulusların yaşam stilleri mukayese etildiğinde bizdeki bu büyümeler için gecikme diyemeyiz, sonuçta Batı’da da bilim özellikle yıldız bilimi, yer bilimi Doğu’dan sonra çıkmıştır.

Tenkit, Tanzimat yarıyılında ortaya çıkmışken ilk eleştirmenlerimizin Servet-i Fünun’da ortaya çıkmasını Atilla Özkırımlı şu biçimde sarihler : “ XIX. yüzyılda Batı’da hemen tam tenkit usulleri kullanılır,  bu yolda hem teorisel hem de uygulamalı mahsuller verilirken Tanzimat yarıyılının bir eleştirmen yetiştirememiş olması, tenkit ismi verilen yazıların bir usule katlanmaması, daha öncekini değerlendirirken muaheze makûs yanlarını gösterme, bir düşünceyi çürütmeye çalışma  hudutlarını aşamamasından başka cinsli açıklanamaz”. Başka Bir Deyişle Tanzimat yarıyılında bir eleştirmen yetişmemiştir zira Tanzimat yarıyılında önümüze ya da şimdiye bakmak yerine Divan Edebiyatı ile uğraşmışızdır. Gerçeğinde bu da, edebiyatımızın seyir defterinde olması gereken bir detaydır zira Tanzimat devrinde böyle bir kıyıya uğramasaydık, Servet-i Fünun’da bu zaferden laf etmemiz muhtemel olmayacaktı.

Tenkit, daha doğrusu sanat tenkidi bir düz yazıdır. Başka Bir Deyişle tenkidin edebiyat vasıtayı düz yazıdır. Bu bakımdan da tenkit tarihinden bahsetmemiz gereken bir edebiyatın, düz yazısı tarihi de olmalıdır. Ne Yazık Ki Türk edebiyatında bu iki olgu da yoktur.  Var olan düz yazı başka bir deyişle nesir ananeyi ile Tanzimatçılar arasında sağlam bir bağ yoktur. Divan Edebiyatında bahsi geçen nesir,  usullü tenkitten çok uzaktır. 

Tanzimatçılar, düz yazının beceriksizliğini sezince evvel edebiyatımızda bir düz yazı tamiri yaptılar ve düz yazı için misal olarak Fransız edebiyatına baktılar. Bu bakışa Atilla Özkırımlı şu yorumu yapar : “… Hikaye, roman vb diğer yeni cinslerde olduğu gibi tenkitte de cinsin kendi natürel gelişimi değil, aktarılanın gelişimi mevzubahisidir.” Bu surattan olacaktır ki tenkit, bizde azıcık üvey evlat muamelesi görmektedir. Yalnız bu aktarım mevzusundaki tek risk Türk edebiyatının bu cinsi bir kenara atması değildir, 19.yüzyılda Batı edebiyatının meseleleri ve gelişimi ile Türk edebiyatının meseleleri ve gelişimi bir değildir. Bu bakımdan büyük gediklerin ortaya çıkması işten dahi olmamıştır Tanzimat yarıyılında.

Bu açıdan baktığımızda Tanzimat yarıyılının tenkidindeki usulsüzlük, prensipsizlik ve acemilik açıklanabilmektedir.

Tanzimat yarıyılındaki tenkit kavrayışı daha öncekini çürütmek, Divan Edebiyatına saldırmak olarak görülürdü. Bunun en hoş kanıtı tenkide verilen addır.  Tanzimatçılar, muaheze demişlerdir tenkit için ve muaheze, ”

Fırça Atma, çıkışma, küsme, alay eder stilde karşısındakini küçümseme” anlamındadır. Tenkid ise Servet-i Fünun yarıyılında kullanılmıştır.  Atilla Özkırımlı’ya göre Tanzimat yarıyılında “ Evvelsizlik, bilimsellik ve objektiflik gibi kavramlara yabancı oluş, tarihsel ve cemiyetsel bakış açılarının büyümemişliği, tenkidin besleneceği düşünsel ve kültürel etraftan yoksunluk bu tutumu pekiştirdi. Karşı olmak, yadsımak, bir düşünceyi çürütmeye çalışmak tenkitle bir yakalandı.”

Bütün bu noktada uslara şu sual gelebilir: “ Divan Edebiyatında ya da Doğu edebiyatında tenkit yok muydu ?” Vardı ama usulsüz, mesnetsiz ve öznel bir tenkit mevcuttu. Üstelik deyim caizse kaideleri sorgulayan bir sanatçının bakışındaydı tenkit. Bu da ilm-i nakd derlerdi ki ilm-i nakd, vezin düşmelerini ya da yanlış kelime kullanımlarını tenkit etildi.  Başka Bir Deyişle yalnızca şiirin uyağına, miktarına “ma’yûb” sayılan kelimelere dayanıyordu tenkit. Bir değerlendirme olarak yoktu.

Bunun yanı gizeme “divanlara yazılan önsözlerde, takrizlerde, mesnevilerin sebeb-i telif kısımlarında” Atilla Özkırımlı tenkit eşi birkaç laf vardır. Yalnız bu laflarda da şairlerin kendi şiirlerini methetmekten başka bir şey yaptıkları görülmez.

Şairlerin yaşamlarını ve eserlerini anlatan Şuara Tezkirelerinde de vaziyet pek değişik değildir. Tezkire sahibi, şairlerin yaşamlarından bahsederek onların şiirlerini metheden şeyler yazar ve vazgeçerdi. Hatta Fatin Tezkiresini yayımlayan Şinasi, esere eklemeler yapmak, metamorfozlar yapmak gereği dahi dinlemiştir ki bu da onu ilk tenkit misali veren aydın yapmıştır.

Şinasi, ilk tenkit misali veren aydınımızdır. Bize, onu böyle hatırlayan yazısı “mebhûsetün anna, terceme-i sâlifetü’z – zikr, tûl ü dıraz” kelimelerinin kullanımlarını mevzu aldığı 1864 senesindeki Tasvir-i Efkâr gazetesinin 249. – 260. rakamlarındaki yazı dizisidir. Şinasi, bu yazı dizisinde Sait Efendi ile tartışmıştır ama bu tartışmadan ziyade kavgada Şinasi’nin davranışı çok ehemmiyetlidir. Şinasi, yalnızca kelimelere ve mevzusuna dikkatini vermiş, muhatabın özel yaşamına saldırmamış, objektif ve bilimsel bir tutum takınmıştır. Hatta bu yazısında dil kavrayışını ve meşhur edebiyat tanımını yapmıştır. Edebiyatımızda, özellikle Tanzimat yarıyılında tartışmaya, kalem münazarasına, dönüşmeyen nadide kavgalardan birisidir bu yazı dizi.

Nitekim Tanzimat Yarıyılında tenkit deyince akla gelen ilk ad Namık Kemal’dir. Namık Kemal devrimci bir düşünceyle yeni bir edebiyat için daha öncekinin devrilmesini gerektiğini korunarak Divan Edebiyatına tabir yerindeyse saldırmıştır; zati onun bu cins yazıları için kullandığı adlandırma da muaheze’dir.  Namık Kemal, Batı’yı iyi göstererek Divan Edebiyatını iftiramıştır. Onun bu biçimde mevzu aldığı yazıların yazım tarihlerine göre sıralanışı şu biçimdedir:

Lisan-i Osmanî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir Tasvir-i Dert, 15 Ağustos 1866
Micro – Mega Muahezesi Voltaire’nin hikayesinin tercümesi üzerine, 1871
Me Prizon Muahezesi Silvio Pellico’nun eserinin tercümesi üzerine, 1874
Tahrîb-i Harabat Ziya Paşa’nın Harabat isimli antolojisi üzerine yazıldı; Harabat Divan Edebiyatını korunmaktaydı, 1874
İrfan Paşa Muahezesi  Mecmua-ı İrfan Paşa’nın tenkidi, 1875, mektup şekildedir
Ta’kib Harabat için 2.cilt 1875
Mukaddime-i Celal Önsöz
Talim-i Edebiyat Yazım seneyi öğrenilemiyor, Necmettin Halil Onan tarafından bulunup yayımlanmış, yaşamının son zamanlarında yazdığı varsayım ediliyor.

Tanzimat yarıyılını bir öbür tenkit yazarı da Ziya Paşa’dır.  7 Eylül 1868 senesinde Hürriyet Gazetesinin 11. rakamında yayımlanan meşhur Şiir ve İnşa nesri onun eseridir. Her ne kadar Harabat isimli eserinde yine Divan Edebiyatını korunsa da Şiir ve İnşa isimli yazısında yeni edebiyatı korunup daha önceki edebiyatı kötülemiştir.

Muallim Naci ile Recaizâde Mahmut Ekrem’in Demdeme – Zemzeme atışması,  her ne kadar daha sonra tartışmaya dönüşse de Tanzimat tenkitlerine misal olarak sayılır. Bunun dışında Recaizâde Mahmut Ekrem’in Ta’lim-i Edebiyat’ı 1879 , Muallim Naci’nin 1886 senesinde Muallim başlığında bir araya gelen yazıları da tenkidimize örnektir.

Yalnız buna karşın, bu eserlere karşın, edebiyat tenkidi kategorisine sokamıyoruz bunları gönül rahatlığıyla; zira dil ve nazım tekniği mevzularını farklı bir bakış açısıyla ele almak dışında başka bir işe haylazlar.

Kenan Akyüz’nam bu yarıyıl tenkidi için şunu söylemektedir: “Tanzimat devrinin ilk düzeyinde Avrupalılaşma operasyonu, zaruri olarak ‘Divan Edebiyatına atak edip onu haysiyetten düşürme başka bir deyişle Avrupai Türk edebiyatına alan açan batı edebiyatının başlıca cinslerini getirme, Fransız banal ve romantik mekteplerinin başlıca kişiliklerini tanıtma’ doğrultularında gelişmiş ve ikinci düzeyinde ise ‘Fransız edebiyatını daha çok estetik ve teknik temelleri üzerinde durulmuş, realist ve natüralist romanın kısmen tanıtılmasına çalışılmış ve yeni bir edebiyat dili kurulması’ için büyük gayret gösterilmiştir.”

Bizde Batı’yı misal almaktan çıkıp bütün anlamıyla modern bir tenkit Servet-i Fünun yarıyılında yapılmıştır.

Konunun daha iyi anlaşılması için bahsettiğimiz mevzulardan birer adet misal eser verelim:

Muaheze ve Tenkid terimleri gelişigüzel seçilmemiş ve zamanında bu iki terimin kullanılması hakkında da mesele çıkmıştır:

“Muaheze” ve “Tenkid” Sözcüklerine Ait Açıklama

“… <<‘Tenkid’ lafı, ‘critique’ yerinde kullanılmak uygun değildir sanırım. O görüş suratındandır ki, kimi daha önceki alimlerin eserlerinden alarak  ‘critique’ fikri ‘muaheze’ lafıyla çevirmiştim. Siz sayın vezirin hikmetli bakışından saklı değildir ki ‘tenkid’ bir şeyin iyisini makûsundan ayırmakta bir yargı vermek anlamına içeriyor. ‘Muaheze’ ise her şeyi fena istikametinden görerek bir düşünce belirtilmesinden ibarettir. Felsefenin analiz etme yolu, muahezenin asla erişme noktasında değilse yanlışı hakikat dairesinden çıkarmada en sağlam bir yol olduğunu gösterir, diyor.>>

Dikkat emredilsin ki ‘Muaheze, her şeyi fena tarafından görerek bir düşünce belirtmekten ibarettir.’ diyor. Zira ‘critique’ anlamı budur. ‘İdrak’ de bu anlamı içerdiği için ‘muaheze’ lafını bulmadan evvel Fransızca öğrenenlerimiz ‘critique’yi ‘idrak’ olarak çevirmeden başka laf bulamamışlardır.

… İşte yukarıyadaki açıklamaya dayanılaraktır ki yazı alanında Şinasi mektebinde olanlar Namık Kemal ve Ali Kemal’e değil, anlamın aslına değer verirler de buluş edilmiş ‘tenkid’ lafını red ve ‘muaheze’ lafını kabul ederek yazıda kullanmaya çalışırlar.” 

Ebuzziya Tevfik, Tenkit Dergisi

Tezkirelerdeki tenkit kavrayışına bir misal:

Aşıkâne lafları ve güzel-âyende gazelleri var. Hayli nazıma mâlikdür. Sehi Bey’e ait Tezkire

Namık Kemal’e ait bir “muaheze” yazısı:

“Türkî dili evvel idi yekta – Etdi anı Farisi dübâlâ –  itikadını zamânımızın edebiyyat-ı cedidesine müsteşhid olan bir zatın lisân-ı irfânına kat’a yakıştırmadık. Vâkıâ edebiyatımızın hâl-i hâzırına kıyasla Farsîden bir süre istiğna bizim için kabil olmıyacağını inkâra mecâl yoksa da, lisânımızı zati Fârisi telvis etmiş ve âsâr-ı edebiyyemizde görülen fezâil-i ahlâkiye ve letâfet-i hissiye noksânı tam Acem mukallidliğinden neş’et eylemiş olduğuna bile ikrâr eylemek zarûriyyâtdandır. “

Tahrib-i Harabat’tan

Misallerin kaynakları yanlarında parantez içinde belirtilmiştir, misallerdeki dil ve yazım değiştirilmeden aynen aktarılmıştır. Bu bakımdan bugüne uymayan yazım kaideleri, yanlış olarak değerlendirmemelidir.