Son Haberler

Türk Edebiyatında Doğu Etkisi

-
Eylül 13, 2022
Türk Edebiyatında Doğu Etkisi

Türk edebiyatı, Türk dilinin sanatlı söyleyişlerinden oluşmuştur. Yaradan Dağlarından Adriyatik kıyılarına kadar uzanır.

Türk dili. Bugün bile başka rastgele bir dil öğrenmeden Çin’e kadar sizi götürecek tek dildir Türkçe.

Bu bakımdan bu kadar hoş ve tesirli dilin oluşturduğu edebiyatımız da oldukça dikkat çekici olacaktır. Neticede edebiyat, dilin eforu kadar güçlüdür.  Oysa yaşam stili de en az dil kadar tesirli edebiyat gelişimi için.

Türk edebiyatının öğrenilen en daha önceki eserleri Orhun Abideleridir. Türkçe hitabe ifadesiyle adete hatasızca işlenen bu kaya yazıları, Türkçeyi daha da geri zamanlara götürmüş ve orijini hakkında bitmek öğrenmeyen bir münazaraya neden olmuştur. Biz ise bu dönemin ve münazaranın ileri zamanları ile ilgileneceğiz.

Türkler, özellikle Oğuz boyu Anadolu’ya geldikleri zaman yanlarında dillerini getirdiler mi getirmediler mi? Hakikat sorunumuz bu olacak bugün…

Türklerin Anadolu’ya gelişi..

Türkler Anadolu’ya akınlar yaparken elbette dillerini de getirdiler ama Türklerin göçebe bir hayat stili yaşadıklarını unutmadan bu dil yadigarlarını değerlendirmeliyiz. “Türkler, buraya geldiklerinde rastgele bir yazı dili getirmeselerdi” mevzusu üzerine kafa yorarak başlayalım:

Türkler, buraya geldiklerinde rastgele bir yazı dili getirmeselerdi Doğu edebiyatı mahsullerini aynen alırdı der kimi tahlilciler. Ayrıca göçebe hayat stili bakımında yanlarında sanat eseri getirmeleri de beklenemez Türklerin. Bu bakımdan Türkler yalnızca dilleriyle gelmişlerdir Anadolu’ya ve burayı yurt edinmişlerdir. Türklerde otağ kültürü olduğunu öğreniyoruz, konut yapmadıklarını da biliyoruz. O halde Anadolu’ya gelen ufak bir konvoyun buraya yerleşmesi onları natürel bir asimilasyona maruz vazgeçecek zati.

Nitekim öyle de oldu. Doğu’nun baharına kapılarak kendi edebiyatımızı ve dilimizi unuttuk. Doğu,  misal alınacak en büyük edebiyat olduğu için Türkler de bu edebiyatı misal aldılar. Bir yerden sonra misal almak farklı ve makûs ebatlar kazansa da bu gidişat düzeltildi.

Dikkat edilmesi gereken şey bu edebiyatın aynen kopya edilmemiş olmasıdır. Bu edebiyat Türkler tarafından şekillendirilmiştir.

Bir öteki görüş ise Türklerin Anadolu’ya kazançken rastgele bir yazı dilinden habersiz olmaları ve bu yazı dilini direk burada bilmiş olmaları. Yalnız Türklerin Anadolu akınları sırasında Orta Asya’da Uygur yazım ananeyi egemendi. Türklerin Anadolu’da Uygur yazım ananesini sürdürmeleri, Türklerin bir yazı diline sahip olmamaları iddiasını düşürür niteliktedir.

Sonuç olarak bir hayli analistin de hem fikir olduğu mevzu, Türklerin Anadolu’ya geldiklerinde bir yazı diline dominant olmuş olmaları.

O halde nasıl oldu da Doğu bizi etkiledi; ya da en doğru sual şu sanırım: Divan Edebiyatı nedir?

Türkler Doğu Edebiyatı ile Tanışıyor…

Bir Hayli kaynakta şu yazar : “Türkler, İslam dinini özümsedikten sonra Arap – Fars kültürünün tesiri altına girdiler.”

Ayrıca biz şuan Batı Türklerini konuşuyoruz ama Doğu’da kalan Türkler de bir Çağatay Hanlığı kuracak ve onlar da Doğu edebiyatından etkilenerek gazeller yazacak, murabbalar döktürecek.

O zaman ortak bir sual çıkıyor karşımıza: Türkleri doğuda da batıda da kendine sürükleyen Divan edebiyatının çekim gizemi ne?

Yanıt kolay: Din.

İslamiyet ve Doğu Edebiyatı…

Dinler yalnızca insanların maneviyatını doyurmazlar. Bazı dinler vardır ki insanların nasıl yaşayacaklarını nasıl giyineceklerini ve nasıl yemek besinlerini başka bir deyişle cemiyetsel olarak ne yapmaları gerektiğini kumpaslar. İslamiyet de bu dinlerden birisidir. Kuran yalnızca insanlara iman etmeyi ya da Allah’a tapmayı öğütlemez; servetten kadın haklarına konutluluğa hukuka kısaca her şeye değinir. Türklerin İslamiyet ile tanışıp bu dini özümseyip onun gereklerini yerine getirmemesi düşünülemezdi.

“Tarihsel gelişim sürecinde Türklerin İslamlığı özümsemeleri, büyük miktarda hayvancılıktan tarıma, göçebelikten de yerleşik bir kumpasa geçme neticeyi olmuş, göçebe kültür yerleşik kültüre yenik düşmüştür. Zira İslam yalnız gönüllere egemen olan bir din değil, cemiyetsel yaşamı da tertip eden, yönetimi etkileyen, zirai ekonominin hukuksal sistemini oluşturan bir dindir.” der Atilla Özkırımlı.  İslamiyet’in Türklerin hayat şeklini değiştirdikten sonra onlar tarafından özümsediğini öne sürerek İslam dinini kabul eden Türklerin İslam dinine en yakın uygarlığa misal alacağını da ima eder Özkırımlı.

“Bizim öğretmenimiz Farslılardır.”

Türkler, Arapları misal almamıştır. Bugün sözlükleri açtığınızda ya da Osmanlı sözlüklerine göz dolaştırdığınızda bir hayli alıntı sözcüğün Farsça olduğunu görürsünüz. Bu bakımdan İlber Ortaylı der ki “Bizim öğretmenimiz Farslılardır.”

Dinî terimler de bize Farslılardan kalmıştır. Namaz, oruç, Huda bunlar hep Farsça terimlerdir. Bu bakımdan da hakikatinde Türkiye’de bir kafa karmaşıklığına yol açmıştır.

Dini terimler gibi edebiyat da bize Farslardan geçmiştir. Bize dini öğreten İran bir zahmet edebiyatlarını da öğretmiş ve ortaya 600 senelik bir anane çıkmıştır. Misalin gazel… Gazel hakikatinde Arap asıllı bir cinsken biz onu ancak Fars edebiyatına geçince tanımışız.  Oysaki gazel, kaside arasındaki bir cins hatta şiir parçası ve Araplar kaside ile gazeli ayırmıyor. Bunu ayıran Farslar ve bizim edebiyatımızda da ayrılmış.

Divan edebiyatı nedir?

“Türklerin İslam dinini özümsedikten sonra Arap- Fars kültürünün tesiri altında yarattıkları, öz ve şekil olarak ortak temler, belli ilkeler etrafında büyüyen edebiyata verilen ad” divan edebiyatıdır. Divan ismi verilen defterlerde bu şiirler yakalandığı için bu ad verilmiştir.

Tanımda ehemmiyetli iki nokta var:

Türklerin İslam dinin özümsedikten sonra: Din metamorfozundan kaynaklı bir öğretici görevi üstlenen Doğu’nun din yanında bize verdiği öteki şey de edebiyatları olmuştur. Unutulmamalıdır ki edebiyat, din sayesinde dağılır din dışı büyür. Türkler, Ötüken’de de Göktanrı için şiirler yazar, ayinler yapardı. Doğu edebiyatında da Allah için methiyeler yazılıyordu. Bu eşlik bizi Doğu’ya sürüklemeye başladı.
Arap- Fars kültürünün tesiri altında yarattıkları: Bu şu demek; Türkler aynen almadı Doğu edebiyatını, kendi edebiyatlarında yoğurdu. Bu da bize yukarıyada tartıştığımız mevzuya götürür. Şayet Türkçe ya da Türk edebiyatı olmasaydı Arap – Fars edebiyatı bize tesir etmez, direk dikte ederdi. Lakin Doğu yalnızca bize tesir ettiğine göre bizim zati bir dilimiz ve edebiyatımız vardı. Bu edebiyat ve dili de küçümsememek gerekli; nitekim bu dil ve edebiyat bizi Fars şairlerine kafa yakalayacak haddeye getirdi… 

Divan edebiyatı ne zamandır hayatımızda var?

Divan edebiyatının ne zaman başladığı kesin olarak bilinemezken bazı güçlü hipotezler genel yargıyı oluşturuyor.

Divan edebiyatı elde olan yazılı mahsullere bakılarak 13. yüzyıldan başlatılmaktadır. Yalnız bu başlangıç evvel dinî kalitede olmuş daha sonra Öğretmen Dehhani ile din dışı hal almıştır. Başka Bir Deyişle 13. yüzyılda divan edebiyatı, din dışı la dinî ve dinî – tasavvufî olmak üzere iki ye ayrıldı.

Bu safhada da bizi yeni bir münakaşa bekliyor:

13. yüzyılda elde edilen bu metinlerde bir sanat vardı. Başka Bir Deyişle Türkler, yabancı oldukları bir edebiyatı alıp kendi dillerine yontarak eser veriyordu. Bu da hemen hemen olanaksızdı zira dilin kesinlikle bir işlenme süreci olmalıydı. İşte buradan yola çıkan bir hayli analist Anadolu’daki İslam tesirindeki edebiyatı daha gerilere götürmektedir. Elimizde buna ispat yazılı eser olmasa da elde edilen yazılı eserlerin kaynakları anca bu biçimde mana hududuna oturtulmaktadır.

Batı ve Doğu Türkleri…

Biz yukarıyada Batı Türklerini başka bir deyişle Anadolu’ya akın eden Oğuz boylarını işliyoruz. Daha yukarıyada ise yurdundan ufalamak istemeyen Türk boyları da var. Bu boylar Karahanlı ve ardından Çağatay Hanlığını kurarak edebiyatlarını geliştirmiştir. Yalnız 13. yüzyıla denk gelen Karahanlılar da Doğu tesirinde eser vermişlerdir. Hatta ilk mesnevi olan ve Yusuf Has Hacip tarafından yazılan Kutadgu Bilig adlı eser de Karahanlı devletinden çıkmıştır.

Başka Bir Deyişle Türkler Batı da Doğu da İslamiyet tesirine girmişler, bu tesirle edebiyatlarını değiştirmişler, yaşamlarına yeni standartlar getirmişlerdir.

Fikrimce, Doğu edebiyatı, Türk edebiyatına uyan bir edebiyat değildi. Muhayyel ve ulustan uzak olan bu edebiyat şayet çok tesirli olsaydı Millet edebiyatı gibi bir edebiyat çıkmazdı.

Doğu’nun edebiyatı, Tanzimat edebiyatında yerini Batı edebiyatına vazgeçse de üzerimizdeki şark tesiri henüz geçmedi. Hiçbir halk yoktur ki kendi halkını unutarak başka uluslara öykündüğünde ayakta kalsın… Bu bakımdan Türklerdeki Doğu sevdası son bulmuş ve öz edebiyatlarına dönmüşlerdir.

Bugün Doğu edebiyatı tesiri yok sayılır ama Batı tesiri için o kadar emin konuşamayacağız…