Son Haberler

Stockholm Sendromu Nedir, Örnekleri ve Yaşanan Olaylar

-
Eylül 16, 2022
Stockholm Sendromu Nedir, Örnekleri ve Yaşanan Olaylar

Stockholm Belirtiyi Nedir?

Stockholm Belirtiyi, bir kimse tarafından kaçırılan şahsın, başka bir deyişle rehinenin, kendisini rehin alan kimseyle diyaloğu ve irtibatı neticeyi oluşan, ona karşı beslediği duygular, sempati ve empati gelişimi olarak özetlenebilecek psikolojik vaziyetin ismidir. Bu belirti, Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılmıştır. 

Stockholm belirtiyi neticesinde oluşan sempati ve empati gelişiminde ortaya çıkan psikolojik ruhla beraber,

Rehine, onu rehin alan şahsın duygularını anlamaya başlar.

Rehine, onu rehin alan şahsın oluşturduğu, kendisini güçe sokan makûs şartları özümser, bu şartları korunur ve o şahsın yanında yer alır, ona takviye eder.

Rehine saldırganla özdeşleşir.

Hayatta kalma duygusunun verdiği duygu yoğunluğuyla rehine saldırganla beraber hareket eder hale kazanç.

Tüm bu vaziyetler, kurbanın kendiliğindene aldığı bir karar güzergahında hakikatleşmez. Bu hakikatinde, yaşadığı şiddet ve anksiyetenin doğurduğu bir neticedir. 

Kimi zaman, sadece rehin alma değil, taciz, tecavüz, aile içi şiddet, dini ve politik baskı neticeyi oluşan birtakım hücum gidişatlarında da Stockholm Belirtiyi’na rastlanabilir.

Stockholm Belirtiyi İsmini Nereden Alır?

Psikiyatr Nils Bejerot, Stockholm Belirtiyi’nun adını verirken 1973 senesinde İsveç’in başşehri Stockholm’de yaşanmış bir olaydan etkilenmiştir. Bu olayda, banka soyguncusu Jan-Erik Olsson, 4 banka misyonlusunu bütün altı gün, 131 saat süresince rehin alır. Rehin yakalanan vazifelilerden Kristin Enmark adlı bir kadın, banka soyguncusuna duygusal anlamda bağlanır. Sadece o değil, tüm rehineler soyguncunun lehine ifade verir. Korunma için para dahi toplarlar. Hür kaldıklarında, soyguncuya duygusal olarak bağlanan Kristin Enmark soyguncuyu savunmaya devam eder, hatta nişanlısını bile terk eder ve soyguncunun mapustan çıkmasını beklemeye karar verir, sonunda da onunla evlenir.

Olay esnasında, basın telefon aracılığıyla rehinelerle konuşur. Kristin Enmark, “Ben reel polislerden korkuyorum, burada gayet iyi müddet geçiriyoruz” der. Bu laf üzerine, gazeteler, “Soyguncu bankadan para çalamadı ama kimilerinin kalbini çalmışa benziyor” biçiminde başlık atar.

Lehine olan tüm bu açıklamalar sayesinde, İsveçli banka soyguncusu Jan-Erik Olsson, sadece 8 sene mapus uyuyup çıkar ve Tayland’a yerleşir.

Bu belirti, daha bir hayli rehine olayında yaşanmıştır. 

Stockholm Belirtiyi’nun Gelişim Mekanizması

Kurbanlar ya da rehineler, kesintisiz şiddet yaşamanın bir neticeyi olarak, saldırganla aynım yaşar. Hayatta kalma taktikleri geliştirmeye çalışır. Neticede, hayatta kalmak için saldırganıyla hareket etmeye başlar. Bu, kurbanın istemi dışında büyüyen bir vaziyettir, şiddetin de doğrudan neticeyi olarak nitelendirilebilir.

Netice olarak, travmatik bir bağlanma süreci başlar. Saldırganın ilk emeli kurbanı köleye çevirmektir. Bu emel kaderine, kurban üzerinde, onun hayatının her alanında tesir edecek biçimde despot bir teftiş kurar. Fakat, kurbanın sadece boyun eğmesi onun için yeterli ve tatmin edici olmaz. İşlediği kabahati ya da kabahatleri de haklı göstermek hedefindedir. Bu saldırgan için sanki bir psikolojik gereksinimdir. Bunun için de, kurbanın onayına lüzum sezer. Bu surattan, hiç durmadan, kurbanın ona minnet, saygı ve hatta sevgi göstermesini ister. Kurban üzerinde bu isteklerini emin eden bir baskı kurar. Kurban da, hayatta kalmasını bu istekleri yerine getirmek olduğu hissiyatı içerisinde, saldırgana bağlılık geliştirir. Netice olarak, kurban, gönüllü bir kurbana dönüşmüş olur.

Stockholm Belirtiyi’nun Gelişim Süreci

Stockholm Belirtiyi, hayatta kalma içgüdüsüyle ortaya çıkar. Dış dünyaya karşı tamamen soyutlanmış hale gelen kurban, gereksinimi güzergahında kendi üzerinde baskı kuran bireye bağlı ve hatta bağımlı sezmeye başlar. Saldırganın onun için yaptığı ufak iyilikler, belki de temel gereksinimleri için gösterdiği bazı lütuflar, kurbanın gözünde gelişir ve çok büyük ve ehemmiyetli iyilikler haline kazanç. Kurban, zamanla olaylara kendi gözü yerine saldırganın gözünden bakar vaziyete kazanç. Bu nedenle, saldırganın yaptıklarına anlam yükler ve hatta bu tutumları haklı ve yerinde bulur.

Kurban, bu biçimde, saldırganın şiddet meylini tamamen göz arkasını etmiş olur. Bu sebeple, zamanla, içinde bulunduğu riski de yalanlamaya başlar. Kurban, saldırganıyla kurduğu pozitif ilişkisini kaybetmeyi istemez. Hayatta sahip olduğu en ehemmiyetli ve en pozitif ilişkinin saldırganıyla kurduğu ilişki olduğunu düşünür. Bu nedenle, saldırganından ayrılması daha güç hale kazanç. 

Stockholm Belirtiyi’nun gelişimini etkileyen faktörler

Kaçırılma, tutsak alınma süresi ve yoğunluğu 

Rehinenin saldırgana olan yakınlığı ve bağlılık derecesi 

Kurbanın kendi civarından psikolojik anlamda ne kadar uzaklaştığı 

İçinde bulunulan vaziyetin kendine özgü hassasiyeti 

Düşmanca bir etrafta bulunma 

Yalıtım vaziyeti 

Naçarlık hissi

Neticede, kurbanda regresyon ve çocuklaşma meyli başlar. Bu vaziyete, travmatik infantilizm denir. Bu vaziyet, şahsın hayatını riske sokan saldırgana yakınlaşmasına ya da onun tutumlarını taklit edip uygulamasına yol açar. 

Kurbanlarda, frozen fright donmuş fobi sınan, ani riskle karşılaştıklarında paralize olmaları olarak belirlenebilecek tepkin de oluşur. 

Stockholm Belirtiyi’na yatkınlık yaratan vaziyetler

Hayati tehlike

Dış dünyadan soyutlanmak 

Bulunulan etraftan kaçamaz vaziyete gelme veya kaçamayacağını düşünmek 

Saldırganın kurbana seyrek de olsa arkadaşça ve yakın davranması 

Psikologlar, bu şartların çoğunlukla aile içi şiddet olaylarında baş gösterdiğini belirtir. Bu tip vaziyetlerde, şiddete uğrayanlar saldırganı kışkırtıp sinirlendirecek şeyler yapmaktan çekinir. Onun onayını kazanmak ister ve onun tarafında gibi davranır. 

Aynı biçimde, savaşta ve savaş tutsaklarında da tarafa patolojik biçimde bağlanma olayları görülür. Saldırganıyla aynılaşan kurban, saldırgana karşı bir hayli duygu besler, onunla aynım geliştirir ve hatta şahsiyet başkalaşımı yaşar.

Travmatik bağlanma kuvvetlendikçe, şiddet ve şiddet tehdidi de çoğalır. Meblağsız tutumlar sergileyen bir saldırgan karşısında, kurbanlar da uygun olmayan düşüncelere sahip olurlarsa saldırganın onlardan daha güçlü biçimde öç alacağını düşünürler. Bu hem yalıtımı hem de bağlanmayı artırır. 

Travmatik Bağlanmanın Bulguları Nelerdir?

Küçük bir iyiliğe bile yoğun bir şükran duygusu hissetme

Şiddeti ve şiddet tehdidini inkar 

Rasyonalizasyon 

Saldırgana ve kendine olan öfkenin reddi 

Makûsa kullanımı önlemeye eforu yeteceğini düşünme

Durumdan ve hücumdan dolayı kendini yargılama meyli 

Saldırganın gereksinimlerine fazla duyarlı olmak

Saldırgan şiddet seviyesini eksiltsin diye onu memnun etmeye çalışma

Dünyayı saldırganın gözünde ve onun perspektifinden değerlendirme

Kendine ait bakış açısını kaybetme 

Kendisini saldırganın bakış açısıyla değerlendirmeye başlama

Saldırganı iyi biri olarak görme, hatta bir noktada onun kurban olduğunu düşünme

Hayatta kaldığı için ve kendisini öldürmediği için saldırgana minnet duygusu besleme

Stockholm Belirtiyi’nun görüldüğü en temel gruplar

• Rehin alma ya da eş bir baskı yaratan kaçırılma vaziyeti rehine, tutsak alan

• Tecavüze ya da tacize uğrayan, ensest ilişki mağduru çocuklar istismara uğrayan çocuk, istismar eden ebeveyn

• Savaşta bulunma, savaş tutsağı olma, toplama kampında kalma

• Pazarlanan seks emekçileri

• Aile içi şiddete maruz kalmış kimseler vurulan eş, hırpalayan eş

• Yoğun dini tarikat gibi ve politik baskıya maruz kalmış, beyni yıkanmış kimseler takipçi, lider

• Uzunca zaman cezaevinde kalmış kimseler tutuklu, gardiyan

• Konut mapusuna maruz kalan kimseler

Lima Belirtiyi 

Lima Belirtiyi, Stockholm Belirtiyi’nun tersidir. Stockholm Belirtiyi’yla aynı şartlarda oluşur ancak bu defa, saldırganlar başka bir deyişle rehin alan bireyler kurbanlarına bağlılık sezer. 1996 yılında, Peru’nun Lima kentinde reelleşen Japon elçiliği rehine krizinde, aynen bu vaziyet yaşanmıştır. Bu belirtinin ismi de bu olaydan kazanç. Bir Hayli ülkeden diplomat, asker ve iş insanının bulunduğu partiyi basan 14 gerillanın suratlarca şahsı rehin aldığı olay, 4 ay süren bir krize dönüşmüştür. Militanlar, rehinelerin lüzumlarını karşılamış, onlara çok sevecen davranmış ve çoğunu da salıvermiştir. 

Tarihten Stockholm Belirtiyi Misalleri

1974 senesinde, Patty Hearst adlı milyoner bir kadın, bir terörist grup tarafından kaçırılır. Grupla beraber geçirdiği iki ayın sonunda, kendisini kaçıran grupla beraber banka soygunu yaparken tutulur ve kendisini kaçıranlarla beraber mapusa mahkum olur.

2001 yılında, gazeteci Yvonne Ridley, Afganistan’da Taliban tarafından kaçırılır. İlk 11 gün, kendisini kaçıranlarla uyuşamaz, onlarla kesintisiz münazara eder ve protesto emelli olarak yemek yemez. Sonrasında, İslamiyet’i analizi koşuluyla hür vazgeçilir. Ardından da İslam’a gerçekten alaka duymaya başlar ve 2003 senesinde Müslüman olur.

Medyadan Stockholm Belirtiyi Misalleri 

George Orwell’ın 1949 yılında yazdığı 1984 adlı romanında, Winston kişiliği kendisine eziyet yapan insana nasıl aşık olduğunu anlatır.

İlk çekimi 1933 yılında yapılan King Kong filminde, canavara kurban gidecek olan kadın King Kong tarafından kurtarılır, kız King Kong’u çok sever.

Celladına Aşık Olan Köle A Life Less Ordinary

Costa Gavras’ın “Mad City”

Hoş ve Çirkin Beauty and the Beast

Terence Stamp’ın oynadığı “The Collector”

Woody Allen’ın “Sleeper”

Sidney Lumet’nin “Dog Day Afternoon”

Nick Cassavetes’in “John Q”

David Hackl’ın Saw Testere

Samuel L. Jackson ve Kevin Spacey’nin başrollerini oynadığı “The Negotiator” adlı filmlerde bu mevzu işlenir.

Türk sinemasında da bu mevzu çok defa işlenmiştir. Gırgır Ali, Fırtına ve Seni Beğeniyorum filmleri bunun örneklerindendir.

Stockholm Belirtiyi’nun Tedavisi

Stockholm Belirtiyi, psikoterapi usulüyle aşılabilir. Farındalık oluşturma gayreti makûs tavırda bulunan şahsın tavır emeli, hizmet ettiği niyetle alakalı da işe yaratacaktır. Bu belirtinin makûs tesirlerini ortadan kaldırmak için travma terapisi yapılabilir. Danışan, öncelikle güvenlik duygusunun yine kuruluş edildiğini öğrenmeli ve sezmelidir. Sonra, olayları bir bir hatırlayıp yas meblağ. Ardından, zamanla hayatla yine bağ kurar. Güçlü ve sıhhatli dayanışma grupları da bu sürece destek verecektir.