Son Haberler

Şemseddin Sami Kimdir?

-
Eylül 14, 2022
Şemseddin Sami Kimdir?

Şemseddin Sami Kimdir?

Şemseddin Sami, Türk dili ve edebiyatının mihenk taşlarında sayılan çok önemli bir dilci, etimolog, çevirmen ve edebiyatçıdır.  Lakin reel önemli olan Kaşgarlı Mahmud’dan sonra Osmanlı dönemindeki ilk lügatçimiz. Ayrıca ilk roman yazarımızdır. Türk edebiyatında çeviri de olsa romanı getiren ilk aydınımızdır.

Aslen Arnavut’tur. Bütün doğum yeri ve tarihi İslam Ansiklopedisinde şu şekilde verilmiştir: “1 Haziran 185O’de Yanya Janine vilayetinin Ergiri Gjirokastra bayrağına bağlı Pırmeti kazasının Fraşiri Frasheri köyünde doğdu.” Şemseddin Sami bu bakımdan Arnavut edebiyatında da bilinir ve Arnavut kaynaklarında Sami Frasheri olarak geçer. Ailesinde babası tımar beyi, annesi ise Fatih ve İmrahor İlyas Bey’in soyundandır. Ailesi, onun yetişmesindeki en önemli basamaktır.

Ufak yaşta Fraşiri’deki en iyi hocadan Arapça ve Farsça dersleri almıştır.  9 yaşındaki babasını 10 yaşındaki annesini kaybetti ve beş kardeşiyle birlikte Yanya’ya ağabeylerinin yanına gitmek zorunda kaldı. Kaydettiği 8 senelik Rum Lisesini 7 senede bitirdi.  Bu mektepte Latince, Rumca, Fransızca ve İtalyanca öğrendi, ayrıca Arapça ve Farsçasını geliştirdi. Şemseddin Sami 1871 senesinde 21 yaşındayken bütün 6 dil biliyordu. Daha sonra Sirac,Hadika , Sabah gazetelerinde görev almış, 1872 senesinde ilk roman kabul edilen Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat’ı yazmıştır.1877 senesinde mühürdar göreviyle Rodos’a gitmiş İstanbul’a döndüğünde Çevirmen-ı Şark gazetesinde yazar olarak çalışmıştır. 1878 senesinde gazete kapanınca çeviriler yapmıştır. Altta bahsedilen çeviri romanlarının çoğu bu zamana rastlar.

Sabah gazetesinin kurucusu Mihran Efendi ile birlikte cep kütüphanesi projesi için kitap dizi oluşturdu. 1879 senesinde Aile, 1880 senesinde Hafta dergilerini çıkardı.  1880 senesinde II.Abdülhamit tarafından epilepsiye alındı ve çalışmalarını daha rahat bir şekilde sürdürdü.

Erenköy’deki köşkünde 1889-1898 seneleri arasında tek başına hazırladığı ve tarih, coğrafya ve meşhur adamlar mevzulu Kamusü’l-A’lam isimli eserini yayımladı. 1900 senesinde Türk dilinin ciddi anlamda en önemli lügati kabul edilen ve bugün hala üzerinde çalışmalar yapılan ama en önemlisi kaynak kabul edilen Kamus-ı Türkî isimli lügati yayımladı. Bu lügat Türk ismiyle yayımlanan ilk Osmanlı lügati olması bakımından da ehemmiyet taşır. Ayıca Orhon Kitabeleri, Kutadgu Bilig,et-Tuhfetü’z-Zekiyye fi lugati’t- Türkiyye ve Lehce-i Türkiyye-i Memalik-i Mısır gibi Türk kültürüne ilişkin eserler hakkında yazılar yazdı. Yaşamının son döneminde hazırladığı bu çalışmaları yayımlamadı. O, yaşamının en verimli çağında daha 54 yaşında 1901 senesinde yaşama gözlerini yummuştur.

Agah Gizemi Levend, Şemseddin Sami için şunu söylemektedir :  “O, Türk edebiyatı tarihiyle Türk kültürü tarihine Kamusül-Alâm ve Kamus-ı Türkî eserleriyle bilgin, Türk dilini, üzerinde durulmağa değer bir mevzu olarak ele alıp, Türkçenin başlıca meseleleri üzerinde dikkatle duran yazar anekdotu : buradaki başlıca mesele Osmanlı Türkçesinde kullanılan alfabe ve laf dizimi yani nahiv, ayrıca Türkçenin yabancı dillerden fazla kelime alması vs ve onları birer birer inceleyerek yazar anekdotu : Yeni Usûl Elifba-ı  Türki  ve Nev Usul Sarf-ı Türki eserleri buna yöneliktir. bu konudaki görüşlerini cesaretle ortaya atan bir dil uzmanı olarak geçecektir.”

Şemseddin Sami’nin Edebi Kişiliği ve Edebiyatımızdaki Yeri

Şemseddin Sami, 20 yaşında yazarlığa başlamış ve daha yirmi yaşında edebiyat ilklerini gerçekleştirmeye başlamıştır. Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, daha 20 yaşında kaleme aldığı bir romandır.  Bu roman bir sürü acemlikle doludur ama ilk roman olma özelliğini yaralamaz bu kusurlar. Ayrıca Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, işlediği mevzular bakımından da çok dikkat çekici ve ayrıca ele alınması gereken  bir mevzudur. Sami, bu eserinde kadın – erkek ilişkilerine çok değişik bir bakış açısından bakarak kendinden sonraki cemiyetsel eleştirinin tabir caizse fikir babası olmuştur. Görücü usulü eleştirilmiş ve kadının toplumdaki yeri denetlenmiştir. Daha sonra Recaizade Mahmud Ekrem, kadın mevzusuna eğilecek ve önünde hep Şemseddin Sami’yi görecektir.

Şemseddin Sami’nin roman cinsine en yetkin katkısı onun kendi yazdığı romanlar dışında Sefiller ya da Robin Crouse gibi klasik roman çevirileridir. O, bu şekilde roman cinsini cemiyete tanıtmıştır.

Gönül rahatlığıyla söylenebilir ki piyesleri gerek tekniği gerek konuşma dilinin akıcı şekilde kullanılması gerek de reyin müesseseyi ile Namık Kemal’in piyeslerinden daha başarılıdır. Lakin işlediği mevzular ve bunu ifade ediş şekli suratından tahminimizce Namık Kemal’in gölgesi altında kalmış bir piyes yazarıdır.

Şöyle bir bilgiyi de es geçmek olmaz: Sami’nin Besa yahut Ahdeveda isimli eseri Arnavutlardaki besa yani and verme / mevzubahisini işleyen bir piyestir ve Gedikpaşa Tiyatrosunda Namık Kemal’in Vatan yahu Silistre isimli oyunundan evvel sergilenmiştir.

Şemseddin Sami’nin “tarih ve coğrafya fenlerinin bir mahzen-i kebiri” olarak adlandırdığı ve toplam 6 cilt; 4830 sayfa olan Kamusü’l-A’lam isimli bir eseri vardır ki Sami bu ansiklopediyi tek başına hazırlayarak edebiyat ve dil dünyamızı ismini kazımıştır. Gerçekten de banal bir insanın asla yazamayacağı bir ansiklopedidir ve içinde coğrafyadan tarihe meşhur adamlardan tarihî milletlere kadar binlerce şey vardır. Eser,  fasiküller halinde ve alfabetik sırayla yazılmıştır.

Ciddi anlamda Türk diline gönül vermiştir. En önemli ve belki de düşüncelerin temelini oluşturan bir birleştiricilik vardır bu aydında. O, Çağatayca ve Osmanlıca terimlerini kabul etmez; ona göre bu iki dil de Türkçedir ki gerçekten de bu mevzuda haklıdır Şemseddin Sami. Sami, kökü yüzyılları aşan bir dilin isminin bir imparatorluk ismiyle sınırlanamayacağını, Osman Bey’in isminin yalnızca devlete verilen bir isim olduğunu ama Osmanlı’da yaşayan çoğunluğunun dilinin Türkçe olduğunu bu bakımdan da Osmanlıca değil Türkçe denmesini uygun görmüştür. 1880’li senelerde yazdığı efsane sayılabilecek “Lisan-ı Türkî” isimli makalesi bugün dahi geçerliğini gözeten harika bir makaledir.

Şemseddin Sami, yukarıyada bahsedilen dil bilinciyle Türkçenin belli bir sistemde yazılan ilk lügati olan “Kamus-ı Türkî” isimli eserini hazırladı. Şemseddin Sami döneminden evvel Türkçenin isminin başlıkta olduğu belli bir lügati  yoktu, hazırlanan lügatler ya Arapça ya da Farsça olurdu. Ayrıca Osmanlı Dili ismiyle hazırlanırdı lügatler. Şemseddin Sami, içinde Türkçe fiilleri de alarak hatta millet deyimlerini de içine alan Türkçe alfabetik sistemle yazılan bir lügat hazırladı. ismine de Kamus-ı Türkî diyerek tarihe geçti zira ilk kez bir lügat “Türkî” ismi altında hazırlanmıştı o zamana kadar.

Kamusü’l-A’lam’dan sonra çıkmış 20 senelik yoğun bir birikimin 2 senelik çalışmasıdır Kamus-ı Türkî.  1901 senesinde basılmıştır. Ahmet Vefik Paşa’nın 1876 senesinde çıkardığı Lehçe-i Osmanî isimli eserinden sonra en kapsamlı lügattir. Arapça ve Farsça kelimelerin yanında unutulan Anadolu sözcüklerini de lügatine almasıyla Vefik Paşa’yı geçmiştir hatta.

Şemseddin Sami, lügatinin İfade-i Meram kısmına  okuyucusuna lügati nasıl kullanması gerektiğini sarihlerken lügatin isminden lügat içeriği hakkında birçok bilgi vermiştir.

Şemseddin Sami, henüz burada noktalanmayacak kadar parlak bir alim… Bu bakımdan da onun dil ve laf dizimi hakkındaki görüşlerini, Kamusü’l-A’lam ile Kamus-ı Türkî’yi detaylı olarak başka bir yazıda inceleyeceğiz.

Eserleri

Roman

Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat
Oyunları
Besa yahut Ahde Vefa 1292,
Seydi Yahya 1292,
Gave 1293

Lügat ve Ansiklopedileri

Kamus-ı Fransevi Fransızca’dan Türkçeye
Kamus-ı Fransevi Türkçe’den Fransızca’ya, 1302,
Ufak Kamus-ı Fransevi Fransızca’ dan Türkçe’ye, 1303
Kamusü’l- Alam  I-VI, 1306-1316
Kamus –ı Arabi Arapça’ dan Türkçe’ye, d’m harfinin sonuna kadar, 1314-1315,
Kamus-ı Türkî

Tercümeleri

Tarih-i Mücmel-i Fransa Saint-Ouen’den, 1289,
İhtiyar Onbaşı Dumanoir-Ennery’den be perdelik trajedi, I 290,
Galatee Florian’dan mitolojiye ait manzum bir reyin, 1290,
İblisin Yadigarları  F. Soulie’den serüven romanı
Sefiller V. Hugo’ dan, yarım kaldığı için daha sonra  Hasan Bedreddin tarafından bitirilmiştir,
Robinson Daniel de Foe’dan.

Cep Kütüphanesi Serisi:

Medeniyyet- i İslamiyye 1296,
Esatir 1296,
Kadınlar 1296,
Gök 1296,
Yer 1296,
İnsan 1296,
Emsal 1296,
Letait 1300,
Yine İnsan 1303,
Lisan 1303,
Usul-i Tenkid ve Tertib 1303.

Öğretici Eserleri:

Arnavutça Alfabe 1296,
Ufak Elifba 1300,
Arnavutça Gramer 1303,
Tasrifat-ı Arabiyye 1303,
Yeni Usûl Elifba-ı  Türki 1308,
Nev Usul Sarf-ı Türki 1308,
Kavaid-i Sarfiyye-i Arabiyye,
Kavaid-i Nahviyye-i Arabiyye,
Usul-i Cedid Kavaid-i Arabiyye 1317,
Tatbikat-ı Arabiyye 1318.

Diğer Eserleri:

Himmetü’l-hümam fi neşri’l-İslam 1301,
Hurdeçin 1302,
Baki’nin Eş’ ar-ı Müntehabesi İstanbul 1317,
Ali b. Ebi Talib Efendimizin Eş’ar-ı Müntehabeleri ve Şerh ve Tercümesi 1318.

Anekdot: Eserler kısmındaki tarihler hicri takvim tarihleridir.