Son Haberler

Saatin Tarihçesi ve Gelişimi

-
Eylül 8, 2022
Saatin Tarihçesi ve Gelişimi

İlkel devirlerde yaşayan insanlar, gündelik vakitlerinde zamanı bilmek için güneşe bakardı. İlkel devirlerde sürdürülen yaşamda gün ışığından, gündelik işleri yapabilmek için yararlanılırdı. İlkel devirlerde güneşin doğması ve batması vakit ölçmek için o devirlerde yaşayan insanlara yetiyordu. Ancak ilerleyen yarıyıllarda popülasyonun çoğalması, insanlar arası ilişkilerin değişmesi, bir üst otoritenin devlet kurulması ve bu otoritenin görevlerini bir kumpas içerisinde yapmaya çalışması ile oluşan cemiyet şekli zamanın daha detaylı bir biçimde anlaşılması gereksinimini getirdi. Bu koşullar altında ilk saat, MÖ 4000’li senelerde Mısır’da icat edilen güneş saatidir. Bu tarihten itibaren zamanı ölçmek için değişik teknikler ve gereçler uygulanacak ve günümüzdeki son haline erişecektir. Bu yazımızda saatin MÖ 4000’li senelerde Mısır’da başlayan gelişimini ve değişik çeşitlerini kronolojik bir gizeme içerisinde sizler ile buluşturacağız.

Güneş Saati

İlk kullanılan saattir. Güneş saati, bir kazığın yere doksan derecelik açı ile dikilmesinden oluşur. Yunanlılar bu kazığa gronom ismini vermiştir Güneş hareketleri neticesinde kazığın gölgesi hareket eder. Bu hareket çevresini ölçerek gündüz vakitlerini kısımlara ayırdılar. Buluş edilen güneş saati sadece güneş varken kullanılabilmekteydi. Bu vaziyet güneş saatinin işlevini kısıtlıyordu.

Saatin Tarihçesi ve Gelişimi

Su Saati

Mısırlıların bulduğu güneş saati geceleri işlevsiz gidişatta olduğu için Mısırlılar, geceleri de zamanı ölçebilecek bir taşıt arayışına girdiler. Bu arayış neticesinde su saati icat edildi. Bir kabın içerisinde bulunan suyun dışarıya akması ile kabın içindeki işaretler ilerleyen zamanı göstermekteydi. Güneş saati yalnızca günün belirli bir anını gösterirken su saatleri zamanı ölçme özelliği ile daha işlevsel gidişattaydı. Su saatinin hangi tarihlerde icat edildiği ile ilgili kesin bir kaynak bulunmamaktadır. Mısır ve Babil gibi eski medeniyetlerde kullanıldığı biliniyor. Bunların yanı gizeme Çin ve Hindistan gibi bölgelerde su saati kullanıldığı ile ilgili bilgilere ulaşmaktayız.

Kum Saati

Kum saati, üst üste bulunan iki sırça fanustan birinde bulunan kumun diğerine aktarılması ile zamanı ölçen bir vasıtadır. Kum dışında cıva, ince mermer tozu ya da iyice vurularak pudra haline getirilmiş yumurta kabuğu kullanılırdı. Kum saati, gemilerde, kiliselerde, reyin ve çeşitli müsabakalarda kullanıldı. Saati belirtmek yerine daha çok kısa zaman dilimlerinin ölçülmesinde kullanılan kum saatinin bu eksikliği onun işlevselliğini azaltmaktaydı.

Saatin Tarihçesi ve Gelişimi

Ateş Saati

Mum saati olarak da bilinmektedir. Petrol lambasının ateşiyle çalışan mum saati, yandıkça boyu küçülen mumun gölgesinin, arkasındaki işaretlere denk gelmesi ile ya da tükenen yağın içi görünebilen bir kap içerisinde birikerek saatin belirlenmesi sağlanırdı. İlk kullanım yeri belirlenememekle birlikte mum saatlerinin You Jiangu isimli Çinli bir şairin şiirinde bahsedilmektedir. Şairin yaşadığı 520 senesi mum saatlerinin o tarihlerde kullanıldığını bize ispatlamaktadır. Japonya’da bulunan tapınaklarda 10. asırda eş bir teknik kullanılmaktaydı. Toz haline getirilen bitkiler bir tüp içine sıkıştırılır ve ateşin yüksekliğinin yetiştiği yere göre saat belirlenirdi. En bilinen mum saatleri İngiltere kralı Alfred’in saati ile bilim adamı El Cezeri’nin 1206 senesinde planladığı saatlerdir.

Saatin Tarihçesi ve Gelişimi

Mekanik Saatler

Enerji sayesinde içinde bulunan mekanizmanın belli bir kumpas içerisinde hareket etmesini sağlayarak bu mekanizmanın ucundaki ip ya da kadran ile belli rakamları göstererek insanlara zamanı anlatan bir vasıtadır.

İlk mekanik saatlere Çin kaynaklarında tesadüfmekteyiz. Su Sung adındaki ünlü bir Çinli, “Hsiang Fa Yao” isimli kitabında mekanik saat hakkında bilgilerden laf etmektedir. Kitapta bu saatin 3 metre yükseklikte olacağını, su eforu kullanarak çalıştığını ve saatin arka tarafında ayarların yapılabileceği bir kapağı gösteren şemalar vardır.

Mekanik saat için ilk çalışmalar din adamlarının teşviki ile oldu. Din adamlarının ibadet edebilmek için saati kesin olarak saptayabilmeleri gerekiyordu. Bu işlemi gerçekleştirmek için yapılan ilk mekanik saatler, saati göstermek yerine saati bildirmeye yarıyordu. Ağırlık desteği ile çalışan ilk mekanik saatler, belli zaman aralıklarında ses çıkarabilecek tertibatlar ile planlandı. Daha önceki yarıyıllarda da bu tertibat kullanılmaya çalışılmış ama zaferli olunamamıştı.

İlk icat edilen güneş saati, su saati ve kum saati gibi saatler değişik usuller ile zamanı göstermek emeli ile yapılmıştı. Mekanik saatler ise din adamlarının manastır içerisindeki yaşamlarında görevlerini zamanında yerine getirmek için çekiç ya da tokmak ile ses çıkararak uyarmak ve andırdırmak emeli ile üretildi. Bu neden ile üretilen ilk mekanik saatler, saati gösterme işlevi gütmediği için akrep yelkovan gibi parçalara gereksinim dinlemiyordu. Dönemin eğitim koşulları düşünüldüğünde okuma yazma oranını düşük olduğu için insanların saate bakarak kavrayacağı işaretler koymak yerine, din adamlarının ibadetlerini yapacakları saati andırdırması için yapılan ses sistemi misal alındı ve insanlar işlerini yaparken duyabilsinler diye zamanı çan desteği ile duyuran saatler geliştirildi.  1344 senesinde günü 24 saatlik dilimlere parçalayan ve ilk kadranı kullanarak saati görsel olarak görebilmemizi sağlayan kişi Giovanni di Dondi’dir. 14. asra kadar gelmiş olan ve gece gündüz ayrımı yapamayan saatlerin üretimi, mekanik saatlerin gelişmesi ile vazgeçildi. Bir günü eşit saat aralıkları ile parçalayan ilk saat Milano’da İtalya bulunan Saint Gottard kilisesinin saatidir. 14. asır ve devamında Avrupa şehirlerinde mekanik saat kuleleri yapıldı ve bu üretim süratli bir şekilde dağıldı. Sarkaç, sekteli rakkas dişlisi ve ağırlıktan efor alarak çalışması planlanan bu saatlerin kullanımı 300 sene devam etti.

14. asırda dağılmaya başlayan mekanik saatler, büyük ağırlıklardan oluşuyordu. Peter Heinlein’in 16. asrın başlarında Nürnberg Almanya şehrinde zembereği icat etmesi ile büyük ağırlıklardan oluşan saatlerin kullanımından vazgeçildi. Zemberek sayesinde minik ebatlarda olan ve taşınabilir özelliği bulunan saatler geliştirilebildi.

Sarkaç, mekanik saatlerin gelişiminde büyük bir atlama gösteren ve yararlı olan buluşlardan oldu. Zamanı daha doğru gösteren sarkaçlı saatler, ilerleyen zamanlarda çağdaş hale getirildiği için ilk üretildiği şekilde bulmak oldukça güçtür. Mekanik saatin ilk tasarımcılarından olan Giovanni di Dondi’nin planlamış olduğu saat, sarkaç ve sekteli rakkas dişlisinden alana geliyordu. Bu sarkaçlı saatte, saati görmemizi sağlayan kadran yoktu.

Galileo, can vermeden evvel sarkaç mekanizmasına sahip bir saat planladı. Ancak bu tasarımını somut hale getiremeden can vermiştir. Çalışan ilk sarkaç mekanizmasına sahip saati, Galileo can verdikten sonra 1656 senesinde Alman astronom Christiaan Huygens yaptı. Cristiaan Huygens’in planladığı saat, gün içinde bir dakikalık bir yanılgı verirken Huygens bu topallamayı ilerleyen çalışmaları ile 10 saniyeye indirmeyi başardı.

Saatin gelişiminde büyük hisseyi olan zembereğin bir meseleyi vardı. Bu mesele, zembereğin gerildikten hemen sonra en fazla performansı göstermesi ve sonrasında performansını devam ettirememesiydi. Bu vaziyet günde bir saatlik bir topallamaya neden olabiliyordu. Cristiaan Huygens, icat ettiği sarkacın yanı gizeme 1670’li senelerde icat ettiği balans yayı zembereğin oluşturduğu topallamayı giderdi. Balans yayı taşınabilir saatlerin daha pratik bir kullanıma sahip olmasını sağladı. Bu gelişmelerden sonra kol ve cep saatlerinin kullanımı arkasıydı. İlk başlarda yalnızca kadınların kullandığı cep saatleri I. Dünya Harbi zamanlarında erkekler tarafından da tercih edilmeye başladı. Yaygınlaşan taşınabilir saatlerin uygun fiyat ile üretimi Amerika’da başlamıştır.

Saatlerin kullanımının yaygınlaşması uslarda zamanın neye göre ölçüldüğü sualini oluşturdu. Bu vaziyet 1820 senesinde netlik kazanmış ve zaman aralıkları günümüzdeki standart halini aldı.

Günümüzde kol, cep ve duvar saati olarak kullandığımız saatlerde bulunan kadran üzerindeki sayıların arasında 30 derecelik bir açı vardır. Bu açı, dünya genelinde standart olarak kabul ediliyor. Kadranlı saatler bir yana günümüzde çıkan saatler yalnızca saati göstermekten çok daha öteye erişti. Kadranlı saatlerin sonrasında dağılan dijital saatler, akrep ve yelkovana gerek dinlemeden yalnızca sayılar ile zamanı gösterebilmektedir. Saati göstermekle kalmayan dijital saatler; takvim, süreölçer vb. özelliklerde ilave edildi.

Taşınabilir saatler, cep telefonunun yaygınlaşması ile önemini biraz da olsa kaybetti. Henüz çok fazla yaygınlaşmamış olsa da kol saati şeklindeki telefonlar, taşınabilir saatlerin kullanımını büyük miktarda düşürecek gibi görünüyor.