Son Haberler

Rusya’nın Enerji Politikaları

-
Eylül 14, 2022
Rusya’nın Enerji Politikaları

Rusya'nın Enerji Politikaları

Soğuk savaş sonrasında kendini özgür pazar ekonomisine biran evvel bütünleşmek isteyen ve kısa zamanda liberal bir ekonomik yapıya sahip olmayı başaran Rusya Federasyonu, dünyanın en büyük doğalgaz ve petrol rezervlerine sahiptir. Enerji mevzusunda dünya piyasasında çok büyük bir ehemmiyet talep etmektedir. 1991’den itibaren de bu vaziyeti değerlendirmek ve enerji alanında büyümek için muhtelif siyasetler izlemiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği sonrasında Rusya, ‘’Şok Siyasetleri’’ ile liberal ekonomiye geçmeye çalışmış, özelleştirmeler yapmak suretiyle, özgür piyasa ekonomisinde yer edinmiştir. Enerji sektöründe yaşanan en büyük özelleştirme olarak Gazprom gösterilebilir. 1992’de Yeltsin idaresinin tamamen özelleştirdiği işletme, bir müddet sonra dünyanın en ehemmiyetli müessesesel doğalgaz işletmeyi konumuna yükselmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği sonrasında liberal ekonomiye geçişi iyi kullanarak, kendine çıkar sağlamayı hedeflemiştir. Büyük oranda da galibiyetli olmuştur. Petrolde de vaziyet aynıdır. Özellikle 1990-1999 seneleri arasında 1992’deki özelleştirme kararnamesi ile başlayan ve daha sonra 1995 ve 1997’de yenilenen haklar sonucunda petrol payları yabancı yatırımcıya açılarak petrol özelleştirme süreci sürat kazanmıştır. Petrolde yaşanan özelleştirmeler ardından ayrılınmaları ve ayrılmaları da beraberinde getirmiştir.

Misalin 1991’de Langepaz, Urengoi ve Kogalym işletmeleri birleşerek Lukoil ismi altına yeni bir işletmeye dönüşmüştür. Daha sonra Rosneftegat ismiyle kurulan petrol işletmeyi Rosneft ismini alarak, 1992 senesinde ayrılınarak Yukos vve Surgutneftegaz’a dönüşür.

1990’lı senelerde Rusya’nın ekonomik anlamda yaşadığı en büyük 1998 krizidir. Çünkü ekonomisindeki küçülme doğrudan petrol kotasına tesir etmiş %40’lık bir düşüş ile ciddi hasar görmüştür. Ağustos’ta alınan moratoryum* kararına kadar ciddi kasvetler yaşamış, borçlanmıştır. Bu kriz ile beraber Rus Rublesi ehemmiyetli bir oranda değer kaybetmiş, ithalatta pahalılık ortaya çıkmıştır. Aynı zaman da Rus Rublesi Dolar karşısında ciddi bir miktarda değer kaybı yaşamıştır. Ayrıca petrol yapımında ve ihraç edilmesinde gözle görüşür düşüşler alana gelmiştir.

Moratoryum*: Muhtelif İktisadi buhranlar nedeniyle borçların ödenmesi vakitlerinin uzatılmasıdır. Moratoryum, iflasların önlenmesi kastıyla yapılır ve koşulları özel yasayla belirtilir. Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’de kısmi bir moratoryum duyuru edilmişti. Latincede geciktirme anlamına gelen mora ve moratorius sözcüklerinden alınmış bir terimdir.

Diğer taraftan 2000 sonrasında ise Hindistan ve Çin gibi ülkelerin petrol arzlarındaki artık, Amerika Birleşik Devletleri’deki ekonomik meseleler nedeniyle Rusya ön tasarıya çıkmıştır. Ayrıca 1998’deki devalüasyondan kaynaklı ihracat ucuzlamış, daha fazla ihracat mahsulü satılabilmiştir.

Özellikle 2000 senesinden itibaren Putin’in iktidara gelmesi ile değişen siyaset enerjikleri ve Putin yarıyılındaki yaşanan büyümeler balansları değiştirmiştir. Putin siyasetlerinin özellikle dış siyasetinin temelini 2000 senesinde yayımlanan ‘’Milli Güvenlik Doktrini’’ oluşturmaktadır. Bu doktrin ile daha da netleşen siyasetler Alexander Dugin’in başlattığı Avrasyacılığın yeni halidir. Bu Avrasyacı cins YeniNeo-Avrasyacılık olarak adlandırılmaktadır. Bu akıma göre yakın etrafta çok ehemmiyetli işbirliği kurulmalı ve gerekirse buradakiyakın etraftaki devletlere işbirliği mevzusunda baskı yapılmalıdır. Rusya’nın uygulamakta olduğu dış siyaset çıkara bağlı, çok kutuplu dünya kumpasını özümseyen ve Rusya’nın bir küresel efor halini almasını hedeflemektedir. Dış siyasette her zaman özellikle kullandığı enerji siyasetleri, bir stratejik konuma gelmiştir. Gerektiğinde bir dış siyaset vasıtayı olarak kullanmaktan çekinmeyen Rusya, bunu yapmaktaki sebebi en ehemmiyetli ekonomik ve cemiyetsel büyüme olarak enerjiyi küreselleştirmek olarak görmesi olmuştur. Putin’in dış siyasette enerji mevzusunda kullandığı en ehemmiyetli işletmeleri GazpromDoğalgaz mevzusunda , LukoilPetrol mevzusunda’dir. Gazprom ve Lukoil, Orta Asya’da bir siyaset vasıtayı olarak kullanılmakta olup, enerji tekeline sahip olmak güzergahında teşebbüslerde bulunulmaktadır. Bu sayede Avrasya’da enerji mevzusunda en ehemmiyetli laf sahibi olmakta ve Avrasya’daki enerji sevkiyatını hakimiyet eden ülke olmaktadır. Tabi ki yalnızca enerjiyi üreten bir devlet değildir, aynı zamanda taşıma, rafineri, dağıtım ve pazarlama gibi mevzularda da nitekli personel ve müessesesel işletmelere sahiptir.

Enerji siyasetlerinin uygulanmasına bölgesel olarak bakıldığında, Orta Asya’da uygulanan ‘’kuzey-güney’’ doğrultusundaki enerji holleri ile kendisine karşı yapılacak rastgele bir enerji ittifakına karşı tedbir almaktadır. Bu temkinler BTC’yiBakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattı projesi yasaklamamış olsa da Türkiye açısında bakıldığında bir risk unsuru olduğunu söylemek aşikârdır.

Diğer bir bölge olan Hazar Havzasında Orta Asya’daki Türkmenistan-Kazakistan gibi ülkelerin Rusya’yı saf dışı vazgeçerek yaptıkları uyuşmaları tanımasa da Rus yatırımcıların bölgeye olan yatırımlarını arttırmıştır. Çünkü bölgede Rus işletmeleri laf sahibi olursa, Rusya’nın bu bölgede isteği politikayı uygulaması kolaylaşacaktır.

Bölgede üstünlüğü yine kazanmak ismine 2002’de Türkmenistan-Kazakistan-Özbekistan ile beraber Avrasya Gaz ÜreticileriEAGP yi kurmuştur. Ayrıca AB ile 1994 senesinde imza atılan antlaşmayı onaylamayan Putin, antlaşmayı yalanlayarak Hazar Havzası’nda enerji entegresini sağlamlaştırmıştır.

Rusya, Avrasya’daki en ehemmiyetli gaz ihracatçısı konumundadır. Bu konumunu gözetmek için bölgede kendine rakip olarak gördüğü İran ve Türkmenistan’a değişik siyasetler uygulayarak, bölgede enerji tekelini sağlamaya çalışırken, Türkiye’nin bölgede enerji antlaşmaları yapmasını yasaklamıştır.

Türkmenistan’ı kendine bağımlı hale getiren Rusya, Azerbaycan ve Kazakistan’da bunu muvaffak olamamıştır. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin de takviyesini alan BTC projesi bölgedeki enerji sevkiyatında Rusya’yı dışarda vazgeçerek eforunu kırmıştır. Rusya her ne kadar bölgede tekel konumunda gözükse de Kazakistan ve Azerbaycan gibi bölge ülkeleri hem Rusya ile enerji işbirliği yaparken hem de Rusya’yı saf dışı vazgeçerek bölgedeki diğer ülkelerle enerji işbirliğine girmektedir. Rusya’nın en ehemmiyetli petrol işletmeyi Lukoil, Azerbaycan ve Kazakistan’dan enerji alanında çok fazla pay sahibi olamamıştır. Keza Gazprom da BTC gibi yerli projeler ile saf dışı bırakılmaya başlanmıştır.

Türkiye ile enerji mevzusundaki ilişkilerinde Kafkasya’da Rusya’nın uyguladığı ananesel siyasetAvrasyacılık Türkiye’yi güvenlik açısından güç gidişata düşürmektedir. Özellikle Türkiye’ye karşı bölgede üstünlük kurmak ismine Ermenistan’ı kullanmakta ve Ermeni meseleyi gibi mevzularda Ermenistan’ı desteklemektedir. Çünkü Ermenistan’ı, Kafkasya’daki enerji mevzusunda kendisine bağımlı hale getirdiği ve istediği gibi kullanabildiği yegâne bir ülkedir.

Karadeniz’de artan Amerika Birleşik Devletleri hegemonyasına karşı Türkiye ve Rusya’nın çıkarları kesişmektedir. Bu gidişattan dolayı karşılıklı işbirliği bu bölgede oldukça sık tesadüfülmektedir. Ancak Hazar ve Kafkasya’da çıkar çatışması yaşanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve AB, Türkiye’nin içinde bulunacağı projeleri, Rusya’nın bu bölgelerde tek egemen efor olmasına rağmen desteklemektedir. Türkiye bu bölgelerde AB ile işbirliği içine girip yeni antlaşmalar yaparken aynı zamanda Orta Asya’daki Türki devletlerle de ilişkilerini geliştirme gayretindedir.

Ortadoğu’daki enerji siyasetleri Putin yarıyılında Sovyetler Birliği’ndeki gibi öncelikçi konumuna yükselmek için yeni adımlar atmıştır. Özellikle silah ticaretinde ve bölgede seçenek bir enerji ihracatçısı olmak ismine yeni usuller sınamıştır. Özellikle İsrail ile hakikatleştirilen enerji ihracı ile bölgedeki konumunu yükseltmeyi kastetmiştir. İsrail-Filistin sorununda arabuluculuk yapmak istemiştir. Ancak taraflı yanaştığı düşünülmüş ve Türkiye’nin bu mevzuda daha yapıcı olabileceği beyan edilmiştir.

İran bölgedeki en ehemmiyetli ticari ve politik ortak olarak gözükmektedir. 2002 senesinde yapılan antlaşma ile enerji mevzusunda atılan büyük adım ile Rus işletmeleri İran doğalgazını pazarlamaktadır ve İran bu gidişata pozitif bakmaktadır. Çünkü politik olarak nükleer enerji mevzusunda Rusya’nın takviyesini almakta ve bunu Batı’ya karşı kullanmaktadır.

Bir diğer Rusya için Ortadoğu’daki ehemmiyetli ülke Irak’tır. Çünkü Irak’tan alması gerek 7 milyarlık borç vardır. Ayrıca ülke üstündeki enerji tasarıları yapmaktadır, lakin Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı işgali ile kesintiye uğramıştır. Kesintiye uğraması ile de ucuza aldığı petrolü, AB ülkelerine satamamış, istediği çıkarı burada uygulayamamıştır. BTC ile aktifliği daha da kırılan Rusya, yeni seçeneklerle enerji ihracını ve ithalatını bölgede çoğaldırmak istemektedir.

AB-Rusya arasındaki enerji alanındaki ilişkilerde, AB ülkeleri ile Rusya arasında çok büyük oranda bir enerji sevkiyatı yapılmaktadır. AB ülkeleri, Petrol ve doğalgaz ithalatının büyük bir kısmını Rusya’dan yapmaktadır. Enerji mevzusunda Rusya’ya bağımlı hale gelen AB ülkeleri, bu vaziyeti eksiltmek ismine enerji talebini ifa etmeleri gerektiğine karar vermişlerdir. Putin, enerji mevzusunu özellikle AB ülkelerine bir silah olarak kullanmaktadır. Ve bunu galibiyetle ifa etmektedir. AB, Putin yarıyılında Rusya’ya hem ekonomik hem de politik ebadıyla bağımlı hale gelmiştir. Rusya için ise AB enerji ihraç ettiği büyük bir pazardır.

Diğer bir husus Rusya özellikle Baltık ülkelerinden biri olan Finlandiya’ya NATO ve AB’ye girme mevzusunda baskı yapmıştır, girmesini istememiştir. Çünkü Finlandiya onun için AB ile bir tampon bölge oluşturmaktadır. Enerji ithalatı mevzusunda Rusya’ya bağımlı vaziyette olan ve enerji ithalatının büyük bir oranını Rusya’dan sağlayan Finlandiya’ya baskı uygulayıp, özellikle dış siyasetinde laf sahibi olmaya çalışmıştır.

Rusya’nın enerji ihracatını bir dış siyaset silahı olarak kullanması ve AB ülkelerinin enerji mevzusunda Rusya’ya bağımlılığının büyük miktarda çoğalması, Türkiye’nin, AB açısından ehemmiyeti çoğaldırıcı bir tesire neden olmuştur. AB, Türkiye’yi transit bir ülke konumuna getirip, Hazar Havzası’na ve Orta Doğu’daki doğal kaynaklara erişmek için Türkiye ile yeni antlaşmalar yapıp, süreci hızlandırmayı talebi etmiştir. Misal vermek gerekirse INOGATE ve TRACECA gibi projeler AB tarafından desteklenmiş ve finanse edilmiştir. Türkiye üzerinden hem Ortadoğu hem de Hazar Havzası’nda bulunan devletlerden enerji ithalatı ile Rusya’ya bir seçenek oluşturma gayesi gütmektedir. Ayrıca NABUCCO boru hattı projesi ile de Azerbaycan ve İran’dan gelecek enerjiyi Türkiye üzerinden AB ülkelerine aktarmayı tasarlamaktadır. Türkiye burada çok ehemmiyetli bir konuma sahip olmuştur. Çünkü bu gidişattan hem finansal açıdan hem de stratejik açıdan avantaj sağlamaktadır. Bu sayede Rusya’nın aktifliği kırılması hedeflenmektedir.

Türkiye, Rusya açısından enerji güvenliği için en ideal bölge/devlet olarak görülmektedir. Bunun yanında AB için ise enerji merkezi olarak görülmektedir. AB ve Rusya’nın arasındaki enerji mevzusundaki bu rekabet ve ihtilaflar, Türkiye’nin lehine dönmekte ve Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik ehemmiyeti çoğaldırmaktadır.

Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği sonrasında kurduğu Bağımsız Devletler TopluluğuBağımsız Devletler Topluluğubirleşmiş Milletler* ile yine bir Sovyet ruhu kurmaya çalışmıştır. Ve bu sayede siyasetlerini istediği gibi yürütüp, küresel bir efor olma yolunda daha önceki statüsüne erişebilmeyi hedeflemiştir. Ayrıca enerji mevzusunda Bağımsız Devletler Topluluğubirleşmiş Milletler’ye abone ülkelere petrolün ve doğalgazın dünya piyasasındaki maliyetinin çok altında bir maliyettan petrol ve doğalgaz ihracatı yaptığı görülmektedir. BD içinde Batı’nın takviyesini en çok aldığı görülen Ukrayna ve Gürcistan ile ilişkiler seneler geçtikçe bozulmuş ve bu ülkeler Batı istikametli siyasetleri takip ederek, topluluktan ayrılmışlardır. Gürcistan’daki Güney Osetya Savaşı neticesinde, Gürcistan topluluktan ayrılmıştır. Ukrayna ise, Rusya’nın Kırım’ı işgali sonrasında, Bağımsız Devletler Topluluğubirleşmiş Milletler’den ayrılmıştır. Topluluktan ayrılıp, Batı istikametli siyasetler izlemesi bu ülkelere karşı Rusya’nın enerji ihracını dünya piyasasındaki maliyete satmasına neden olmuştur.

Avrupa enerjide Rusya’ya bağımlılığını gitgide çoğaldırmış ve aynı zamanda Rusya’nın da Avrupa pazarına olan bağımlılığı çoğalmıştır. Bu gidişattan dolayı Rusya enerji mevzusunda kendisine yeni seçenekler aramıştır. Bu mevzuda Rusya açısından ehemmiyetli olan ülkeler: Çin, Japonya ve Güney-Kuzey Kore’dir. Bu ülkeler arasında en büyük enerji ithalatçısı potansiyeline sahip olan ülke Çin’dir. Yapılan hipotezlere ve öngörüler ile Çin 2030 senesinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptığı kadar enerji ithal edecek ve 2030 senesinde günlük vasati 12 milyon varil petrol ihraç edece gidişata gelecektir. Bu vaziyet Rusya açısından büyük ehemmiyet talep etmektedir.

Bağımsız Devletler Topluluğu*: 8 Aralık 1991 tarihinde Beyaz Rusya, Ukrayna ve Rusya Federasyonu, birlikteliğinde imza altına alınan uyuşma ile oluşturulmuş devletler topluluğudur. Uyuşma neticesinde Sovyetler Birliği resmi olarak devrildi. Daha sonra Letonya, Gürcistan, Estonya ve Litvanya dışındaki diğer tüm Sovyet Cumhuriyetler anlaşmaya imza atarak 21 Aralık 1991 tarihinde bu yaradılışa katıldı.2008’de Gürcistan Güney Osetya Savaşı’ndan dolayı ayrılmıştır. 2014’te ise Ukrayna, Kırım’ın, Rusya tarafından işgali sonucunda Bağımsız Devletler Topluluğubirleşmiş Milletler’den ayrılmıştır. http://www.tarihbilimi.gen.tr/yazı/bagimsiz-devletler-toplulugu/

2007’ye kadar doğalgaz ihraç eden Çin, doğalgaz arzındaki çoğalış nedeniyle, doğalgaz ithal etmeye başlamıştır. Çin, fazla enerji arzı sonucunda, Amerika Birleşik Devletleri’den sonraki en çok enerji ithal eden ülke konumunda bulunmaktadır. Rusya ve Çin arasında antlaşmalar da yapılır. Buna misal olarak 2001 senesinde yapılan ‘’İyilik ve Arkadaşlık Antlaşması’’ ve Doğu Sibirya Pasifik Ummanı ESPO petrol hattı antlaşmaları enerji işbirliği alanında yapılmış ehemmiyetli antlaşmalardır. Daha sonra Japonya’nın da projeyi desteklemesi ile iki ülke arasında Japonya ve Çin rekabete yol açan vaziyet, Rusya’nın lehine neticelenmiştir. İleri ki zamanlarda dünyada yaşanan politik büyümeler ve Rusya’nın yürüttüğü siyasetler sonucunda Japonya-Rusya arasında yakınlaşma olmuştur. Ancak Eylül 2005’deri itibaren, YUKOS kamulaştırılınca, Çin, ESPO için Rusya ile uyuşma yoluna gider. Aralarında ESPO için bir antlaşma imza atılır. Rusya’nın bu antlaşmayı yapmasındaki en ehemmiyetli neden bu hat ile Asya Pasifik’e kadar uzanan enerji ithalatını yapabilecek olmasıdır. 2009 senesinde ise iki ülkenin doğalgaz sevkiyatı güzergahında antlaşma imza atırlar. Bu antlaşma doğalgaz tedariki için temel oluşturmuştur. 2011 senesinde Çin’in doğalgaz maliyetlerinde indirim için ısrarı ile antlaşma imza atılamaz. Enerji mevzusundaki son antlaşma 2013’te imza atılır. Rusya ve Çin arasındaki antlaşma 300 senelik bir antlaşma olmuştur. İlk evresi 2018’de başlayacak olan enerji sevkiyatı ile 60 milyar metreküplük sevkiyat yapılması hedeflenmektedir. Bu Doğu Akım projesi ile Rusya, kendi aleyhine bir vaziyet oluşturarak, Avrupa’nın bağımlılığı gibi ilerde Çin’in de, Rusya’ya enerji mevzusunda bağımlı olmasının ihtimalini çoğaldırmıştır. Bu sayede Rusya, hem kendine seçenek bir enerji ihracatı yapacak pazar oluşturmuş hem de Çin’deki Uzakdoğu’daki bölgeleri geliştirmek için fırsat tutmuş oldu.

Japonya ile olan ilişkilere bakıldığında, Japonya enerjiye bağımlı bir ülkedir. Bundan kaynaklı enerjiyi ithal etme zorunluluğundadır. Rusya ile ilişkileri özellikle Putin yarıyılında kayda değer bir yükselişe geçmiştir. Japon işletmeleri Rusya’nın enerjiyi sevk edebilmesi için teşvikler yapmaktadır. Japonya enerji ithalinde özellikle Ortadoğu’ya olan bağımlılığını kırmak açısından Rusya’yı bir seçenek olarak görmektedir. Bu nedenle elinden gelen dayanağı Rusya’ya sağlamaktadır.

Son olarak Kuzey-Güney Kore’ye bakıldığında, Putin’in iki ülkeden de geçecek biçimde tasarlanan projesi Kuzey ve Güney Kore arasında doğalgaz talebi yapılmak istenmiştir. Güney Kore en büyük enerji ithalatçılarından biridir. 2011’de özellikle LNG ithalatında ikinci olur.

Kuzey Kore 2011’de yapılacak olan iki ülkeden de geçecek olan boru hattı projesini kabul ettiğini beyan etmiştir.Trans-Korea Kuzey Kore’nin kabulünden birkaç ay sonra da Güney Kore bu projeyi kabul etmiştir. Ancak 2012’de proje Kuzey Kore’nin geçiş fiyatı mevzusunda yüksek fiyat arzından dolayı sekteye uğramıştır.

Türkiye-Rusya Enerji İlişkileri

Soğuk Savaş sonrasında ikili ilişkiler yükselişe geçmiştir. Özellikle 2000 sonrasında ilişkiler yükselmiştir. 2002 senesinin sonunda Türkiye’de AK parti hükümetinin iktidara gelmesi ile bir hayli mevzuda işbirliği sağlanmıştır. İki ülke arasında stratejik ortaklık mevzusunda antlaşmalar imza atılmıştır. Özellikle son yarıyıllarda2010’larda enerji ithalatının %80’ini Rusya’dan karşılayan Türkiye, en fazla ithalatı Rusya’dan yapmaktadır. Ayrıca ihracat mevzusunda da en büyük pazarı Rusya’dır. Genel olarak meyve-sebze ve araba parçası ihraç eden Türkiye, ehemmiyetli bir ortaktır. Özellikle Avrasya Bölgesi’nde Rusya Federasyonu’na 2000’lerin başından beri en fazla ihracat yapılmakta ve yeniden aynı biçimde en fazla ithalat yapılmaktadır.

Kaynak: http://politikaakademisi.org/2014/06/27/21-yuzyilda-turkiye-rusya-federasyonu-enerji-iliskileri-karsilikli-bagimlilik-mi-yoksa-giderek-artan-tek-tarafli-bagimlilik-mi/

İki ülke de enerji ilişkilerini çıkar üzerine kurmuştur. Yaptıkları rastgele bir antlaşma/işbirliğinde iki ülkenin de faydasına olmalıdır. 2000’lerin son yarıyılında Rusya, İran’ın Türkiye’ye uyguladığı gaz kesintilerinde oldukça destek olmuştur. Bu sayede Türkiye nezdinde haysiyeti ve konumu kuvvetlenmiştir, emin bir enerji ortağı olduğunu göstermek istemiştir.

Türkiye ile Rusya’nın Enerji Alanındaki İşbirliği

Türkiye, enerji mevzusunda dışa bağımlı bir ülkedir. Daha evvelden de belirtildiği üzere enerji ithalatında Rusya çok ehemmiyetli rol oynamakta. Türkiye’nin dâhil olduğu bazı ehemmiyetli enerji projeleri vardır.

Güney Akım Projesi

2008 senesinde Kafkasya’da ortaya çıkan kriz sonrasında Gürcistan ve Azerbaycan Batı’nın da dayanağı ile Rusya’yı bir çeşit cezalandırma yoluna giderek yapılacak olan enerji sevkiyatında saf dışı vazgeçmek istemektedirler. Aynı zamanda Rusya’da kendine yeni seçenek projeler kuruluş edip, enerji sevkiyatı seçeneğini çoğaldırmak için uğraşmaktadır. Bu kapsamda geliştirilmiş olan Güney Akım Projesi ile Kafkasya Bölgesi’ndeki enerji yarışında ehemmiyetli bir oyuncu olmak ismine yapılmıştır. Bu proje ile Nabucco projesine bir seçenek oluşturması ve bu bölgede tekel olma mevzusunda atılan ehemmiyetli bir adımdır.

Bu projeyi Türkiye kendi Münhasır Ekonomik Bölgesi’nden geçmesine izin vermiştir. Ayrıca projeden kaynaklı bir biçimde Ukrayna transit ülke olma konumundan uzaklaşmış, Türkiye bu konuma gelmiştir. Bu gidişattan Türkiye hasılatlı çıkmıştır. Çünkü Rus doğalgazının Avrupa’ya eriştirilmesinde kilit ülke konumunda yer almaktadır. 1990’larda yapılan antlaşmaların 2025’e kadar uzatılmasına karar verilerek, enerji mevzusunda ehemmiyetli bir adım atılmıştır.

Bu sayede iki ülke arasında ilişkiler gözle görülür bir şekilde gelişmiştir, 2012 yılında başlayan bu yükseliş, Rusya nezdinde Türkiye’yi ‘’emin ortak’’ imajına büründürmüştür.

Proje, Karadeniz’in altından yapılacak boru hattı ile Rusya’dan, Bulgaristan’a kadar uzanan bir boru hattı inşası imza atılmış oldu. Türkiye’nin buradaki ehemmiyetli konumu ile jeostratejik ehemmiyeti kuvvetlenmiş, ileride olabilecek bir vaziyet karşısında bu vaziyeti bir siyaset vasıtayı olarak kullanabilmesine zemin hazırlamıştır.

Bu projeden görüldüğü üzere Rusya Federasyonu, Azerbaycan-Gürcistan krizini fırsata çevirmiş ve Türkiye’yi devreye sokmuştur. Türkiye’nin izlediği siyaset ise takdire şayan bir görüntü oluşturmaktadır. Çünkü hem Rus gazını Avrupa’ya eriştirmekte kilit ülke konuma yükselmiş, Rusya’nın güvenini kazanmış, hem de Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesindeki konumu ile enerji sevkiyatındaki yeri aşırıca ehemmiyet kazanmıştır.

Türkiye, 2009 krizinde yaşadığı ekonomik serinkanlılık sonrası derlenerek Dünya’daki en süratli gelişen ekonomilerden bir tanesi olmuştur. Ekonomik arzını da beraberinde getirmiştir. Nükleer enerji yapım kapasitesini geliştirmek ve arttırmak isteyen Türkiye, 2023 hedefleri arasına bunu ilave ederek 80000mW nükleer enerji üretmeyi hedeflemektedir. Bu hedef yönünde Rosatam ile yaptığı antlaşma ile Türkiye’nin Mersin şehrinde inşa edilecek olan Akkuyu Nükleer kuruluşu ile ayrıca ikince olarak da Karadeniz’de bulunan Sinop’a inşa edilmesi tasarlanan nükleer kuruluş da dâhil ederek hedeflerine ulamayı tasarlamaktadır.

3 Aralık 2012’de Putin-Erdoğan görüşmesinde 11 tane antlaşma imza atılmıştır ve bu imza atılan antlaşmalardan 3 tanesi enerji alanındadır:

Çarlık Holding- Rosneft arasında olan pazarlama ve dağıtım antlaşması
Türkiye Enerji ve Natürel Kaynaklar Bakanlığı ile Rusya Federasyonu’nun devlet enerji işletmesi oan Rosatom arasında Akkuyu Nükleer Kuruluşu hakkında ortak bildirge imza atılır.
İki ülkenin enerji bakanları arasında imza atılan enerji hakkında olan ortak bildirge.

Bu görüşmenin en ehemmiyetli mevzusu Akkuyu’da yapılacak/inşa edilecek olan nükleer kuruluş idi. Rusya’nın bu kuruluş için yatırım yapacağı ve bu mevzuda Türkiye’yi destekleyeceğini beyan etmiştir.

Bu gidişatın her ne kadar avantajlı yanı fazla gibi gözüksede bazı dezavantajlı yanları da vardır. Şöyle ki; klasikte nükleer kuruluşların imali kamu tüketmeleri ile reelleşirken, Türkiye yabancı yatırımlar/işletme üzerinden hakikatleştirmektedir. Doğacak rastgele bir iş kazası veya patlama gibi meselelerde meşru olarak 3.şahısların mükellefliğine dair bir yasa olmaması, Türk hukukundaki bu boşluk mesele teşkil edebilir. Diğer bir dezavantaj ise nükleer atık meseleyi. Çünkü beynelmilel antlaşmalar ve Rusya’nın kanunları gereği nükleer atıkları almaması ve bu atıkların Türkiye’de kalması ciddi bir lekeliliğe yol kalemtıraş olmasıdır.

Uçak krizine kadar enerji ve ekonomi alanında gayet tutarlı ve pozitif bir tablo çizen ilişkiler, uçak krizi ile sekteye uğramıştır. 24 Kasım 2015’te, Türk hava sahasını işgal eden bir Rus savaş uçağının, birden fazla uyarılmasına karşın Türk hava sahasını terk etmemesi neticesinde uçağın düşürülmesi ile iki arasında muhakkak bir müddet ilişkilerin kesilmesi ve karşılıklı ambargolar ile daha da makûsa giden bir seyir izlemiştir. Türkiye’nin özellikle meyve-sebze ihracatı ve doğalgaz-petrol ithalatı kasvete uğramıştır. Her iki ülke de ekonomik açıdan hasarlı çıktığı bu sürecin sonunda ilişkiler ‘’karşılıklı güvensizlik ve sert bir biçimde’’ hakikatleştirilmiştir.