Son Haberler

Ölüme Bağlı Tasarrufların Yorumu

-
Eylül 9, 2022
Ölüme Bağlı Tasarrufların Yorumu

Bu yazımızda yapılmış olan vefata bağlı tasarruflarda servet bırakanın iradesi anlaşılmadığında ne gibi yollar izlenmesi gerektiği hususundan bahsedeceğiz.

Ölüme Bağlı Tasarrufların Yorumu

Vefata bağlı tasarrufların yorumu sorununda vasiyetnamelerin yorumu için farklı, servet kontratlarının yorumu için farklı bir tavır izlemek gerekir. Zira vasiyetnameler tek taraflı irade beyanlarından oluşur. Dolayısıyla burada asıl olan servet bırakanın iradesini doğru bir biçimde tespit etmektir. Oysa servet kontratlarında iki taraf vardır. Borçlar hukukundan yola çıkılmak üzere, yorum mevzusunda üç ana kuram vardır; irade prensibi, beyan prensibi, güven prensibi. İrade prensibi, tarafların iradesinden yola çıkar, onların hakikat ve hakiki gayelerini araştırır. Türk Borçlar Yasayı’nda bazı hallerde buna işaret eder. Misal olarak, 19. madde ‘Tarafların kullandıkları laflara, yazılara bakılmaz, onların hakikat iradeleri temel alınır.’ demektedir. Fakat bazen kontratın değişik tarafını koruyabilmek için yalnızca beyana üstünlük tanınması gereken haller de mevzubahisi olabilmektedir. Bazı maddelerin anlamında, tarafın hakikat iradesini değil, onun dış aleme yansıyan beyanlarının ele alınması gerektiği anlaşılır. Tabi ki bu beyanlar temel alınmalı, ancak, bu beyanda bulunanlar da insan olduğuna göre kusur yapma olasılığı her zaman vardır. Yalnızca beyan temel alınacak olursa, irade sakatlığı hallerinin, başka bir deyişle beyanda bulunulana karşı yanılma, korkutma, kandırma vs. hallerinin göz arkasını edilmesi mevzubahisi olur. Bunun için borçlar hukukunda temel olan güven prensibidir. O tarafların yapmış oldukları kontrata objektif olarak iyi amaçlı üçüncü şahısların yüklediği anlam ne ise o temel alınır. Bu temel, başka bir deyişle güven prensibi Türk-İsviçre hukukunda geçerli yorum prensibidir.

Vasiyetnameler için irade prensibi temel alınabilir. Zira emel, vasiyetnamede bulunan şahsın son arzularını yaşama geçirmektir. Fakat servet kontratında irade prensibinden yola çıkılırsa kontratın değişik tarafına haksızlık edilmiş olur. Bu surattan servet kontratlarında irade prensibi değil, güven prensibi temel alınmaktadır. Her şeyden evvel yorumdan bahsedilebilmesi için ortada yoruma ergonomik bir metin olması gerekir. Açıklamaya ergonomik bir metin olmadıktan sonra irade, beyan ya da güven prensibi kullanılarak bir yorum yapılması muhtemel olmayacaktır. Ancak beyan edilmiş bir metin içerisinden yorum geliştirilebilir. Bu anlamda Türk hukukuna bakıldığı zaman, hukukumuzda yorum cinsleri içerisinde açıklayıcı yorum ve bitirici yorum yer almaktadır.

Açıklayıcı yorum, servet bırakanın son arzularının ne olduğunu kavramaya müteveccih bir faaliyettir. ‘Servet bırakan bu anlatımla acaba ne demek istedi?’ veya ‘Bu açıklamasıyla ne yapmak istedi?’ biçimindeki suallere yanıt veren yorumlar açıklayıcı yorum olarak gösterilebilir.

Bitirici yorum ise farazi iradeleri temel alır. Başka Bir Deyişle burada servet bırakanın hipotezsel iradesinden bahsedilir. Hipotezsel iradeye Türk Borçlar Yasayı madde 27/2’de rastlanır.

Türk Borçlar Yasayı madde 27/2- kontratın kapsadığı kararlardan bir kısmının hükümsüz olması, öbürlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu kararlar olmaksızın kontratın yapılmayacağı sarihçe anlaşılırsa, kontratın tamamı kesin olarak hükümsüz olur.

Misal verilirse, sekiz maddelik bir kontratın bir maddesi nezakete ters ise bu gidişat karşısında ilerlenebilecek iki yol vardır. Bcerahatçi yol bütün kontratın geçersiz sayılması ki bu yola o nezakete ters olan madde olmadan kontratın kurulmasının anlamı yoksa başvurulur. İkinci yol ise, yalnızca nezakete ters olan maddenin geçersiz sayılmasıdır. İşte bu vaziyete karar verilebilmesi için iradenin açıklanması gerekir. Başka Bir Deyişle dominant kendini kontratı yapanın yerine koyacak ve o madde olmasa bile yeniden bu kontrat yapılır mıydı yoksa yapılmaz mıydı biçiminde düşünecek. Çıkan neticeye göre ya kontrat tümden geçersiz olacak ya da yalnızca nezakete ters madde geçersiz sayılacaktır.

Türk-İsviçre hukuku bağlamında servet hukuku açısından açıklayıcı yorum prensibi benimsenmiştir. Bitirici yorum prensibi, başka bir deyişle farazi yorum prensibi kabul edilmemiştir. Alman hukukunda ise gidişat bütün tersidir ve farazi yorum prensibine başvururlar. Dominant, kendisini vefata bağlı tasarruf yapanın yerine koyarak onun hipotezsel iradesini inceler. Oysa, bizim hukukumuzda dominant, kendini vefata bağlı tasarruf yapanın yerine koyarsa, servet bırakanın hiç arzu etmediği bir noktaya ulaşılabilir biçiminde düşünülmektedir. Bu surattan Türk-İsviçre hukukunda egemenin en fazla yapabileceği açıklayıcı yorum yapmaktır.

Vasiyetnamelerin Yorumu

İlk olarak, yorumdan bahsedilebilmesi için ortada yoruma ergonomik bir metin olmalıdır, hiç bahsedilmemiş bir vaziyetle ilgili yorum yapılamaz veya yorum yoluyla bir husus metne dahil edilemez. İkinci olarak, yorumun niyeti, belirsiz, muğlak veya birden fazla anlama gelecek hususlarla ilgilidir. Çok sarih ve net olarak yazılmış, yalnızca tek bir anlam canlandıran metnin açıklanması afaki olur.

Yorumda konu edilmiş hususlara bakılır ama bu konusu edilmiş hususların yorumlanabilmesi için yalnızca metne bağlılık temel değildir. Metin dışı olgulardan yola çıkmak suretiyle de bazı yorumlar yapılabilmektedir. Basit bir misal vermek gerekirse, servet bırakan vasiyetnamesinde arabasını yeğeni Ahmet’e bıraktığından bahsetmiştir ve vasiyetname okunduktan sonra servet bırakanın Ahmet adlı iki tane yeğeni olduğu ortaya çıktığında, arabayı hangi yeğeni olan Ahmet’e bıraktığı hususunda bir belirsizlik ortaya çıkar. Burada servet bırakanın iradesini yorumlayabilmek için yalnızca metne bağlı kalmak eksik olabilir. Bu gidişatın açıklanmasında tanık beyanları ve geçmişte yeğenleri ile olan ilişkileri incelenir. Netice itibari ile hangi yeğeni ile sosyal açıdan daha yakın ise bahsettiği birey o olarak yorumlanır. Fakat misal hadisede değişik yeğenin adı Ahmet değil de Cengiz olsaydı, bu gidişatta yorum yoluna başvurmanın bir anlamı olmayacaktı. Zira servet bırakanın kimi hedeflediği ve ne yapmayı amaçladığı metinde sarih bir biçimde belirtilmiş olacaktı. Başka Bir Deyişle metinde yeğeni Ahmet’e bıraktığını belirtmiş ama sosyal yaşamlarında Cengiz ile daha yakındı, Cengiz ona çok fazla iyilik yapmıştı, bu surattan arabayı bırakma iradesi gerçeğinde Cengiz’e müteveccihtir biçiminde bir yorum yapılamaz.

Genel yorum ilkelerinin burada da uygulanmasında rastgele bir mani yoktur, başka bir deyişle evleviyet prensibi bir bütün için geçerli olan kuralların onu oluşturan bütün parçaları için de geçerli olacağı kuralı gibi ilkeler burada da geçerlidir. Fakat servet hukukunda kendine özgü bazı ilkeler vardır ki bunların başında favor testamenti vasiyetname lehine yorum prensibi kazanç. Bunu temellendirmek gerekirse, bir vasiyetnameyi hem geçerli hem de geçersiz kılabilecek sebepler var ise seçimin onu geçerli kılacak biçimde kullanılması, vasiyetin ayakta yakalanması olur. Alman Medeni Hukuku favor testamenti prensibini tüm vefata bağlı tasarruflarda kullanılabilecek genel bir ilke olarak kabul etmiştir. Ancak, bizim hukukumuzda favor testamenti prensibinin tüm vefata bağlı tasarruflarda kullanılacağı gibi genel bir kural yoktur. Ancak, yasalarımızda buna işaret eden tertip etmeler vardır.

Türk Medeni Yasayı madde 504/2- Vefata bağlı tasarrufta şahsın veya şeyin belirtilmesinde sarih yanılma halinde servet bırakanın hakikat arzusu tespit edilebilirse, tasarruf bu arzuya göre düzenlenir. Misal olarak, servet bırakan 640 rakamlı parseldeki taşınmazını yeğeni Mustafa’ya bıraktığını belirmiş ama servet bırakanın 640 rakamlı parselde taşınmazı yoksa ve tek taşınmazı 840 rakamlı parseldeyse bu gidişat karşısında madde 504/2’ye istinaden favor testamenti prensibi işletilip 840 rakamlı parseldeki taşınmazını yeğeni Mustafa’ya bıraktığı yorumlanabilir. Ancak, servet bırakanın birden fazla taşınmazı varsa hangisini bıraktığı kesin olarak anlaşılamayacağı için bu gidişat karşısında maddeye başvurulamaz. Başkaca bir misal olarak, servet bırakan tek taşınmazı olan 840 rakamlı parseldeki taşınmazını yeğeni Ömer’e bıraktığını belirtmiş ancak servet bırakanın tek bir yeğeni vardır onun ismi de Mustafa’dır. Bu gidişat karşısında yeniden madde 504/2’ye istinaden favor testamenti prensibi işletilip bu taşınmazını yeğeni Mustafa’ya bıraktığı yorumlanabilir ama yeniden belirtmek gerekir ki, servet bırakanın birden fazla yeğeni varsa ve yeğenim Ömer’e bırakıyorum biçiminde ifadesi metin içerisinde geçiyorsa, servet bırakanın Ömer isimli yeğeni olmaması halinde bu maddeye istinaden favor testamenti prensibi işletilemez. Zira taşınmazını hangi yeğenine bıraktığı kesin olarak belirlenemez. Bu stil gidişat karşısında favor testamenti prensibini işletmek servet bırakanın iradesinin dışında bir harekât yapılmasına yol açabilir. Vasiyetlerin de asıl emelinin servet bırakanın son arzularını onun iradesi yönünde asıllaştırmak olduğu düşünülürse, bu yola başvurulmaması yerinde olacaktır.

Servete ehil olabilmek için servet açıldığı anda servet bırakanın vefat anı sağ olmak koşuldur. Bu gidişat karşısında hakikat bireylerde sağ olma koşulu aranır. Tüzel bireyler bakımında ise ancak, yasanın belirlediği şartlar içerisinde varlıklarını sürdürüyorlarsa servete ehil olabilirler. Şayet servet bırakan tüzel karakteri olmayan bir topluluğa servet bırakmışsa ne olacağı meseleyi ortaya çıkar.

Türk Medeni Yasayı madde 577/2- Tüzel karakteri bulunmayan belli bir topluluğa belli bir emel için yapılan kazandırmaları, o topluluk içindeki bireyler, servet bırakan tarafından belirlenen bu emeli asıllaştırma kaydıyla birlikte edinmiş olurlar; emelin bu yolla asıllaştırılmasına imkân yoksa, yapılan kazandırma vakıf kurma sayılır.

Misal bir hadise olarak, servet bırakan, Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2010 mezunlarına belli bir tereke mülkünü duyma manili çocukların gelişimi için bırakmıştır. Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2010 mezunlarının tüzel karakteri yoktur ve servet bırakan burada spesifik bir ad belirmediği için de hakikat bireylerden de bahsedemeyiz. Yasanın belirlemesine göre bu stil bir gidişat ortaya çıktığında bu vefata bağlı tasarruf geçersizdir denilmemelidir, serveti o topluluktaki bireylere bu emeli asıllaştırmak için bıraktığı kabul edilir. Şayet buna da olanak yok ise, başka bir deyişle emelin asıllaştırılması olanak dahilinde değil ise o takdirde bu irade beyanının vasiyetname yoluyla vakıf kurmak biçiminde olduğu yorumlanır. Başka bir misal olarak, servet bırakan, Galatasaray’ın UEFA kupasını kazandığı tarihte ekipte yer alan futbolcular ve teknik kurula, Galatasaray futbolunu daha iyiye taşıyabilmesi için günümüz tabiriyle 10 milyon TL bırakmıştır. Galatasaray Futbol Kulübü’nün tüzel karakteri vardır ama ekipte oynayan futbolcular ve teknik kurul denildiği zaman tüzel karakteri olmayan bir topluluktan bahsedilmektedir. Galatasaray Futbol Kulübü’nü daha iyiye taşımak denildiğinde imkân varsa servet bırakanın bıraktığı 10 milyon TL’nin o tarihte ekipteki futbolcu ve teknik kurula tahsis edilmesi gerekir. Fakat bakıldığında o yarıyılda ekipte Emre Belözoğlu da yer almaktadır. Günümüzde Emre Belözoğlu’nun Galatasaray futbolunu daha iyiye taşıma gibi bir olasılığı yoktur. O halde bu emeli asıllaştırma koşulu sağlanamayacağından bu vasiyeti vakıf kurma biçiminde saymak gerekmektedir. Bu gidişatta asliye hukuk duruşmasına başvurulur ve Galatasaray Kulübünü Kuvvetlendirme Vakfı gibi bir vakfın patenti istenir ve o bırakılan 10 milyon TL o vakfa özgülenir.

Türk Medeni Yasayı madde 515/3- Anlamsız veya yalnız başkalarını rahatsız edici kalitede olan şartlar ve yüklemeler yok sayılır.

Yasamız bu maddede de favor testamenti prensibini uygulamaktadır. Maddede anlatılmak istenen servet bırakan vefata bağlı tasarruf yaparken koşula bağlı veya yüklemeye bağlı vefata bağlı tasarruf yapabilir. Misal olarak, servet bırakan, hukuk fakültesini ilk üçte bitirmesi koşulu ile yeğeni Halil’e son model lüks bir araba vereceğini vasiyet etmiş olabilir. Bu gidişat bir koşuldur. Halil’in ilk üçe girip giremeyeceği kuşkulu bir gidişattır. Servet bırakan, Halil hukuk fakültesini ilk üçte bitirirse ona son model lüks bir araba vasiyet edeceğini belirtse ve fakülteyi bitirdikten sonra onun da bir hukuk fakültesi talebesine parasal dayanak yapması gerektiği kaydını vasiyetine koyarsa, bu gidişatta hukuk fakültesinin ilk üçte bitirilmiş olması bir koşul, başka bir hukuk fakültesi talebesine parasal takviyede bulunması kaydı ise yükleme konumunda olacaktır. Yasaya göre, yapılan şart ve yükleme hukuka ve nezakete ters ise vefata bağlı tasarruf geçersiz olur. Fakat, şart veya yükleme kavramasız veya rahatsız edici kalitedeyse yalnızca o şart ve yükleme geçersiz sayılır ve vasiyet geçerliliğini gözetmeye devam eder. Servet bırakan, Halil’e son model lüks bir araba vereceğini vasiyet ettikten sonra yükleme olarak Halil’in ömrü boyunca saçlarını kazıtma koşulunu koyması anlamsız ve rahatsız edici kalitededir. Bu gidişatta yükleme geçersiz sayılacak ve vasiyet edilen husus geçerliliğine gözetecektir.

Hukuka ve nezakete ters ise                         –> ait kısım tümden geçersiz

Anlamsız ve rahatsız edici kalitede ise       –> şart ve yükleme geçersiz

‘A bireyine arabamı vasiyet ediyorum ama o da B bireyi ile kapatma yaşamı yaşasın.’ biçiminde bir yükleme nezakete ters bir yüklemeye misal gösterilebilir.

Sonuç olarak yasamızda favor testamenti prensibinin uygulama alanı bulacağı kısımlar bunlardır. Fakat favor tesatmenti prensibinin uygulanacağını işaret eden genel bir karar yoktur.

Favor tesatmenti dışında ikinci bir kural, servet bırakan vefata bağlı bir tasarruf mu yapmış yoksa servetçiler arasında bir paylaştırma mı yapmış hususudur. Bu gidişat karşısında yasamız yeniden yorum yapmaktadır.

Türk Medeni Yasayı madde 560/2- Legal servetçilerin hisselerine ait tasarrufta yer alan kurallar, servet bırakanın arzusunun başka cinsli olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, yalnızca paylaştırma kuralları sayılır.

Misalin, servet bırakan, bir yerdeki bahçesini A’ya, arabasını B’ye ve tarlasını C’ye bırakmıştır. Bu gidişatta acaba evvel servet bölüştürülüp bunlar legal servetçilere ilaveten mi verilecektir, yoksa servet bırakan bunları o servetçilerin servet hissesine mahsuben mi vermiş, emeli mi gütmüştür belirsizliği ortaya çıkacaktır. Basmakalıpta servet bırakanın paylaştırma yapma mecburiyeti yoktur, paylaştırma yapmasa bile servetçiler kendi aralarında paylaştırma yapabileceklerdir, yapamasalar bile duruşmada taksim davası açılarak terekedeki mülkler paylaştırılabilecektir. Bu gidişat karşısında yasanın belirlemesine göre, şayet servet bırakan legal servetçilere müteveccih olarak bir şeyler bırakmışsa, bunun net bir biçimde ilave mülk vasiyeti olduğu anlaşılamıyorsa, servet bırakanın paylaştırma kuralı koyduğu kabul edilir. Bu da bir yorum prensibidir.

Servet bırakan, tüm mülk varlığını paylaştırmış ise bu gidişatın zati sarih ve net bir biçimde paylaştırma olduğu ortadadır. Ancak, misal olarak evini eşine bırakmışsa olasılıklar dahilinde araştıralım;

1. Eşe ¼ payı ve konutu bırakmış,

2. Konutu eşe verirken ¼ payından mahsup etmiş olabilir.

Servet bırakanın emelinin ne olduğu net olarak ortaya koyulabiliyorsa, konut eşinin hissesine ekstradan olarak verilir. Ancak, servet bırakanın iradesi bütün anlamıyla ortaya konulamamaktaysa o evin eşin ¼’lük payına mahsuben verildiği kabul edilir. Zira servet bırakanın legal servetçilerine haksız davranmayacağı karine olarak kabul edilir. Bu sebeple tasarruf net olarak ortaya konulamıyorsa paylaştırma kuralı sayılır. Aynı temel başka bir maddede yeniden ortaya çıkmaktadır.

Türk Medeni Yasayı madde 647/3- Aksini arzu ettiği tasarruftan anlaşılmadıkça, servet bırakanın tereke mülkünü bir servetçiye özgülemesi, vasiyet olmayıp yalnızca paylaştırma kuralı sayılır.

Maddeden bahisle, servet bırakan, terekede yer alan bir mülkü bir servetçiye özgülemişse, tasarruftan yeniden aksi net olarak anlaşılmıyorsa, bunun da bir paylaştırma kuralı olduğu öngörülmüştür. Ehemmiyetli olan noktası, servet bırakanın legal servetçileri arasında haksızlık yapmayacağı karinesidir. Dolayısıyla yorumun bu karineden yola çıkılarak yapılması yerinde olacaktır. Unutmamak gerekir ki servet bırakan, servetçileri arasında bkocamanlarına legal hissesinden daha çok tereke mülkü vasiyet edebilir ama ilke servet bırakanın haksızlık yapmayacağıdır.

Bir değişik husus ise yapılan vefata bağlı tasarrufun belirli mülk bırakma vasiyeti mi, yoksa servetçi atama mı olduğu noktasındadır. Bu mevzuda da bir belirsizlik olursa yeniden yorum usulüne başvurulmalıdır. Zira ikisinin sonuçları birbirinden değişiktir. Ceddilmiş servetçi, legal servetçi gibidir, terekenin haklarından mesul olduğu gibi borçlarından da mesuldür. Fakat vasiyet alacaklısının böyle bir mükellefliği yoktur, onun hakkı yalnızca legal ve ceddilmiş servetçilere başvuru edebileceği bir arz hakkından ibarettir. İşte böyle bir kararsız mevzubahisi olursa;

Bu kararsızdan evvel, servetçi atama genellikle terekenin belli bir kesri için veya tamamı olur. Ancak, Yargıtay kararlarıyla da isabetli olarak, servet bırakanın tek mülk varlığı konutu ise onu da bir bireye vasiyet ediyorsa, bu gidişat belirli mülk bırakma vasiyeti olarak da adlandırılsa bu bir servetçi atamadır. Zira servet bırakan sanki bütün mülk varlığını tek bir bireye özgülemiştir. Evinin bedeli 270 bin TL ise geriye de 30 bin TL bedelinde eşyalar kalmışsa, mülk varlığının %90’ını tek bir bireye özgülemiş olur. Bu gidişatta sarihçe servetçi atama olduğunun göstergesidir. Vefata bağlı tasarrufun belirli mülk bırakma mı, servetçi atama mı olduğu mevzusuna geri dönersek, bu gidişat biraz usul hukuku ile ilgilidir. Servetçi atama mı, belirli mülk bırakma mı olduğu hususunda zorlanılıyorsa yorum davası açılabilir. Yorum davası kaliteyi itibari ile bir tespit davasıdır. Tespit davasının görülebilme koşulunun meşru verim olduğunu bilmekte fayda vardır. Buradaki meşru verim ise şahsın statüsü değiştiği kararın da değişecek olmasıdır. Fakat eda davası açarak sualin çözülme imkanı varsa, başlı başına bir yorum davası açılmaz. Yargıtay’ın da belirtmesiyle, vefata bağlı tasarrufun iptali davası açılarak zati onun içinde yorum sorunu çözülebiliyorsa, vefata bağlı tasarrufun iptali davası açılması gerekir. Başka bir deyişle, bir eda davası açıp meseleyi çözme imkanı varsa, vefata bağlı tasarrufu açıklamak için müstakil bir dava açılamaz. Başkaca olarak, belirli mülk bırakmaya ait bir problemle karşılaşıldıysa ve içindeki husus yoruma fakirse, o zaman vasiyetin yerine getirilmesi davası açıldığında dominant zati o probleme ait yorum yapacaktır. Dolayısıyla burada ekstra bir yorum davası açmanın ihtiyacı yoktur. Ancak, bir vefata bağlı tasarrufta ceddilmiş servetçi mi, vasiyet alacaklısı mı belirsizliği ortadaysa o takdirde yorum davası açılabilecektir. Zira vasiyetnamedeki birey ceddilmiş servetçi sayılırsa borçlardan mesul olacaktır, vasiyet alacaklısı sayılırsa borçlardan mesul olmayacaktır. O halde burada müstakil bir yorum davası açılmasında meşru verim vardır denilebilir.

Servet Kontratının Yorumu

Servet kontratının yorumunda, borçlar hukukunun kontrat kararları temeldir. Yargıtay kararlarından yola çıkılacak olursa;

Servet bırakan belirli bir taşınmazını mektep yapılması için vasiyet etmiştir. Fakat o ortamda başka bir mektep olduğu için mektep yapılmasına gerek görülmemiştir. Bu sebepten dolayı Ulusal Eğitim Bakanlığı ile Şehir Özel Yöneti ikisi de vasiyetin kendisine kalması gerektiği istikametinde düşündüklerinden davalı olmuşlardır. Yargıtay’ın en son yorum yaparak verdiği kanıya göre ise servet bırakanın arzusu yalnızca o şehir içerisinde mektep yapılması ise mülk varlığı Şehir Özel Yönetine, servet bırakanın asıl arzusu rastgele bir yerde yalnızca mektep yapılması ise mülk varlığı bedelinin Ulusal Eğitim Bakanlığına kalması istikametinde karar ortaya çıkmıştır.

Başka bir gidişatta, servet bırakan ismine kayıtlı taşınmazı bir derneğe vasiyet etmiştir ve kardeşinin o dernekte konuk edilmesi yükümünü yüklemiştir. Bu gidişatta konuk edilsin sözcüğü servet bırakanın iradesini net olarak ortaya koymamıştır. Sonuçta Yargıtay bunun can verinceye kadar bakma yüklemesi olduğu mevzusunda kanı getirmiştir.

Yukarıyada belirttiğimiz somut hadiseler vasiyetname olabileceği mevzusunda yanıltıcı olabilirler, ancak, bunlar tek taraflı servet kontratı kararındadır.

Netice olarak yorum yapılırken yalnızca metne bağlı kalınmaması gerekir. Yargıtay’ın belirlediği kriter çerçevesinde servet bırakanın;

1. Kültür seviyesi,

2. Sosyal ilişkileri,

3. Politik görüşleri,

gibi hususlar yorum noktasında dikkate alınması gereken noktalardır.