Son Haberler

Nazizm Nedir?

-
Eylül 12, 2022
Nazizm Nedir?

Nazizm Nedir?

Nazizm, iki Dünya Savaşı arası dönemde Almanya’da görülen ve faşizmin bir türevi olan siyasi görüş veya harekettir. Nasıl İtalyan faşizmi Benito Musollini ile yakından ilişkilendirilebilinir ise, Faşizmin Almanya’daki karşılığı olan Nazizm de kaçınılmaz olarak Adolf Hitler ile iletişimli görülmektedir.

Alman Nazizm’i pek çok açıdan İtalyan Faşizmi’ni hatırlar. Her ikisinde de liberalizme ve komünizme bir dinlenen bir nefret vardır. Propaganda yaparak ve doktrini empoze ederek bir liderin istemi istikametinde şekillenen kitlelere karşı aynı davranışı özümsemişlerdir. Her ikisin de de cemiyetin organik yapısına olan bir inanç mevzubahisidir. Her ikisi de disiplinin ve fedakarlığın zorunluluğuna vurgu yaparak askeri efora müracaat etme yoluna giderler. Her ikisinde de fazla bir milliyetçilik vardır ve her ikisi de totaliter bir ruha sahiptir. Ne Hitler ne de Musollini ekonomik sorunlarla ilgilenmemişlerdir. Silah ve savaş cephanesinin yeteri kadar üretilmesi onlar için ekonomideki en ehemmiyetli unsurdur. Nazilerin politik partisinin adı olan Nasyonal Sosyalist Parti’deki sosyalist sözcüğü bazen kafa karmaşıklığına neden olabilmektedir ancak terim sıradan anlamıyla kullanıldığında Hitler netlikle bir sosyalist değildi. Bir konuşmasında açıkladığı gibi:

 “Her hakiki ulusal fikir son kertede sosyaldir. Kendi insanlarının refahından daha öte bir hedef öğrenmeyen, bu hedefi asıllaştırmak için bütün olarak çalışmış ve hazır olan, büyük marşımız “Almanya, Almanya her şeyin üstünde” nin anlamını kalbiyle özümsemiş, bu dünyada onun için Almanya’nın, Alman toprağının ve üzerinde yaşayan Almanın, üzerinde veya ötesinde hiçbir şey olmayan kimse sosyalisttir. Bu kimse yalnızca sosyalist değil aynı zamanda bu dünyadaki azami anlamıyla milliyetçidir de.”

Hitler için, o zaman, sosyalizm milliyetçiliğin yalnızca bir öbür ismiydi. Ancak onun için ulus, Almanya hudutları içerisinde doğan herkesi içermemekteydi. Yalnızca Alman ulusunun ait olduğu kavmi grup içerisinde doğanlar Alam ulusuna üye olabilirdi.

Başlangıcından beri ve sürekli surette Nazizm, ırkın, insanlar için temel özellik olduğu fikrine emanet etmişlerdir. Hitler’in Musollini’ye İtalya’daki Yahudilere karşı harekete geçmesi doğrultusunda yaptığı baskıya kadar, Irk İtalyan Faşistleri için ehemmiyetli değildi. Bu sebeple Faşizm ırkçı bir ideoloji değildir ve olmasına da gerek yoktur ancak Nazizm her zaman ırkçı olagelmiştir. Hakikatinde ırk kuramı Nazizmin özündeki düşüncedir öyle ki Nazizmi Faşizm artı Irkçılık olarak belirleyebiliriz. Bu fikir Nazilerin insan doğası ve serbestlik hakkındaki inançlarında kendini özellikle sarihe çıkartmıştır.

Hitler ve onu takip edenler için insan yaşamı için geçerli temel olgu onların değişik ırklara üye olmalarıdır. Onlara göre genel geçer bir insan doğası yoktur, zira bir ırkı değişiklerinden ayıran özellikler her ırkın dünyada değişik bir rolü olduğunu ve her ırkın değişik bir mukadderata sahip olacağını gösterir. Bu reelde bütün olarak yeni bir fikir değildi, zati Hitler de özgün bir teorisyen değildi. “Tartışmam” adlı kitabı Joseph Arthur de Gobineau gibi, Houston Stewart Chamberlain gibi Ludwing Woltmann gibi eskiki ırkçı teorisyenlerin fikirlerinin tekerrür işlenmiş halidir.  

Gobineau’ya göre büyük uygarlıkların yükselmelerinde ve düşüşlerinde ırk anahtar rol oynamıştır. Asırlar boyu öbür insanlar gibi Gobineau da Roma İmparatorluğu gibi bir zamanlar çok güçlü olan imparatorlukların eforlarını kaybetmelerinin ve çöküşlerinin nedenlerini merak etmiştir. Vardığı netice ırkların karışması olmuştur. Gobineau’ya göre insanlar, ırkları saf ve heyecanlı olduğu zamanlarda eforu elde ederler, ancak kuvvetlendikçe gelişirler ve zamanla bir imparatorluk haline kazançlar. Öbür insanlar üzerinde de hakimiyet sağlarlar. Öbür ırklarla da karıştıklarında melezleşmeler görülür ve orijinal ırkları eforsuzlaşır. Netice kimliklerini ve eforlarını gözetemeyen düşük bir insan topluluğunun alana gelmesidir. Bu sebeple bu neticeyi imparatorluğun çöküşü takip eder. Dahası Gobineau, ırkların denk olmadıklarını iddia etmiştir. Ona göre beyaz ırk sarı ırktan, sarı ırk ise siyah ırktan üstündür. Bu doğanın bir motifidir ve bu kaidenin cemiyette de kollanması gerekir.

Gobineau’nunki gibi fikirler, Sosyal Darwinist fikirler gibi, on dokuzuncu asrın sonlarında revaçtaydı. Herbert Spencer ve William Graham Sumner tarafından geliştirilen sosyal darwinizm, ırkçı bir ideoloji değildir. Ancak yaşamda kalabilmek için verilen gayrete yaptığı vurgu, sosyal darwinizmi ırkçı açıklamalara sarih hale getirmiştir. Böylesine bir yoruma erişebilmek için yapılması gereken tek şey, Spencer ve Sumner’in dediklerinin aksine gibi bu çabanın fertler arasında olmadığını ancak tam insan ırkları arasında bir çabanın olduğunu söylemektir.

Bu fikir hakikatinde Ludwing Woltmann tarafından üretilmiştir. Sırasıyla 1900 ve 1903’de yazdığı “Tarihsel Materyalizm: Marksist Dünya Görüşüne Bir Tenkit” ve “Politik Antropoloji” kitaplarında Woltmann Marksist kuramda noksan olan temel bir kavramın olduğunu söyler ki bu da ırktır. Woltman, sanatta, müzikte, edebiyatta, felsefede, ve sanayide en büyük zaferlerin Batı Avrupa’da yoğunlaştığını sorar. Ona göre neden, üstün Alman Aryan ırkının burada yaşıyor olmasıdır. Bu ırk, öbür “düşük” ırklardan daha süratli ve daha çok evrilmiştir çünkü Avrupa abuhavayı ne kutup abuhavayı gibi güç ve yararsızdır ne de tropik abuhava gibi çok faydalıdır. Eskimolardan felsefe üretmeleri beklenemez ya da hoş müzikler icra edemezler zira zamanlarının ve enerjilerinin büyük kısmını çok soğuk ve faydasız olan doğa koşullarında yaşamda kalma çabasına ayırmak zorunda kalmaktadırlar. Polinezyalılar ve Afrikalılar da bütün tersine balığın çok olduğu ve meyvelerin ağaçlardan döküldüğü bir abuhavada yaşamaktadırlar. Yalnızca Batı Avrupa’da abuhava ne çok sert ne de çok yararlıdır. Bu abuhava bin seneden fazla bir zamanda doğayı dönüştürebilen, kültür üreten ve üstünlüğünü dünyanın geri kalanına gösteren bir ırk yaratmıştır.

Woltmann, ancak şimdi bu ırkın bazı risklerle karşı karşıya olduğunu söyleyerek ihtarda bulunur. Bu risklerden en büyüğü popülasyon krizidir. Woltmanna göre popülasyonun artan biçimde ve geometrik oranda ancak besinlerin sabit bir biçimde ve aritmetik oranda çoğalması demek olan Malthus yasayı her geçen zaman daha da kıt olmaya giden kaynaklar üzerinde ve yaşam alanı üzerinde ırklar arasında reelleşecek bir savaşın habercisidir. Dünya süratle, kaynakların popülasyonu besleyemeyeceği noktaya doğru gitmektedir. Bu çaba bir ferdin ötekiyi ile olan gayreti değil bir milletin başka bir deyişle üstün Aryan ırkının değişikleri ile olan gayretidir. Darwinci yaşamda kalma gayreti ırk çizgisinde devam edecektir ve Aryanlar’ın gelecek rekabet için kendilerini hazırlamaları gerekmektedir. Kendilerini ırkların denkliği, ırklar arasındaki harmoni, insanların kardeş olması ve öbür sosyalist ve liberal yalanlar gibi yumuşak ve duygusal fikirlerden arınarak bu güç gidişata hazırlamalıdırlar. Bu Yahudi fikirleri Aryan ırkının eforunu baltalamakta ve çözümü zayıflatmaktadırlar. Bu fikirlere sahip olanlar ve bu fikirlerin öğreticileri ya sansürlenmeli ya da bakiye kadar susturulmalıdırlar.

Hitler Aryan ırkının kültür üreten ve Avrupa uygarlığının kaynağı olan bir ırk olduğunu söyler. Ona göre Almanlar, Aryan ırkından kalan azami ve en saf millettir. Bu sebeple Alman ulusunun mukadderatı muhakkaktır, öbür düşük ırklara baskın olmak, hatta onları ortadan kaldırmak ve bin senelik şanlı Reich’ı kurmak. Ona göre ırk olarak saf olan ulus dışındaki unsurlar yamaya değer değildirler. Acıma gibi yumuşak duygulardan arınmış olmak gerekli kazanç ki ırk saflaştırılabilinsin. Düşük ırklar insanın altında birer hayvan veya böcek gibi görülebilirler. Bunlar düşünülmeden yok edilmelidirler. Ancak bu sayede Ayan ırk büyük hedeflerine erişebilir. 

Kaynak:

Political Ideologies and Democratic Ideal Terence Ball and Richard Dagger