Son Haberler

Narsizm ve Narkissos’un Hikayesi

-
Eylül 16, 2022
Narsizm ve Narkissos’un Hikayesi

Narsizm ve Narkissos'un Hikayesi

Etrafınızda kendini seven, kimseyle irtibat kurmadan aralıksız alaka bekleyen, dünyanın kendisi çevresinde döndüğünü varsayan biri varsa o “narsist” olabilir!

Narsisizm; bireyin kendini hoşlanması hatta kendine tapması anlamında bir kavramdır. Psikolojide en bariz şahsiyet bozukluklarından biridir. Sigmund Freud’un tabiriyle; “dış dünyadan soyutlanan libidonun cinsel enerji benliğe yönlendirilmesi”dir. Psikolojideki en ehemmiyetli rahatsızlıklardan olan paranoya, nevroz ve hatta psikozda narsisizmin tesirlerinin göründüğü tanımlanmıştır. Yazımızı okuyunca bir narsist ile karşılamak istemeyeceksiniz!

Tanımı

“Özseverlik” olarak da öğrenilen narsisizmin bir hayli tanımı bulunuyor. Kendini seven, üstün gören, takdir ve alaka bekleyen, özel muamele isteyen ve istisnalı olduğuna inanan bireylerdir. Genel bir ifadeyle belirleyecek olursak; “bireyin kendisine sanki âşık olması” denebilir. Cinsel enerjinin benlikte bir araya gelmesi, nesnelere yönlendirilmesi ve tekerrür benliğe yönlenmesi gidişatıdır. Bebekler, dış dünya ile iletişim kuramadıkları için hakikat bir narsisttir. Bir bebek için tek hakikat kendisidir. Bu vaziyete ‘ilk narsisizm’ denir. Bebek geliştikçe dış dünyanın kurallarını bilir; libidosunu nesnelere manipülasyona başlar, objektif düşünceleri büyür. Libidosuna nesne bulabilen insan, görece olarak narsist kalır. Bu gidişata da ‘ikincil narsisizm’ denir. İlk narsisizmde bebek dış dünyanın ayrımına varamaz; ikincil narsisizmde dış dünya reelliğini yitirir.

Narsistler Nasıl Davranır?

Narsisizm, cemiyette çok dikkat toplayan bir şahsiyet bozukluğudur. Başkalarının düşünce ve isteklerini dikkate almayan narsistler, başkalarının hakkına da saygı göstermezler. Her zaman kendilerini haklı görürler. Reellerle bağdaşmasa dahi her zaman en önde ve tek olmak isterler. Empati yapamazlar, başkalarını kavramaya çalışmazlar.

Narsistler başka nasıl davranır? İşte yanıtları;

Sanki dünya kendileri için yaratılmıştır. 
Her şeyin kendi emellerine hizmet etmesini beklerler. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi emellerine hizmet ediyorsa bedellidir; aksi halde tahammül edilemez!  
Kendi çıkarlarına olan hedeflerini ulaşamadıklarını hiddetlenirler ve saldırganlaşırlar. 
Vefa; bir narsist için İstanbul’un mahalleyi olması dışında bir anlam ifade etmez. 
İnsanları ezmekten ve hasar vermekten çekinmezler. 
Pahalı giysiler ve arabalar isterler, statüsü yüksek dostlar edinmeye ve elitist davranmaya çalışırlar. 
En galibiyetli, en becerili, en zeki ve en üstün birey olduklarını zannederler. 
Aralıksız methedilmek, alkışlanmak ve hoşlanılmak isterler. 
İnsanları sömürürler, iyi amaçları suiistimal ederler. 
İnsanlarla iletişlim kurmak istemezler; diyaloga uzaktırlar. 
Tenkitleri kabul edecek kadar erdem göstermezler, hatta tenkitlere hiçbir biçimde tahammülleri yoktur. 
Alçakgönüllü, cömert, müsamahalı ve acımalı davranmayı ablavutluk olarak görürler. 
Tümceleri “ben” ile başlar, her zaman gözde olmak isterler. 
Karşısındakileri dinlemezler, dikkate almazlar; kimseyi hoşlanmazlar. 
Çıkarları varsa kaidelere uyarlar, işlerine gelmezler kaideleri hiçe sayarlar. 
Utanma duyguları cılızdır veya hiç yoktur. Etik anlamda cemiyeti dikkate almazlar. 
Mesullük almaktan sakınırlar; onlara görev vermek eziyet gibidir. 
Kedi dahi olsalar, aslan gibi davranırlar; başka bir deyişle oldukları gibi görünmezler.

Çocuklarda Narsisizm

Son senelerde çocuklarda en sık görülen şahsiyet bozukluğu; narsisizmdir. Bu öyle büyük bir risk ki; çocuklarımızı esirgediğimiz fiziki bir hayli riskin önüne geçmiş vaziyette. Narsisizmi çocuklarda tanımlamak kolay değil. Şahsiyet yapıları ve beyinleri gelişim safhasında olduğu için fark etmek oldukça güç. Peki, bunun bir usulü var mı?

Narsisizm başlangıcının bazı bulguları var; soğukluk, acımasız ve acımasız davranışlar, yaşıtları ile irtibat problemleri, hakimiyet etme meyilleri, manipüle etme teşebbüsleri, pervasızca hareket etme, değişik ruh halleri, hayal kırıklıklarını hakimiyet edememe, hırsızlık, yüzsüzlük, kızgınlık, kaidelere uymama, palavra söyleme, teşhircilik, fazla kıskançlık, kendinden kuşku etme, alaka sürükleme ve hava atma gayretleri…

Bu bulgular, çocuğunuzun yaşına göre narsisizm bulgusu olabilir. Misalin; 11 yaşındaki bir çocuk bir bebeğin canını yakmaya çalışıyorsa kaygılanmanız gerekir. Yaşıtlarından değişik ve daha iyi alaka bekleyen çocuklar da tehlike taşıyor. Dost edinmeden mesele yaşayan, sosyal civarlara girmeyen, fazla derecede methiye bekleyen çocuklar da narsistlik riski ile karşı karşıya olabilir. Bu lüzumları karşılansa dahi güvensizlik ve boşluk yaşayan çocuklar narsisizmin pençesinde olabilir.

Narsisizm teşhisi konulan bir çocuğa nasıl davranmak gerekir? “Ağaç yaşken eğilir” atasözü bütün de bu noktada işlevini görüyor. Çocukları değiştirmek hiç de güç değil. Zira daha elastiktirler ve daha süratli bilirler. Böyle bir çocuğa sahip ebeveynler, fazla alaka ve methiye gösteriyor olabilir. Bu doğru bir yaklaşım değil! Fazla methiye, çocukların özerlik algısı ve özgüvenine hasar verebilir. Çocukların dikkatli bir biçimde methedilmesi gerekiyor. Ayrıca; narsist çocukların empatiyi ve her şeyin bir hududu olduğunu öğrenmeleri gerekli. Zafersiz olmaları vaziyetinde yaşamın devam ettiğini göstermek gerekiyor.

İleri seviyedeki narsist çocukların rehabilitasyonu psikoterapi ile olası olabiliyor. Ailenin takviyeyi ve psikoterapist seanslar ile bu mesele aşılabilir. Psikoterapi ile çocuğun yaşadığı güvensizliği ve yanlış düşünceleri ortadan kaldırılabilir. Ayrıca aile içi enerjikleri de yine tertip edilebilir. Çocuklara öz saygıyı öğretmek de ehemmiyetli bir ayrıtı; zira öz saygı duygusal gelişimin esasını oluşturur. Çocuklarının öteki çocuklarda “daha özel” olduğu görüşü ile davranan ebeveynler, narsisizmin esasını oluşturuyor demektir. Çocuklara sevgi ve takdirle yanaşmak, bedelli fertler oldukları fikrini geliştirir ve bu da öz saygının esasını oluşturur.

Ebeveynlere “narsisizm” riskine karşı birkaç teklif daha sunalım:

Çocuklarınızı yanılgı yapmayacaklarına inandırmayın. Galibiyetsizlikten korkmamalarını sağlayın. Yanılgıları ile yaşayabileceklerini öğretin. 
Çocuklarınızı başka çocuklarla mukayese etmeyin. Bu mukayese etmeler, yaşıtlarından geri kalmak istemeyen çocuklarda baskı oluşturur. Galibiyet ve marifetlerini başka çocuklara göre karşılaştırmayın. 
Rol model olarak tenkitlere sarih olun. Ona tenkitlerden yararlanmayı öğretin. Ona, meseleler hakkında görüşebilme erdemini gösterin. Çocuklar ebeveynlerinin tenkitlere tahammül edemediğini fark ederse, başka biri onu geliştirebilecek bir tenkit yaptığında dikkat almayacaktır.
Böbürlenmeyin, kusurlarının üstünü kapatmayın. Dürüst olun. Her vaziyette çocuğunu korunmayın. Kusurlarını görmesine mani olmayın. 
Değişik çocuklar hakkında makûs sözler söylemeyin. Bu biçimde çocuğunuza “üstün olduğu” fikrini aşılarsınız.  

Lider Narsisizmi

Diktatör karakterdeki devlet adamları, narsisizmin bir cinsini sergiler. Roma’daki Sezarlar, Mısır’daki Firavunlar ve Almanya’daki Hitler gibi tarih süresince bir hayli ülkede aktif olan diktatör liderler, güçlü şahsiyet taşırlar. Bu karakterlerini ülke idaresini suiistimal ederek kullanırlar ve narsisizmin bir cinsini ortaya çıkarırlar. Narsist liderler nasıl bir şahsiyete sahiptir ve nasıl davranırlar?

Kendilerini seçilmiş ve insanüstü bir varlık olarak görürler. Aralıksız methedilmek ve desteklenmek isterler. Beğeniler, en ehemmiyetli gıdalarıdır. 
Yaşam ve vefata karar verebildiklerini veya idareleri altındaki insanların yaşamlarının ve vefatlarının ellerinde olduğunu varsayırlar. 
Bir Hayli insanın vefatına göz yumabilirler; birçoğunun da vefat emrini verirler. 
Eforlarını kaybetmeleri, etraflarındaki herkesin kendilerine düşman olması ve vefat gibi fobileri, en büyük fobileridir. Bu fobiler bazen onları uykusuz vazgeçer. 
Korktukça devirir, devirdikçe yalnız kalır, yalnızlaştıkça korkarlar. 
Cinsel enerjileri ve eforlarının hududu yokmuş gibi davranırlar. 
Şatolarda ve saraylarda yaşarlar. Dış dünya yokmuş gibi davranırlar.
Yenilgiyi kabul edemezler. Önlerindeki tam manileri kaldırmak için her türlü entrikayı sınarlar ve bunları yasal görürler. 
“Seçilmiş” bir birey olduklarını zannederler. Hakikatinde narsistlik bakımından gerçekten seçilmişlerdir! 
Tasarladıklarını hakikatleştiremediklerinde, amaçlarına erişemediklerinde, gereken alakayı göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler ve çökerler! 

Narkissos ve Ekho’nun Hikâyesi

Narsisizme hoş bir misal olması açısından Yunan mitolojisindeki Narkissos ile Ekho’nun hikâyesine göz atalım. Hoş bir peri kızı olan Ekho, kendisine âşık olan kimseye aldırmaz ve sevgilerini karşılıksız vazgeçer. Sahip oldukları efor ya da zenginlik Ekho’nun umurunda dahi değildir. Günlerden bir gün Ekho, bir nehir kenarında Narkissos’u görür. Narkissos, yakışıklı bir avcıdır. Av sırasında çok yorulduğu için azıcık soluklanmak ve su içmek için nehir kenarında mola verir. Ekho, Narkissos’u gördüğü an ona âşık olur. Kendi hoşluğunu unutur ve her zaman ona ait olma tutkusuyla yanıp alevlenir. Ancak ne yazık ki yakışıklı avcı Narkissos, bu hoşlar hoşu peri kızının âşkına karşılık vermeyerek, süratle yanından uzaklaşır. Ekho için o dakikadan sonra yaşamın hiçbir anlamı kalmaz. Her Zaman Narkissos’u düşünerek günlerini geçirir. Düştüğü bu kara sevdanın içinde günden güne eriyip biterek, can verir. Ekho’nun bedeninden çoğala kalan tüm kemikler kayalara, sesi ise bugünlerde “akustik” olarak bildiğimiz akustiklere dönüşür.

Ekho’nun içine düştüğü bu kara sevdaya ve vefatına hem üzülen hem de çok kızan yaradanlar, Olimpos Dağı’ndaki konutlarında otururken Narkissos’u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün her zamanki gibi avda olan Narkissos yorgun düşer ve dinlenmek üzere bir nehir kıyısına kazanç. Nehirden su içmek üzere eğildiğinde suyun yüzeyinde kendi yansımasını görür ve o an dona kalır. Daha evvel hiç fark etmediği ve başka bir yerde görmediği bu hoşluk karşısında sanki büyülenir, yerinden bile kalkamaz ve kendi siluetine âşık olur. O ana dek kimseyi hoşlanmadığı kadar kendi bedeninden hoşlanır. Tıpkı Ekho gibi kara sevdaya düşer. Kendi kendini izleyerek son günlerini geçirir, o nehir kıyısında o biçimde kalır, ne yemek yiyebilir ne de su içebilir. Ömrünü, sudaki aksini izleyerek eritir, harcar ve çöker. Can Verdikten sonra vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.