Son Haberler

Mutlakiyet Nedir?

-
Eylül 13, 2022
Mutlakiyet Nedir?

Tarihte Osmanlı İmparatorluğu ya da Roma İmparatorluğu gibi büyük ve toprakları geniş alanlara dağılmış imparatorluklardan tanıdığımız mutlakiyet kısaca bir devletin idaresinde yetki ve eforun yalnızca bir şahsın ya da bu şahsa bağlı muhakkak bir grubun elinde olduğu idare biçimidir. Alt başlıklarına bakıldığında Monarşi ve Oligarşi idare biçimleri de karşımıza çıkar. Osmanlıda kullanıldığı hali ile başka bir deyişle Saltanat Yönetimi de idare biçimi, özellikleri, hudutlar ve yetkiler bakımından tipik ve ananesel mutlakiyet idare biçimine bir misaldir. Saltanatlarda eforu elinde bulunduran bireylere imparator, şah, padişah gibi daha değişik adların kullanıldığı da görülmüştür adlar verilmişken, tarih süresince bu tek başına otoriterliğe sahip olan mutlaki idare biçimlerinde otoriteyi tek başlarına ellerinde bulunduran şahıslara da değişen asırlarda, değişen coğrafyalarda, dillerde ve inançlarda değişik adların verildiğine şahit olunmuştur.

Mutlakiyet aynı zamanda biçiminde de kullanılabilmektedir. Salt monarşiler de yeniden Mutlakiyet Yönetimi ile aynı özellikleri taşırlar. Mutlakiyetin en ehemmiyetli misallerinden birisi Fransa kralı XİV Louis’in kavrayışıdır. Bu kavrayışa göre onun bakış ve idare kavrayışı:

“L’état, c’est moi” Devlet Benim

lafıyla mutlakiyeti en iyi belirleyen misal sayılır. 1905 senesine kadar Rus Çarları da idare şekli olarak mutlakiyeti kullanmışlardır.

Mutlakiyet bir rejim olarak mutlakiyet rejimi biçiminde bir terim kalıbı olarak da yer yer karşımıza çıkmaktadır. Bu gidişatta bahsedilen daha evvel de ismi geçen salt monarşidir. Salt monarşi yeniden mutlakiyet ile aynı anlama gelen idare stilidir. Yeniden mutlakiyet gibi belirlenir: tek bir birey tarafından rastgele bir başka salt efor ya da idareyen şahsı hudutlandıracak rastgele bir başka kural ya da yasa bulunmadan, bir devletin idarenmesidir. Merkezi kraliyet ya da padişah yönetimi, saltanatlık biçimleri idareyenin hudutsuz iktidarı elinde bulundurması biçimi ile bu rejimin en öğrenilen örnekleridir.

Salt Rejimle İdarenen Devletlerin Özellikleri

Mutlaki rejim ile idarenen devletlerde, kralların ya da padişahların her zaman ananesel Mutlakiyet kuralları ve hudutları içinde kalmadıkları ve zaman zaman da aydınlanma süreçlerinden etkilendikleri yarıyıllardan geçtikleri kollanmıştır. Bu yarıyıllarda bahsedilen kral ya da padişahlar aydınlanma ilkelerine özümsemişler ve usçu adımlar atmaya mücadele sarfetmişlerdir. Bu koşulların sağlanması gidişatında alana gelen bu yarıyıllara Aydınlanmacı mutlakiyet yarıyılları denilmektedir.

Mutlakiyet kavrayışı bütün anlamı ile ilk olarak 15. YY içerisinde oluşmaya başlamıştır. 15. YY Avrupa’dene bakıldığında bu asırda derebeylerin tek tek birleşerek tek bir idare altında bir araya gelmeye başladığı görülmektedir. 15. YY da yaşanan ekonomik, coğrafi ve ticari alandaki büyümeler de Avrupa’da politik ve idaresel alanlarda büyük adımlar atılmasında ve farklılıklara gidilmesinde büyük rol oynamıştır. Bunlara paralel olarak madenlerin teker teker keşfedilmeye başlanması ile altın, bakır, gümüş gibi madenlerin ehemmiyeti süratli bir biçimde çoğalmış ve bu gidişat cemiyetlerde merkantilist ekonomi siyasetinin büyümesine neden olmuştur.

16. asrın ilk yarısına doğru Avrupa’da Otuz Sene Savaşları sonrasında İspanya Kraliyetine ve Osmanlılara karşı alt edilemez bir zafer kazanan İngiltere ve Fransa bu bölgede çok süratli bir biçimde mutlakiyet rejiminlerini kurdular. Her ne kadar 17. asrın sonuna doğru Aydınlanma Çağı’nın da tesiri ile dünya üzerinde eforunu sürdüren tam mutlakiyet rejimleri darbe almış olsa da bu rejimlerin tamamen ortadan kaldırılma mücadeleleri çok uzun seneler süresince sürmüştür.

17. YY sonunda Aydınlanma Çağı, bunun yanı gizeme rönesans ve reform hareketleri ile Avrupa başta olmak üzere tam dünyada mutlaki rejim en büyük darbesini almıştır. Bu yarıyıllarda hürlükler ve insan hakları bakımından ehemmiyetli adımlar atan Avrupa milleti arasında mutlakiyet rejimine karşı güçlü bir biçimde başkaldırılar, tenkitler ve toplu başkaldırılar başlamıştır. 1789 senesinde reelleşen Fransız ihtilali yeniden bu güzergahta büyük bir büyümeye neden olmuş ve bu tarihlerden sonra mutlakiyet, ilk olarak Avrupa’da daha sonra ise tam dünyada var olan biçimini köklü bir biçimde değiştirerek krallar için yalnızca kısıtlı ebatlarda yetkiler veren bir rejim haline dönüşmüştür.

Mutlakiyet İdare Biçimine Yakından Bakış

Mutlakiyet sözcüğü, etimolojik olarak bakıldığında, yalnızca tek bir otorite olarak bir şahsın idarediği devlet biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal bilimlerde kullanımı ise genel olarak otorite ve iktidarın bir ailede, babadan oğula geçerek başka bir deyişle soy yolu ile aktarılması neticeyi sahip olunduğu idare biçimini anlatır.

Mutlakiyet idaresinin uzun asırlar süresince, dünya üzerinde varlığını sürdüren en yaygın idare biçimlerinden bir tanesi olduğunu öğrenmekteyiz. Mutlakiyet idaresinin varlığını daha yaygın olarak sürdüğü asırlarda bu genellikle ananesel tanıma yakın olarak, mutlaki eforu ellerinde bulunduran bireylerin bu efor ve otoriteleri tanrıdan aldıkları korunulmaktaydı. Bu nedenle bu bireylerin de yalnızca Yaradan’ya hesap verecekleri ve Yaradan’dan başka kimseden emir almak zorunda olmadığı kabul edilmişti. Bu gidişat ise mutlakiyetin uzun seneler süresince tartışılmaya bile açılmadan kabul edilen bir idare biçimi olmasını sağlamıştır ve böylece de asırlar süresince varlığını bu biçimde devam ettirmeyi başarmıştır.

Her ne kadar kuramda salt idare yalnızca tek bir şahsın otoritesi biçiminde açıklansa da pratikte eforu elinde bulunduran Padişah, Kral, Prens ya da şahların her zaman takviyelerine lüzum dinledikleri din adamları, soylular ya da lafı geçen zengin şahıslar vardı ve hatta çok geniş topraklara sahip olan bir çok devlette, bazı bölgelerin idareleri yeniden bu bireylere devredilmekteydi. Padişahın karar ve kurallarında yeniden aileden ya da padişaha yakın durduğu öğrenilen şahıslardan padişaha takviyeci olanlar ve ona yol gösterenler olduğu öğrenilen bir hakikatti. Her ne kadar mutlakiyette millet alınan kararlarda her hangi bir rol oynamıyor olsa da bu kararlarda padişahın yakınındaki bireylerin rolleri de azımsanmayacak kadar büyüktü.

Günümüzde Mutlakiyet ve Mutlaki Rejim

18. YY dan itibaren günümüze kadar devam eden vakit içerisinde mutlakiyet ya da mutlaki rejim yeni bir form kazanmıştır. Bu asırdan sonra, daha evvelleri hudutsuz yetkilere sahip olan kral, padişah ya da hükümdarların yetkileri yazılı bir tüzük ile muhakkak hudutlar altına alınmıştır. Bu cins idare biçimlerinde genellikle parlementer idare biçiminden bahsedilir ve parlementer idare biçimleri seçme ve seçilme hakkı özellikleri ile demokrasiye eşlikler gösterirler. Bu idare biçimlerinde kral yalnızca devletin bir sembolü olarak varlığını devam ettirmektedir ancak görev ve yetkilerini bir hükümete devretmiştir. Bu görev ve yetkilere sahip olan hükümet ise demokrasilerde olduğu gibi millet tarafından seçilir ve görev başına getirilir. Bu biçimde idarenmeye devam eden ülkelere misal vermek gerekirse Hollanda, Danimarka, İngiltere, İsveç ve Belçika’da “meşruti” ismi de verilen bu idare biçimi hali hazırda aralıksızını korumaktadır.

Ülkemizde ise 1923 senesinde Atatürk tarafından Saltanat’ın kaldırılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile beraber babadan oğula geçen mutlaki rejim başka bir deyişle monarşi sona ermiş ve ulusun idarede seçme ve seçilme hakkı ile direk olarak laf sahibi olduğu demokratik yeni bir idare biçimi olan Cumhuriyet yönetimi uygulanmaya koyulmuştur.