Son Haberler

Muamma Nedir?

-
Eylül 7, 2022
Muamma Nedir?

Bilmece da lügaz da manzum bilmece demektir. Bilmece ile lügazın ayrı ayrı ele alınmasının nedeni yanıtlardır. Bilmece bir ismi bize söyler ve askı asmak – askı indirmek geleneğinin bir parçasıdır, lugaz ise daha çok bir cismi bize söyler.  Biz evvel bilmeceden başlayacağız, burada aşık geleneğine değineceğiz, daha sonraki yazımızda lugaz mevzusunu işleyeceğiz.

Bilmece Nedir?

Edebiyat terimi olarak bilmece  “şiirde remiz, ima veya işaret yoluyla dolaylı şekilde bir isme delâlet eden laf”  anlamına gelir. Bilmece , Arap edebiyatından Fars edebiyatına ve oradan da bize geçmiştir. Şiirde bir ismi gizleme işine bilmece denir gerçeğinde, gizlenen isim bilmece, bilmece söyleyen kişiye Farsça bir mastar ekiyle bilmece söyleyen anlamında bilmece – gûy, ismi aklama işine ta’miye, bu bilmeceyi çözen kişiye yine Farsça bir mastar ekiyle bilmece-kûşa köşe denir.

Bir kısım Fars kaynaklarında ilk bilmece söylenenin Hz. Ali olduğu yazar; yalnız bu mevzuda ilk çalışma 13.yüzyılda Şerefeddin Ali Yezdî tarafından yapılmış, bu çalışmalar daha sonra Abdurrahman Cami tarafından geliştirilmiş ve nihayet Mîr Hüseyin b. Muhammed Şîrâzî-i Nîsâbûrî bilmeceyi en ileri seviyeye taşımıştır. Tahminlere göre bilmece, Fars edebiyatından bu safhada alınmıştır Türk edebiyatına.

Elbette yukarıyada bahsedilen bilmece, aşıklık geleneğinden ziyade klasik şiirin bilmecesidir; yani saray çevresinin bilmecesidir. Fuat Köprülü, aşıkların  bilmeceyi klasik şairlerden aldıklarını söylerken Umay Günay, bilmece geleneğinin millet bilmecelerinden etkilenebileceği de ekler.

Klasik Şiirde Bilmece Nasıl Yapılır?

Bilmece genelde   bir beyitle yazılır, beyitin ilk dizesi doldurmadır, ikinci dizesinde bilmece isimle ilgili ipucu verilir. Bilmecede illa ki bir isim verilmez, iki ismin verildiği de görülmüştür. Bunun dışında birden  fazla beyitle, rubai veya kıta ile de bilmece verildiği görülür.

Klasik edebiyatta bilmece yazmak da çözmek da ebced hesabı, Arapça / Farsça bilgisi, İslam kültürü, çeşitli inançlar, dil bilgisi, belagat ve klasik edebiyat bilgisi gerektirir. Üstelik bilmece sorarken edebi zevki de kaybetmemek gerekli. Bilmece – gûy, bilmeceyi ne çok gizlemeli ne de çok sarihe çıkarmalıdır, iki vaziyet de güzel karşılanmaz. Nabi’nin kendi ismini bilmece yaptığı şu beyit bu bakımdan iyi bir misal sayılabilir:

Bilmece: Bende yok sabr u sükûn sende vefâdan zerre

         İki yoktan ne çıkar fikr edelim bir kere NÂBÎ

Çözüm: Burada ilk beyit doldurmadır, gerçek ipucu sondaki dizedir. Burada biraz dil bilgisi biraz da Farsça bilgisi gerekir. “İki yoktan ne çıkar” derken Farsça “yokluk, eksiklik” ön eki olan “na” ve “bi” gelmeli usumuza. Nitekim Nabi de ismini bu şekilde oluşturmuştur. 

Türk Klasik Edebiyatında İlk Bilmeceyi Kim Söyledi?

Türk klasik edebiyatında yani divan şiirinde ilk bilmece Ahmedî tarafından vefatı, 1412 muhtemelen 15. yüzyılda  kaydedildi. Ahmedî ile Mûnî Anadolu sahasında bilmece söyleyen ilk şairler olarak bilinir. Ayrıca Azeri sahasından ve İran sahasından gelen şairler de Türk klasik şairlerine bilmeceyi sevdirmişlerdir. Kınalızade Hasan Çelebi Tezkiresinde, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi dönüşünde yanına getirdiği ilim ve edebiyat alimleri arasında bilmeceye yetenekli pek çok alimin olduğunu söyler. Ayrıca Yavuz Sultan Selim bilmece sanatına ayrıca bir ehemmiyet vermiş, Nihânî’nin kendisine her beyitinde bilmece olan bir kaside sunmasını dahi istemiştir. Yalnız bu şairin ünü Emrullah Emrî tarafından söndürülmüştür zira Emrî 700’e yakın bilmece yazmıştır.

Türk edebiyatında hem klasik edebiyatta hem millet edebiyatında bilmece çok sevilmiş hatta Tanzimat döneminde de bilmece yazılmıştır:

BİLMECE : Bir katre mâ düşünce gülşan kalb-i pâkine

           İsmim çıkar hemân varak-ı tâb-nâkine NAMIK KEMAL

ÇÖZÜM : Bu yarıyılda Arap harflerinin kullanıldığını unutmayarak ; şayet “gül”  kelimesinin arasında su anlamına gelen “mâ” eklenirse “Kemal” çıkar. 

Klasik Türk edebiyatında Cem Sultan, Lâmiî Çelebi, Bâkî, Fuzûlî, Âlî Mustafa Efendi, Nâbî, Nahîfî, Fıtnat Hanım, Sünbülzâde Vehbî bilmece söyleyen şairlerden bazılarıdır; ayrıca Lami, büyük Fars şairlerinin Mîr Hüseyin Nîsâbûrî’nin Esmâaü’l-ĥüsnâ’sını, Sürûrî Mustafa Efendi, Bihiştî Ramazan Efendi’nin, Nev‘î de Molla Câmî’nin bilmecelerini şerh etmiş, kendisi de bazı bilmeceler eklemiştir. Ayrıca Azeri sahasının en sevilen şairlerinden olan Fuzuli’de bilmecelerini derlemiştir.

Bilmeceler, zihin ve kabiliyet gerektiren bir sanat kabul edilmiş ve bu bakımdan da divanlarda “ Muammeyât” başlığı altında bir araya gelmiştir. Ayrıca teşbih ve mecaz unsurlarını da içine aldığı için edebi değeri de yüksektir. Bazen bilmece ile lugaz da birleştirilir, yani hem bir nesne hem bir isim bir arada verilir, buna “bilmece ber-tarîk-ı lugaz” denir ve o da divanlarda “Muammeyât” başlığında verilir.

Millet Edebiyatında Bilmece Nedir?

Bilmece ve askı, aşık fasıllarında yapılan bir cins reyindir. Bilmece, millet edebiyatında kendisine bir kültür oluşturmuştur. Feyzi Halıcı bilmece asma geleneğini şu şekilde anlatır: “ Bir beldeye gelen saz şairlerinin o beldenin şairlerine alan okumaları öncelikle bir bilmece asmak ile başlar. Bir saz şairi, bir şehre gelince, şairlerin şiir söyleyip atışma yaptıkları belirli bir kahveye uğrar, bilmecesinin çözümünü kapalı bir zarf içerisinde kahveciye teslim eder, kahveci zarfı gizlerdi. Bilmece bir büyükçe kağıda yazılarak kahvenin kapısına ya da duvarında bir tahtaya yapıştırılır tahtanın çevresine de takriben bir milimetre kalınlığında bal mumu sürülürdü. … Bilmecenin indirileceği zaman, aşık bir gazelden sonra, bilmeceyi çözecek bir saz şairinin çıkıp çıkmayacağını sorar, yanıt veren çıkmazsa kendisi yine bir şiirle bilmecesini sarihlerdi. Şayet halledenler olursa kahvecinin çekmecesinden bilmecesinin hakikatiyle karşılaştırılır, bir araya gelen bahşiş, saçı’lar eşit olarak aşıklara paylaştırılırdı.” 

Erman Artun, artık bu geleneğin 20. asırda zayıfladığını artık bilmece asma geleneğinin yok olduğunu söyler.

Umay Günay, bilmece asma geleneğinin üç değişik şekilde geliştiğini öne sürer:

Yazılı kaynaklara göre askı, bir mendil olmayıp bilmece ihtiva eden bir deyiştir.
Günümüzde yaşayan aşıkların tecrübelerine göre bir mendil veya bohça içine gizlenen nesnelerin tespiti için  yapılan bir denemedir.
Aşık Reyhani ve Aşık Şenlik kaynaklı bilgilere göre asılan bir mendil ve yanında yazılmış bir bilmece laf konusudur.

Aşık kahvelerinde bilmece geleneği çok sevilmiş, beğenilen bilmeceler ziynetli bir levha ile kahvehane duvarına asılmıştır; buna da “bilmece asmak” denilmiştir.

Aşık kahvehanelerindeki bilmece atışmaları milletin de ilgisini çekmiş, bazen kahvehanelerin bu surattan çok kalabalık olmuştur. Ayrıca eskiden kasaba ya da beldeye bir aşığın geldiği asılan bilmeceden anlaşılırdı.

Aşık fasıllarında bilmece çözülmeden evvel güzel geldin anlamında bir “güzelleme” faslı olur, bilmece hemen çözülmez evvel türküler söylenirdi. Doğu Anadolu’da bir aşık fasıllarının kumpasi şu şekildedir:

I. Güzelleme 

II. Andırdırma

III. Tekellüm

1. Ayak Açma

2. Öğütleme

3. Bağlama – Bilmece 

4. Sicilleme

5. Yalanlama

6. Taşlama ve Takılma

7. Harcamaca ve daralma

8. Uğurlama

Millet Edebiyatında Bilmece Misalleri:

AŞIK FEYMANÎ

Acayip bir nesne gördüm

Elde dokunmaz başta değer

Senden bir bilmece sordum

Dolu dokunmaz başta değer Leb – dokunmaz

AŞIK HACI

Öyle bir nesne var ki çektikçe kısalır

Bunun sürükleyen insanın ömrü biraz eksilir Sigara

BİLMECE ATIŞMASI MİSALİ:

AŞIK SALTANÎ

Dinle lafımı Hilmi Şahballı

İlk kere cennete giden kim idi

Yeryüzünde insan nesli yok iken

Evlenip ilk yuva kuran kim idi

HİLMİ ŞAHBALLI

Dinledim de lafını ey Saltani

Ademdi cennete giren evveli

Ruhu sonra girdi bedene balçık

Evlenip ilk yuva kuran evveli