Son Haberler

Mirasçılıktan Çıkarma

-
Eylül 8, 2022
Mirasçılıktan Çıkarma

Bu yazımızda gizli paylı servetçileri servetçilikten uzaklaştırmanın yollarından birisi olan servetçilikten çıkarma mevzusuna değineceğiz.

Mirasçılıktan Çıkarma

Servet bırakanın karşısında iki sebep varsa gizli paylı servetçiyı servetçilikten çıkarabilir.

1. Servetçi, servet bırakana veya yakınlarından bcerahate karşı ağır bir kabahat işlemişse,

2. Servetçi, servet bırakana veya servet bırakanın aile üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini ehemmiyetli miktarda yerine getirmemişse,

Biltihapçı husus araştırıldığında öncelikle tarafların tespit edilmesi gerekir. Kanun servet bırakana veya yakınlarına karşı ehemmiyetli bir kabahat işlenmişse biçiminde ifade etmektedir. ‘Yakınları’ hususunu gerek doktrin gerekse yargının anlayışı şöyledir: Yalnızca aile bireyleri değil, servet bırakanın fazla derecede düşkün olduğu, çok beğendiği bireyler de bu kriter içerisindedir. Bizzat aile bağı olması koşul değildir.

Gizli paylı servetçiyı servetten çıkarmanın biltihapçı sebebinde dikkat edilmesi gereken öbür bir gidişat ise ‘ağır bir kabahat’ ifadesidir. Burada amaçlanmak istenen ceza hukuku anlamında ağır bir kabahat değildir, bahsedilmek istenen isteyerek işlenen kabahatlerdir. Cürüm, yani kabahat işlemeye yönelik bir niyet olmalıdır. Tedbirsizlik, ihmalkârsızlık neticeyi bu şahıslara hasar verilmesi bu kapsamda değerlendirilemez. Bu ağır kabahat yerine göre ağır bir hakaret veya basit bir tıbbi müdahale ile geçebilecek basit yaralama buradaki ağır kabahat kapsamı içerisinde mütalaa edilebilecektir.

Yukarıda bahsettiğimiz iki sebep objektif sebeplerdir. Kanunun gizli pay müessesini kabul etmesinin gerçek emeli, o şahısların arasında aile bağı olması ve o aile bağında dolayı o şahıslara gizli pay verilmesini öngörmesidir. O yüzden servetçilikten çıkarmanın gerçekleşebilmesi için yukarıda belirttiğimiz iki objektif sebebin yanında bir de fiilen aile bağlarının kopmuş olması sübjektif sebep gerekir. Bu gidişatlar sağlandığında artık gizli pay verilmesini gerektirecek bir gidişat yoktur. Bazı hallerde objektif sebep asıllaşmış olmasına karşın sübjektif sebebin hakikatleşmemiş olduğu görülür. Gerçeğinde aile bağlarını koparacak derecede bir fiil sergilenmiştir ama sonuçta aile bağları kopmamıştır veya bazı gidişatlarda bütün tersi olur aile bağları kopmuştur ama objektif şartlar asıllaşmamıştır. Bu gibi gidişatlarda servetçilikten çıkarma müessesi devreye giremez. Her iki vaziyetinde, hem sübjektif hem de objektif sebeplerin asıllaşmış olması gerekir.

Objektif sebebin değerlendirilmesi safhasında işlenen kabahatin kovuşturulmamış olması veya kabahatin zaman aşımına uğramış olması servet hukuku açkısından ehemmiyet talep etmez. Geçmişte işlenen bu kabahat sübjektif şartı da sağlamışsa çıkarma harekâtı yine de tesirli olur. Yine kabahatin bağışlamaya uğramış olması uğramış olması servetçilikten çıkarma müessesesini devreye sokmaya mani değildir. Ayrıca eylemi doğrudan gizli paylı servetçinin de yapmasına gerek yoktur, onun azmettiren konumunda olması bile aynı neticeden istifade etmesine sebebiyet verebilecektir. Misal verilecek olursa, çocuğunun babasını vurması servetçilikten çıkarma sebepleri içinde sayılabilen bir ağır kabahattir. Yalnız çocuk bu kabahati işlerken onu azmettiren annesi ise baba her ikisini birden servetçilikten çıkarabilir veya isterse yalnızca anneyi de servetçilikten çıkarabilir.

Fiil isteyerek ve hukuka aykırı olarak işlenmelidir, bununla birlikte ceza hukukundaki kabahati engelleyen hallerin olmaması gerekir. Yani bir hukuki korunma veya bir hukuka uygunluk sebebi varsa onlar servetçilikten çıkarma için bir sebep teşkil etmez. Taksirli kabahatlerde maksat mevzubahisi olmadığı için yine servetçilikten çıkarma kapsamında uygulama yeri yoktur. Ortaya çıkabilecek bir öbür olasılık ise eylemi yapan gizli paylı servetçinin kendisi olmasına karşılık servet bırakanında bu eylemde kusuru olması gidişatıdır. Şayet servet bırakanın da ağır hatayı varsa veya hiç değilse failin hatasına yakın bir kusuru varsa o takdirde çıkarma harekâtını geçersiz saymak gerekecektir.

Objektif sebeplerden ikincisi araştırıldığında aile hukukundan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi öncelikle bu yükümlülüklerin neler olduğunun bilinmesi gerekir. Nafaka yükümlülüğü misal olarak gösterilebilir, yalnızca eşler arasında değil velayet altındaki şahıslarla arasında veya yarkasım nafakası diye adlandırılan kardeş, alt-üst soy arasında olan yükümlülükler vardır. Bu yükümlülüklere ehemmiyetli miktarda riayet edilmemesi servetçilikten çıkarma için birer objektif sebep teşkil eder. Eşler arasında sadakat yükümlülüğü vardır, bu kapsamda sadakat yükümlülüğüne uyulmaması da servetçilikten çıkarma için bir objektif sebep olarak gösterilebilir. Yine Türk Medeni Kanunu madde 322’ye göre aile bireyleri birbirlerini koruyup, korumak, birbirlerine her türlü yarkasımı göstermek ve saygı gösterme yükümlülüğü altındadırlar. Netice itibariyle aile olmak yalnızca kan bağı ile birbirlerine bağlı olmak değildir, bütün saydığımız yükümlülükler kanunumuzun getirdiği yükümlülüklerdendir. Bu anlamda bakıldığı zaman özellikle aile yükümlülüklerinin ihlalinde hem objektif hem de sübjektif unsurun bir arada hakikatleşmesi gerekir.

Türk Medeni Kanunu madde 322- Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği biçimde birbirlerine yarkasım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile gururunu korumakla yükümlüdürler.

Madde nezdinde değerlendirildiğinde, bir ebeveyn, çocuğuna rastgele bir şahısyle evlenmeyeceksin demesi üzerine çocuğun o belirli şahıs ile evlenmesi objektif açıdan aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali gidişatı oluşturduğu söylenemez. Belki birbirlerine küsmüş ve aile ilişkilerini koparmış olabilirler ama objektif sebep oluşmadığı için servetçilikten çıkarma müessesi bu gidişatta işletilemez. Zira aile hukuku baz alındığında evladın evleneceği şahıs hususunda bir belirleme bir yükümlülük değildir. Ancak evladın evlenmeyi düşündüğü şahıs haysiyetsiz hayat süren bir şahıs ise ve aile gururunu zedeleyebilecek gidişatların oluşma olasılığı varsa o takdirde ebeveynlerin haysiyetsiz hayat süren şahıs ile evlatlarının evlenmesine itiraz etmesi banaldir ve bu da aile hukuku anlamında bir yükümlülük olarak ortaya çıkabilir ve bu gidişatta servetçilikten çıkarma müessesi işletilebilir. Zira artık aile gururu mevzubahisi olduğu için objektif unsur oluşmuştur biçiminde yorum yapmak yanlış olmaz.

Bir başka husus olarak eşlerin arasındaki sadakat yükümlülüğü konusu vardır. Basit bir misal üzerinden anlatılacak olursa, eşlerden bkocamanın sadakat yükümlülüğüne uymayacak biçimde karşı tür bireylerle münasebetti olmasına karşın öbür eş bu vaziyete rıza gösteriyorsa o zaman objektif unsurun oluşmasıyla beraber sübjektif unsurun oluşmaması sebebinden dolayı servetçilikten çıkarma müessesesine başvurulamaz. Gerçeğinde ortada aile bağlarını koparacak sebep vardır ama servetçilikten çıkarma müessesesinin gerçek emeli olan aile bağlarının kopmuş olma gidişatı asıllaşmamıştır. Bu yüzden müessese işletilemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, ağır hastalığında anne ve babadene bakmayan, onları gözetmeyen, cümbüş hayatına dalan bir şahsın servetçilikten çıkarılma operasyonunun doğru olduğuna hükmetmiştir. Yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yalnızca bayramlarda anne-babasını ziyaret etmediği için servetçilikten çıkarılma harekâtlarının hukuka uygun olmadığını objektif unsurun mevcut bulunmadığına işaret etmiştir. Yargıtay, aile gururunu zedeleyen tavırlarda bulunan kimselerin servetçilikten çıkarılmasını haklı görmektedir.

Vefata bağlı tasarruflarda çıkarma harekâtı yapıldığı zaman sebebinin de gösterilmesi gereklidir. Şayet sebep gösterilmemiş olursa o tasarruf açısından yasal yollara başvurmak muhtemel olacaktır.

Türk Medeni Kanunu madde 512/1- Servetçilikten çıkarma, servet bırakan ancak buna ait tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.

Madde kısacak bir çıkarma operasyonunda neden çıkarıldığının belirtilmesi gerektiğinden bahsetmektedir. Bana karşı ağır kabahat işlendi demek sebep göstermek değildir, somut olaydan net bir biçimde bahsedilmelidir. Anlatılan olayın tarihinin verilmesi, o sırada kimlerin olduğunun belirtilmesi, olayın neden ne biçimde reelleştiğinin belirtilmesi, vaziyetle ilgili alınmış olan raporlar vs. bunların hepsi sebebi inandırıcılığını artıran unsurlardır. Bu hususlar ehemmiyet talep eder. Zira servetçilikten çıkarılan kimse itiraz ederse belirtilen sebebin varlığını kanıt çıkarmadan yararlanan servetçiya veya vasiyet alacaklısına geçer.

Servetçilikten Çıkarmanın Kararları

Türk Medeni Kanunu madde 511/1- Servetçilikten çıkarılan kimse, servetten pay alamayacağı gibi tenkis davası da açamaz.

Maddeden bahisle, bütün ıskat çıkarma varsa servetçilik sıfatı kaybedilir. Dolayısıyla tenkis davası açma hakkı da olmaz. Fakat bu kişisel bir gidişattır, dolayısıyla çıkarılan şahsın alt soyuna da sirayet etmez.

Türk Medeni Kanunu madde 511/2- Servet bırakan başka cinsli tasarrufta bulunmuş olmadıkça, servetçilikten çıkarılan kimsenin servet payı, o kimse servet bırakandan evvel can vermiş gibi servetçilikten çıkarılanın varsa alt soyuna, yoksa servet bırakanın yasal servetçilerine kalır.

Tabloda M, servet bırakan ve çocukları A, B, ve C’dir. A servetçilikten çıkarıldığı zaman alt soyu olup olmadığına bakılır. Mevzubahisi şahsın alt soyu olmadığı için onun payı servet bırakanın yasal servetçileri olan B ve C’ye geçecektir. Tabloya göre A servetçilikten çıkarıldıktan sonra B ve C’nin payı ½’dir. Dolayısıyla gizli pay oranları da her bkocamanın ¼ olur.

Anne ve baba ile servetçi olunduğunda eş ½, anne ¼, baba ¼ yasal paylara sahip olurlar. Anne ile babanın gizli payı, yasal paylarının ¼’şana denktir. Anne veya babadan rastgele bkocaman servetçilikten çıkarıldığı zaman onun gizli payı servet bırakandan evvel can vermiş gibi değerlendirilerek M’nin kardeşi varsa onlara kalır, yoksa çıkarılmayan ebeveyn üyesine geçer. Fakat şöyle bir gidişat olur: Anne- babadan birisi servetçilikten çıkarıldığı zaman servet bırakandan evvel can vermiş gibi pay halefiyet ilkesiyle alt soyuna, yani servet bırakanın kardeşlerine geçer ama kardeşlerin gizli payları yoktur. Kardeşlerin gizli payları 2007 yılında kaldırılmıştır. O takdirde bu 1/16’lık oran servet bırakanın serbestçe tasarruf edebileceği kısma ilave edilir. Servet bırakan artık bu ekstra gelen payı istediği şahısye verebilir. Burada gerçek bilinmesi gereken husus servet bırakanın gizli pay üzerinde tasarruf hakkı doğmasıdır.

Servet bırakan bir servetçiyı servetçilikten çıkardığı zaman şayet grup farklılığı oluyorsa yeni bir gizli paylı servetçilik gidişatı ortaya çıkmaz.


M, A’yı servetçilikten çıkardığında, A’yı servetçilikten çıkarmakta haklıysa o zaman E eş 2. grupyle, yani anne-baba ile servetçi olur ama bu 2. grupta anne-babanın gizli payı yoktur. Gerçeğinde olağan şartlarda A hiç olmasaydı anne-babanın gizli payı mevzubahisi olacaktı. Fakat alt soy A servetçilikten çıkarıldıktan sonra servet bir üst grupye geçmiş ise, yani çıkarma harekâtı neticeyi grup farklılığı olduğu için anne-babanın gizli payı mevzubahisi olmaz. Zira onların bu gizli payı tesadüfidir. Dolayısıyla servet bırakan hiçbir gizli pay verme mecburiyetinde değildir. O halde bu stil bir gidişatta bütün bedeller onun tasarruf oranına ilave edilir ve dilediği gibi kullanır. Unutmamak gerekir ki bu gidişatta bile eşin gizli payını zedeleyecek atakta bulunamaz.

Servetçilikten Çıkarılan Şahsın Dava Hakkı

Servetçilikten çıkarma harekâtı varsa çıkarılan şahıs iki sebebe istinaden dava açabilir.

1. Vefata Bağlı Tasarrufun Geçersizliği

Yapılmış olan vefata bağlı tasarruf şekle, kanuna, terbiyeye aykırılık veya ehliyetin bulunmaması, yanılma, korkutma, kandırma, zorlama gibi sebeplerden dolayı iptali istenebilir. Şayet bu sebeplerden bkocaman ile yapılmış olan vefata bağlı tasarrufun iptali istenmiş ise çıkarılan şahıs servetçiliğini korur. Zira çıkarılmak istenen şahıs zati bu vefata bağlı tasarruf ile servetçilikten çıkarılmak istenmişti ama bu vefata bağlı tasarrufun iptal edilebilirlik sebebi olmasından ve iptal edilmesinden dolayı bu şahıs ve şahıslar hala servetçi olmaya devam ederler. Servetçilikten çıkarılmak istenen şahıs bu gidişatta servet bırakanın kendisini servetçilikten çıkarmasına değil yaptığı vefata bağlı tasarrufun geçersizliğine yönelik hareket eder.

Türk Medeni Kanunu madde 557- Alttaki sebeplerle vefata bağlı tasarrufun iptali için dava açılabilir:

1. Tasarruf servet bırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,

2. Tasarruf yanılma, kandırma, korkutma veya zorlama neticesinde yapılmışsa,

3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı şartlar veya yüklemeler hukuka ve terbiyeye aykırı ise,

4. Tasarruf kanunda öngörülen biçimlere uyulmadan yapılmışsa.

O halde maddede sayılan sebeplere istinaden hedef servetçilikten çıkarılmak istenen şahıs değil, hedef vefata bağlı tasarrufun kendisidir biçiminde açılan davalarda sayılan hususlardan bkocamanın bulunması sonucunda vefata bağlı tasarrufun iptali istenmişse ve şikayetçi haklı çıkmışsa o takdirde vefata bağlı tasarruf tamamen iptal edildiği için haliyle yasal intikal kaidelerine geri dönülür.

2. Çıkarma Operasyonunun Objektif ve Sübjektif Şartları Taşımaması

Servetçilikten çıkarılan şahıs çıkarılma sebebi asılsız, çıkarma harekâtı hukuka aykırı veya gösterilen sebep doğru değildir iddiasında ise o takdirde tenkis davası açmak suretiyle servet bırakanın yaptığı çıkarma operasyonunun dayanağı olmadığını ispatlayabilir. Fakat bu davada kanıt yükü şikayetçiya ait değildir, kanıt yükü davalıya aittir. Basitçe söylemek gerekirse, şikayetçi servetçilikten çıkarılan yalnızca operasyonun hukuka uygun olmadığını iddia edecektir, çıkarmanın halılığını davalılar kanıt edeceklerdir. Bu gidişatta davalı taraf sıfatını taşıyanlar, yasal servetçiler veya bundan istifade eden bireylerdir. Bu noktada vasiyet alacaklısının da istifade eden şahıslardan olabileceğini sıçramamak gerekir. Yargıtay’a göre bu stil açılan davalarda tüm servetçilerin ve bundan kim istifade ediyorsa hepsinin davalı olarak gösterilmesi gerekmektedir.

Bu tenkis davalarının gösterdiği özellik vardır. Bu da tenkis davası açmak ile vefata bağlı tasarrufun iptalini öne sürmek açısından sonuçta en büyük farkı yaratan kısımdır. Servet bırakan belli sebeplere istinaden servetçisini servetçilikten çıkarmış olabilir ve servetçi de bu sebeplerin olmadığına istinaden tenkis davası açmış ise sonuçta tenkis davasını kazanacaktır. Fakat burada servet bırakanın servetçisini servetçilikten çıkarma isteminde haklı olmamasıyla beraber o servetçisini servetten uzaklaştırma isteme sarihçe ortadadır. Bu sebebe istinaden en azından servetçi tenkis davasında haklı bile çıksa yalnızca gizli pay ölçüyü kadar servetten pay alabilir. Bu nokta tenkis davası açmak ile vefata bağlı tasarrufun iptalini öne sürmek arasında sonuçta en büyük farkın olduğu kısımdır. Yani servetçilikten çıkarılan şahıs iptal davası açarsa bütün yasal payını alır ama tenkis davası ile yoluna devam ederse ve haklı çıkarsa yalnızca gizli payını alabilir.

Türk Medeni Kanunu madde 512/3- Sebebin varlığı kanıt edilmemiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, servetçinin gizli payı dışında yerine getirilir; ancak, servet bırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü sarih bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur.

Çıkarma Sebebinde Servet Bırakanın Sarih Bir Hataya Düşmüş Olması

Yukarıda servet bırakan servetçisini servetçilikten çıkarmış ve bu mevzuda haksız ise servetçi yine de yalnızca gizli payını alacağından bahsetmiştik. Fakat servet bırakan sarihçe düştüğü bir kusur neticeyi servetçisini servetçilikten çıkarmışsa ve bu sonradan ortaya çıkmışsa o servetçi yalnızca gizli payını değil bütün yasal payını almaya hak kazanır. basit bir misal verilecek olursa, servet bırakan A’nın dostu B, A’ya oğlunun kendisinin çok beğendiği dostunu bıçakladığını söylüyor. Bunun üzerine servet bırakan A anlık asabı ile vasiyetname yazıyor ve oğlunu servetçilikten çıkarıyor ve ardından kalp krizi geçirip ölüm ediyor. Olayın gerçeğinde böyle bir gidişat mevzubahisi değildir. Servet bırakan A bu vaziyetin asıl olmadığını bilseydi oğlunu servetçilikten çıkarma isteminde olmayacaktı. İşte bu sebebe istinaden servetçilikten çıkarılan şahıs yalnızca gizli payını değil tüm yasal payını almaya hak kazanır.

Koruyucu Servetçilikten Çıkarma

Servet bırakan bazen mirasını bıraktığı alt soyunun esasen borca batık olduğunu bilir. Misal verilirse, servet bırakanın A ve B diye iki oğlu vardır ve bunlardan A borca batıktır. Olağanda servet A’ya kaldığında terekenin ½’sine alacaklıları el koyacaktır. Böyle bir gidişatta servet bırakanın göz göre göre kendi mülkünü çocuğunun alacaklılarına teslim etmeyi istememesi mantıklıdır. Öte yandan A’nın çocuklarını, yani kendi torunlarını mağdur etmemek için onlara bir şeyler bırakmak isteyebilir. Fakat kendi çocuğunu pas geçip kendi çocuğunun payının tamamını torunlarına bırakması çok ahlaki bir vaziyet de değildir. En azından alacaklıları hasara uğratma gidişatı ortadadır. Bir yandan da bütün payının çocuğuna bırakıp hepsinin alacaklılara kalması da çok doğru bir yol olmaz, neticede servet bırakanın mülkünün dağıtılması mevzubahisidir.

Servet bırakan A borca batık olduğu için onu atlayarak onun payını C ve D’ye bırakırsa o zaman X ve Y’nin mağduriyeti mevzubahisi olacaktır. İşte kanun koyucu bu noktada bir orta nokta bulmak istemiştir.

Türk Medeni Kanunu madde 513- Servet bırakan, hakkında borç ödemekten aciz belgesi bulunan alt soyunu, gizli payının yarısı için servetçilikten çıkarabilir. Ancak, bu yarıyı servetçilikten çıkarılanın doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülemesi koşuldur.

Servet açıldığı zaman borç ödemeden aciz belgesinin kararı kalmamışsa veya belgenin içerdiği borç meblağı servetçilikten çıkarılanın servet payının yarısını aşmıyorsa servetçilikten çıkarılanın istemi üzerine çıkarma iptal olur.

A’nın gizli payı terekenin ¼’şana denktir. Bu gidişatta M, A’ya ¼’ü, B’ye terekenin ¾’şöhreti bırakır. Bu ¼’şan yarısını da torunlarına özgüler. Böylece X ve Y terekenin 1/8’ini alabilirler. Bunun yerine A servetten de feragat edebilir ama bu sefer de alacaklıları hasara uğratma emeli olduğu için alacaklılar bu harekâtı iptal ettirebilirler. Aynı zamanda alacaklılar 6 ay içerisinde servetin reddini dava edebilirler.