Son Haberler

Militarizm Nedir?

-
Eylül 7, 2022
Militarizm Nedir?

Militarizm Nedir?

Militarizm kelimesi Fransız orijinli bir kelime olup, dilimizde olduğu gibi bir çok değişik dilde de yeniden eş biçimlerde kullanılmaktadır. Siyasi – siyasi orijinli bir kelime olan Militarizm kelimesini Türkçeye birebir olarak orduculuk, ya da asker merkezcilik biçiminde çevrilebilir ve yeniden bu tercümelerden de anlaşılacağı gibi militarizm ordu ve asker merkezli eforun yüksek olduğu düşünce stillerini ifade eder. Çok genel olarak bu biçimde açıklayabileceğimiz Militarizm kelimesine yazının ilerleyen kısımlarında daha yakından bakacağız.

Bir ülkedeki silahlı kuvvetlerin yanı öteki ismi ile ordunun gücünün o ülke için ülkeler arası dış ilişkilerde ve ülke içi güvenliğin sağlanmasında ne kadar ehemmiyetli rol oynadığı öğrenilen bir hakikattir. Peki Militarizm bu silahlı kuvvetlerin gücünün ne dereceye kadar ülkenin iç ve dış politikasında ve ülkenin idaresinde rol oynayabileceğini savunur? Militarizm düşünce yapısında ülkedeki siyasi ve iktidarı efor kime ait olmalıdır?

Militarizm Kelimesinin Ortaya Çıkışı ve Dönüşümü

Fransızca ´militaire´ kelimesinden dilimize geçen militarizm kelimesi, ilk olarak 1860 senesinde Fransa’da o yarıyılda anarşist bir görüşe sahip olduğu öğrenilen Pierre-Joseph Proudhon tarafından kullanılmış ve literatüre katılmıştır. Geçen asırlarda dünyanın değişen siyasi ve ekonomik yapısı, ülkeler arasında yaşanan fikir alışverişleri ve 19. asırdan itibaren gerekli hale gelen askeri eğitim ile beraber, bu sözcüğün anlamı da ilk kullanıldığı günden günümüze kadar sürekli değişmiş ve yine biçimlenmiştir.

Dünyada tarihin şahitlik ettiği en ehemmiyetli ve en büyük militarizm hareketlerinin başında 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında Japonya ve Almanya’nın uyguladığı Militarist Siyasetler misal olarak gösterilebilir. 2. Dünya Savaşı sırasında büyüyen Liberalizm ve Marksizm düşünceleri Militarizm olgusunun de yine tanımlanmasına ve bedelinin yeni bir ebat kazanmasına neden olmuştur. Yaşadığımız asırda Amerika Birleşik Devletleri’nin tam dünyada sahip olduğu askeri hegemonya günümüzde varolan militarist sistemler içerisinde en güçlülerinden biri olarak misal gösterilebilir.

Militarizm, silahlı kuvvetlerin gücünün bir ülkedeki sivil yaşam üzerinde ve aynı zamanda siyasi olarak ehemmiyetli bir rol oynaması gerektiğini savunan düşünce yapısıdır. Militarizme göre savaş kaçınılması imkansız olan bir gidişattır ve varlığını gözetmek isteyen güçlü devletler savaşa karşı hiyerarşik bir yapı içerisinde hazırlıklı olmalıdır. Bu sebepten dolayı bir ülkenin varlığının devam edebilmesi de o ülkenin sahip olduğu askeri, silahlı eforu ile birebir ilişkilidir. Bir militarizm araştırmacısı olan Wilfried von Bredow’a göre militarizmin en kısa hali ile tanımı; “Ordunun devlet idaresinde hakim bir efora sahip olması” biçimindedir. 

Militarizmde ordunun ve devlet idaresinin aynı zamanda da sivil yapının ne biçimde irtibatlı oldukları ve olması gerektikleri ile alakalı farklı taraflardan farklı görüşler gelmiştir. Militarizmin Bredow’un da bahsettiği gibi devlet idaresinde hakim olan bir ordu yapısını mı temel aldığı yoksa daha değişik açıdan bakıldığında güçlü bir devlet yapısı için güçlü bir ordunun gereğini mi savunduğu, bakış açısına ve militarizmin açıklanış biçimine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu mevzuda bugüne kadar oluşan militarist görüşlerin ve militarist yapıların yakından izlenmesi militarizm kelimesinin tanımının da doğru biçimde yapılabilmesi için ehemmiyetlidir. Aynı zamanda oluşan siyasi büyümelerle beraber Militarizm kelimesinin de günümüzde varolan güncel anlamını değiştirebileceği unutulmamalıdır.

Militarizm kelimesi ile bir arada dinlemeye alıştığımız militarizasyon kelimesi bir cemiyetin militarizm düşünce yapısı ile idarenmeye başlanması süreçlerini anlatan ve bu büyümelerin araştırıldığı adımlardır. Militarizm askeri egemenlik düşüncesinin bir cemiyette muhakkak bir efora eriştikten sonra varlığından bahsedilebilecek gidişattır. Bu düşünce stilinin dominant olduğu topluluklarda savaş ve savaş hazırlıkları o topluluğun varlığını ve eforunu sürdürebilmesi için bayağı olarak idrak edilir. Tarih yazarı olan Alfred Vagts, Militarizm’in savaş zamanından çok barış zamanında büyüyebileceğini savunmaktadır. Böylece anlaşılmalıdır ki militarizmin oluşabilmesi için belirli mevcut bir savaş gidişatının olması gerekmez. Varolan barış vaziyetinde olası savaş vaziyetlerine karşı kuvvetlenmek ve cemiyeti olası savaş vaziyetlerine karşı hazırlıklı hale getirmek militarizm düşüncesinin ana yapısını oluşturur. Bu surattan Militarizm’in oluşabilmesi için cemiyette varolan barış hali ehemmiyetlidir. İç savaşların ya da kaotik bir çalkalanma yapısının varolduğu ülkelerde bu düşünce yapısının millete aktarılması daha güç olacaktır. Ancak genel olarak militarizm düşüncesinde varolan şiddet olgusu, bu idare stilinin bir cemiyete uyarlanacağı gidişatlarda yeniden düşüncenin ulus tarafından sahiplenilmesinin sağlanmasında en kullanışlı usullerden birisi olarak karşımıza çıkar.

Feminist düşünce yapısı ile çatışan bu vaziyet Militarizm düşüncesinde genel olarak savunmaya yoksul olan kadınların, silahlı ve eğitimli erkekler tarafından şiddet ve güç kullanılarak güvenliklerinin sağlanması biçiminde geçmektedir. Hiyerarşik bir yapının savunularak kadının korunmaya gereksinim duymasının ve erkeğin şiddet kullanmasının meşrulaştırılması geleneksel Feminist fikri ile çatışır. Bu sebeplerden dolayı Feminist düşünürler ve yazarlar Militarizm’i sert bir şekilde eleştirirler.

Pratikte Militarizm ve Etkileri

Militarist düşünce yapısına daha yakından bakıldığında ordu ve militarizm arasında bir karşılaştırma yapma gereği dinlenebilir. Bu vaziyette karşımıza çıkacak vaziyet ise ordu ve Militarizm’in çalışma alanlarının doğrudan birbiri ile örtüşmediği biçiminde olacaktır. Siyasi bakımdan Militarist düşünce yapısında ordunun devlet idaresindeki eforu siyaset bilimcilerce araştırıldığında, siyasetteki eforun ordunun sadece yüksek mevkilerindeki genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları gibi bireylerce temsil edildiği ve siyasi ya da iktidarı şekillenmede en alt rütbedeki erlerin rastgele bir söz hakkına sahip olmadıkları görülmektedir. Bu hiyerarşik yapının militarizmin egemen olduğu idare şekillerinde bazı sosyal ve siyasal bilimcilerce tenkit etildiği görülmektedir. Militarizmin başka bir kullanım biçimi olan Sivil Militarizm’e daha yakından bakmamız gerekirse yeniden tarihçi Alfred Vagts’a göre 1959, s.15 ordunun sivil yaşama tesir etmesi, askerlerin ve askeri kıymetlerin siyasette ve cemiyetsal yaşamda yüceltilmesi ise sivil militarizmin öğelerini oluşturur. Tarihçi yazar sivil militarizm ile askeri militarizmi değişik başlıklarda değerlendirerek, askeri militarizmi ordunun kendi sahip olduğu askeri çıkarlar değil askerlerin çıkarları istikametinde hareket etmesi olarak tanımlar.

Tolstoy’un 1905 senesinde kaleme aldığı biçimi ile cemiyetlerde yaygınlaşan gerekli askerlik yarıyılları ile cemiyetlerde militaristleşme başka bir deyişle militarizasyon ehemmiyetli bir büyüme yaşamış ve süratlenerek büyümesine devam etmiştir. 1935 senesinde Virginia Woolf ilk defa militarizmin cemiyetsal cinsiyetçilik üzerindeki tesirlerini araştırarak kaleme almıştır. Woolf’unda kaleme aldığı gibi ordulara sadece erkeklerin katılıyor olması devlet tarafından cemiyet içerisinde çok derin bir kadın-erkek ayırımı oluşmasına neden olmuştur. Devlet-Erkek-Ordu bağımlı tanımı büyürken kadınlar, kutsal anne, asker annesi ve korunmaya gereksinim dinleyen kesim olarak belirlenmiş ve cemiyet içerisinde bu biçimde rol almıştır. Militarizmin doğurduğu en büyük sonuçlardan öteki bir tanesi de erkeklerin şiddet, gaddarlık ve savaşla aynılaştırılmış olmasıdır. Ancak militarizm ile beraber erkeklerin devlet eli ile savaş terimi ile tümleşik hale getirilmiş olması, erkek yurttaşların da kadınlar kadar hasar görmelerine neden olduğunu savunan Virginia Woolf bu vaziyete tek çözüm yolu olarak erkeklerin ve genel olarak erkeklik kavrayışının sivilleştirilmesini ve bu biçimde cemiyete yine kazandırılması gerektiğini göstermektedir.

Militarizm’in cemiyette savunduğu sosyal güvenlik ilkesi son senelerde sosyal bilimciler arasında kavga konusu olmuştur. Militarizmin “cemiyetteki balansları bu biçimde etkileyerek savunduğu güvenlik bütün olarak kimin güvenliğidir ve bu güvenliklerin savunulması esnasında ne gibi başka güvenlikler riske atılmaktadır?“ biçiminde müzakereler günümüzde de devam etmektedir.