Son Haberler

Mazmun Nedir?

-
Eylül 19, 2022
Mazmun Nedir?

İskender Pala, mazmun için Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü isimli eserinde şu tanımı vermektedir : “Mânâ, anlam, kavram. Edebiyatta bazı özel kavram ve düşüncelerin ifadesinde kullanılan klişeleşmiş söz ve anlatımlara denir. Kısaca bir şeyi, özelliklerini çağrıştırarak kelime grupları içinde saklamaktır.” s.298

Atilla Özkırımlı ise Türk Edebiyatı Ansiklopedisinde mazmun için şu tanımı vermiştir :  “Anlam, kavram. Zımn’dan gelen sözcük edebiyat terimi olarak belirli bir kavramı anlatan, çağrıştıran, kalıplaşmış söz karşılığı kullanılır.… Bir bakıma sanatlı söz sayılabilecek mazmunlar, anlam vakaları sonucu kalıplaşmış sözcüklerdir. Başka deyişle bir sözcüğe şairlerce farklı anlamlar yüklenmiş, o sözcük asıl anlamı dışında yan anlamlarıyla kalıplaşmıştır.“

Her iki tanımda da ehemmiyetli iki detay var: Asıl anlam dışında kullanılmaları ve kalıplaşmış olmaları.

Bu iki tanımdan yola çıkarak naçizane mazmun tanımını şu biçimde yapabiliriz: Türk Edebiyatında,  Osmanlı yarıyılında kullanımı en hat safhaya gelmiş, İslamî edebiyat kaideleri kapsamında kullanılan, asıl anlamının değişmiş ve başka bir anlam ile kalıplaşmış özel sözcüklere mazmun denir.

Mazmunun kökü Zımn’dır. Arapça olan bir kökü biz tanıdık olan başka bir sözcük olarak dilimize almışız: Zaman. Mazmun ile zaman aynı radikaldir başka bir deyişle mazmun sözlük anlamı olarak da zamanla kalıplaşmış sözler anlamına kazanç.

Mazmun edebiyatı diyebiliriz bu edebiyata…

Osmanlı edebiyatı ya da yaygın ismiyle Divan edebiyatı, mazmun edebiyatı olarak da öğrenilir zira bu edebiyatta mazmunlar esastır. Nitekim mazmun sözcüğünün Türkçe ismi de “Kalıp söz”’dür.

Osmanlı edebiyatı, Arap ve Fars edebiyatının etkisi altındaki bir ananedir. Başka Bir Deyişle Orta Asya için kullanılan millet edebiyatından değişik bir edebiyat söz konusudur. Millet edebiyatında orijinal söz kullanmak esasken Divan edebiyatında mazmunu kullanabilmek önemlidir.

Şayet herkes mazmun kullanıyorsa bu edebiyat nasıl bu kadar uzun sürdü ve orijinal eser verdi?

Bu soru haklı olarak herkesin usuna kazanç. Osmanlı edebiyatında madem mazmunlar var o zaman neden orijinal eserler var ve neden tüm eserler birbirine benzemez?

Yanıtını bir benzetme ile vermek isterim: Değerli bir maden düşünelim, misalin altın. Altını biz yaratmadık, altın zati dünyada olan bir madendi ama altını işlemeyi biz bulduk. Altını işleyerek kolyeler, bilezikler yaptık ve bunlar hemen hemen hepsi estetik olarak üst noktada. Biz, bize bu eserleri verenlere minnet duyduk, başka bir deyişle işleyene. Mazmun da altına eş, edebiyatta zati kalıp sözler vardır bunların hangi sevgili özelliği yerine kullanılacağı kaidelere benimsetilmiştir ama nasıl kullanılacağı başka bir deyişle söyleyiş belirtilmemiştir. Bu bakımdan gerek Doğu edebiyatında gerek Osmanlı edebiyatında mazmunu işlemek, mazmunu değişik kullanmak marifet sayılmıştır.

Atilla Özkırımlı bu mevzuda şunları söylemektedir : “ Divan edebiyatının bir mazmunlar edebiyatı oluşu değer miktarlarını da tanımlamıştır. Nitekim bir şairin öğrenilen, başkalarınca da kullanılan bir mazmunu yeni bir şekilde kullanması ustalık sayılmış; bu kavrayış söz ve anlam sanatlarına dayalı söyleyiş ustalığına yol açmıştır. Ayrıca daha evvel hiç kimsenin söylemediği mazmuna bikr-i mazmun denilmiştir.” s. 816

Yeni mazmunlar bulunabilir…

Atilla Özkırımlı tanımı dikkate alındığında bu mazmunların kaynağının yeniden şairler olduğunu görüyoruz. Başka Bir Deyişle şairler, yeni mazmunlar bulabilirlerdi. Osmanlı edebiyatında 18. asırda bizim şairlerimiz Doğu şairleri ile boy ölçüşmeye başladılar ki bu geç bir yarıyıldır aslında. Bu bakımdan da yerli bir mazmun bulmamız çok güçtü. Ayrıca Doğu edebiyatı – ki biz hemen hemen tüm mazmunları Farslardan aldık – zati oturmuş bir edebiyattı, hemen hemen tüm mazmunlar, bulunmuş, yerine oturmuştu. Başka Bir Deyişle şaire malzeme bütün olarak veriliyordu, malzeme eksik olmadığı için yeni bir mazmun ihtiyacı da çok hissedilmiyordu. Bu bakımdan Türk edebiyatının sunduğu orijinal bir mazmun bulmak zordur.

Bir akım vardır ki bikr-i mazmun bulmak bu akımda çok ehemmiyetli olmuştur. Bahsedilen akım, Sebk-i Hindi akımıdır. Bu akım oldukça ağır bir dilin kullanıldığı ve belki de şairin tüm sanat kabiliyetlerini ortaya koyduğu yarıyıldır. Bu yarıyılda orijinal mazmun bulmak esas olmuştur ama yeniden de bu akıma karşın orijinal mazmun bulmak pek kolay değildir.

Mazmunlar ne ile alakalıdır?

Mazmun, Divan edebiyatının sevgilisiyle alakalıdır. Divan edebiyatının sevgilisi hayali bir sevgilidir, başka bir deyişle muhayyeldir. Bu bakımdan da şairler hayali bir kadına aşk şiiri yazarlar. Elbette İslamî çerçevede bu vaziyet oldukça sıradan olarak görülmelidir; nitekim kadınların sokakta dolaşmasının dahi pek güzel karşılanmadığı bir vaziyetten bahsediyoruz.

Muhayyel sevgilinin özellikleri de sıradan bir insanda olmayan kriterlerdir. Misalin mim kadar küçük ağızlı olması, kıl kadar ince emin olması vs… Tüm bu hayali öğeler, bir zamanlar benzetme sanatı ile ifade edilirken bir süre sonra benzetme öğelerinin kimisi çıkarılarak istiare sanatıyla anlatılmaya başlanmış. İstiareler o kadar çok sık kullanılmış ki bir zaman sonra benzeyen söylenmeden sadece benzetilen söylenerek anlatılmak istenen söylenmiş. Bu da sevgili özelliklerini mazmunlaştırmış. Başka Bir Deyişle Doğu edebiyatı Osmanlı’ya geçerken zati mazmunlaşmış bir sevgili vardı.

Mazmunlar  bütün olarak sevgilinin fiziksel özellikleri ile alakalıdır. Şayet sevgilinin kıskanç olmasını ya da deyimi caizde acı sürükletmeyi seven birisi olmasını saymazsak hayali kadın sevgilinin ruhsal bir özelliği yoktur Divan edebiyatında. Kıskançlık ve acımasızlık da zati mazmunlaştırılmıştır  ki bu mazmunlaştırma da genelde tarihi karakterlerin anısıyla yapılmıştır: Misalin acımasızlığı ile şöhret salan Hülagu Han’a sevgiliyi benzetme.

Mazmunlar özellikle  “ … insanın başındaki muhtelif kısımların ve yüzdeki hatların biçim, renk ve kokuya göre vasıflandırılmasıyla”  oluşmuş ve binlerce mazmun çıkmıştır ortaya.

Mazmun Nasıl Bulunur?

Bir beyitte mazmun olduğunu nasıl anlarız diye sormak daha manalı olacaktır. Nitekim binlerce mazmun vardır ve hangisinin mazmun olduğunu öğrenmek zaman alacaktır. Güzel, sadece 6 aylık bir sözlük çalışmasıyla mazmunları tanıyabiliriz ama yeniden de bilmiyorsak ne yapmalıyız?

Mazmunların kullanıldığı beyitlerde kesinlikle mazmun ile alakalı başka bir ipucu sözcük vardır. Misalin Zülf başka bir deyişle saç mazmunu geçmişse devamında saçın siyah oluşundan kesinlikle bahsedilecektir. Yalnız bir süre sonra Osmanlı edebiyatında o kadar ilerlemiştir ki bu mazmun işi, artık sadece mazmunlar verilerek çağırışım yoluyla sevgilinin öbür özellikleri anlaşılmıştır.

Misalin muhayyel sevgilinin dudakları lâl madeni gibi kırmızı, gonca gibi miniktir ve dişleri de dür inci gibi beyazdır. Şair tüm bu mazmunları bir anda kullanmak yerine lâl diyerek öbür üçünü çağırışımla anımsatır. İlk zamanlarda elbette sevgilinin ağzı ve dudakları ile alakalı her şey söylenirdi ama son zamanlarda sadece bir dudak her şeyi karşılar hale geldi. Bu bakımdan da Osmanlı edebiyatı birikim edebiyatıdır.  Her zaman 13. asırda yazılan metni kavramak 18. asırda yazılan metni kavramaktan daha kolaydır.

Bazı mazmunlar….

Divan edebiyatında en çok kullanılan mazmunlar, bu mazmunlar ne ile ilgili oldukları şu biçimde açıklanabilir:

Zülf: Saç için kullanılır. Sevgilinin saçı kafir gibi siyahtır. Tasavvufta alın, surat vahdettir, göz ve gamze  ile mâsivânın Bütün anlamı, Allah’tan başka her şey demektir. Tasavvufta Masivadan geçmek , salihin gönlünde Allah aşkından başka bir şey olmaması anlamına kazanç. tecellisi olup, sâlik olan aşığı salik bir tarikat yoluna girmiş olan kimse demektir. yoldan çıkarır. Başka Bir Deyişle sevgili fitne ve fettandır. Bakışları da cadû bakışıdır, efsûnludur. Bu surattan da kafirdir. Divan edebiyatında sevgilinin saçları her zaman siyahtır, sarı ya da kahverengi olamaz.

Ebrû: Kaş için kullanılır. Sevgilinin kaşları yay, hilal, sâyebân,mihrâb-ı niyâz, r harfi Arapçadaki , çîn-i ebrû, çarpık, kemân-ı fitne, afet, hâcib, belâ, sayyâd, tâk, kurâb, sâye-i şemşîr, tuğra ve mısrâdır. Beyitlerde sevgilinin kaşı, kirpiği ok olur ve aşığı bakışlarla yaralar.

Çeşm: Göz için kullanılır. Osmanlı edebiyatında sevgilinin göz biçimi muhakkaktır. Her zaman bademe benzetilir, şehla bakar sevgili ve göz rengi de ela ya da karadır.

Öbür mazmunların açıklaması başka yazıda daha detaylı verilecektir, şimdilik sadece isimlerini zikrediyoruz:

Rûh: Çehre, surat

Arız: Yanak

Hâl: Ben

Leb, dahin, dehen: Dudak

Dendân: Diş

Dür: İnci anlamındadır, diş mazmunudur.

Tutî: Papağan anlamındadır, sevgilinin sözleri anlamındadır.

Miyân: Bel

Kad, Kamet: Boy

Yâr: Sevgili