Son Haberler

Klasik Türk Edebiyatı Nedir?

-
Eylül 4, 2022
Klasik Türk Edebiyatı Nedir?

Türk edebiyatında olağan bir yarıyıl var mı? Varsa bu yarıyıl nereden başlıyor? Olağan kavramının bütün karşılığını verebiliyor muyuz? İşte bu suallerin yanıtı muallâkta kalmakla beraber, Türk Dili ve Edebiyatı camiasında büyük çoğunluk olağan edebiyat yarıyılını Osmanlı edebiyat yarıyılı ile beraber alıyor.

Nedir Osmanlı Edebiyatı?

Osmanlı Devletinden evvel var olan Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollar tarafından devrilince Anadolu’da bir otorite boşluğu oluştu. Bu boşlukta ise beylikler kurulmaya başlandı. Bu beylikler, Türkçeden başka dil öğrenmedikleri için edebiyat ve bilim dilini Türkçe olarak tanımlamışlardır. Hatta Karamanoğlu Mehmet Bey’in 3 Mayıs 1277’de meşhur fermanı duyuru edilmiştir: “Şimden gerü hiç kimesne divanda, dergâhda, bergâhda ve takı her yerde Türk dilinden özge laf söylemeye.” Şuandan itibaren hiç kimse divanda, dergahta, pazarda ve bile her yerde Türkçeden başka dil konuşmayacak.

Beylikler yarıyılında iki beylik vardı ki bu beylikler imtiyazsız en güçlü beyliklerdir. Bunlardan birisi Osmanoğulları -ki ileride Osmanlı İmparatorluğu kurulmuştur; öbürü ise yukarıyada ismi geçen Karamanoğullarıdır -ki Karamanoğulları Osmanlı Devletince en son devrilen beyliktir. Batı Türkçesinin olağan edebiyat yarıyılını ise Osmanoğulları oluşturacaktır.

Osmanlılar Karamanoğullarının aksine…

Osmanlılar, Karamanoğulları’nın aksine bilim ve sanat dilini Türkçe duyuru etmemişlerdir. Bunun sebeplerini bir imparatorluk yarıyılı ile beraber düşünerek şu biçimde sıralayabiliriz:

Güçlü bir devlet için güçlü bir bilim ve sanat kolu gerekir. Bu bakımdan Osmanlı Devleti, İstanbul’un fethi ile doruğa çıkan bilim ve sanat ahalisini hem Batı’dan hem de Doğu’dan toplamıştır. Elbette Fatih yarıyılında Bahşiler başka bir deyişle Uygurca bilen ilim adamları varsa dahi yeniden de temel bilim ve sanat Doğu’dan gelmiştir.
İmparatorluğun verdiği karmaşa ile bilim ve sanat dili tamamen Türkçe olamamıştır.
Mısır seferi ile halifelik makamı Osmanlı Devletine geçmiştir. Halifeliğin Osmanlılara geçmesiyle beraber Doğu ile ilişkiler çoğalmıştır. Yalnızca dinî temas değil, edebî temas da sağlanmıştır çünkü Doğu’da din, edebiyat ile beraber vuku bulmaktadır. Misalin, Leyla ve Mecnun mesnevisi ve tüm mesneviler, Naat, Kaside vs.

Olağan Osmanlı edebiyatı Osmanlı Türkçesi ile…

Olağan Osmanlı edebiyatı, Arap yazımının kullanıldığını ama Türklerin azıcık da kendilerine uyarladığı bir harf sistemi ile oluşuyordu. Başka Bir Deyişle biz bugün Latin abecesi kullanıyorsak, Osmanlı Devleti de o zamanlar Arap abece sistemi kullanıyordu. Hakikatinde bu sistemi kullanan yalnızca Osmanlı Devleti değildi. Doğu’da Çağataycada hatta Çağatayca’dan evvel var olan Karahanlı Türkçesinde de Arap harflerini kullanıyorlardı. Bir farkla: Doğu Türkçesi, Uygur yazım ananeyi üzerine kurulmuş ve gerçekten sağlam bir Türkçe ile Arap harflerini kullanıyordu.

Gelelim Olağan edebiyatımıza…

Osmanlı yarıyılı edebiyat, aruz vezni ile Doğu özentisi bir edebiyattı ilk zamanlar. Daha sonra Osmanlı şairler öyle evreye geldiler ki Doğu ile müsabakaya başladılar. Bu yarıyıl, Nedimlerin, Nefilerin, Nabilerin olduğu altın dönemdir.

Osmanlı olağan edebiyatı olarak kabul edilen yarıyıl 14.asırda başlar ve 19.asrın sonuna doğru Batılılaşma ile biter. Osmanlı olağan edebiyatına Ömer Seyfettin alay etmek için Divan Edebiyatı demiştir ve ne hikmetse artık Osmanlı edebiyatı yerine Divan edebiyatı yaygınlaşmıştır.

Şimdi Osmanlı edebiyatına yakından bakalım:

Aruz vezni…

Osmanlı edebiyatı, ulusal veznini değil Arap ve Fars dünyasının ulusal vezni olan Aruz veznini almıştır. Aruz, hakikatinde bir ritimdir. Aynı Türklerin hece vezni gibi şiirde emin bir uyumu tutmak için kullanılmıştır. Nitekim aruz hakikatinde Arap ve Fars dilinin mahsulü olduğu için onların dil özelliklerine göre dizayn edilmiştir.

Bu vaziyette;

Arap ve Fars dili uzun ünlülerin olduğu bir dildir; oysaki Türk dili kısa ve aşırıca ünlünün olduğu bir dildir.
Aruz vezni, uzun ünlüleri sarih hece olarak, şöhretsizleri de kapalı hece olarak kabul eder. Türk dil sistemi ise bir sesli bir ve bir suskun harf ile hece oluşturduğu için aruz sistemine uymamaktadır.

Bunları bir misalle pekiştirmek de fayda var:

Âb: Aruz bedeli kapalıdır. Farsça, su anlamındadır.

Mâ‘ : Aruz bedeli kapalıdır. Farsça su anlamındadır. Ayrıca sonunda bir de kesme sesi olduğu için 1.5 hece değerindedir.

Su: Türkçedir, aruz kıymetine bir hecedir ve uzatılmadan okunur.

Aruz vezni bu sebeplerle Türkçe dil sistemine uymadığı için, bol bol Doğu’dan kelime almışız. Osmanlı Türkçesinin bu kadar karışık olmasının sebepleri arasında ve Osmanlı yarıyılı edebiyatının olağan bir edebiyat kabul edilmemesinin altında da bu gidişat uyumaktadır. Kimi tahlilcilere göre olağan olmak ulusal olmaktadır, vezni de vezni uydurmak için alınan kelimeler de, şiir biçimleri de yabancı olan bir edebiyat, nasıl olur da olağan statüsüne girer?

Olağan Osmanlı edebiyatının kaynakları…

Divan edebiyatı, İslamiyet ile Türk yaşamına girmiş bir edebiyattır. Bu bakımdan da bu edebiyatın kaynaklarının büyük kısmı dini kaynaklardır:

Kur’an-ı Kerim: Mesnevi mevzularından mesela Kıssa-ı Yusuf ya da Yusuf u Züleyha gibi
Fars edebiyatı: Molla Cami, Firdevsi
Arap edebiyatı
Tasavvuf
İslam dinine ait tam mevzular Peygamber kıssalar, Peygamber mucizeleri vs
Destanlar
Mitler, eposlar
Son zamanlarda başka bir deyişle 18.-19.asırda şehir tasvirleri

Bizim öğretmenlerimiz Farslardır…

Biz ne İslamiyet’i ne de edebiyatı Araplar’dan bildik. Bizim öğretmenlerimiz Farslardır. Bugün kullanılan İslami terimler bile Fars dilinden alınmıştır. Elbette olağan edebiyatımızın da nazım biçimlerinin çoğu Fars kaynaklıdır. Misalin, Mesnevi, Rubai Fars edebiyatından alınmıştır. Ayrıca gazel, kasidenin içinde bir kısımken Farslar tarafından oldukça fazla kullanıldığı için bir biçim olmuştur ve bizde aslen gazeli Farslardan tanımışızdır.

İşlenen mevzular…

Olağan Osmanlı edebiyatında işlenen mevzular 600 yıldır aynıdır. Hakikatinde Doğu’nun da bizim de olağan edebiyatımız, mazmun denilen ve değişmeyen kalıplardan oluştuğu için aynıdır. Misalin gül, sevgilinin yanağını, nergis kulağını hatırlar. Hiçbir şair, nergisi yanak, gülü göz yapamaz. Hal böyle olunca başka bir deyişle kelimeler aynı olunca, fark, lafları işleyişte ortaya çıkmıştır. Şairler, değişik söyleyişi daha önceki ismiyle nümayişi tutmuşlar ve bu biçimde ünlü olmuşlardır.

Doğu Türkçesinde de gidişat pek değişik değil…

Çağatayca ya da Karahanlıca için de gidişat aynı. Aruz vezni, beyitler, kalıp mevzular… Başka Bir Deyişle, Doğu Türkçesinin olağan yarıyılı da en az bizim kadar ulusal.

Sözün özü, bir hayli analistin aksi görüşüne karşılık, Osmanlı devri edebiyatı, Batı Türkçesinin olağan devridir. Aynı keza Doğu Türkçesinin olağan devri de Osmanlı ile eş zamanlı olarak ilerleyen Çağatay olağan edebiyatıdır. Bunun en büyük delili ise, Türklerin bu edebiyatta verdikleri mahsullerin Arap ve Acem şair meclislerinde okunması ve hatta Acem şairlerin, şiirlerinin bir haylisini Nedim gibi Nabi gibi ünlü şairlerin alkışına sunmasıdır.