Son Haberler

Jean Sartre ve Varoluşçu Felsefe

-
Eylül 17, 2022
Jean Sartre ve Varoluşçu Felsefe

Jean Sartre ve onun geliştirdiği varoluşçu felsefeyi kavramak için birkaç sayfa yetmez muhtemelen.. Ama yeniden de onu ve düşüncelerini kavramaya başlamak için

Jean Sartre ve Varoluşçu Felsefe

Jean Paul Sartre’nin kim olduğunu Jean – Paul Sartre kimdir isimli yazımızda işlemiştik zati. Şimdi ise onun geliştirdiği varoluşçu felsefesi hakkında bilgi vermeye çalışacağız..

Sartre için varlık problemi..

Sartre, varlık problemini Yaradan olgusu olmadan sarihler. Varlığın ne olduğu, Yaradan kavramı olmadan açıklanır Sartre için. Bunun için Sartre varlığı ikiye ayırır:

1. Kendi başına varlık nesne

2. Kendisi için varlık İnsan

Thing in it self başka bir deyişle kendi başına varlık, thing for itself başka bir deyişle kendi için varlıktan evvel kazanç. Bu gidişat azıcık karışık gelebilir ama vaziyeti şöyle anlatabiliriz. Sartre, varoluşçuluğun temel meselelerini yanıtlamalıdır. Başka Bir Deyişle varlığın nasıl alana geldiğini, varlığın ne olduğunu.. Bu bakımdan da varlığı bir temele katlandırmalı. Teknik olarak kendisi Yaradan olgusu dışında varlığı açıklamaya çalışacaktır; bu bakımdan da varlığın ne olduğu sualine Yaradan olgusu olmadan bir yanıt vermek zorundadır. Tüm bu açıklama gerçeğinde Sartre’nin varlık meseleseline temel arama gayretidir. Varlığı, yeniden varlık üzerinden irdelemek onun çıkış noktası olmuştur ve varoluşçu felsefenin temel doktrinini o da kabul etmiştir: “Varoluş, özden evvel kazanç”. Yalnız bu kabulü, ona muhtelif paradokslar sunmuştur.

Sartre kendinden varlık ile nesneler dünyasını kast eder. Nesneler dünyasında öz, varoluştan evvel kazanç. nesneler vardır, tek başınadırlar ve tarifleri yoktur.

Kendisi için varlıktan kasıt ise insandır. İnsan, Sartre’nin reel ilgilendiği alandır zira insan özgürdür. Tercih yapar, tanımlanmışlık dışındadır. Bir elma, elma vermek için vardır elma vermekten başka alternatifi yoktur. Ama insan tercih yapma hakkına sahiptir, yaşayacaklarını kendisi tanımlar..

Sartre varoluşunun temelinde insan vardır..

Sartre, her varoluşçu feylesof gibi insanı sorgular, somut ve fertsel bir varlık olarak insanı.. Bu bakımdan varoluş yanıtını da verir: “varoluş; tanımlanmış, şekillenmiş ve olup bitmiş bir gidişat değildir, kendisini ele verecek bir özden yoksundur. Anladığımızı sandığımız anda çoktan yeni bir şekle girmiştir dahi”. Başka Bir Deyişle insan bir nesne değildir; nesne gibi tek bir öze sahip değildir. Misalin bir armut değildir; insanı insan yapan onun öznamın değişken olması, başka bir deyişle sabit ya da var olmamasıdır.

Varoluş, özden evvel kazanç..

İnsan tanımı, nesne kadar kolay değildir zira insanlar özgürdür. Varoluş özden evvel kazanç prensibinin temeli de budur: insanın özgür olması. Şayet insanlar bir özle doğsalardı, o öz onların özgür olmalarını manilerdi. Başka Bir Deyişle insan en başından yaşamda ne yapacağına tanımlı hale gelseydi özgür olmazdı.

İnsan şuurlu bir varlıktır. Bir kaya ya da ağaç değildir. Kolay değildir. Kaderi yoktur, yapacakları ya da yapmayacakları tanımlanmamıştır. İstemi, şuuru vardır. İnsan, yaptıkları ile, eylemleri ile yaşamını inşa eder.

Sartre’nin bu görüşlerinde Yaradan’yı yalanlaması da aktif bir rol oynar. Varoluşçuluk isimli eserinde Dostoyevski’nin “Yaradan olmasaydı her şey mubah olurdu” söznamı şahit gösterir. Düşünüldüğünde, Yaradan yoksa yasak da yoktur. İnsanın her şeyi yapabilmesinin önü açılır. O zaman, insan kendi başınadır zira Yaradan yoktur. İnsanın tutumlarını tanımlayacak bir mekanizma yoktur, insanın tutunacağı bir dal yoktur. Özgürlük bunu gerektirir. Özgür olmak, tutunmamak, katlanmamak, bağsız olmak demektir.

Varoluş özden evvel kazanç fikri, Sartre’nin Yaradan kavramının yerine koyduğu bir düşüncedir diyebiliriz. “İlkin insan vardır; başka bir deyişle insan evvel dünyaya kazanç, var olur, ondan sonra belirlenip tanımlanır, öznamı ortaya çıkarır” der Sartre. İnsan, varlığı ile değil, eylemleri ile belirlenir. İnsan yalnızca dünyada olduğu için bir kimliğe sahip olamaz, dünyada yaptıkları ile bir kimliğe sahip olur.

İnsan yaptığı eylemden mesuldür..

İnsan, bahanesiz, yaptığı tüm eylemlerden mesuldür. İnsan, kim olacağına, ne yapacağına kendisi karar vermeli, kendi hudutlarını çizmeli ve kendisini belirlemelidir. Bu belirleme, yalnızca ona aittir. İnsan, yeniden kendisinin merkezidir.

Jean – Paul Sartre’nin varoluşçuluk kavrayışında Yaradan ortadan kalkmalıdır. Şayet Yaradan ortadan kalkmazsa insanın bir öznamın olması gerekir. Yaradan varsa insan özgür değildir. İnsan, eylemlerinin sebeplerini ve neticelerini yazgıya bağlıyor, eylemlerini kolaylaştırıyorsa kendini belirleyemez. Bu yasakları koyan başka bir deyişle Yaradan insanı tanımlar. O zaman insan nesneden ibaret kalır. Şayet öz, varoluştan evvel kazançsa o zaman özgürlük yok demektir. Özgürlük için Yaradan olmamalıdır.

Fert, yalnızca yalnız başına kaldığında eylemine karar verirse özgürdür. Hiçbir tesir ya da tesir altında olmamalıdır. İnsan, şayet kendisini belirlemek istiyorsa hareket ve eylem halinde olmalıdır. Bir eylem yaparken başka bir varlığa ya da canlıya güvenemez. Bu bakımdan da yalnızdır. Kararlarını alırken de yalnız bu kararlarını uygularken de.

İnsan, kendi öznamı kendi yaratır…

Sartre’ye göre Yaradan yoksa insanın kendini yaratacağı tek bir şey kalır: o da kendisi. İnsan, kendisini yaratır zira kaya gibi bir özü yoktur. İnsanın, Yaradan’nın ona bahşettiği bir özü yoktur. Bu bakımdan insan, yaptığı her şeyin mesulüdür. Ona kızacak ya da onu mükâfatlandıracak bir Yaradan yoktur.

İnsan, tüm eylemlerinde hem kendine karşı hem de tüm insanlığa karşı mesuldür..

Sartre’nin mesullük kavrayışı ya da mesullükten ne kavradığı da ateist olması ile ilintilidir. İnsan her şeyi ile özgür ise, her yaptığı şeyin de mesullüğü ona aittir. İnsan salt özgürdür ama yaptığı her şeyin mesullüğü de ona aittir; hem de kabahatini eksiltecek ya da gevşetecek ya da eylemine mazeret olacak bir kader, yazgı ya da Yaradan olmadan. Özgürlük, mesullüğü de yanında getirir ama insanın bu mesullüğü sadece kendisine karşı değil, tüm insanlığa karşıdır Sartre’ye göre.

Tıpkı kelebek tesiri gibi, insanın yaptığı eylemler, tüm insanlığın kaderini etkileyebilir. İlgisiz bir makûsluk ya da sorumsuzluk ve hatta iyilik hiç tanımadığınız insanların yaşamlarını kökten değiştirebilir.

Sartre’ye göre insanın kendisini seçmesi aynı zamanda tüm insanlığı seçmesi demektir. Gerçeğinde, olmak istediğimiz insanları eylemlerimizle yaratmaya çalışırken, öteki insanların bu yaratım üzerinden nasıl olmalarını gerektiğini gösteriyoruz. Özgür istem ile insan olmayı seçmek, tüm insanlığı seçmek anlamına geliyor Sartre için.

Varolmak gerekli bir gidişat değil, özgür bir vaziyettir Sartre için. Üstelik suçlayan ve yasak gören Yaradan kavramını ortadan kaldıran Sartre, insana daha büyük mesullükler vermektedir.

Peki, insan makûs bir karar veremez mi? Kendini aldatmaz mı? Bu da özgürlük değil midir? Sartre, bu sualleri de özgürlüğün var olma ya da olmama gidişatına bağlar. Şöyle ki, mesullük almayan insan, makûs gayelidir ya da kendisini kandırır. İnsan, kendi eylemlerinden dolayı makûs olduğunu kabul etmez ve onu etrafının bu hale getirdiğinden yakınırsa o zaman o insan özgür değildir. Makûs olmama özgürlüğüne sahip değildir. Makûs maksat, özgürlüğü ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bunu da özgürlük ile yapar. Başka Bir Deyişle insan, kendisinde makûs olma özgürlüğünü bularak makûs hedefli olabilir. Ama o zaman bu insan tek bir vaziyete saplanmıştır. Bu bakımdan özgür değildir. Üstelik özgür olamadığı için kendi öznamı oluşturması oldukça güç hale kazanç.

Sartre, Yaradan kavramı olsa bile insanın kendisinden mesul olduğunu vurgular. Yaradan varken de insan özgürdür zira “insan özgürdür ve bunu hiçbir şey yasaklayamaz”.

Mesullük olgusu, Sartre’nin varoluş felsefesini cemiyetsel bir hümanizme götürür. Yaradan var ya da yok, insanın kendi yaptıklarından, kendi eylemlerinde mesul olması ve bu eylemleri ile yalnızca kendisine karşı değil, cemiyete karşı da mükellef olması Sartre felsefesinin insancıl bir bakış açısına sahip olduğunu gösterir.

DERLERSEK,

Sartre, insan varlığını Yaradan olmadan değerlendirir. İnsan, her anlamda özgürdür ve her hareketinin mesullüğünü üstlenmek zorundadır. İnsan, yalnızca kendisine karşı değil, cemiyete karşı da mesuldür. Bu bakımdan Sartre, insancıl bakış açısına da sahiptir. Bu noktada Sartre’nin varoluş felsefesinin kilit sözü özgürlüktür..