Son Haberler

İstiare Sanatı Nedir?

-
Eylül 11, 2022
İstiare Sanatı Nedir?

İstiare sanatı hem mecaz hem de benzetme sanatlarını içinde barındıran ve zamanla kullanımı gitgide yaygınlaşan bir ahlakı sanattır. Çok sık kullanıldığı için divan şiirinin kalıpları dediğimiz mazmunların bir kısmını oluşturmuş, hal böyle olunca yani çok sık kullanılınca istiarenin bir sanat olduğu yani maksatlı yapıldığı görmezden gelinmiş. Bu bakımdan da dize içinde dikkatlice bakılması gerekir, ancak o zaman görülür.

Cem Dilçin istiare sanatının  tanımını şu biçimde vermiştir: “ Bir şeyi kendi isminın dışında, cinsli yönlerden benzediği başka bir şeyin ismiyle anma.” Aslında biz kısaca benzetme için şu tanımı yapabiliriz: Benzeyenin ya da benzetilenin söylenmediği veya yalnızca benzeyenin ya da yalnızca benzetilenin söylenmesiyle oluşan kısaltılmış teşbih sanatıdır.

Bütün bu tanımlamalardan yola çıkarak istiare sanatının olduğu bir kelimede şu 3 özelliği aramalıyız:

Kelimeyin reel anlamı dışında kullanılıp bu reel anlamı dışındaki bir nesneyle ya da kavram ile eşleşmesi.

Kelime ile kelimeyin temsil ettiği istiare anlamı arasında kârîne-i mâni’a bulunmalı; yani metinde ya da dörtlükte kelimeyin reel anlamında kullanılmasına engel bir yosunu bulunmalı.

Kelime zayıf ya da güçlü bir benzetme emeli gütmeli. Özellikle mazmunlarda, kullanım çok sık olduğu için istiarenin benzetme anlamı unutulabiliyor; bu bakımdan bu son maddeye çok dikkat etmeliyiz.

İstiare, pek çok türe ayrılmıştır ve hatta Prof. Dr. Mehmet Kaya Bilgegil’i n Belâgat kitabında bu ayrımları görebiliriz ama biz en çok işlenen üç cinsinü göreceğiz: Kapalı İstiare, Sarih İstiare ve Yaygın İstiare…

İstiare Cinsleri

İstiare,  yalnızca daha önceki şiirde yani divan şiirinde kullanılmamıştır; her dönemde kullanılmıştır  ama çok divan şiirinde kullanılmıştır. Elbette bu kullanımda mazmunların etkisini göz önüne almak gerekir. Bu bakımdan da bu konu “Daha Önceki Şiirde İstiare Sanatı” biçiminde düşünülmelidir.

İstiarenin üç biçimde gerçekleştiğini söylemiştik, en çok kullanılan istiare cinsi sarih istiare, daha sonra kapalı ve yaygın istiaredir. Biz de açıklamaları yaparken bu sırayı dikkate alacağız:

1. Sarih İstiare

Mazmunlar da diyebiliriz çünkü divan şiirinde klişeleşmiş kullanımlar sarih istiaredir. Sarih istiarede benzetme ögelerinden kendisine benzetilen söylenmez, benzeyen söylenir.  Yani güçlü olan öge şiirdedir. Örneğin sevgilinin uzun boyu demek yerine serv-i hırâman ya da sevgilinin kırmızı yanakları demek yerine gül-i ruh demek… Şimdi  bunu örnek beyitlerle daha anlaşılır hale getirelim:

Sararmış za’fdan nergisleri ol verd-i handânın

Açılmış iki nesrîni sanasın bir gülistânın ZATİ

Açıklama : O neşeli gülen gülün nergise benzeyen gözleri zayıflıktan sararmış; sanarsın ki bir gül bahçesinin iki yaban gülü açmış.

Burada “verd-i handân” ve “nergis” kelimelerinde sarih istiare vardır. Her ikisi de sevgili için kullanılmıştır. Verd-i handan ve nergis kelimelerinde verd gül anlamıyla sevgiliyi, nergis ise sevgilinin gözlerini  temsil etmektedir. Yalnız beyitte sevgiliye dair herhangi bir şey geçmemektedir. Ama nergisin bir çiçek ismi olarak yani reel anlamıyla kullanılmadığı da beyitin anlamından anlaşılmaktadır. Ayrıca nergisin biçimi bakımından da sevgilinin gözleri arasında bir benzerlik ilişkisi göze çarpar. Aynı keza şair, sevgiliyi güle benzetirken herhangi bir biçimde sevgilinin ismi geçmez ama biz, beyitin anlamından nesrin kelimeyinün reel anlamında kullanılmadığını görebiliyoruz. Elbette her sarih istiare kendisini bu biçimde ifşa etmez ama yine de mazmunların çoğunun sarih istiare yoluyla yapıldığını öğrenmek de bize büyük bir kolaylık sağlayacaktır.

Başka bir örnekle konunun özünü oturtalım zihnimizde:

Hansı gülşen gülbünü serv-i hıramanınca var

Hansı gülbün üzre gonca lal’-i handânınca var FUZULİ

Açıklama : Hangi gül bahçesinin gül fidanı senin serviye benzer uzun ve narin boyun gibidir? Hangi gül fidanındaki açılmamış gül yani gonca senin lal gibi kırmızı gülen dudağın gibidir? 

Burada serv-i hırâman ve gülbün sevgilinin boyunu, gonca ve lal sevgilinin dudağını temsil etmektedir. Şayet burada bütün teşbih olsaydı tümceler şu biçimde olurdu :

– Sevgilinin boyu gülbün gibi uzun

– Sevgilinin dudakları lal gibi kırmızı. 

İşte burada, yalnızca benzeyenler alınıp geri kalan öteki ögeler hissettirildiği için serv-i hırâman, gülbün ,gonca  ve lal sarih istiaredir.  

Birkaç tane daha örnek yaparak sarih istiare konusunu kapatalım:

Devletinde her ne la’l ü dür ki cem’ etti gözüm

Yüz suyuyle hâk-i pâyine nisâr etsem gerek ŞEYHİ

Açıklama: Ey sevgili, senin krallığında senin devletinde senin sayende her türlü lal gibi kırmızı dudağı her türlü inci gibi dişi gözlerim gördü. Tüm gördüğüm hoşluklar  sende toplandığı ve  bana bu hoşluğu tattırdığın için senin ayağının altına toprak olmam gerekli.

* Lal, kırmızı rengi dolayısıyla sevgilinin dudağı; dür inci anlamıyla sevgilinin dişleri yerine kullanılmıştır.

Kadem kadem gece teşrîfi Nailî o mehin

Cihan cihan üzüntü-i intizâra dokunmaz mı   NAİLÎ-İ KADİM

Açıklama: Ey Naili ! O ay gibi hoş sonbaharlı sevgilinin tıpkı ayın geceyi yavaş yavaş aydınlatması gibi senin geceni aydınlatmak için karanlığına teşrif etmesi; senin sürüklediğin o dünyalar kadar âha, dünyalar kadar intizara dokunmaz mı?

Burada sarih istiare “meh” üzerinden yapılmıştır. Meh, geceyi aydınlatması ve biçimi itibariyle sevgilinin yüzüne benzetilir. 

Ah eylediğim serv-i hırâmanın içindir

Kan ağladığım gonce-i handânın içindir FUZULİ

Açıklama: Benim ahım senin servi gibi uzun ve ince boyun içindir; benim kan ağlamama neden senin gonca gibi kırmızı lal gibi ufak ağzındır.

*Serv-i hırâman sevgilinin boyu için gonce-i handân ise sevgilinin dudağı için kullanılmıştır. 

2. Kapalı İstiare

Sarih istiarenin tersine kapalı istiare eforsuz öge yani benzetilenin olup benzeyenin olmadığı istiaredir. Bu istiarenin varlığını anlamamız için beyitte bize bilgilen  ipuçlarını takip etmemiz gerekir. Benzetilen, beyite gizlenmiştir ama onu bulmamız için de bazı yollar sunulmuştur; aksi halde bu bir edebî sanat olmazdı. 

Çok fazla kullanılmamıştır kapalı istiare, bu bakımdan biz, en sarih beyitleri örneklemeye çalışacağız :

Râkîb sâye-i lutfunda oldu perverde

Anınçün ey gül-i ter böyle hâm kalmışdur NÂBÎ

Burada kapalı istiare “rakîb” lafıdır. Rakîb, dikenle özleştirilmiştir ve bize bunu işaret eden ipuçları sâye, perverde olmak ve hâm kalmak kelimeleridir. Elbette bu tespiti yapmak için divan şiirine dominant olmak gerekir çünkü bu ipuçları ile kelime arasında kurduğunuz ilişkinin mantıklı olması gerekir. Ayrıca gül-nizamı da teze gül anlamıyla sevgiliyi hedeflemekte ve bu bakımdan sarih istiareyi oluşturmaktadır.

Birkaç tane daha örnek verip kapalı istiare konusunu kapatalım ve son istiare cinsimiz olan yaygın istiareyi inceleyelim.

Henüz beyza iken i’tidal-i fasl-ı bahâr

Görün ne mevkidir açdı bâl ü per nergis NKONUTU

Burada “nergis”  kelimeyinde kapalı istiare yapılmıştır ve bizi bu anlama eriştiren ipuçları şu kelimelerdir: beyza,  bahar ve bal ü per açmak… İpuçlarından ve beyit bütünlüğünden yola çıkarak nergisin çiçek açması, ılık bir bahar gününde beyaz bir kelebeğin kanat çırpmasına benzetilmiş.

Hevâ arâ’is-i gül-zâra oldu çehre-güşâ

Bahâr gül-şene giydirdi hulle-i hadrâ   FUZULî

Açıklama: Hava, gelinlerin gül yüzünü ifşa etti, bahar gül bahçesine yeşilden bir cennet elbisesi giydirdi. 

Burada hevâ ve bahâr kapalı istiaredir. Hevâ bir damata benzetilmiştir; gelinlerin duvağını açması bir ipucudur. Bahar ise gelinleri giydirmesi ile onları düğünlere hazırlamasıyla nedimeye benzetilmiştir.

3. Temsili İstiare / Yaygın İstiare

Eskiler buna istiare-i temsili de der. Burada tüm şiire yayılan bir ilişkiden laf edeceğiz. Benzetmenin temel ögelerinden benzetilen ya da benzeyenden yalnız birisi söylenerek çok sayıda benzerliğin sıralandığı istiare örneğidir. Yalnız yaygın benzetme ile karıştırmamak gerek; yaygın istiarede ya benzeyen ya da benzetilen kullanılırken yaygın benzetmede ikisi birden kullanılır.

Edebiyat dünyasında temsili istiareye bilgilen en iyi örnek Yahya Kemal Beyatlı’nın vefat temalı Suskun Gemi şiiridir. Suskun gemi kendisine benzetilendir; benzeyen ise ruhtur.

SUSKUN GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

Hiç yolcusu yokmuş gibi suskunca alır yol

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli

Günlerce siyah ufka bakan gözleri nemli

Biçare gönüller… Ne giden son gemidir bu

Hicranlı hayatın ne de son ağıdıdır bu

Dünyada beğenilmiş ve seven nafile bekler

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden

Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden

YAHYA KEMAL BEYATLI

Not : Edebiyat dünyamızda  yalnızca üç cins istiare yoktur; bu cinsler yalnızca en çok kullanılan  istiare cinsleridir. Bunlar dışında kısaca açıklayacağımız öteki istiare cinsleri şunlardır:

İstiare-i müfrede: Bir tek kelimeden oluşur.
İstiare-i mürekkebe: Birden çok benzerliğin sıralandığı istiaredir.
İstiare-i kesinlikle : Engelleyici ipucunun yani kârine-i mâni’anın bulunmadığı istiaredir. Anlaşılması zordur.
İstiare-i mücerrede:  İstiare-i kesinliklenın aksine engelleyici ipucu bulunur.
İstiare-i müreşşaha : Benzerliğin sıfat ya da ad cinsleriyle pekiştirildiği istiare cinsleridir.
İstiare-i tahyiliye :  Benzerliğin hangi yönden yapıldığını ifşa eden kelimeleri barındıran istiare cinsidir.
İstiare-i tehekkümiye  : İstiare-i tehekkümiye de denir; alaylı ve mizahlı istiare cinsidir.