Son Haberler

İbn Rüşd Kimdir?

-
Eylül 19, 2022
İbn Rüşd Kimdir?

Endülüs feylesoflarındandır. Avrupa’da Aristo’nun şerhlerini yapmasını öğrenilir.

İbn Rüşd Kimdir?

İbn Rüşd, İspanya’nın Kurtuba bölgesinde miladi takvime göre 1126 senesinde, hicri takvime göre 520 senesinde doğdu. Ailesi, hem geçmişlerinde hem de devirlerinde saygı görmüştür. Dedesi, Ebü’l Velid Muhammed Kurtuba Camii imamı ve çok hoşlanılan birisidir. Aile içinde de çok hoşlanılan Ebü’l Velid Muhammed, torununa kendi isminin verilmesine izin etmiştir. Ama, dede ile torun yabancılar tarafından karıştırılmasın diye ada ek olarak torun anlamına gelen “hafid” ilave edilmiştir.

İbn Rüşd, Aristo’yu şerh ederek onu Arap ve İslam alemine tanıtmıştır. Bu bakımdan da Avrupa’da da tanınmış Müslüman bilginlerindendir.

İbn Rüşd Latinler tarafından “commentator” olarak bilinir. Hristiyan dünyasında ise Averroes ya da Averroys olarak bilinir. İspanyollar İbn Rüşd’e Aven Roşd biçiminde tanınır. İslam dünyasında ise İbn Rüşd “şarih” olarak ismini duyuran bir alimdir. İbn Rüşd hakkında Batı dünyasında da Doğu dünyasında da değer görmüş, beğenilmiş ve yaşamı merak edilmiş; düşünceleri muhtelif dallarda geliştirilip kullanılmıştır. Ayrıca kendisi Meşşai mektebinin son aydını, feylesof, fakih ve hekimdir. Batı dünyasında, onun portreleri yapılmış, yapıtları ve görüşleri temel derslerde okutulup öğretilmiştir.

İbn Rüşd’şan Eğitim Yaşamı

İbn Rüşd, her alimin görmesi gereken eğitimleri görmüştür. Hafız olan Ebu Muhammed bin Rızk ona fıkıh ilminin inceliklerini öğretmiştir. Ek olarak da Ebu’l Kasım İbn Beşküval’dan fıkıh stilleri ile hadis hakkında bilgiler edinen İbn Rüşd, yarıyılın lüzumluluğunu da yerine getirerek ünlü şair İmam Malik’in EL – MUVATTA isimli yapıtını ezberledi.

Pozitif bilimlerde de kendini geliştirdi İbn Rüşd. İslam dünyasında Belensiye olarak öğrenilen şimdi Valencia olan kentin ismiyle anılan Belensiyeli Ebu Mervan İbn Cüryül İbn Rüşd’e tıp ve matematik dersi verdi.

Yaşamının bir yarıyılında, çok kısa müddet de olsa İbn Bacce’den ders aldığı da varsayım edilmektedir.

İbn Rüşd’şan Aristo’nun Yapıtları ile Tanışması

1153 senesinde Marekeş’e gider İbn Rüşd. Emeli astronomi alanında çalışmalar yapmaktır. Bu alanda araştırma yaparken Aristo’nun DE CAELO ET MUNDO isimli yapıtı ile karşılaşır ve ona bir şerh yazar. Bu şerhten çok kısa bir zaman sonra 1169 senesinde, yarıyılının en ünlü bilginlerinden olan İbn Tufeyl ile yolları kesişti İbn Rüşd’şan. İbn Tufeyl Merini Hükümdarı Sultan Ebu Yakup Yusuf’un güvendiği bilginlerdendi. Merini Hükümdarı Yusuf, yaşamının çok büyük bir kısmını Endülüs’te geçirmiş, Endülüs’şan ilim yaşamına hayran olmuştur. İlgi alanı felsefe ve tıptı. İlme ve fenne olan ilgisi, o zamanlar Batı dünyasında popüler olan Aristoteles’e itmişti. Yalnız Aristo’nun anlatımı ve dili Sultan Yusuf için ağırdı. O da etrafında en çok güvendiği bilgin olan İbn Tufeyl’den Aristo’nun şerhini yapmasını istedi. Lakin İbn Tufeyl 60 yaşını aşmıştı ve artık bu kadar ağır bir işle uğraşmaya maksadı yoktu. Usuna, daha evvel Aristo şerhi yapmış olan İbn Rüşd geldi ve hem sultana hem de İbn Rüşd’e bunu öneri etti. Sultan Yusuf evvel İbn Rüşd ile görüşmek istediğini belirtti. İbn Rüşd, deyim yerindeyse Sultan tarafından felsefi sual yağmurunu yakalandı. İbn Rüşd, Sultan Yusuf’u tatmin edecek yanıtları verdi. İbn Rüşd’e muhtelif armağanlar ve mükâfatlar vererek ondan Aristo’yu şerh etmesini istedi. Ve ona kadılık görevini verdi. Böylece İbn Rüşd, Aristo ile tanışmış ve Arap dünyasını da Aristo ile tanıştırmış oldu.

Sultan Yusuf ile Tanıştıktan Sonra İbn Rüşd’şan Yaşamı

1169 senesinde İşbiliye kadısı olan İbn Rüşd, burada hem kadılık görevini icra eder hem de Merini Hükümdarı Sultan Yusuf’un isteği üzerine Aristo’yu şerh etmeye başlar. Bu arada şerh ananesini başka bir yazıda işleyeceğiz ama minik bir andırdırma yapalım. İslam dünyasında bir yapıtın şerh edilmesi demek, daha evvel yazılan bir yapıtın üzerine yeni görüşler ilave ederek bu yapıtı bir nevi yine yazmak demektir. Başka Bir Deyişle İbn Rüşd, Aristo’nun yapıtlarını, dolayısıyla Aristo’nun fikirlerini aynen çevirip sunmadı İslam dünyasına. Bu yapıtlara katkı sağladı. Kendi fikirlerini de yerleştirdi. Bu surattan Aristo denince akla İbn Rüşd de kazanç Batı dünyasında.

İşbiliye’de kadı olarak yaşamına devam eden İbn Rüşd, bu arada ECZA’ÜL HAVEYAN ismiyle Aristo’nun şerhlerini yapmaya devam etti. Yapıtın şerhinin dördüncü kısmını tamamlarken hem kadılık görevinin ağır ve mesullük getiren bir iş olmasından hem de şerh için lüzumlu kaynakların Kurtuba’da olmasından dolayı şikayet eder. Kadılık yaparken şehir değiştirmesi de mümkün olmadığı için şerhin çok iyi olamayacağından yakınır.

1171 senesinde dilediği olur ve Kurtuba’ya başkadı olarak ceddilir. Bu zamandan sonra telif ve şerh işlerine daha fazla zaman ayırır. Kadıyken şehir değiştirmesi ne kadar olanaksızsa başkadı olduğunda da bir şehirde uzun zaman kalması o kadar olanaksız hale kazanç. Ama bu gidişat dahi onun ilmi çalışmalarını etkilemez. Batı da ALMAGEST olarak öğrenilen Aristo’ya ait olan yapıtı EL-MECİSTİ ismiyle şerh eder. 1178 senesinde CEVHER’ÜL – FELEK isimli yapıtını Fas’ta tamamlar. Gök bilimiyle ilgili olan bu yapıtından sonra 1179’da İşbiliye’de ilahiyat ile ilgili yapıtlar verir. 1182 senesinde hastalığı ilerleyen Sultan Yusuf, İbn Rüşd’ü özel hekimi olması için İbn Tufeyn yerine gelmesin ister. Merakeş’e davet edilen İbn Rüşd bu görevi kabul ederek Sultan Yusuf’un kişisel hekimi olmak üzere Merakeş’e gider.

Sultan Yusuf’un Can Vermesi ve İbn Rüşd’şan Gözden Düşmesi

1184 senesinde Sultan Yusuf yaşamını kaybeder. Onun yerine ise oğlu Ebu Yusuf Yakup El Mansur geçer. Sultan Mansur, İbn Rüşd’e saygı gösterir. Sarayında özel hekim olarak kalmasına da izin eder. 10 sene kadar devam eden bu gidişat, 1195 senesinde Castilla Kralı VIII. Alfonso ile Sultan Mansur’un savaşında değişir. Sultan Ebu Yusuf Mansur konaklama için Endülüs Kurtuba bölgesine kazanç. Kurtuba bölgesinde uzun bir zaman başkadı olarak görev yapan İbn Rüşd hakkında çoğunluğu bilginlerden oluşan büyük bir grup İbn Rüşd hakkında şikayetlerini Sultan Ebu Yusuf Mansur’a iletmek üzere bir araya gelir. Bu şikayetler Kurtuba Camii’nde başka bir deyişle İbn Rüşd’şan dedesinin imamı olduğu ve İbn Rüşd’şöhret de başkadılık yaptığı yerde İbn Rüşd ile Sultan Ebu Yusuf Mansur beraber dinler. Ehemmiyetli bir savaşın ortasında kalan ve karşıların çok olmasında dolayı da muhtemel bir iç karmaşıklıktan çekinen Sultan Ebu Yusuf Mansur İbn Rüşd ile beraber Bicaye kadısı da olmak üzere pek çok kadı ve alimi bölgeden uzaklaştırır. Uzaklaştırılan bilginler, Kurtuba’ya çok yakın bir Yahudi bölgesi olan Lucena’da gerekli olarak görev yapmaya başlarlar. Bu gidişat, pek çok tarihçi için İbn Rüşd’şan gözden düşüşü olarak görülür ve bu vaziyetin sebebi hakkında uzun uzadıya görüş bildirir çağın ve çağ dışındaki bilginleri.

Bu mevzuda birkaç iddiayı dile getirmek gerek:

Kadı Ebu Mervan El – Baci’ye göre İbn Rüşd bir iktidar savaşından dolayı gözden düşmüştür. Kurtuba’ya gelen Sultan Ebu Yusuf Mansur, meclisinde İbn Rüşd’ü damadından daha üstün meblağ. Bu vaziyeti mecliste bulunanlar İbn Rüşd lehine görüp onu kutlar ama İbn Rüşd bu vaziyeti umursamaz ve hal-i hazırda hakkettiğinden daha az ilgi gördüğünü dillendirir. Bu gidişat hükümdarın kulağına kadar kasti olarak götürülür ve hükümdar onu sürgün eder.

Ebu Usaybia’ya göre ki bu da Baci’den aktarılan bir söylentidir İbn Rüşd, Sultan Ebu Yusuf Mansur ile senli benli konuşmaya başlar. Ayrıca Berberi hükümdarına zürafa ile ilgili bir yakıştırma yapınca hükümdarın canı bunalmış ve onu sürgün etmiştir. Yeniden Baci, İbn Rüşd’şan böyle bir söyleminin olmadığını düşünürün kendisinin dile getirdiğini söyler. Buna göre İbn Rüşd, “melikü’l berreyn” başka bir deyişle iki kıtanın meliki dediğini, müstensihin bunu “melikü’l berber” biçiminde yazıldığını, hükümdara hakaret etmediğini bildirmiş ve ondan özür dilemiştir.

Ensari’nin daha ilginç kuramları vardır. Ona göre İbn Rüşd Kurtuba kadısı olduğu zamanlarda millet muhteşem bir kasırganın kopacağını haber alır. Bazı bilginler bu kasırgayı Kuran’da geçen Ad Kavmini helak eden rüzgara benzetir. İbn Rüşd, “Ad kavminin gerçekten var olup olmadığı emin değildir” der. Bu söylemiyle Kuran’da bulunan bir vaziyeti yalanlamış sayılır ve milletin gözünden düşer. Yeniden Ensari bu vaziyeti bir iktidar savaşına da direndirir. Ona göre Sultan Ebu Yusuf Mansur tahta geçtiğinde evvelki halifenin kardeşi, başka bir deyişle Sultan Ebu Yusuf Mansur amcası onu tahttan indirmek için dermanlar aramaya başlarlar. Sultan Ebu Yusuf Mansur’ûn kardeşi Ebu Yahya da bu komplocular arasındadır. Bu surattan da saraydan uzaklaştırılıp Kurtuba’ya İbn Rüşd’şan kadılık yaptığı şehre vali olarak soyulmuştur. İbn Rüşd ile arkadaşlık kuran Ebu Yahya, tahtı ele geçirmek için tasarılar yaparken tutulur. Sultan Ebu Yusuf Mansur, Ebu Yahya’nın arkadaşı olan İbn Rüşd’şöhret de saraydan ve yanından uzaklaşması için onu Yahudi bölgesine sürgün eder.

Tüm bu nedenler, asıllığı olmayan bir film senaryosu gibi gelmekte. Bu bakımdan en manalı neden savaş sırasında bir iç karmaşa ile uğraşılmaması için şikayet üzerine İbn Rüşd ve öbür bilginlerin görev yerlerinden uzaklaştırılmasıdır. Başka Bir Deyişle bu gidişatım İbn Rüşd’e ceza vermek için olmadığını kabul etmek gerekir; yoksa İbn Rüşd ile birlikte sevk edilen onlarca kadıyı açıklamak da eforlaşır.

İbn Rüşd Yine Çağrılıyor

İşbiliye ulusu bilginlerin İbn Rüşd şikayetlerinden rahatsız oluyor ve millet İbn Rüşd’ü yine görev başında görmek istiyorlar. Bunun üzerine İbn Rüşd’şan gerekli görevi iptal ediliyor. Sultan Ebu Yusuf Mansur onu yanına Merakeş’e çağırıyor. Buraya giden İbn Rüşd, 11 Aralık 1198’de Fas’ta yaşama gözlerini yumuyor.