Son Haberler

İbn-i Sina Kimdir?

-
Eylül 7, 2022
İbn-i Sina Kimdir?

İbn-i Sina Kimdir?

Bazı kaynaklarda ismi İbn Sina olarak geçen bilim adamı, feylesof, Ortaçağ tıbbının mihenk taşı, İslam felsefesinin babası olarak bilinir. Birçok kaynakta Türk, bazı kaynaklarda Farsi olduğu balakasi verilir; nitekim kendisi 980 ya da 981 seneleri arasında Buhara’da dünyaya gelmiştir. O zamanlar dil, din, ırk fark etmeden bir ilim ve kültür yuvası olan Buhara, aynı zamanda birçok devlet tarafından da fethedilmiştir. Bu bakımdan onun ırkına değil de yaptığı işlere ve kendi ağzından olan hayat hikayesine bakacağız.

İbn-i Sina’nın Hayatı

Ortaçağ Arap, Fars ya da Türk ilim adamları içinde hayatı hakkında en çok balaka sahibi olduğumuz bilim adamıdır zira o, kendi hayat hikayesini Ebu Ubeyd el- Cüzcani’ye bizzat yazdırmıştır. Bu bakımdan buradaki balakalar ona ait olan ve ilk ağızdan elde edilen bilgilerdir.

Her alimde olduğu gibi İbn-i Sina’nın da babası, onun isminin bu zamana kadar gelmesinde ehemmiyetli bir rol oynamıştır. Aslında onun zekasını fark eden ve ona en iyi öğretmenlerden ders aldırarak zekasını bir kuyumcu titizliğinde işleyen şahıs babası Abdurrahman da kendi dairesinde hatrı sayılır bir adamdı. İsmaili görüşünü benimseyen Abdurrahman bu sayede İsmaililerle sürekli bağlantı halindeydi. Bu bakımdan da onun konutu felsefe, matematik yuvasına dönmüştür. İbn-i Sina, böylesi bir civarda büyümüş ve Batı dünyasında da genellikle “Avicenna” olarak bilinmekte ve “feylesofların prensi” lakabıyla tanımaktadır.

İbn-i Sina, değişik alimler gibi evvel Kuran’ı ezberledi. Çok ufak yaşta hafız oldu ve olağanüstü zekasıyla dikkatleri üzerine topladı. Ayrıca babasının ilim çevresi sayesinde gerçekten de çok erken yaşta felsefe ile tanıştı. Devrin en iyi öğretmenlerin ders alan İbn-i Sina için öğretmenlerinin babasına söylediği şey aynıydı: “ İlimden başka bir şeyle meşgul olmasın.” İlk geometri, matematik, felsefe ve aritmetik derslerini babasından alan İbn-i Sina, daha sonra devrin en büyük öğretmenleri ile çalışsa da sonrasında öğretmenlerinin de kendisinin de fark ettiği gibi öğretmenler ona yetersiz gelmeye başlamıştı. Hatta mana hocasının ona yetersiz kaldığını düşünen İbn-i Sina, Öklid’in “Elementler” isimli eserinin ilk beş ya da altı bvefatını hocasıyla işledikten sonra kitabın değişik kısımlarını kendisi okumuştur. Yeniden hocasıyla Batlamyus’ Almagest kitabının geometrik biçimlerle alakalı kısmını hocasıyla birlikte okumuş ama değişik kısımlarını hocasının da yönlendirmesi ile kendi kendisine okumuştur. Bu kitaplarla İbn-i Sina, astronomide çok ileri seviyeye erişmiş ve hocası Buhara’da ayrılmak zorunda kalınca da doğa ötesi, fizik ve felsefe alanlarına yöneldi. Bu bvefatlarla alakalı kitapları kendi kendisine okudu ve şerh etti.

İşin tuhaf İbn-i Sina’nın tıp eğitimi. Yarıyılının en iyi öğretmenlerinden olan İsa bin Yahya el- Mesihi ve Samanî sarayının başhekiminden bir vakit ders alan İbn-i Sina, daha sonra tıp alanında da değişik bvefatlarda olduğu gibi kendiliğindene ilerlemiştir. Kendi ifadelerinde göre İbn-i Sina daha 16 yaşındayken tanınmış eczacı ve tabipler onu bir otorite olarak görmekteydi. Nitekim İbn-i Sina’nın tıptaki bu bilgieri kuramdan pratiğe de geçirdiği, böylelikle kendisini daha çok geliştirdiği bilinmektedir.

Fıkıh öğrenimine devam eden İbn-i Sina, imamlarla ve o zamanın din büyükleri ile tartışacak kadar fıkıh balakasine sahip olmuştu. Bu alandan sonra 1,5 sene kadar inziva yarıyılı yaşayarak fizik, doğa ötesi, mana ve felsefe mevzularına yönelerek kitaplarını tanzim etti. Bu arada, Aristo’nun Metafizika isimli eserini okumaya yeltendi ama çok makûs bir Arapça olduğu için kitaptan pek de bir şey kavramadı.

İbn-i Sina ve Samani Hükümdarı Nuh b. Mansur İlişkisi…

İbn-i Sina tıp alanında kendisine saygı dinletecek aşamaya gelmişti. Bu bakımdan da onu saray da hekimler de tanıyordu. Bir gün yarıyılın Samanî Hükümdarı Nuh b. Mansur ağır bir hastalığa yakalandı. Hekimlerin derman bulamadığı hastalık için İbn-i Sina saraya davet edildi. Saray hekimleri ile ortak çalışma sonucu kısmen padişahı iyileştirmeyi çalışan İbn-i Sina’nın şöhreti daha da arkasıydı ve daha 18 yaşındayken saraya hekim olarak girdi. Saraya girmesi, onun saray kütüphanesinden faydalanmasını da sağladı. Şimdi yıkık olan bu muazzam kütüphanede binlerce kitap okudu ve kendini daha da geliştirdi.

Nuh b. Mansur’dan sonra gelen iki hükümdar zamanında da sarayda bulunduğu anlaşılan İbn-i Sina, bu zamanda matematik dışında tüm ilimleri kapsayan el – Hikmetü’l aruziyye kitabını ve 20 ciltlik el-Hasıl ve’l mahsul isimli kitabı ve el-bir ve’l ism isimli kitaplarını yazmıştır.

Babası 1003 senesinde ölüm eden İbn-i Sina, bu trajedi yetmiyormuş gibi 1005 senesinde Samanilerin çöküşünü de görmüştür. Böylece İbn-i Sina, Buhara’yı terk etmiş ve kendisine tehlikesiz bir yer bulmak emeliyle seyahat etmeye başlamıştır.

İbn-i Sina için seyahatler yarıyılı başlıyor…

İbn-i Sina, ilk olarak Harizm’de bir kasaba olan Ürgenç Gürgenç’e gitti. Burada Emir Ali bşehrime ve ilme umursayan birisiydi ve İbn-i Sina burada ücrete bağlandı. Emir’in sarayında o zamanın alimlerinden Biruni, Ebu Sehl el- Mesihi, İbnü’l Hammar ve İbn Irak bulunuyordu. Bu alimler ile İbn-i Sina beraber çalışma, tartışma fırsatı buldu. İbn-i Sina ile Biruni arasında fizik astronomiye dair bazı bilimsel münakaşalar da burada hakikatleşti. Bir gün Gazneli Mahmud, Emir Ali’den sarayındaki alimleri kendi sarayında himaye etmek istediğini belirtti. Bu daveti sadece İbn-i Sina ve Mesihi yalanladı ama İbn-i Sina Ürgenç’te kalmayı riskli gördü ve Ürgenç’deri ayrıldı. Böylelikle seyahatinin ilk durağı sonlandı.

İbn-i Sina, Nesa, Baverd, Tus, Şakkan, Semirkan ve Cacerm’e geçti. Ziyari Hükümdarı Emir Kabus ile buluşmak üzere Cürcan’a gitmek üzereyken Emir Kabus hapsedilip bir kalede vefata terk edilince Dihistan’a geçti. Orada ağır bir hastalığa yakalandı ve aynı senede başka bir deyişle 1012 senesinde Cürcan’a dönerek hayatı boyunca yanından hiç ayrılmayacak Ebu Ubeyd el – Cüzcani ile tanıştı.

İbn-i Sina, şahsına yakışır bir muamele görmediği için 7 sene seyahat ettiğini söyler. Sonunda ise Cürcan’da kendisine kendisinin istediği gibi muamele edilir ve ilme düşkün zenginlerden Ebu Muhammed eş-Şirazi ona bir konut satın alır. İbn-i Sina bu konutta bir yandan talebelerine felsefe, mana, matematik dersleri verirken bir yandan da kendi eserlerini yazmaya başlar. 

İki sene sonra Cürcan’dan ayrılan İbn-i Sina, Rey’e giderek orada bir bilim otoritesi olduğunu kabul ettirdi. Büveyhi Devleti’nin valisinin oğlu olan Mecdüddevle’nin melankoliye yakalanmış olduğunu görüp onu iyileştirdi. Böylelikle Büveynii Hanedanı ile arasındaki ilişki başlamış oldu.

Rey’den sonra Kazvin, oradan da Hemedan’a giden İbn-i Sina Hemedan’da Kezbaneveyh’in hizmetine girdi. Burada rahat bir etrafa kavuşan İbn-i Sina, Büveyni Hükümdarı Şemsüddevle’nin kolik hastalığına yakalanması üzerine saraya çağrıldı. Hükümdarın hastalığına deva olan İbn-i Sina, binbir hediye ile sarayda kalmaya ikna edildi. Savaşlara da katılan İbn-i Sina, hükümdarın kendisine vezirlik telif etmesiyle vezirlik makamına yükseldi. Bir süre sonra muhtemelen idareyle alakalı sıkıntılar suratından ordu mensupları onun evini basıp kitaplarını yağmaladı ve hatta öldürülmesini istendi. Şemsüddevle onun hasar görmemesi için vezirlik görevinden uzaklaştırdı ama İbn-i Sina’ya yine gereksinimi olunca bu makama onu yine getirdi. İbn-i Sina, hükümdar ile Tarım seferine çıktı ama hükümdar yolda hastalanıp can verdi. Onun yerine oğulları başa geçti ama İbn-i Sina ona yine öneri edilen vezirlik görevini kabul etmedi ve aile ile arası açıldı.

İbn-i Sina, Büveyhiler ile arasındaki gerginliğe rağmen hanedanda kalmaya devam etti. Bu surattan da kötülelerin amacı oldu. Atılan kötüleler sonucu Ferdecan Kalesi’ne hapsedildi ve bu kalede 4 ay kaldı. Bu 4 aylık süreçte mana ile alakalı olan kitabını bitirmiştir.

Kendisini hapse attıran Şemsüddevle’nin oğlu Tacilmülk’şan elinden İbn-i Sina’yı Ebu Talip el-Ulvi kurtardı. Tacülmülk, İbn-i Sina’ya geri dönmesi için ricada bulunsa da İbn-i Sina ona bir daha güvenmedi ve 1024 senesinde İsfahan’a iki kardeşi, can dostu Cüzcani ile birlikte Hanedan’dan ayrıldı.  

Isfahan’ın Taberan bölgesine erişen İbn-i Sina, burada istediği saygı ve alakayı gördü. Alâüddevle’nin ilim meclislerine katılan İbn-i Sina, bu sayede şanına şan kattı. İsfahan’da saygınlığı ve şanı giderek artan İbn-i Sina, burada kitaplarını yazmaya devam etti. Alâüddevle’nin isteği üzerine takvimde olan sıkıntıları gidermek için astronomik gözlemlerde bulundu ve gerçekten de bu mevzuyla alakalı sıkıntıların büyük bir kısmını halletti. İsfahan ona iyi gelmiş, ilmi çalışmaları için yeterince refah ve huzura kavuşmuştu.

İsfahan’daki bu hoş zamanlar İbn-i Sina için Gaznelilerin İsfahan’a saldırması ile son buldu. Gazneli Hükümdarı Mesud İsfahan’a sefer tertip etmiş ve İbn-i Sina’nın konutu ve kütüphanesi yağmalanmıştı. Bu, İbn-i Sina için büyük bir sarsıntı idi. Bu ruhsal sarsıntı ona iyi gelmedi ve sağlığı bozuldu. Devrin ehemmiyetli ve yaygın hastalığı olan kulunç hastalığına yakalandı. Kendi kendisini rehabilitasyon etmeye çalışması sadece vefatını geciktirdi. Nitekim Alâüddevle ile sefere çıkmışken sefer zamanı hayata gözlerini yumdu.

İbn-i Sina’niın Şahsiyeti..

İbn-i Sina, tüm dünyanın kabul ettiği gibi zeki, çalışkan ve balakalı idi. Ama bazı kaynaklara göre o, bunların yanı sıra hırslı, hırçın ve biraz da kibirliydi. Bilmediği bir mevzu olursa onu inceler ve o mevzunun erbabı olmak isterdi.

Kaynaklarda İbn-i Sina’nın dilci Ebu Mansur el- Cübbai ile olan bir tartışmasından bahseder ve balaka direk İbn-i Sina’nın yakın dostu Cüzcani tarafından anlatılır: Bir gün İbn-i Sina ile Cübbai dil hakkında münakaşa yaparlar ve Cübbai, İbn-i Sina’ya onun dil hakkında hiçbir şey bilmediğini söyler. Bunun üzerine İbn-i Sina dil mevzusundaki kitapları okumaya başlar. 2 sene sonra yine Cübbai ile görüşür ve Cübbai’yi kendisinden özür dileyecek hale getirir.

NOT: İbn-i Sina’nın İslam felsefesi, mana hakkındaki düşünceleri, onun Farabi ile ilişkisi ayrı bir yazı mevzusu olacaktır. Bu bakımdan burada sadece İbn-i Sina’nın hayatı vardır. Onun fikirleri daha sonra “ İbn-i Sina ve Felsefesi” başlığına incelenecektir.

ESERLERİ ALINTIDIR

El-Kanun fi’t-Tıb, ö.s, 1593, “Tıpta Kanun”Tıp ile alakalı zamanının balakalarını ihtiva eder. Orta çağda dört surat sene Batı’da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.

Kitabü’l-Necat, ö.s, 1593, “Kurtuluş Kitabı”Doğa Ötesi mevzularda[kaynak belirtilmeli] yazılmış özet bir eserdir.

Risale fi-İlmi’l-Nezaket, ö.s, 1880, “Nezaket Mevzusunda Broşür”

İşarat ve’l-Tembihat, ö.s, 1892, “Mana, Fizik ve Doğa Ötesi bölümlerini kapsar. 20 bvefattan oluşur.

Kitabü’ş-Şifa, ö.s, 1927, “Mana, Matematik, Fizik ve Doğa Ötesi mevzularında yazılmış on bir cilt hacimli bir eserdir. Birçok kere Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.”. Mana bvefatı, Giriş, Kategoriler, Yorum Üzerine, Biltihapçı Analitikler, İkinci Analitikler, Topikler, Sofistik Kanıtlar, Retorik ve Poetika kitaplarından oluşur. Tabiat Bilimleri bvefatı, Fizik, Gökyüzü ve Kâinat, Oluş ve Bozuluş, Tesirler ve Edilgiler, Mineroloji ve Meteoroloji, Psikolıji, Botanik ve Biyoloji kitaplarından oluşur. Matematik Bilimleri bvefatı, Geometri, Aritmetik, Musiki ve Astronomi kitaplarından oluşur. Yirmi ikinci ve son kitap ise Doğa Ötesi’tir.