Son Haberler

İbn Haldun Kimdir?

-
Eylül 5, 2022
İbn Haldun Kimdir?

Doğu medeniyetinin çıkardığı ilim adamlarından yalnızca birisi İbn Haldun. Biz de bu yazıda İbn Haldun’u tanıtmaya çalışacağız…

İbn Haldun Kimdir?

Tarihçi, sosyolog, filozof ve devlet adamı olan İbn Haldun’un hayatını anlatmakla başlayacağız; daha sonra onun görüşlerini ayrı bir başlık altında değerlendireceğiz. 

İbn Haldun’un Hayatı

İbn Haldun, Tunus’ta dünyaya gelmiştir. Bütün doğum tarihi miladi takvimle 27 Mayıs 1332, hicri takvimle 1 Ramazan 732’dir. Hayatının büyük kısmını da Kuzey Afrika’da geçirmiş ve köklü bir kabilenin de mensubudur. Kendisini Arap cemiyetlerinde adet olduğu üzere şu şekilde tanıtır: Ebu Zeyd Veliyyüddin Abdurrahman b. Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Hasen el-Hadrami el-Mağribi et- Tûnisî. Soy ismi sınan bir gidişat yerine, kendi isimlerinden evvel lakaplarını, cedlerini anarlar Doğu cemiyetlerinde aydınlar. Bu bakımdan İbn Haldun da Tunuslu olduğunu Tunusi diyerek, aslen Yemen’in Hadramut bölgesinden olduğu için Hadrami ismini kullanarak, Kuzey Afrika’da hayatının büyük kısmını geçirdiği için Mağrabi lakabını yazarak kendini tanıtır. Kendisinden evvel “b.” ifadesi “bin” demektir ve “oğlu” anlamına gelir. Bu bakımdan gördüğünüz uzun isminde kendisinden sonra “bin” ifadesi gelenler İbn Haldun’un atası, en son yazan “Hasen” asıl ismidir. Hasan isminden sonra ise yaşadığı yerleri bildirir.

İbn Haldun’un kabilesi, Hz. Muhammed’den dua almış bir kabiledir. İbn Haldun’un ceddi Vail b. Hucr, Hz. Muhammed’i görmek ve onu desteklediğini bildirmek için Medine’ye gittiğinde “Allahım, Vail’i ve soyunu mübarek kıl” diye dua almıştır Hz. Muhammed’den.

İbn Haldun ismi de kulaktan kulağa aktarılarak bu gidişata gelmiştir. Vail’in torunları, Endülüs Araplar tarafından fethedilirken buraya yerleşmişlerdir. İbn Haldun kabilesinden Endülüs’e ilk yerleşen Halil b. Osman b. Hani’dir. Endülüs’te çokça da sevilen birisi olduğundan ona saygı ve sevgi ifade eden “Haldun” lakabını takan millet, onun soyundan gelenlere “Beni Haldun” demişlerdir. Haldun ailesi, Endülüs’te uzun vakit kalmış ve buranın en sevilen kabilelerinden olup Endülüs ve Kuzey Afrika’nın devlet yapısını etkilemiş, cemiyete ve tarih bilimine doğrultu vermiş bir ailedir. 390d041eda164bf20626e805ab031f97 idaresinde önemli görevlere nail olmuşlardır.

Endülüs’te hakim olan Endülüs Emevî hükümdarlarından Emir Abdullah 888 – 912 Benî Haldun ailesinin de içinde bulunduğu bir grup ailenin isyanıyla karşılaştı. Bu isyan neticesinde Işbîliye yönetimi ele geçirilmiştir. Bir vakit siyasal olarak zayıf düşen Beni Haldun ailesi, İbn Abad’ın yönetiminde önemli mevkilere geldi. Hatta İbn Haldun’un dedesi, sarayın en önemli görevlerinden olan haciblik rütbesine kadar yükseldi; ama daha sonra devlet işlerini bırakıp kendini ibadete verdi. Babası da dedesi gibi siyasal alana girmedi; bunun yerine eğitimle, dinle, ilimle ilgilendi.

İbn Haldun’un aldığı eğitimler…

İbn Haldun, pek çok Doğu medeniyetinde olduğu gibi ilk eğitimini babasından aldı. Babası ona, din hakkında esasi attıktan sonra dönemin en önemli öğretmenlerinden olan Muhammed Bin Sad, Bürra el – Ensari’den Kuran ve kıraat dersleri almaya devam etti. Kuran-ı Kerim’i ezberledi; kıraat ilmine hakim oldu. Arap dili ve edebiyatı, belagat mevzusunda da dersler alan İbn Haldun, fıkıh ve şiir alanlarına da hakim olmak için Ebu Temmam ve Mütenebbi gibi akılda şairlerin şiirlerinin bir kısmını ezberledi.

Dönemin karışık yapısı, onu eğitimi için bir kısmetti. Bulunduğu bölgede Mısır’ın hakimi Türk devleti olan Memlükler vardı. Fas’ta Meriniler, Tunus’ta Hafsiler, Endülüs’te pek çoğumuzun Beni Ahmer olarak bildiği Nasriler bulunmaktaydı. Üstelik, tüm bu devletler ve aileler arasında gayret de mevzubahisi idi. En sonunda İbn Haldun’un içinde bulunduğu Tunus, Meriniler tarafından işgal edildi. Tunus da Fas da artık Meriniler’in yönetiminde idi. İbn Haldun için bunun iyi tarafı, Fas’ta yaşayan ve fıkıh, kelam, anlam, felsefe ve matematik öğretmenleri de Tunus’a gelmişti. O zamanlar henüz 16 yaşına olan İbn Haldun, Fas’tan gelen Muhammed b. Süleyman es-Satti, Ahmed ez-Zevavi, Muhammed b. İbrahim el-Abil, Ebü’I-Kasım ibn Rıdvan. Ebu Muhammed Abdülmüheymin el-Hadrami gibi akılda öğretmenlerden hadis ve siyer dersi aldı. Dönemin en meşhur kıraat öğretmeni olan Zevavi’den kıraat, yine akılda öğretmenlerin en meşhuru olan Satti’den fıkıh derslerini aldı. Belki de ona değişik dallardan pek çok birikim sağlayan tek isim olan Abil’den fıkıh üsulü, kelam anlam, felsefe ve matematik dersleri aldı. Her şey yolunda giderken 749 senesinde Kuzey Afrika kıtasını kasıp kavuran veba salgınında İbn Haldun öğretmenlerinin bir kısmını ama en önemlisi anne ve babasını kaybetti. Tunus’u ele geçiren Meriniler de Fas’a dönme kararı alınca, ders aldığı tüm bu önemli isimler de Fas’a gitmek üzere harekete geçti. İbn Haldun, eğitiminin yarıda kalmasını istemediği için onlarla birlikte Fas’a gitmek istediyse de abisi onu vazgeçirdi. Bu vazgeçiş, onun siyasi hayata girmesine vesile oldu.

İbn Haldun’un Siyasi Hayatı

Meriniler, Tunus’u terk edince Tunus yeniden Hafisiler tarafından işgal edilip ele geçirildi. O yarıyılda hakim II. Ebu İshak’tı ama neredeyse tüm yetkiler vezir İbn Tafragin idi. O da İbn Haldun’u sultanın “alamet katibi” olması için soydu. Ama o yarıyıllarda Kuzey Afrika’da yalnızca ülkeler değil; ülke yönetimi için sultan adayları da savaşıyordu. Nitekim, Hafisiler taht tartışmasına alevlenip kendi içlerinde savaşmaya başlayınca İbn Haldun kaçıp Tilimsan’a gitti. Oradan da Meriniler’in topraklarına girdi. Meriniler’in hükümdarı Ebu İnan ve onun veziri ile görüşme uğru bulup başkent Fas’a davet edildi. Sultan, onun ilmini beğenmişti. Bu surattan onu yanında yakaladı. Bir sene sonra İbn Haldun, katiplik ve mühürdarlık görevlerine terfi etti. Ama usu fikri hala ilimdeydi ve ne yazık ki çok da hırslıydı.

Meriniler’in himayesinde İbn Haldun, Endülüs’deri gelen alimlerle sohbet uğru buldu. Fas’ta bulunan “tüm kütüphaneleri dolaşma uğru buldu. Ama bunlar onu tatmin etmedi. Meriniler’in ona verdikleri görev, ailesine verilen görevden çok ama çok aşağıdaydı. Beni Haldun ailesine üye olan İbn Haldun, ne kendisine ne de ailesine bu görevi yakıştıramıyordu. Daha yüksek bir makam istiyordu. Bu surattan da Sultan Ebu İnan için tertip edilen komployu destekledi ve suikasta katıldı. Komplo, esir edilip Fas’a getirilen Hafsi emirini Ebu Abdullah Muhammed hapisten çıkarmak ve onun Fas’a hakim olmasını sağlamaktı. İbn Haldun, bu komploya katılmak için Hafsi emirine, kendisini hacip yapması için koşul koştu. Ne de olsa, dedesi ailesini hacip unvanı ile şereflendirmişti. Ne yazık ki Merini hakimi Sultan Ebu İnan, bu tasarıdan haberdar oldu ve İbn Haldun’u Hafsi emirinin yanına mapusa gönderdi. İbn Haldun, iki sene hapiste kaldı; hatta bu vakit içinde Hafsi emiri bile salındı ama İbn Haldun salınmadı. Ebu İnan’a kasideler yazsa da görmezden gelindi. 1357 senesinde mapusa giren İbn Haldun, ancak Ebu İnan can verince hapisten çıkartıldı. Ebu İnan’ın vefatından sonra tüm yetkiyi elinde toplayan vezir Hasan Bin Ömer, İbn Haldun’un hapisten çıkmasına izin etti ama onu ülkesine de göndermedi. Üstelik, eski görevini de iade etti.

İbn Haldun, vezir Hasan bin Ömer’in tüm yetkileri elinde bulundurmasından dolayı bu karara itiraz edemedi. Ayrıca vezir Ömer, tahta Ebu İnan’ın ufak yaştaki oğlunu tahta geçirdiği için devlet kararlarında daha etkili idi. Ama taht münazaraları durulmamıştı. Ebu İnan’ın kardeşi Ebu Salim tahtta hak ilan etti ve İbn Haldun’un desteğiyle de Merinilerin yeni hükümdarı oldu. Ebu Salim, İbn Haldun’un fikirlerine ehemmiyet veriyordu. Onun yükselmesini önlemedi. Şiir mevzusunda deneyimli olan İbn Haldun, fermanların dilini sadeleştirmesini çok iyi biliyordu. Dildeki bu yeteneği onun hakim olmasını sağladı.

Tahta münazaraları dinmek bilmiyordu. Vezir Ömer, Ebu Salim’i öldürüp tahta yine egemen oldu. İbn Haldun, kendisini ve konumunu korumayı başarmıştı. Ama kesinlikle şuan bulunduğu görevi ne ailesine ne de kendisine yakıştırıyordu. Mevzuyu vezir Ömer bin Hasan’a açtı ama negatif bir yanıt aldı. İsteği, Merini ailesinin düşmanlarından birsinin yanına gitmekti ama Vezir Mesud bin Rahhu’nun isteği ve ihtarı üzerine bu fikirden vazgeçti. Endülüs’e gitmek üzere yola çıktı.

26 Aralık 1362 senesinde İspanya’nın Endülüs eyaletinde bulunan Gırnata’ya erişti. Orada egemen olan Nasri ailesinin veziri Lisanüddin İbn’ül Hatip’e takviyeyi değmişti İbn Haldun’un. İbn Haldun burada sevilmiş, hatta Kastilya Kralı Pedro ile ilişkilerin düzeltilmesi için görevlendirilmiş; Pedro’nun ona vadettiği malı reddetmiş, böylelikle Nasri hükümdarı Muhammed’in gözüne girmiştir. Ama vezir Hatip ile araları bozulunca Nasri hükümdarı Muhammet ile de araları bozulmuştur. Ama bu zamana kadar Gırnata’da refah içinde yaşamış ve hatta ailesini de buraya getirmiştir.

İbn Haldun, Fas’ta Emir İnan’a komplo tertip etmek isterken tutulmuş ve komplo ortağı eski Hafsi emiri Ebu Abdullah Muhammed ile birlikte hapsedilmişti. Cezayir’in önemli liman kentlerinden olan Bicare’nin takviye ettiği emir Ebu Abdullah Muhammed’in emri altında geçtiği; kardeşi Zekerriya’nın vezir olduğunu bilen İbn Haldun, Endülüs’deri ayrılıp Hafsi Emiri Ebu Abdullah Muhammed’in yanına gitti. Merasimle karşılanan İbn Haldun, en nihayetinde haciplik görevine getirildi. Bicaye’de devlet yönetiminde etkin bir görev alarak siyasi hayatına devam etti.

Cezayir Bicaye’de haciplik görevini eda ederken bir yandan da ders vermeye devam eden İbn Haldun varlık içinde yaşamaktaydı. Ailesini de yanına getirtmişti. Yalnız, taht münazaraları bitmedi. Bu sefer Kostantine Emiri olan amcasının oğlu Ebu’l Abbas Ahmed ile himayesinde bulunduğu Bicaye emiri Hafsi Emir Ebu Abdullah arasında savaş çıktı. Kostantine Emiri Ebu’l Abbas Ahmed, Bicaye’yi almak istiyordu. Savaşta Bicaye emiri oldu. O sırada sarayda bulunan İbn Haldun’a Hafsi Emir Ebu Abdullah’ın oğullarından birisi tahta çıkarması ve Bicaye’yi korunması istendi. İbn Haldun bu teklifi reddetti ve kendi ellerinde Bicaye’yi amcasının oğluna teslim etti. Kostantine Emiri Ebu’l Abbas Ahmed ise ona ödül olarak İbn Haldun’un haciplik makamına gözetti. Onun hizmetine girmekte de bir mahzur görmedi. Ama tüm bu olanlardan sonra Emir Abu’l Abbas Ahmed, akrabası bile olsa İbn Haldun’un sadakatine itimat etmiyordu. Emirin kendisinden şüphelendiğini fark eden İbn Haldun onun yanından ayrılmak istedi ve emirden izin aldı. Emir izin verdi ama İbn Haldun şehri terk edecekken fikrinden caydı; onun hapsedilmesini istedi. İbn Haldun kaçtı ama onun kardeşi eski vezir Ebu Zekarriyya Yahya yakalanıp mapusa atıldı. İbn Haldun, kardeşinin hapsedilmesine itiraz etmedi ya da geri dönmedi.

Tüm bu olaylardan sonra İbn Haldun, devlet yönetiminden uzak durdu. Arap kabileleri arasında gezinmeye başladı. Bu kabileler içinde saygınlığı arkasıydı. Kendisine bir kamu eforu kurdu. O kadar ki ona haciplik teklif eden Tilimsan Sultanını reddetti. Yalnız onun bölgesinde olan İbn Haldun, sultanın istediklerini yapmak zorundaydı; bu surattan da kabileler arasında Tilimsan Sultanı Ebu Hammu’ya herhangi bir isyanı yasaklamak onun görevi haline geldi. Tunus’un hakimi olan Meriniler, Tilimsan üzerine yürüme kararı aldıklarında İbn Haldun halen Tilimsan’da ve Tilimsan Sultanının himayesindeydi ama Meriniler’in kendilerine doğru geldiklerini Tilimsan Emiri Ebu Hammu’ya bildirmedi. Üstelik onun yenileceğini bildiği için de Endülüs’e gitmek için ondan izin aldı. Sonunda Merini lideri Ebu Faris, İbn Haldun Tilimsan’da iken bölgeyi işgal etti ve İbn Haldun’u tutturdu. Onu yaptıklarından dolayı ayıpladı. İbn Haldun özür diledi ama kabul edilmedi. Bunun üzerine emire kabileler arasındaki eforunu andırdırarak yeniden özür diledi. Ebu Faris, hala hayatta olan eski emir Ebu Hammu’nun kabileler arasında taraftar toplamaması için İbn Haldun’u görevlendirdi. İbn Haldun yalnızca bunu başarmadı; aynı zamanda Ebu Hammu’nun bir daha toparlanamayacak kadar ağır hasar veren bir baskında etkin rol oynadı. Ebu Faris, bu emeklerini karşılıksız bırakmadı ve ona hediyeler sundu. Ebu Faris, İbn Haldun’dan bazı Arap kabilelerini saraya bağlaması için emir verdi ama İbn Haldun bunu başaramadı. Bunun yerine, isyancılara karşı yapılan bir harekatta etkin bir rol oynadı. Başkaldırıcılarda birlikte hareket ettiği kişi, yakın zamanda ihsanına nail olacağı Vezir İbn Gazi idi. Nitekim, Ebu Faris can verdi, oğlu Said başa geçti ve İbn Haldun, vezir sayesinde Fas’ta barınmaya devam edebildi. Bu arada zati Ebu Hammu’nun harami baskınında neredeyse canından oluyordu, bu surattan Fas’ta bulunduğu zamanlarda kendini ilme verdi. 390d041eda164bf20626e805ab031f97 işlerinden elini eteğini bir zaman çekti.

Fas’ta Ebu Salim oğlu tarafından bertaraf edilmiş ve Ebu Abbas Ahmet 1374 senesinde Fas’ın hakimi olmuştu. Yaptığı ilk iş ise İbn Haldun’u mapusa attırmak oldu. Yeni yönetim katiyen İbn Haldun’a güvenmiyordu. İbn Haldun, aynı sene, Vezir Lisanüddin Hatib’in idam olmasına da şahit olunca kendi canından endişe edip ailesini Fas’ta bırakıp Endülüs’e geçti. Lakin Fas yönetimi, Endülüs yönetiminden İbn Haldun mevzusunda onları uyarıp onun hain olduğunu ve Fas’a iade edilmesini istedi. Endülüs bu isteği kabul etti ve İbn Haldun’u sürgün etti. Bir vakit liman kentinde yaşayan İbn Haldun, Tilimsan’da bulunan ve ağır yenilgilere uğrattığı, saraydan sürgün ettirdiği Sultan Ebu Hammu’ya haber gönderip himayesini istedi. Birkaç sene evvel İbn Haldun’un canına kast eden Sultan Ebu Hammu, bu isteği geri çevirmedi. 1375 senesinde İbn Haldun Tilimsan’a geçti. Kendini ilme verip siyasetten el etek sürüklemek istese de Ebu Hammu, onun Arap kabileler arasındaki ihtilafı dindirmesini istediğinde mecburen kabul etti. Yoldayken, İbn Haldun fikrini değiştirdi ve İbn Selame kabilesinde kendine bir yer edinip burada dört sene, sakin bir hayat yaşadı. Kabile, o zamanki Arap kabileleri arasındaki en güçlü kabilelerdendi ve İbn Haldun’un ailesini de yanına getirecek kudretteydiler. Burada meşhur EL İLBER kitabının MUKADDİME kısmını yazdı. 1377 senesinde bu müsvedde bitirildiğinde El İlber’in diğer kısımlarını yazmak için Tunus’a gitmişti. Ebu’l Abbas himayesinde, öğretmenlik de yaparak eserini bitirdi ve meşhur Tunus nüshası ortaya çıktı. Bundan sonra ilme daha çok vakit ayakarsu niyetiyle Tunus’ta ders vermeye başladı.

İbn Haldun ve Siyasi – İlmi Hayatı

1381 senesinde Tunus’ta bulunan İbn Haldun, ailesiyle siyasetten uzak bir hayat yaşamaktaydı. Ders veriyordu ve derslerine geniş bir katılım oluyordu. Bu gidişat ya da anlattıkları veya ilimden irfandan ayrı başka bir mevzu suratından baş müftü tarafından negatif doğrultuda eleştiri aldı. Ayrıca başmüftü ona muhalifti. Dönemin Tunus sultanı, İbn Haldun’u askerî bir sefere davet etti. Mecburen sefere giden İbn Haldun, gelecek sene de aynı sefere gitmemek için hac bahanesiyle 1382 senesinde Tunus’tan ayrıldı. Hacca gitmedi. Bunun yerine o zamanlar Türklerin yönettiği ama milletinin Arap olduğu Memlük 390d041eda164bf20626e805ab031f97i başkenti olan Kahire’ye gitti. Sultan Berkuk, İbn Haldun’a itimat ediyordu. Kahire’de çok ilgi gördü.

İbn Haldun ile Türk 390d041eda164bf20626e805ab031f97lerinin İlgisi

İbn Haldun hatipliği, şiir bilgisi, geniş tarih bilgiyi ile ilim mevzusunda gittiği her yerde öğretmenlerin yoğun ilgisine mazhar oluyordu. Derslerine, vezirlerden sultanlara, öğretmenlerden müftülere kadar cemiyette değer gören kişiler katılıyor ve onu her zaman methediyorlardı. Kahire’de de böyle oldu. İlimle ilgilendiği sürece el üstünde yakalandı. Müderris oldu, hatta Veliyyüddin unvanına sahip oldu. 135-84 tarihinde, iyi bir alim olarak Kahire’de saygı görüyordu. Ama aynı sene, ailesinin de içinde bulunduğu geminin battığı haberi geldi. Tüm ailesini kaybetti.

1387 ertelediği hac görevini yerine getirip yeniden Kahire’ye döndü. Hükümdar yine Çerkez Türkü Sultan Berkuk idi. Memlük Sarayında sultan olan Türk beyi Sultan Baybars kendi ismine bir hankah yaptırmış ve başkanlığı da İbn Haldun’a vermiştir. Hankah, dervişlerin yetiştiği, inzivaya çekildiği bir nevi evdir. Eğitim de bir yandan verilir. İbn Haldun, bu başkanlıktan evvel üç ay hadis dersi aldığı, Kuran’ı ezbere bildiği, fıkıh – kelam gibi İslam ilimlerine hakim olduğu için bu göreve layık görülmüştür. Lakin, Nasıri olan Halep Valisi, Sultan Berkuk’u tahttan uzaklaştırmak için bir nevi imza toplarken, İbn Haldun da imza vermiş; bu hareketi desteklemiştir. Sultan Berkuk, tahttan indirilmiş ama yeniden tahta çıkmış ve ilk işi de imza verenlerin hesabını sormak olmuştur. İbn Haldun’un cezası da hankah yönetiminden uzaklaştırılmak olmuştur. Ama 1399 senesinde, tüm bu olaylar olduğu zamanlara, İbn Haldun kasideler yazarak kendisini affettirmiş ve yeniden hankah yönetimine getirilmiştir. Babasının yerine tahta geçen Nasır Ferec de İbn Haldun’dan bu görevi alma gereği dinlememiştir. Lakin ona verilen kadılık görevi, Suriye seferi dönüşü, 1400 senesinde, ondan geri alınmıştır.

İbn Haldun ve Moğollar Arasındaki Uyuşma

Sultan Baybars, Moğol hükümdarı Timur’un başlattığı ve sürdürdüğü Moğol akınlarında, mahvolan Bağdat’ı ve yok olan hilafeti toparlayan kişi olarak tarihe geçmiş, Memlük 390d041eda164bf20626e805ab031f97i sultanlarından bir Türk olmakla birlikte, bu akınlara Memlükler de pek fazla dayanamamıştır. Onlarla karşılaşma anı gelip çatmıştır. Zira Timur, Hindistan seferinden dönüp, Memlük Sultanı Berkuk’un ölüm edip onun kadar güçlü olmayan çocuk yaştaki Ferec’in tahta çıktığını öğrenince Suriye üzerine yürüme kararı almıştır. Memlük sultanı Ferec, Timur’un Halep ve civarını ele geçirdiğini Suriye dolaylarına ilerlediğinin haberini almış, Moğollar ile Kahire yakınlarında karşılaşmıştır. Yanında İbn Haldun da bulunmaktadır. 25 Aralık 1400 senesinde, her iki tarafın ordugahı kurulmuş, aralarında ufak çatışmalar dahi başlamıştı. Hatta Ferec ile Timur mektuplaşmış, elçiler gönderilmişti. Lakin Ferec’in gönderdiği üç elçinin de görevi Timur’u öldürmekti. Başarısız oldular. Timur, üç elçi tarafından öldürülmedi ama torunu Hüseyin’in, Memlük 390d041eda164bf20626e805ab031f97ine kaçıp sığınması onu manen çok üzdü. Bunu, mektuplarında da belirtmiştir.

Savaş, Dımaşk’ta bugünkü Şam’da asıllaşmak üzereyken Sultan Ferec, Kahire’de ayaklanma girişimini alır. Timur ile savaşmak fikrinden vazgeçmiş değildir. Bu surattan Timur’u oyalamak için teslim olacaklarına dair bir mektup yazar ve yanında neredeyse hiçbir şey almadan birkaç güvendiği adam ile Dımaşk’ı terk eder. Dımaşk’ta bulunan vali, kalesini sultan gelene kadar korunma taraftarı olsa da ulema ekibi kalenin Timur’a teslim edilmesini, yenilginin kaçınılmaz olduğunu, en azından can kaybının önlenmesi gerektiğini savunur. İbn Haldun da bu fikirdedir. Vali, reddedip kalesini korunma pozisyonuna geçirir ve Timur ordusuyla savaşmayı bilaveler. Timur bu sırada Dımaşk ulusuna ve valiye bir elçi yollayarak adeti olduğu üzere dokuzluk Timur’un bir şehre girmemesi için milletin vermesi gereken dokuz ganimet: altın, hayvan, yiyecek gibi ister ve dokuzluğu alırsa şehri terk edeceğini bildirir. Dımaşk ulusu, hanları Ferec’in savaş alanını terk edip başkente döndüğü bilgisini alır. Bunun üzerine korunma fikirleri değişir, teslim olmak ister. Sadece vali buna izin vermez kale kapılarını açmaz. Ulus da istenilen dokuzluğu kale surlarından Timur’a gönderir.

İbn Haldun, fikir adamı olmaktan ziyade aynı zamanda eylem adamıdır. Genelde bu eylemlerinden en çok kendisi kâr eder, temsil ettiği devlet değil. Yine aynısı olmuştur. İbn Haldun, vuruşma yanlısı olan valinin ya da Sultan Ferec’in isteklerini önemsemeyip gizlice Timur’un karargahına gider. Ona Kuzey Afrika ve asabiyet teorisi hakkında bilgi verir; Sultan’ın isteği üzerine bu söylediklerini yazılı hale de getirir. 1401 senesinde reelleşen bu görüşmede aynı zamanda İbn Haldun, Timur’u methederek beklenilen fatihin, ulu hakanın Timur olduğunu dile getirir. Timur, İbn Haldun’a ne istediğini sorar; İbn Haldun da güvenli bir şekilde Mısır’a gitmek istediğini belirtir. Timur, ona kendisine ait bir damga ve belge vererek onun Mısır’a gitmesini sağlar. Timur, Suriye’de 80 gün kaldıktan sonra Bağdat’a geçmiş, buraları da talan etmiştir. Suriye Seferi, Kuzey Afrika medeniyetleri için derin yaralar açmış, verilen hasarların onarılması çok ama çok uzun sürmüştür. Bu arada, Kahire’de işleri yoluna koyan Ferec, yeni bir ordu toplayıp Timur üzerine yürümeye hazırlanırken, Timur çoktan Suriye’yi terk etmiş, Bağdat’ı darmadağın etmiştir. Timur 1402 senesinde, Ankara Çubuk Ovasında Yıldırım Beyazıd ile savaşmak üzere yola çıkmıştır. Yanında ise, Kuzey Afrika alimleri, ulemaları, ilim adamları esir haldedir.

İbn Haldun’un Son Anları

İbn Haldun, Mısır’a gitti. Burada meşhur MUKADDİME bitti. Tunus nüshasına da bazı eklemeler yapmıştır. Hayatının 20 yaşına kadarki evresini Tunus’ta, sonraki 26 senesini Cezayir – Fas – Tunus arası mekik dokuyarak geçiren İbn Haldun, 1401- 1406 senelerinde yine kadılık görevine getirildikten sonra bu görevini eda ederken 17 Mart 1406 senesinde hayata gözlerini yumdu. 74 yaşında, o yarıyılda rekor sayılabilecek bir yaşta can verdi. Kabrinin yeri ile bütün olarak bilinmemektedir.

İbn Haldun Hakkında Yazılanlar ve Söylenenler

Onun hakkında yazılar yazan, İbn Haldun çalışan pek çok akademisyen, tahlilci onun siyasal hayatta çok etkili olduğunu kabul eder. Lakin önemli olan nasıl etkili olduğudur. İbn Haldun, kendi çıkarlarını devlet çıkarları üzerinde tutan bir ulemadır. Merini, Hafsi ve Abdülvadi gibi çok ama çok köklü hanedanlıklarda bazen emirler kadar etkili olmuştur. Yalnızca kendi makamını düşünerek tahttan sultan indirmeye kalkışmış, pek çok defa pek çok aile tarafından hain ilan edilmiş; buna karşın bedevi kabileler arasında eforu ve etkisi olduğu için affedilmiştir. Bedevi hayatını yakından tanıması, onun elini yalnızca siyasal olarak değil güçlendirmemiştir; aynı zamanda tarih hakkındaki düşüncelerini, cemiyet hakkındaki fikirlerini oluşturup olgunlaştırmıştır.

İBNÜ’L HATİB, İBNÜ’L AHMER gibi bugünkü İspanya’da bulunan Endülüslü ve Kuzey Afrikalı ilim adamı tarafından sevilmiştir. Bu bölgedeki alimler, onun ilmini taktir etmişlerdir. Edebiyat ve şiir bilgisini de övmüşlerdir.

CEMALEDDİN EL-BEŞBİŞİ, İBN HACER, ŞEMSEDDİN ER REKKAKİ gibi Doğulu ve Mısırlı alimler onun bazı yönlerini methetmiş pek çok doğrultusunu da eleştirmişlerdir. İbn Haldun’un takdir edilen istikameti genelde belagat ilmidir. Bunun dışında siyasi hayatı eleştirilir. Makam sahibi olunca kimseyi tanımaması ama makamından düşürülünce alçakgönüllü olması; Hz. Hüseyin’in katledilmesini yasal ve haklı görmesi, makam mevzubahisi olunca ailesini bile tanımaması, makamı için devletlerin varlığına kast etmesi, duygusal hareket etmesi, aklıselim ve us olmadan devlet yönetiminde laf sahibi olması eleştirilen vaziyetlerdendir. Aynı zamanda, Timur’un bile savaşmakta imtina gösterdiği, Memlük 390d041eda164bf20626e805ab031f97ine gelmiş geçmiş en güçlü zamanlarını yaşatan Sultan Berkuk’a karşı, ona verdiği tüm makamlara ve lütuflara rağmen, ulema ile işbirliği yapıp fetva imzalaması en çok eleştirilen gidişattır. Yukarıyada ismi geçen Şemseddin er Rekkaki, onun sahte doküman düzenlendiğini, makamdaki yetkilerini her zaman kendi lehine kullandığını dile getirir. Buna karşın sohbet ve belagat ilimlerinde çok iyi olduğunu da ilaveler. MAKRİZİ, İbn Haldun’un Mukaddime eserini yere göre sığdıramaz ama İbn Haldun’un kendi öğrencisi İBN HACER EL ASKALANİ, Makrizi’ye katılmaz. Öğretmeninin genelde belagat ilminde akılda olduğunu kabul eder. Ayrıca Makrizi dışındaki alimler, İbn Haldun’un tarihçiliğini sıradan görür, onun akademik yeteneklerini vasati olarak değerlendirirler.

İbn Haldun, bu yazıya tarihçiliği, siyaseti ile mevzu olmuştur. Bu yazıdaki tüm bilgiler, onun kaleme aldığı otobiyografisindendir. Otobiyografisi bu kadar ayrıntılıyken, onu anlatan kaynağa, onun hayatını yazarken ihtiyaç dinlenmemiş ama onun hakkında fikir beyan edenler de ayrı başlık altında değerlendirilmiştir. İbn Haldun’un görüşleri ve yapıtlari, yapıtlarinin içerikleri başka bir yazıda irdelenecektir.