Son Haberler

Homo Sapiens’ten Modern Bireye Kur Yapma Davranışı

-
Eylül 17, 2022
Homo Sapiens’ten Modern Bireye Kur Yapma Davranışı

Homo Sapiens'ten Modern Bireye Kur Yapma Davranışı

Homo Sapiens’deri Çağdaş Ferde Doğru: Eş Bulma ve Kur Yapma Tavrının Tarihi-Evrimsel ebatları ve Gösterişçi Tüketim Cemiyeti İlişkiselliği

Furkan Arısoy[1]

‘’ Bedelli mülklerin apaçık tüketimi, sreyli erkeğin boş zamanının saygınlık biçimidir’’

-Thorstein Veblen-

‘’ Şayet serbestliğin ilk misali baskının yokluğu ise; o zaman medenilik, bu serbestliğe karşı savaş demektir.

-Herbert Marcuse-

‘’ Harcayarak yaşıyoruz. Korkutucu aslında, ama kullan-at ekseninde dönüyor yaşamlarımız. Kayboluyoruz. Kaybettiklerimizi aramayı usumuza getirmeden, yenisini, iyisini ve basitini istiyoruz. Eksilerek yaşıyoruz.’’

– Woody Allen-

İnsanoğlunun faize ve kendine uygun bir eş bulma süreci basit bir olgu değildir. Descartes’ın tabiriyle düşündüğünün üstüne düşünebilen ilk insan cinsi olan Homo sapiensler, kendinden evvelki primatların aksine seslere, dile, bağlantıya daha çok ehemmiyet verdi. Homo sapiens, yaşamda kalmayı muvaffak olmak noktasında değişik primatlardan daha galibiyetli idi. Peki, Sapiens’i faize ve kendi neslini devam ettirmek noktasında bu kadar güçlü ve seçkin yapan şey neydi?

1880’lerde İngiliz Biyolog Darwin, natürel seçilim yoluyla muhakkak cinslerin ayakta kalıp, soyunu devam ettirirken, onlara nispeten daha cılız cinslerin elenip yok olacağını ve insan soyunun da bu ‘’ güçlü, seçkin’’ cins’den üreyeceğini ve yer küreye parçalayacağını dile getirmişti. Natürel seçilim ya da popüler ismiyle Evrim teorisinin günümüz çağdaş insanın orijinlerini kavramamıza katkısı inkar edilemez. Darwin’den sonra, 1930’lu senelerde yapılmış biyolojik ve genetik araştırmalara baktığımızda, tabiatta güçlü olanın eforsüz olana karşı her zaman kazanacağını ve bu döngünün sonsuza dek süreceğini kavramaktayız. Lakin kuramın gözden kaçırdığı bir nokta söz konusuydu. Cinsini devam ettirmek isteyen hayvan ya da primatın sadece güçlü olması , onun ‘’ karşı cins’’ tarafından kabul edilmesine yetmezdi. Daha egzotik bir şeylerin varlığı lüzumluydu. 1980’li senelerde kimi evrimci psikolog ve biyologlar, Darwin’in teorisini bir alçağım öteye taşıyarak natürel seçilime ‘’ seksüel seçilim’’i ilave ettiler. Bu bilim adamlarına göre, erkek hayvan ve primatlar,  neslini devam ettirmek ismine dişi partnerlerini seçerken onlara kur yapmalı ve hoş görünmeliydiler. Nitekim dişiler, kendilerine en iyi ‘’ kur’’ tavrını gösteren erkeği seçiyor ve onunla çiftleşiyordu. Fakat bir erkeğin dişiye kur yapması ya da ona hoş görünmeye çalışması dişi için her şey değildir.

Mutasyonlar, cinsin devamını sağlayan bir geçim hüneri geliştirir. Dişi, sağlıklı bir erkek ister ve ondan doğacak çocuklar da sağlıklı olur ve bu özel ‘’ genom’’ gelecek nesillere aktarılırlar. Ama süreç her zaman böyle devam etmez. Hasarlı mutasyonlar, cinsin sakatlanmasına neden olur ve hasarlı mutasyon genleri taşıyan bir erkeği hiç bir dişi istemez. Bir dişinin erkekten beklentisi üremeye yatkınlık, galibiyetli bir biçimde yaşamda kalma ve en az hasarlı mutasyon taşıyan bir gene sahip olmasıdır. Böylece, dişi bu kategoriye giren tüm erkekleri rahatlıkla kabul eder ve faize tutumu asıllaşır. Hasarlı mutasyon evresini atlatan erkeğin önünde zorlu başka bir maraton daha vardır. Erkeğin cinsel süslere ve kur yapma tavrına sahip olması gerekir. erkeğin kur yapma tavrının orijini günlük yaşamda gördüğümüz bir çok hayvanın kur yapma tutumu ile sıkı sıkıya bağlıdır. Dişi tavus kuşları ile erkek tavus kuşları, evrimsel süreçte denk uzunlukta kuyruğa sahipken zaman içinde erkek tavus kuşu, dişi tavus kuşunun dikkatini sürükleyebilmek ve onu elde edebilmek için daha uzun bir kuyruğa sahip olmuştur. 

Hatta denilir ki, erkek tavus kuşlarının kuyrukları dişilerinkine oranla daha parlak ve gösterişlidir. Bu gösterişli seksüel seçilime müteveccih ilk fikirler Ronald Fisher tarafından dile getirilmiştir. Fisher’in geliştirdiği seksüel seçilim teorisine göre, erkek cinsler, dişilere kur yapabilmek için efor gösterilerine girerler. Ayni dişiye talip olan iki erkek, savaşmak zorundadır ve kazanan her zaman ‘’ güçlü’’ bir gen taşıyacağından dişi, bu erkekle soyunu devam ettirmekten yana olacaktır. Thorstein Veblen, gösterişli tüketimi sarihlerken ‘’ başıboş sınıf’’ metaforunu kullanır.

‘’ …. Savaşmak ve avlanmak güçlü erkeğe düşer.  Kadın yapılması gereken değişik işleri yapar; savaşamayacak ve avlanamayacak gidişatta olan erkekler, kadınla aynı seviyede görülür ve kadının yaptığı işleri yaparlar. erkeğin üretmekten çok, güç kullanarak bir hasılata eriştiğini söyleyebiliriz. Erkek ve kadının isinin birbirinden en çok parçaladığı yarıyılda şu asılla karşılaşırız; bir efor iddiası taşımayan hiçbir iş erkeğe yakışır bir iş olarak adlandırılamaz. Efor kullanımı veya sahtekârlık esasına direnmeyen hiçbir iş veya hasılat, o yarıyılın kendisine saygısı olan erkek bir üyesi için kabul edilebilir değildir. ‘’ [2]

Veblen’in de bize gösterdiği gibi, tarihsel olarak boş müddeti yaratan şey, avcı ve toplayıcı cemiyetlerde erkeğin efor kullanarak elde ettiği fazla tümörünü biriktirmesi ve bu mahsulü partneriyle paylaşırken kendine özel bir ‘’ avarelik’’ alanı açmasıdır. Fisher’ın geliştirdiği seksüel seçilim teorisini Amotz Zahavi[3], 1975 senesinde yapmış olduğu çalışmalarla muhtelif katkılar sunmuştur. Ona göre, kur yapan erkek, dişiye onun duyu uzuvlarını doğrudan uyaran muhtelif sinyaller yollar. Bu sinyallerin ‘’ derecesi’’ erkeği dişinin gözünde bedelli kılar. Misalin; Orta Amerika’daki dişi kurbağalar, sadece 800 hertz’lik erkek kurbağa seslerini ayırt edebilirler.  Dişi kurbağa, üremek için bu ideal frekans aralığında haykıran ve serenatlar eden bir erkek kurbağayı seçmeye meyleder. Kur yapma tutumu, israfa ve kendinden ödün vermeye sarihtir. Erkek cinsler, her zaman müsrif dans, müsrif hediye ve ön sevişme gibi safhalardan geçmek vaziyetindedir. Hatta diyebiliriz ki, çağdaş insanın ön sevişme tutumu, primatlarda aslında bir kur yapma ve kendini dişiye sevdirme tavrından başka birşey değildir. 

Yukarıyada dile getirdiğim Orta Amerika’daki kurbağaların yansıra dev kambur balinalar da surat desibele varan sesleriyle dişilere kur yaparlar. Erkek dokumacı kuşlar, dişilerine süslü yuvalar yaparlar ve onları rahat hissettirler. Geyik böcekleri, alt çenelerine tüm enerjilerini kur yapabilmek için verirler. Erkek fil fokları, dişilerine eforlarını ispat edebilmek için rakiple kavga et sırasında 450 gr yağ kaybederler. Erkek aslanlar, dişilerini hamile vazgeçebilmek için onlarla günde 30 defa sevişmek zorundadır. Burada verilen tüm misaller, bizlere erkeğin kur yapma tavrının nasıl da ‘’efor’’ ve ‘’ gösteriş’’ üzerinden gittiğini sarihler.  Efor ve gösteriş genleri, insansı maymun cinsleri arasında tarihsel süreç içinde bir ayrıma sebebiyet verdi.

Bilim adamlarının ‘’ beynin israfı’’ olarak adlandırdığı bu süreç insansı maymun ile insansılık özelliklerine geçiş yapamayan maymunu ya da değişik bir biçimde söylersek, seleksiyonda kaybeden tarafı kârlı yapmış gibi görünse de, esasen günümüzdeki düşünen, inceleyen, sanatla uğraşan, şarkı söyleyen, okuyan, kur yapabilen, evlenen insan cinsini alana getirdi. Bu yeni cins, sosyal yaşamın tüm alanlarında muhakkak uğraşlar içine girerken, onun beyni, oksijenin %15’ini, toplam enerjisinin %25’ini ve glikoz ’unun da takribî % 40’ını harcadı. Değişik hayvansı maymun cinsi ise natürel cangılında üremeye, toplamaya ve cinsini gözetmeye devam etti. 

Freud’un Sıvı Libidonun Hidrolik Sistemi veya Locke’un boş levha metaforu gibi beynin haz ilkesine vurgu yapan kuramların modası bu yeni  evrimci biyologlara göre çoktan geçmişti.  Freud’un ‘’ aşk yoktur, libido vardır’’ tümceleriyle özetlediği haz ilkesinin çağdaş insanın gösterişçi tüketim tavrını aciklayan bir tarafı olsa da, pratikte oldukça yetersiz kalmıştır. Freud’un aşk ve işi, beşeriyetin mihenk taşları olarak gören düşüncesi zannımca daha mantıklıdır. Zira Geoffrey Miller ve Fisher gibiler aşk ya da kur yapma ve iş tavrının nasıl oluştuğunu açıklarlarken, ateşli böcekler metaforunu kullanırlar. Buna göre, erkek böcek avlanıp dişisine gıda götürdüğünde, dişi mucizevi bir sivil salgılar. Sanki kendi dilinde erkeğe teşekkür eder. Bu dişinin beynindeki ‘’ haz’’ lobunu uyarır. Böylece erkeğin dişiye gıda temin etmesi, erkeği değişik erkeklere göre üremede avantajlı kılar. Süsleyici zeka teorisi, insan evriminin cümbüş sektörü gibi üreticisine mükâfatlar getirebilecek ümit verici uyaranların peşinden gittiğini öne sürer. Sonuçta natürel eşleşme; en iyi haz veren dişi ile erkek; orta derecede haz veren dişi ile erkek ve en az hazan veren dişi ile erkek arasında gerçekleşmiştir.

Marcuse’un vurguladığı gibi serbestliğin ilk misali baskının yokluğu ise o zaman medenilik bu serbestliğe savaş açmış vaziyettedir. Medenilik, hazzın sınırlarını  ‘’ aşk’’ ile çizmiştir. Aşk ise, çağdaş cemiyette ferdi ‘’ kur’’ yapma tavrına zorlamış ve soyut, duygu yüklü bir aşk kavrayışından ziyade ‘’ tüketim taşıtlarından beslenen ‘’ tek ebatlı ‘’ bir insan haline getirmiştir.

[1] Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyoloji Kısmı, Isparta, 2014

[2] Veblen, s.26-27

[3] Zahavi, ayrıca ‘’ Handikap İlkesi’’ni de bir tahmin olarak ortaya koymuş ve bunu temellendirmek için tavus kuşu misalini kullanmıştır.