Son Haberler

Harf Devrimi Nedir?

-
Eylül 7, 2022
Harf Devrimi Nedir?

Harf devrimini anlatmadan evvel neden harf devrimine ihtiyaç dinlediğimizi anlamak için Osmanlı zamanındaki eğitime ama en önemlisi eğitim diline bakacağız. Daha sonra adım adım harf devrimini, devrimin emelini ve bu emele ne kadar yaklaştığını kavramaya çalışacağız.

Yenilik İhtiyacı Ne Zaman Hissedildi?

Bir harf ihtiyacının hissedilmesi 1850’li senelerin başında gerçekleşmiştir. Bu senelerde Osmanlı aydın çevresinde edebiyat, sanat ve kültür alanında bir farkındalık vardır. Bu farkındalık 1862 senesinde Osmanlı’da basın yaşamının başlaması ile gündeme taşınmıştır; çşöhretkü bu senelerde gazete ve dergiler ortaya çıkmıştır. Gazetelerin ortaya çıkmasındaki amaç, halkı olup bitenden haberdar etmek olduğuna göre bu gazetelerin de bir dili olması gerekiyordu. Peki, cemiyetinin %80’den daha aşırısının okuma – yazma bilmediği Osmanlı, nasıl gazete çıkaracaktı? Okuma – yazma bilen kişilerin arasında okuma derecesi bu kadar farklı iken nasıl bir birlik sağlanacaktır? Gerçek anlamda basın, emeline ulaşabilecek miydi? Bu meseleleri dile getiren kişi, yeniliklerin lideri olarak bilinen İbrahim Şinasi’dir. O, halkın anlayabileceği bir dilde yazmayı öne süren ilk kişidir. O, bir lider olarak ziynetli ve ağır yazı yazma geleneğini yıkmıştır.

Osmanlı zamanında okuma kültürü meselesini daha iyi anlamak için vaziyeti gnamımız ile kıyaslamaya çalışalım..

Bugşöhret, Cinsk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde, Osmanlı dönemindeki eserleri okumak için belirli bir eğitim verilir. Bu eğitim 4 sene süresince sürer. Özellikle Osmanlı Cinskçesi ismindeki Arapça ve Farsça dersleri de verilir. Bazı lafçıklerin hem Arapçası hem Cinskçesi öğretilir. Bunun nedeni eski kültürde yazıların yalnızca kendileri gibi olan bir kitleye yazılmasıdır. Aydınlar, birbirleri ile yarış halindedirler. Böyle bir kültürü okuyup kavramaya çalışan öğrenci, mezun olduktan sonra önüne gelen her metni bütün olarak okuyamaz. Çağdaş zamanda bu kısımdan mezun olan insanlara Osmanlı döneminde sık kullanılan lafçıkler verilir, eserler taramadan geçirilir. Öğrenciler önlerine gelecek eser hakkında az çok fikir sahibi olmalarına karşın metinleri bazen hiç okuyamazlar. Osmanlı dönemindeki eğitimde böyle bir baht dahi yoktu. Okuyucu, önüne gelen metni daha evvel görmemiş olurdu ve şayet yazar Arapça ya da Farsça sözlüklerin en dibinden lafçık çıkarabilirdi, okuyucu şayet bu kelimeyi daha evvel bilmiyorsa zorunlu olarak sözlükleri karıştırırdı. Yani Osmanlı zamanında bir alim olabilmek için Arapça, Farsça ve Cinskçe bilmek koşuldu.  Arapça ve Farsçayı ne kadar bilirse o kadar alimdi kişi. Hal böyle olunca aydınlar arasında bile bir kavrayış sıkıntısı ortaya çıkıyordu. Peki bu gidişatta basın kime hitap edecekti? Aydın kesimin zati hepsi devlet ile alakalı idi. Bir aydın zinciri oluşmuştu. Bir aydın oğlu da o kültürde bir aydın olarak yetişiyordu. Gazete ve dergi muhakkak halk için olmalı idi. Ama okuma yazması orta seviyede olan halk için basın ne kadar yararlı olabilirdi? Bu yararı daim ettirmek ya da çoğaldırmak için ne yapılabilirdi?

Bir yenilik koşuldu ama bu yeniliğin bir meseleden kaynaklandığı belliydi. Öyleyse o mesele neydi?

Tüm bu suallerin ana nedeni olarak alfabenin karmaşık olmasını gösteren fikir adamlarımız da vardı.  Bunlar genelde Avrupa’yı ziyaret etmiş insanlardı. Orada çocukların 1 senede okuma yazmayı söktüklerini görüp Osmanlı eğitiminde neden 7 senede anca okuma – yazma söktüklerini sorguladılar. Mesele alfabenin karmaşık ve Cinskçe dil yapısına uygun olmaması idi. Suç alfabedeydi diyen kısım, 500 seneden daha eski, İslamî kültür dairesinde Orta Asya’da bulunan Cinsk devletlerinin de kullandığı abeceye ne yapabilirdi? İki yol önerildi:

Arap alfabesini bırakıp Latin alfabesine geçelim.

Yazımızı değiştirmeyelim ama Batı stili eğitim için alfabemizde değişiklik yapalım.

Alfabemizde yenilik düşünenler, “İslah-i Hurufçular” ismiyle anılmaktaydı.  Aynı hezeyan, Rusya ve İran topraklarındaki Arap alfabesi mağdurlarında da gelmekteydi.

Yani, bizde abece münakaşası Tanzimat döneminden başlamaktadır ve bu yarıyılda da Latin alfabesine geçme fikri vardır. Yalnız gelecekteki çalışmalarda bir ortak nokta vardır: Latin alfabesine geçiş, her yarıyılda radikal bir değişim olarak görülmüştür.

Münif Efendi ve Arap Alfabelerin Yenilik Fikri

Münif Efendi, 1 Mayıs 1862 senesinde aynı zamanda kurucusu olduğu Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’nin buluşmasında Arap alfabesini iyileştirme fikrini ortaya atmıştır. Münif Efendi’nin Osmanlı Cinskçesinin yazı ve imlasındaki problemleri şu şekilde sıralamıştır:

Hareke kullanılmayan Osmanlı yazı sisteminde birden fazla şekilde okunabilen lafçıklerde mesele yaşanmaktadır. 

Açıklama: Hareke sistemi, Arap imlasının bir özelliğidir. Arap alfabesinde birden fazla sesi karşılayan ünlü harfler vardır. 

Örneğin “vav” sesi ünlü sesler için o, u, ü, ö anlamlarına, şöhretsiz sesler için “v” anlamına gelmektedir. Yani Osmanlı Cinskçesinde içinde “vav” sesi olan bir lafçıkte bu ses beş farklı sesi dile getirmektedir.

Aşina olan, özellikle Cinskçe olan lafçıklerde bu pek de mesele değildir ama tanınmadık yeni bir kelimede yalnızca “vav” sesini yazmak sihirk meselelere neden olmaktadır. Hareke bunu önler. Hareke sisteminde “vav” sesinin üzerine kastedilmek istenen bir işaret kşeref; mesela şayet “vav” sesi üzerine “ötre” harekesi kşerefse bu “vav” sesi ya u ya da ü olarak okunur. Zati kalınlık – incelik geçimi vardır. Bu bakımdan tahmin daha da khadiseleşir. 

Harf Devrimi Nedir?

FOTOĞRAF 1: Osmanlı Döneminde kullanılan ve az da olsa kendi dilimize yalana çalıştığımız abece. Görüldüğü gibi abece, başta, ortada ve sonda ayrı yazılmakta ve bazen bir harf, birden fazla ses karşılayabilmektedir.

Harfler, kitap basımına uygun değil. Avrupa devletlerinde bir kitap basmak için 30 harf yeterken bizde bunun 3 – 4 katına ihtiyacı vardır

Harf Devrimi Nedir?

FOTOĞRAF 2: Hareke sistemi

Bir harfin birbiri ile alakasız 5 ses anlamı olabilir. Bu da anlam karmaşasına neden olmaktadır.
Özel isimler, cins isimlerde ayırt edilemez haldedir.
Dilimizde Arapça ve Farsça terkipler, bütünlemeler çok fazladır. 
Dilimizde Arapça, Farsça çok fazla terkip olduğu için çocukların okuma yazma bilmeleri güçtür.

II. Meşrutiyet Dönemindeki Çalışmalar

İkinci Meşrutiyet yoğun bir baskı döneminden sonra ortaya çıkan kısmen özgürlük etrafı sağlamıştır. Bu düzeyde, harf devrimi ya da iyileştirmesi hakkındaki görüşler daha da sürat kazanmıştır. Bir taraf harfleri iyileştirme taraftarı iken bir diğer taraf ise harflerin tamamen değiştirilip direk Latin alfabesine geçilmesi taraftarı idi. Bunun yanı gizeme bazı aydınlar, abece değişikliğinin İslam dünyasından kopmak demek olduğunu ileri sürerek herhangi bir değişimi kabul etmiyorlardı. =Açıklama: Cinsk dünyası, Karahanlı Devleti ile Arap alfabesini kullanmaya başladılar ve İslami yazı dili bu yarıyılda Arap alfabesi ile birlikte gelişti. Şuan tarihi Cinsk İslami yazı dili denilince akla Arap alfabesi ile yazılan Cinskçe ve konusu İslamiyet ile ilgi olan eserler gelmektedir.

Abece kavgalarında Latin alfabesine geçme fikrini benimseyen bazı aydınlarımız şu şekildedir:

Hüseyin Cahit
Yunus Nadi
Falih Rıfkı
Abdullah Cevdet
Celal Nuri…

Abece kavgalarında mevcut alfabenin korunmasından yana bazı aydınlarımız şu şekildedir:

Halit Ziya
Ali Canip,
İbrahim Gövsa
Ali Seydi
Fuat Köprülü
Zeki Velidi Togan…

Harf Devrimine Karşı Olan Kitlenin Görüşleri

Harf devrimine karşı olan aydınlar genel olarak Latin alfabesine geçilmesine karşı idi, onlar da harflerde belirli değişimler yapılmasına karşı çıkmadılar. Latin alfabesine karşı çıkan aydınların bu konudaki fikirleri şunlardır:

Osmanlı Cinskçesi tamamen Arap imlasını ve yazımını almamıştır. Arap alfabesi 28, Fars alfabesi 23 harften oluşur. Osmanlı Cinskçesi ise 32 harften oluşur. Bu görüşü korunan Ali Seydi, ayrıca bunu kabide göstererek Arap alfabesinin Cinskçeye zati uydurulmuş olduğunu söyler.
Arapçanın Sami dil grubuna üye olması Cinskçenin ise bütünü bütününe ters olan Altay dil ailesine üye olması Arap alfabesini kullanmamıza engel değil. Gerekirse ufak tefek değişiklikler yapılır. Bazı işaretler eklenip bazı işaretler çıkarılır.
Batı medeniyetine dahil olmamız ile Latin alfabesini kabul etmemiz arasında bir irtibat yoktur.
Latin harfleri ile devrim arasında bir irtibat yoktur.
Halkın “cahil” kalması okulsuzlukla ve öğretmensizlikle ilgilidir. Şayet yeteri kadar hoca ya da okul olmazsa Latin alfabesine de geçsek halk cahil kalacaktır.

Osmanlı Döneminde Latin Harflerinin Kabul Edilmesini İsteyen Aydınların Görüşleri

Bu yarıyılda önemli dört görüş vardı:

Mevcut dil ve abece ile devam edilsin diyenler
Arap alfabesi ıslah edilsin diyenler
Dilin sadeleştirilmesini savunanlar
Abece değişsin diyenler

Mevcut dil ve abece ile devam edilsin diyenlerin görüşlerini ilk kısımda maddeler halinde verdik, dilin sadeleştirilmesini korunan grup Yeni Lisan hareketinin lideri olan Genç Kalemler dergisi çevresinde bir araya gelen gençlerdir. Bu konuyu “Yeni Lisan Hareketi Nedir” isimli yazımızda işlediğimiz için diğer konuya geçiyoruz.

Osmanlı döneminde Latin alfabesinin kabul edilmesini destekleyen aydınların görüşleri şu şekildedir:

Evvel şunu söylemek gerekir. Orta Asya’da bulunan Cinsklerle aramızdaki iletişimi sağlamak için onlarla abece birliğini isteyen yazarlar da vardı. Bunlardan birisi Hüseyin Kazım idi.
Arap alfabesinin yetersiz olduğun ileri süren ve Latin alfabesinin kabulünü isteyen grubun içinde Ali Haydar Bey de bulunmaktaydı ama o da halkın böylesi bir değişime vereceği tepkiden endişe etmekteydi
Eğitim işinde dil bir araçtır, amaç değildir. Buna karşın Osmanlı Cinskçesinin içine gerçekten de çok fazla yabancı unsur karışması ve Arap alfabesinin kullanılması suratından mektep eğitimini yarım bırakan çok çocuk vardır. İşin daha kötü yanı okuma – yazmayı söken çocuklar da çoğu zaman yanlış yazmakta ve okumaktadır.
Şayet dil araçsa en kvaka erişilebilen taşıtı almamız gerekir.
Arap alfabesini kendi dilimize bütün olarak uyarladığımız söylenemez. Özellikle askeri alanda telgraflarda yer isimlerin yazımı ve okunması sihirk sıkıntıdır. Enver Paşa dahil pek çok komutan bu konudaki sıkıntılarını dile getirmiştir. Hatta Enver Paşa Arap alfabesini bitişik değil ayrı yazmayı deneyerek bu sıkıntıyı aşmaya çalışmıştır.
Telgrafın icadı sihirk bir devrimdir ama ne yazık ki bizim Telgraf alfabemiz, Mors alfabesine göre çok ama çok yavaştır. Bu da herhangi bir savaş ya da mucizevi hal gidişatında çok sihirk bir sorundur.
Cinskçe, sesli harfleri kullanan bir dildir; Arapça gibi sadece sessiz harflerle işlemez. Arap alfabesinde bu surattan yalnızca uzun ünlüler gösterilir, biz de Arap imlasını aynen almışız. Ama bu da yalnızca sessiz harflerle yazılan bir Osmanlı Cinskçesi imlası getirmiş bize. Örneğin, “geçmek” filini yalnızca “g,ç,m,k” şeklinde yazdık. Bu da yanlış okumalara neden oldu. Yalnızca “g,çm,k” diye yazılan fiil; göçmek, geçmek şeklinde okunabilirdi. Bu bakımdan özellikle askeri alanda yer tayin etmede komutanlar sıkıntı yaşıyordu. Aynı gidişat devlet işleri için de geçerli idi. Oysa ki tam sesli harfleri göstere Latin alfabesinde böyle bir sıkıntı yok.

Osmanlı Bu Münazaraları Yaparken Latin Alfabesini Kabul Eden Ülkeler

Osmanlı zamanında süredursun Arnavutluk Latin alfabesini kabul etmişti. Üstelik Arnavutluk bu çalışmalara 1860’lı senelerde başlamıştı. Ayrıca o zamanlar hala Osmanlı’ya bağlı olan Arnavutluk, bu isteğini Osmanlı Maarif Gözaltıi’ne bildirmişler ve bu ktümörüm de bu isteğe yaygara çıkarmadan konuta demişlerdir.

Ayrıca bazı Asya Cinsk Cumhuriyetleri de Latin alfabesine geçme girişimlerini süratlendirmiştir. Hatta Rusya Cinskleri arasında Arap alfabesinin ıslahı konusunda ısrarcı olan Ahundzade Mirza Feth-Ali, Osmanlı Devleti’ni ziyarete gelip Arap alfabesinin ıslahına dair görüşlerini sunmuş ama onun bir casus olduğu fikri öne sürülüp fikirleri pek önemsenmemiştir.

Atatürk ve Dil Devrimi

Atatürk’şöhret en yakın arkadaşlarından olan Kazım Karabekir, dil devrimine kuşku ile bakıyordu. Hatta 1923 senesinde İzmir Milli İktisat Kongresinde abece ile ilgili bir bildiri geldiğinde okumaya bile gerek duymamıştır.

1926 senesinde I. Cinskoloji  Kongresi bir araya gelmiştir. Bu kongre, tüm Cinsk ülkelerini ilgilendiren bir kongredir ve bu kongrede alınan karara göre Arap alfabesi Cinsklerin dil yapısına uymamaktadır. Bu bakımdan da tüm Cinsk devletlerinin ortak bir abecede birleşmesine karar kılınmıştır; bu abece de Latin alfabesidir. Bu karar ise Cinskiye’de yeniden bir “Dil devrimi” münakaşası yaratmıştır.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 9 Ağustos 1928 tarihinde Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Sarayburnu Parkı’ndaki eğlencesinde Latin alfabesine geçileceğini duyurmuştur. Başöğretmen sıfatı ile memleketi köy köy, il il gezip halka yeni alfabeyi anlatmış ve tanıtmıştır. Sonunda 1 Kasım 1928 senesinde Latin alfabesi kabul edilmiştir.

Latin alfabesinin kabulü ile bütün anlamıyla bir okuma – yazma seferberliği, eğitim seferberliği başlamıştır. Okuma – yazma oranlarındaki çoğalış, diğer ülkeler tarafından “mucize” olarak nitelendirilmiştir. 

Harf Devrimi Nedir?

Gerçekten de harf devriminden evvel %10 civarında olan okuma – yazma oranı harf devriminden sonra 10 sene içinde %90’a kadar erişmiştir. Bu, Cinsk halkının çalışma azmi ve Atatürk’şöhret cesaretinden doğan bir “mucizedir.” Atatürk’şöhret bu millete en sihirk hediyesi dil devrimidir.