Son Haberler

Gustave Flaubert ve Madam Bovary Adlı Romanının Özeti ile Edebiyattaki Önemi

-
Eylül 17, 2022
Gustave Flaubert ve Madam Bovary Adlı Romanının Özeti ile Edebiyattaki Önemi

Gustave Flaubert ve Madam Bovary Adlı Romanının Özeti ile Edebiyattaki Önemi

Madam Bovary, çıktığı zamanlar hem dünyada hem de edebiyat dünyasına damga vurmuştu zira onun romanlarında, romantik akımın melek sevgilisi bir anda aldatan ve kandırmasının da haklı nedenleri olan bir kadına dönüşmüştü. Mevzuyu azıcık açacağız ama evvel Gustave Flaubert kimdir, nasıl bir hayat yaşamıştır onu araştıralım.

Gustave Flaubert Kimdir?

Gustave Flaubert  12 Aralık 1821 senesinde Fransa’nın Rouen şehrinde doğdu.  Babası baş  cerrah annesi ise hemşireydi.  Ortanca çocuk olarak dünyaya geldi. Abiyi  babasının yolunu takip ederek hekim oldu,  kız kardeşi ise Gustave Flaubert’in yakın dostu Emile Hamard  ile evlendi.  Sevgi dolu bir etrafta çocukluğunu geçirdi ama daha sonra zorlu günlerle surat surata geldi. 

Edebiyata olan alakasını ya da onun tabiri ile edebiyattan başka bir şeyi yapamayacağını lisede kavradı. Edebiyat alanındaki ilk sınamalarını da zati lisede yaptı. Rouen Lisesinde okurken “Sinek Kuşu” isimli küçük bir mecmuada sınamalar yazmaya başladı. 

Gustave Flaubert, yapıtlarında anlattığı adamdır. Hayat hikayesi de yapıtlarında yazdıklarına eş. İlk aşkı kendisinden 10 yaş büyük, konutlu bir kadındır. Henüz 15 yaşındayken Elisa Schlésinger’e büyük bir aşk besledi ki o zamanlar Elisa Schlésinger 25 yaşındaydı.  Bu aşk uzun zaman sürdü. Aralarındaki mesafe hiç ihlal edilmedi ama Gustave Flaubert’in ona olan aşkı romanlarına kadar dokundu. Gustave Flaubert’a göre Elisa, bir delikanlının aşk nezaketi idi.  Bu aşk, “Bir Delikanlının Hikayesi” isimli romanın esin kaynağı oldu. Ayrıca “Duygusal Eğitim” isimli romanındaki Marie isimli kişiliğin esini; “Gönül ki Yetişmekte” romanının temel mevzusunu oluşturdu.

1838 – 1842 yarıyılı onun delice yazdığı yarıyılıdır.  Bir Delinin Anıları 1838, Smarh 1839 bu yarıyıla aittir. Ayrıca yazması 2 sene süren ve 1842 senesinde biten “Kasım” isimli roman da bu yarıyılın mahsulüdür.

“Kasım” romanı özel bir romandır; hem Gustave Flaubert’in romantik akımdan sıyrılıp realist akıma geçtiği romandır hem de Louise Colet’e  yazdığı mektuba göre bu onun gençliğinin kapanışıdır.

1841 senesinde Paris’e gitti ve hukuk fakültesine başladı. Fakat 22 yaşında Epilepsi başka bir deyişle Sara hastalığına tutulduğu teşhisi konuldu, mektebi vazgeçmek zorunda kaldı. O zamanlar henüz hayatta olan hekim olan babası Gustave Flaubert’tan bizzat mektebi vazgeçmesini istemişti.

Kendini yazmaya daha çok verdi. Ailesi ile beraber gittiği İtalya ona esin verdi ve Aziz Anthony’nin Baştan Çıkışı’nı yazmaya başladı. O zamanlarda da 1845 Duygusal Eğitim isimli romanını tamamlamıştı.

1846 yaşında babasını ve aynı sene ablası Caroline’i kaybetti. Bu vaziyet aileyi özellikle anneyi derinden salladı. Birbirlerine bağlı ve minik bir aileydiler. Gustave Flaubert annesini de alarak doğduğu topraklara geri döndü. Geri kalan tüm hayatını burada geçirdi.

Gustave Flaubert hayatında bu sıralarda bir aşk da vardı. Kendi tabiri ile bir delikanlının duygusal eğitiminden geçtikten sonra Louise Colet ile tanıştı. Uzatmalı sevgilisi olarak geçer edebiyat dünyasında Louise ama Gustave Flaubert ile Louise Colet’in mektuplarının edebiyat değeri yüksektir. İkisinin  aşkı oldukça kasırgalıydı ve mektupları da bu fırtınayı gösteriyordu. Bu aşk, 1846 senesinde 1854 senesine kadar başka bir deyişle bütün 8 sene sürdü. Son münakaşalarının ardından Gustave Flaubert acayip bir şey yaptı ve Madame Bovary mevzulu tüm mektuplarının muhataptı Louse Colet oldu.

Kasım ayı  Gustave Flaubert için hep özel bir an olmuştur. 1849 kasımından 1859 nisanına kadar Mısır, Lübnan ve Anadolu’yu da içine alan bir doğu gezisi tertip etti. 1850 senesinde dostu Maxime Du Camp ile beraber – zati Maxime tüm gezi süresince onunlaydı – İstanbul’a da geldi.

Gustave Flaubert’in beraber gezdiği Du Camp, deyim-i caizse snop idi. Zengin bir ailenin çocuğu idi, hayatını keşfetmeye adamıştı ama emin bir insandı. Ortadoğu gezisinde eline o zamanlar  henüz yeni çıkan ağır resim cihazını alıp Ortadoğu’nun ilk kere resmini sürükleyen de odur. 

Ortadoğu gezisi Gustave Flaubert’a esin vermişti. İçine kapanık yapısı aralanmış ve artık yere daha yakın mevzular seçim etmeye başlamıştı. Nitekim doğu gezisinden 3 ay sonra 1857 senesinde Madame Bovary’i yazmaya başladı. 36 yaşında, aşk çelişkilerinden kurtulmuş, iyi yerler görmüş bir yazar olarak Bovary’i  yazdığında onun da usunda bu roman suratından suçlanacağı yoktu. Bu mevzuyu Madam Bovary başlıklarında ayrıca ele alacağımız için şimdi es geçiyoruz.

Madam Bovary’nin mevzusu daha ulusa yakın daha reelci iken onun ardından yazdığı “Duygusal Eğitim” isimli yapıtı ile yine burjuva mevzularına döndü. 1869 senesinde “Gönül ki Yetişmekte” ve “Bir Delikanlının Hikayesi “ yapıtlarını yayımladı. Daha sonra yazmaya ara vermeden ard arda kitaplarını yayımladı. 

M.Ö 4.yy’da bir rahibin yaşamını dini ve felsefe alanında anlatan “Ermiş Antonius ve Şeytan” isimli kitabını yayımladı.

“Bilirbilmezler” isimli bir yapıta başladı. Ancak parasal kasvetler suratından bu eserini tamamlayamadı.  O, zati hayatı süresince yazılarından, yapıtlarından para kazanamadı. Hatta Madam Bovary için suçlandı, ismi makûs anıldı. Onun isminin edebiyat dünyasında  

Hikaye kitapları da yazmıştır. 1877’de “Üç Hikaye” isimli yapıtını bitirdi. Bu hikayeler şunlardır : “Saf Bir Kalp”, “Misafirperver Aziz Julien Efsanesi” ve “Saf Bir Kalp”

8 Mayıs 1880 günü Gustave Flaubert, ani bir felç neticeyi hayatını kaybetti. Hayatını kaybettiğinde Croisset’deydi.

Gustave Flaubert ‘in Edebiyat Dünyasındaki Yeri

Gustave Flaubert, reelci edebiyatın kurucusu sayılır. Ona göre bilimde pozitivizm ne ise edebiyatta realizm odur. 

Reelinde Gustave Flaubert, belki de çok yankı getirdiği için reelci anlayışın başlangıcını yakalanır ama reelinde reelci edebiyat, hakikat mevzuları reelci bir bakış açısı ile işleyen her edebiyatta vardır. 

Reelci edebiyat reelinde evvel küçük yazarlar arasında yaygındı. Murger, Champfleury ve Duranty gibi… Hatta bu mevzuda mecmualar çıkmış ama reelliğin  parlaması 1857 senesinde Madam Bovary romanı ile olmuştur. Madam Bovary ile insanların görmek istemedikleri bazı duygular öne çıkmıştır.

Asılcılık öncelikle romanı sosyal bir emelle kullanmaz. Sıradanlar nasıl ki tiyatroyu ideal ve edepli insan yetiştirmek için kullanıyorlarsa romantikler de edebiyatı insanların sosyal evhamlarını en aza indirmek için kullanmak istedi. Bu surattan da romanlarda hep ideal doğa, ideal insan, ideal sevgili işlendi. Sanat bağımsız değildi ve Gustave Flaubert sanatın bağımsız olduğunu savunmaya başladı.

Gustave Flaubert’in asılcılık arayışı mecmualarda yazdığı sınamalarda, arkadaşlarına yazdığı mektuplarda da ortaya çıkmıştır. Bir Hayli edebiyat tahlilcileri, Gustave Flaubert’in hakikatlik arayışının bu yazılarda başladığını dikkat toplar ama Madam Bovary bu düşüncenin en büyük yankısı olmuştur.

Gerçekçilere göre roman bir edep dersi alınacak mektep değildir. Roman okuyan birey illa ki bir sosyal ileti almak zorunda değildir. Sanatçı ne eli değnekli bir öğretmen ne de edep bekçisidir, sanatçı yalnızca olanı olduğu gibi hakikatliğe dayanarak yazar.

Yalnız bu vaziyeti Gustave Flaubert ne kadar hakikatleştirdi, Madam Bovary romanını araştırarak öğrenelim

Madam Bovary’nin Özeti

Emma, ailesi ile beraber yaşayan kasaba kızıdır. Bir yarıyıl eğitim için yatılı mektebe gider ve burada gece, rahibelerden saklı saklı romantik kitaplar okur.  O romantik kitaplar onu daha da hayalci yapar ve gelecekteki eşi hakkında romantik hayaller kurmaya başlar.

Charles Bovary, mektep hayatından başlayarak pasif ve şanı öteki eziktir. Annesinin kontrolünde gelişmiş azıcık da onun baskısı ile hekim olabilmeyi muvaffak olmuştur. Annesinin güçü ile dul, çirkin ve kıskanç bir kadınla evlenmiştir.

Charles ile Emma’nın yolu, Charles gezici hekimlik yaparken  rastlaşır. O zamanlar Charles’in eşi can vermek üzeredir ve Emma’nın da babası hastadır. Charles Emma’nın babasını rehabilitasyon eder ve iyileştirir. Emma’yı ilk görüşte beğenir ve konutlulukları gerçekleşir.

Emma, zati kırdan usanmıştır ama yeniden eşiyle kırda başka bir deyişle kasabada yaşamak zorunda kalır.

İlk zamanlar eşini tanımaya çalışır, konutluluğunun iyi gideceğinden emindir ama daha sonra bu umudu kırılmaya başlar. Charles ile Emma’nın şahsiyetleri birbirlerine hiç uymamaktadır. Charles Emma’yı hoşlanır ama neden beğendiğini o da öğrenmemektedir. Charles, konuta geldiğinde ayaklarını uzatıp uyumaktan başka bir şey yapmaz. Üstelik mesleksel hırsı da yoktur. Kendini geliştirmeye çalışmaz, eczacı Homais dahi rastgele bir eğitimi olmamasına karşın ondan daha hırslıdır. Emma, yavaş aradığı aşkın bu olmadığını ve kitapların palavra söylediğini anlar.

Emma reelinde bunları kabullenmişken bir olay yaşanır, Charles ve Emma Marquis d’Andervilliers’in konağında bir davete gider. Emma’yı Marquis d’Andervilliers dansa kaldırır, ona hala hoş bir kadın olduğunu andırdırır, kısaca ona lüks yaşamı ve köyden başka bir hayat olduğunu gösterir. O zamandan sonra Emma kocadene daha da fazla yüklenir.

Emma, hayallerindeki yaşama ulaşmayacağını anlayarak uzun bir hastalık yarıyılı geçirir. Kocası hep onu başında beklemiştir. Kocası onun sıhhati için Yoville taşır konutlarını. Yonville Emma’ya ilk zamanlar iyi gelmişse de  aynı zamanda trajediyi olur zira Leon ile tanışır.

Leon’a aşık olur, onunla tiyatrolara gider ama Leon da onun duygularını anlayacak derinlikte bir adam değildir.  Emma’nın fazla duygusallığından usanır ve kasabayı terk eder.

Emma yeniden beklediğini bulamamıştır yeniden uzun bir hayal kırıklığı yarıyılı yaşar. Üstelik hamiledir.

Emma daha sonra kır naziği diyebileceğiz Rodolphe’e aşık olur ama Rodolphe onu hem parasal hem manevi olarak kullanmaktadır. Emma kocasından habersiz kocası ismine aralıksız borç yapmaya başlar.

Bu arada kızları Berthe doğmuştur. Rodolphe, hem çocuklu hem de duygusal bir kadınla beraber yaşama fikrine pek uzaktır. İlişkileri yalnızca parasal kumpas üzerine kurulmaya başlar.

Emma, bu düzeyde kocasının isminin duyurulması için ondan düz taban birisini operasyon etmesini ister ama Charles noksandır ve adamın ayağının kesilmesine yol açar. Artık kimsenin suratına bakamaz haldedir ve çalışmayarak konuttan dışarı çıkmamaya başlar.

Emma, zafersiz kocasından nefret ederken Rodolphe Emma’ya bir mektup yazarak ondan ayrılmak istediğini belirtir. Emma, ikinci ağır bir bozgun almıştır. 

Bir gün şehre tiyatroya giderken Leon ile karşılaşır. Aralarındaki aşk yine tutuşur . Leon artık şehirde bir konut yakalamıştır. Emma, haftada bir gün onda kalır. Yalnız bu vaziyet etrafın dikkatine sürükler ve Leon, Emma’nın onun kariyerine mani olacağını anlayarak onunla olan ilişkisini bitirir.

Hem manevi çöküntü hem de kocasının galibiyetsizliği Emma’yı iyice sıkıldırır. Üstelik Charles artık gözden düşmüş bir hekimdir ve çalışamaz. Vaziyet böyle olunca borçlar artar. Emma sevgililerinden para ister ama hiçbiri ona yanıt vermez. Daha sonra Emma, Homais’in eczanesinden arsenik alarak intihar eder. Charles hala Emma’ya aşıktır ve bu vaziyeti kaldıramaz. Uzun bir müddet hasta uyur ama daha sonra bir gün Emma’ya yazılan aşk mektuplarını görür ve karısının onu aldattığını bilir. Bu acı onu öldürür. Berthe ise akrabalarının yanında geliştirilmek üzere kasabadan alınır.

Madam Bovary’nin Kişileri

Madam Bovary Emma :  Çok hoş  bir kadın sayılmamakla beraber hayal eforu oldukça yüksektir. Hayattan temennisi hayli  fazladır . Lüks bir yaşam ve romantik bir koca dileyerek geçirir gecelerini. Onun bu hayalperestliğinin sebebi de okuduğu romantik kitaplardır. Hep o  kitaplar gibi bir  yaşam istemektedir. Emma, hep bir arayıştadır. O yaşamı elde edemediği için uzun bir bunalım sürecine girecektir ve sonunda da bu hayal kırıklığı onu vefata götürecektir.

Charles Bovary: Emma’nın ilk kocasıdır. Roman, onun çocukluğuna kısa bir bakış ile başlar. Mektep hayatında çok pasiftir. Daha doğrusu Charles Bovary, hayatında çok pasiftir. Zengin değil, olmak gibi de bir isteği yoktur. Çok zeki değildir, hayatında duygusal kendisi idam ettiremez hep annesinin tesiridir. Annesi çok güçlü bir karakterdir ve bu zamana kadar oğlu bir iş sahibi olmuşsa onun sayesinde olmuştur. İşte bu vaziyet Charles’i daha da pasif yapar. Charles Bovary’nin ilk eşi dul bir kadındır ve belki de içinde bir romantizm varsa da  o konutlulukta kaybolmuştur.  Bir hekim olarak da bir koca olarak da zafersiz bir şahsiyeti canlandırır. 

Leon Dupuis:  Emma’nın ilk sevgilisidir, şehirde yaşayan avukat katibidir. Emma’nın istediği ruhsal derinliğe sahip değildir.

Rudolphe Boulanger:  Emma’nın Leon’dan sonraki sevgilisidir.  Kırda yaşar ama kır insanlarından daha naziktir. Yalnız maddiyata ehemmiyet verir ve  Emma’yı da parasal – manevi çıkarları için kullanır.

Heloi se Dubuc:  Charles Bovary’nin ilk karısıdır. Dul, sevimsiz ve çirkindir. Üstelik çokça kıskançtır.

Homais:  Emma ve kocasının yaşadığı kasabadaki eczacıdır. Charles hekim olmasına karşın kırdaki insanlar Homais’deri takviye alır zira Homais kendini methetmeyi çok hoşlanır. Kendisini olduğundan daha büyük ve ehemmiyetli sezer. Charles’in mesleğine çekemer. Paragöz ve kurnazdır.

Berthe Bovary:  Emma ve Charles’in tek çocuklarıdır. Anne ve babasının vefatından sonra  akrabaların elinde gelişmeye vazgeçilmiştir. Romanın sonunda ona ne olduğunu öğrenmiyoruz, annesine benzeyip benzemediğini ya da nasıl bir hayat yaşayacağını bilmiyoruz.

Charles Denis Bartholome Bovary: Charles’in babasıdır. Oğlu gibi marifetsizdir. Subaylık işini icra eder.

Rouault:  Emma’nın babasıdır. Kırda yaşar.  Ailesini önemser ama rahatına da çok düşkündür.

Marquis d’Andervilliers:  Emma’ya lüks hayatı tanıtan adamdır, bir nevi onun gözlerini açmıştır. Siyasetçidir, zengindir.

Leheureux:  Emma’nın borca çekilmesini sağlayan makûs vicdanlı esnaftır.

Madam Bovary’nin  Edebiyat için Ehemmiyeti

1851 senesinde başlanan roman, 5 sene sonra bitirildi. O zamanlar Gustave Flaubert bu romanını, çalıştığı Revue de Paris mecmuasında tefrika etti. 1856’da tefrika edilen roman, 1857 senesinde kitap haline gelmiş ve o zaman tabir yerindeyse yer yerinden oynamıştı.

Madam Bovary romanını kavramak için evvel romantik akımın sevgilisine değinmek gerekli. 

Romantik akım sevgiliyi bir melek olarak gösterir. Saftır, asla kandırmaz, vefasız değildir, terbiyelidir, aşık olunacak  bir kadındır. Misalin Genç Werther’in Acıları isimli romanda Lotte, bütün bir tanrıçadır. Mutsuz bir konutluluğu olsa da asla kocadene hıyanet etmez. Konut işlerini yapar, kalp kırmaz. Bu surattan Werther ona aşkını itiraf ettiğinde güzel karşılamaz. Onunla muhtemel olduğu kadar az görüşmeye çalışır. En sonunda da Werther onun aşkının acısına dayanamaz ve intihar eder. Aşk, kaderinde can vermeyi gerektirecek kadar ehemmiyetlidir ve kesinlikle sevgili vefata değer. Yalnız kimse de Lotte’nin neden bu kadar sadık olduğunu merak etmez ya da bunun üzerinde durmaz. Onun iç dünyasında inmez yazar,  belki Werther’e gösterdiği alakayı dahi bize muhakkak etmez zira bu terbiyesel olarak yanlıştır !

Madam Bovary’nin mevzusu, konutlu bir kadının kocasını kandırmasıdır. Bu ehemmiyetli bir mevzudur zira o zamanlar kandırmak bir kabahattir. Arsızlıktır ki Gustave Flaubert’in suçlanmasının sebebi de budur.

Madam Bovary ise bütün tersinedir. Bir tanrıça değil bir insandır. Duygu metamorfozları yaşar. Evin kumpası vardır ama bu kumpasın yaratıcısı Madam Bovary değildir. Zati Madam Bovary’nin evlenmesi de dillere destan bir aşkla olmamıştır.

Gustave Flaubert’in Madam Bovary’nin iç dünyasına da iner. Bu çok ehemmiyetlidir. Kocasının kandırmasının sebebini açıklamak için de değildir bu iç dünya incelemeyi. Bu vaziyet bir insanın iç dünyasına inmek ile alakalıdır.

Madam Bovary’nin en büyük tesiri Madam Bovary için makûs ya da iyi dememek daha doğrusu diyememek olmuştur. Başka Bir Deyişle Lotte tartışmaya açılmaksızın iyidir, melektir ama Madam Bovary bazısı için iyi bazısı için makûstur. Tartışmaya sarih bir kişiliktir ki bu da bir ilktir edebiyat dünyasında; banal edebiyatın soylu sevgilileri, romantik edebiyatın melek sevgilisi bir anda tartışmaya açılmıştır.

Gustave Flaubert, bu romanı çıktıktan 3 ay sonra kendisine açılan bir dava ile sarsılmıştır.   Açılan davanın sebebi Madam Bovary romanının terbiyesel çöküntüye yol açmasıdır. Duruşmaya çıkarılan Gustave Flaubert, “Madam Bovary c’est moi !” diyerek kendisini korunmuştur. Kendisinin Madam Bovary olduğunu ve bunun bir roman kahramanı olduğunu dile getirmiştir.

Madam Bovary’de Romantik Akıma Getirilen Eleştiriler

Madam Bpvary’nin hayatı süresince bir arayışta olmasının sebebi genç kızlığında okuduğu hayalperest romantik akımla yazılmış romanladır. O, aşkı bu romanlardan tanıdığı için kendis de böyle bir aşkla yaşamak ister. Burada romantik akımın o ideal aşkına ve insanlara bir hayal dünyası sunmasına bir tenkit vardır.

Romantikler, doğayı sanki mukaddesleştirmişlerdir.  Romantiklere göre şehrin karmaşasından doğaya kaçmak bir kurtuluştur ama onlar hep doğanın iyi doğrultularını ele alırlar. Oysa doğa iyi olduğu kadar güçtür da.  Köyde yaşamanın zorlukları vardır ve romantikler buna hiç değinmez. Oysa Madam Bovary’nin köyden usanması, o balçıktan usanması, köyde yapacak hiçbir şey olmaması işin hakikat yanıdır.

Romantikler için konutluluklar mukaddestir, sarsılamaz. Aldatan insanın duyguları olamaz ya da aşık değildir ama Emma,  arayışta olan bir kadın olarak kocasını kandırır ve bu da bir hayli birey  tarafından “haklı” görülür. Başka Bir Deyişle romantiklerin, “konutlu kadınlar aşık olamaz” kaideyi yerle bir edilmiştir.

Yalnız romanının sonunun hazin bitmesi yeniden romantik akıma bir kayıştır. Ayrıca insanlar nasıl ki romantik roman okuyorlar ve ders alıyorsa Emma’dan da bir ders aldılar zira Emman yaşadığı hayatı kabul etmediği için intihar ediyor.

Kısaca Madam Bovary, asılcılığın yaşanmadığı bir çağda, reelliğin kıvılcımlar halinde çıktığı bir yarıyılda resmen bir yangın çıkarmıştır. Binlerce dikkatine sürüklemiştir ve bu zamana kadar da gelmiştir.  Kendisinden evvel az da olsa asılcılık akımı varsa da Madam Bovary ile hakikat bir akım olmuştur. Gustave Flaubert her ne kadar suçlansa da tüm yargılamalar daha sonra düşürülmüştür. Ayrıca Gustave Flaubert, Emile Zola’nın başı sürüklediği doğalcılar natüralistler tarafından el üstü yakalanmıştır. Zahmetli geçen hayatında da bunun çok ehemmiyetli bir yeri olduğunu yazar yapıtlarında Gustave Flaubert.

ESERLERİ

ROMAN: Madam Bovary 1856

Bir Delikanlının Hikayesi 1870 iki cilt: Bir Delikanlının Hikayesi 1964, Gönül ki Yetişmekte 1982

Ermiş Antonius ve Şeytan 1968

Bouvard ile Pecuchet 1881

Salambo 1862, Türkçe 1935-1985

REYİN: Gönül Şatosu 1880

HİKAYE: Üç Hikaye 1887, Türkçe 1955, 1981

SINAMA: Normal Düşünceler Lügati 1913 Kitap Çılgınlığı 1926

GÜNLÜK: Kırlarda ve Kumsallarda 1886