Son Haberler

Gemi Sicilleri

-
Eylül 5, 2022
Gemi Sicilleri

Bu yazımızda gemilerin patent edildiği siciller ve bu mevzudaki müzakereleri inceleyeceğiz.

Gemi Sicilleri

Dört değişik gemi sicili vardır. Bunlar;

Ulusal Türk gemi sicili
Yapı sicili
Türk beynelmilel gemi sicili
Bağlama kütüğü

Biçiminde adlandırılırlar. Ulusal gemi sicili ve yapı sicili Türk Ticaret Kanunu’nda tertip edilmiştir. Türk beynelmilel gemi sicilinin kendi kanunu ve bağlama kütüğünün de ayrı bir mevzuatı vardır.

Türk Ticaret Kanunu madde 954- Türk gemileri için, Eriştirme, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının uygun göreceği yerlerde gemi sicili tutulur.

Gemi sicilleri, liman başkanlığı nezdinde çalışan sicil müdürlükleri tarafından, o yerde deniz ticareti işlerine bakmakla görevli asliye ticaret duruşmasının, bulunmadığı takdirde asliye ticaret duruşmasının, o da yoksa ticaret davalarına bakmakla görevli asliye hukuk duruşmasının himayeyi altında tutulur. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok duruşma varsa, gemi sicilinin yakalanmasını koruyacak duruşmayı Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Dominantlar ve Savcılar Yüksek Heyeti belirler.

Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi gemi sicilleri hakkında da geçerlidir.

Türk Medeni Kanunu madde 1007/1- Tapu sicilinin yakalanmasından doğan bütün hasarlardan Devlet mesuldür.

Patent, tadil, terkin gibi sicil operasyonlarının hepsi burada da geçerlidir.

Türk Gemi Siciline Patent İçin Ön Koşullar

Temel iki koşul vardır. Bunlardan birisi geminin Türk bayrağı sürükleme hakkına sahip olmasıdır, değişiği de geminin yabancı bir ülkenin siciline patent edilmemiş olmasıdır.

Hangi gemiler ulusal gemi siciline patent edilebilir?

Bu anlamda patenti caiz olan ve patenti caiz olmayan gemiler biçiminde ikili bir ayrım yapılır. Patenti caiz olan gemilerde kendi içinde patenti gerekli ve patenti ihtiyari olmak üzere ikiye ufalarlar. 18 gros tonilato ve üzerinde ticaret gemileri patenti gerekli gemilerdir. 18 gros tonilatonun altındaki ticaret gemileri ve öbür emellerle kullanılan spor, cümbüş vs. gemilerin sicile patenti ihtiyaridir. Patenti ihtiyari olan gemiler için de bağlama kütüğü denilen bir kumpas getirilmiştir. Patent ile bu gemilerden harç alınır ve gidişat böyle olunca patenti ihtiyari olan gemiler harç ödememek için patent ettirilmiyordu. Bağlama kütüğünün saklı emeli bu harç bedellerinin patenti ihtiyari olan gemilerden de alınmak istenmesidir. Buradan çıkarılacak netice ise ulusal gemi siciline patent yaptırılmayan gemiler için bağlama kütüğü gerekli bir unsur olmuştur.

Patenti caiz olmayan gemiler ise donanmaya ait gemiler ve devlete ait olup da tamamen kamu hizmetine adanmış olan gemilerin gemi siciline patent edilmeleri mevzubahisi değildir.

Terkin sorununda ise patenti mecburi olanlar ve patenti ihtiyari olanlar ayrımı vardır.

Türk Ticaret Kanunu madde 965- Gemi, kurtarılamayacak biçimde batar veya tamir kabul etmez hale kazanç yahut her ne suretle olursa olsun Türk Bayrağını sürükleme hakkını kaybederse, istem üzerine sicilden kaydı silinir. Patenti isteğe bağlı olan gemilerin kaydı malik veya maliklerinin istemi üzerine sicilden silinir.

Geminin tamir kabul etmez hale gelmesi sebebiyle kaydının silinmesi istendiğinde, sicil memuru, patent edilmiş gemi ipoteği alacaklılarını gerektiğinde 966. maddede yazılı usule göre yapılacak bülten ile gidişattan haberdar ederek belirleyeceği uygun bir zaman içinde itirazlarını bildirmeye çağırır. Süresi içinde bildirilen itirazların yerinde görülmediğine dair duruşmaca verilen kararın netleşmesi üzerine geminin kaydı silinir.

Gemi, Türk Bayrağını sürükleme hakkını kaybederse, kaydı, ancak ipotek alacaklılarının ve gemi sicilindeki kayıt ve belgelere göre ipotek üzerinde hak sahibi olan üçüncü şahısların onayı ile sicilden silinebilir. Kaydın silinmesi istemi ile birlikte onay belgelenmemişse, geminin Türk Bayrağını sürükleme hakkını kaybettiği gecikmeksizin gemi siciline kaydedilir. Bu kayıt, gemi üzerinde patent edilmiş gemi ipotekleri bulunmadıkça, geminin kaydının silinmesi kararındadır. Şu kadar ki, geminin cebri icra yoluyla 940. maddede yazılı kalitelere sahip olmayan bir bireye satılması halinde 1388 inci maddenin ikinci fıkrası, cebri icra yurt dışında vuku bulmuş ise 1350. maddenin bcerahatçi fıkrasının ikinci ve üçüncü tümceleri kararları gizlidir.

Patenti isteğe bağlı olan gemilere ait kayıtların yalnızca maliklerinin istemleri üzerine silinebilmesi için ipotekli alacaklıların ve gemi sicilinin içeriğine göre ipotek üzerinde hak sahibi olan üçüncü şahısların buna onay vermeleri koşuldur.

Gemi kurtarılamayacak bir biçimde batmış, tamir kabul etmez hale gelmiş veya Türk bayrağını sürükleme hakkını kaybetmişse yalnızca beyanda bulunmakla terkin harekâtı yapılmaz. Öncelikle vaziyeti kanıtlayan belgelerin sunulması gerekir. Özellikle geminin üzerinde ipotek heyetmişse ipotekli alacaklılara bu mevzuda bildirim yapılır ve ipotekli alacaklıların izinleri istenir. Onlar da karşılık olarak rızanın olup olmadığına dair beyanda bulunurlar. Genellikle ipotek hakkı devam eden ipotekli alacaklılar bu rızayı göstermezler. İpotekli alacaklılar onay verirlerse bir problem olmadan gemi sicilden terkin edilir. Fakat ipotekli alacaklılar onay vermezlerse o taktirde sicil müdürlüğü değerlendirme yapar ve bu değerlendirme neticesinde ipotekli alacaklıları haklı görürse terkini yapmaz, haksız görürse terkin operasyonunu yapar. Her iki gidişatta da aleyhine karar verilmiş olan taraf duruşmaya başvurabilir.

Madde 965’te her gidişat tertip ediliyor olmakla birlikte, misalin gemi kurtarılamayacak biçimde batmasına ait ipotekli alacaklılara haber verilmesiyle alakalı rastgele bir prosedürden bahsetmez ama yeniden aynı maddede düzenlenen geminin tamir kabul etmez hale gelmesi ve geminin kumpaslı olarak Türk bayrağı sürükleme hakkını kaybetmesi halinde ipotekli alacaklılara haber verilmesine ait hatta ipotek üzerindeki hak sahiplerine de haber verilmesine ait sanki değişik prosedürler varmış gibi görünür ama bunlara takılmayıp hepsine aynı prosedür uygulanır. Başka Bir Deyişle özellikle kanun belirtmemiş değil, geminin kurtarılamayacak biçimde batması üzerine terkin talebinde bulunan malik bakımından şipşak geminin terkin edileceği söylenmemiştir, yeniden aynı biçimde ipotekli alacaklılar varsa ona da bildirimde bulunulması, öbür fıkralardaki prosedürün aynı biçimde uygulanması gerekir.

Geminin Türk bayrağını sürükleme hakkını kaybedeceği haller

Bu vaziyetin en basit biçimi geminin Türk yurttaşı olmayan bcerahate satılmasıdır ama işletmeler, tüzel şahıslar bakımından gidişat değişiklik gösterebilir. İşletmelerde ya da dernek ve vakıflarda idare heyetinin çoğunluğunun yabancı olması biçiminde başkalaşımlarda bu tüzel şahısların sahip olduğu gemilerin Türk bayrağı sürükleme hakkını kaybettiğini gösterir. Değişik bir gidişat olarak geminin yabancıların servet kalması ya da cebri icra yoluyla yabancı diyebileceğimiz, Türk bayrağı sürükleme hakkı olmayan bkocamanlarına satılması mevzubahisi olabilir. Bütün bu hallerde, geminin Türk bayrağı sürükleme hakkını kaybettiği söylenebilir.

Patenti gerekli olan gemilerde arz üzerine terkinde 3 koşul vardır. Bu üç koşuldan rastgele birisi reelleşmediği sürece geminin maliki terkin talebinde bulunamaz. Fakat patenti ihtiyari olan gemilerde gidişat böyle değildir. Bu gemilerde mali her zaman terkin talebinde bulunabilir. Hatta terkin için tamamen sevinci bir sebep bile olabilir fakat benzer bir prosedürün bu gemiler bakımından da uygulanması gerekir. Şayet bu gemilerin üzerinde ipotek varsa, ipotekli alacakların muvafakatinin alınması gerekir, aksi halde itirazların bildirilmesi gerekir ve son kararı duruşmanın vermesi gerekir. Kanun birde 966 ve 967. maddelerde resen terkini tertip etmiştir.

Türk Ticaret Kanunu madde 966- Temelli koşullarından bkocamanın var olmaması sebebiyle patenti caiz olmayan bir gemi patent edilmiş olur veya 964. maddenin üçüncü fıkrasında yazılı hallerden bkocamanın ortaya çıktığı sicil müdürlüğüne bildirilmezse, 33. madde kararı uygulanır. Şu kadar ki, vaziyetin sicile kayıtlı öbür hak sahiplerine de bildirilmesi lüzumludur. Malik ve öbür hak sahiplerinin kimler olduğu veya mesken yerleri belli değilse, silinmeye çağrı ve belirlenen zaman, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile uygun görülen öbür bir gazetede ve varsa firmanın internet sitesinde bülten edilir ve bülten belgesi sicil müdürlüğü ve duruşma divanhanesine asılır.

Geminin kaydı ancak sakınma ve itiraz sebeplerinin süresi içinde bildirilmemesi veya bunların duruşmaca yerinde görülmediğine dair verilen kararın netleşmesi halinde sicilden silinebilir. Bir ipotekli alacaklı, gemi ipoteğinin hala var olduğunu ileri sürerek Türk Bayrağını sürükleme hakkını kaybetmiş olan bir geminin sicilden silinmesine itiraz ederse, kayıt silinmeyip yalnızca geminin Türk Bayrağını sürükleme hakkını kaybettiği patent olunur.

Türk Ticaret Kanunu madde 967- Patent edilmiş bir gemi hakkında yirmi seneden beri hiçbir kayıt harekâtı yapılmamış ve Eriştirme, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından alınan bilgiye göre de geminin artık var olmadığına veya denizcilikte kullanılamayacak hale geldiğine kanı getirilmiş olursa, gemi üzerinde ipotek veya intifa hakkı patent edilmiş bulunmadığı takdirde, sicil memurunun teklifi üzerine duruşma, 966. maddede yazılı usule gerek kalmaksızın, gemi kaydının silinmesine karar verir.

Resen terkin, rastgele bir arz olmaksızın sicil müdürlüğünün sicildeki kaydı kendiliğinden sileceği anlamına kazanç. Kanun temelli koşulların mevcut olmamasına karşın patenti caiz olmayan bir geminin patent edildiği tespit edilirse biçiminde bahsetmiştir. Temelli koşullar; gemilik niteliğini kaybetmiş bir gemi, Türk bayrağı sürükleme hakkını kaybetmiş veya hiç kazanamamış bir gemi veya münhasıran kamu hizmetine tahsis edilmiş bir gemi veya yabancı bir ülkenin siciline patent edilmiş bir gemidir. Bu tarife uyan bir geminin varlığının tespiti halinde sicili müdürlüğü kendiliğinden bu sicildeki kaydı terkin edecektir. Fakat terkin operasyonunu yapmadan evvel ticari şirketlerde de olan bir prosedürü burada da uygulayacaktır. Bu prosedürden 33. maddede bahsedilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu madde 33- Patenti gerekli olup da kanuni biçimde ve süresi içinde patenti istenmemiş olan veya 32. maddenin üçüncü fıkrasındaki koşullara uymayan bir hususu haber alan sicil müdürü, alakalıları, belirleyeceği uygun bir zaman içinde kanuni gerekliliklerini yerine getirmeye veya o hususun patentini gerektiren sebeplerin bulunmadığını kanıt etmeye çağırır.

Sicil müdürünce verilen zaman içinde patent isteminde bulunmayan ve sakınma sebeplerini de bildirmeyen şahıs, sicil müdürünün öneriyi üzerine mahallin en büyük mülki amiri tarafından bin Türk Lirası yönetimsel para cezasıyla cezalandırılır.

Süresi içinde sakınma sebepleri bildirildiği takdirde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret duruşması, dosya üzerinde tahlil yaparak patenti lüzumlu olan bir hususun bulunduğu neticesine varırsa, bunun patentini sicil müdürüne buyurur, aksi takdirde patent istemini yalanlar. Süresi içinde patent isteminde bulunmayan veya sakınma sebeplerini bildirmeyen bireyin ikinci fıkradaki cezayla cezalandırılması bu fıkra kararının uygulanmasına mani oluşturmaz.

Bu maddede bahsedilen prosedürün benzerini gemi sicil müdürlüğünün de uygulaması gerekir. İpotekli alacaklılar üzerinde ipotek kuruluş edilmişse, bunlara lüzumlu bildirimlerin yapılması ve ondan sonra terkin harekâtının uygulanması gerekir.

Madde 967’de ise özel bir resen terkin halinden bahsedilmiştir. Kaydında 20 sene boyunca hiçbir harekât yapılmamış bir gemiden bahseder. Bu gidişatta da resen terkin mevzubahisidir ama evvelinde gemiyle alakalı balaka almak için bakanlığa sormalıdır ve oradan gelecek yanıt sonucunda da geminin terkin edilip edilmeyeceğine müdürlük karar verecektir. Bakanlıktan geminin hiç mevcut olmadığı doğrultusunda, denizcilikte kullanılamayacak halde olduğuna dair ve üzerinde ipotek veya intifa hakkı olmadığına dair yanıt gelebilir. Bu gidişatlar mevzubahisi olursa sicil müdürlüğü resen terkin operasyonunu başlatacaktır.

Sicillerin Tesirleri

Sicillerin 5 çeşit tesiri mevcuttur. Bunlar; pozitif tesir, negatif tesir, açıklayıcı tesir, bildirici tesir ve kurucu tesirdir. Bildirici/kurucu tesir denildiği zaman tapu sicili, ticaret sicili ve ulusal gemi sicili açısından geçerlidir. Bu gidişat ışığında kurucu tesir patenti ile hakkın kazanılması, bildirici tesir ise hakkın üçüncü şahıslara karşı vaziyetinin gösterilmesi anlamını taşıyacaktır. Pozitif ve negatif tesirden bahis ise sicile patentli olan bazı hususları üçüncü şahısların bilmediklerini iddia edememeleridir; bu gidişat üçüncü şahıslar açısından negatif, gemi malikleri açısından pozitif tesirdir.

Sicile Güven Prensibi

Bu prensipten maksat ise bizi Medeni Kanun’un 3. maddesine götürür.

Medeni Kanun madde 3- Kanunun iyi hedefe meşru bir netice bağladığı gidişatlarda, asıl olan iyi maksadın varlığıdır.

Ancak, vaziyetin gereklerine göre kendisinden bilave edilen itinayı göstermeyen kimse iyi hedef iddiasında bulunamaz.

Sicildeki kayıtlara güvenerek hak iktisap eden şahısların hakları korunur. Başka Bir Deyişle sicildeki kayıt rastgele bir bahaneyle yanlış ya da yetersiz olursa, iyi gayeli üçüncü şahıslar bu vaziyeti bilmiyor ve bilecek gidişatta da değillerse hakları korunur. Tapu sicili için bu kavgasız olarak söylenen bir gidişattır. Ticaret sicili için ise bahsedilemez. Gemi sicili için ise belirli haklar bakımından mevzubahisidir. Mülkiyet hakkı bakımından mevzubahisiydi ki bu şu an çok münazaralı bir gidişattır. Fakat ipotek bakımından çok net olarak geçerlidir. İpotekli alacaklılar ve intifa hakkı sahipleri tarafından sicile güven prensibi geçerlidir. Sicile güven prensibi meşru harekâtlar bakımından, özellikle tasarruf harekâtları için mevzubahisi olur. Belirtmek gerekir ki servet ve cebri icra ile yapılacak bir kazanım sicile güven prensibinin gözetmesi kapsamında değildir.

Mülkiyet mevzusundaki münazara

Mülkiyet sorunu, değişkenlik gösterdi. Zira mülkiyet, daha evvel gemi siciline bağlı olarak ortaya çıkıyordu ancak artık zilyetliğe bağlı olarak ortaya çıkıyor. Gayrimenkullerde mülkiyetin nakli için yapılacak tasarruf operasyonun sicile patentidir. Daha Öncekinden bu gemilerin mülkiyetinin devri için de sicile patentten bahsediliyordu. Artık bu gidişat gemiler için bahsedilemez. Normal taşınırların mülkiyetinin nakli için ne gerekiyorsa, gemiler için de benzer kural getirilmiştir. Bu gidişat zilyetliğin nakline işaret eder. Artık gemilerin mülkiyetinin devri için zilyetliğin naklinden bahsedilmesi gerekir. A şahsı sicilde geminin maliki gibi görünüyor olmasına karşın geminin zilyetliği B şahsına devredilmişse sicildeki kayıt doğru olmayacaktır. Zira mülkiyet hakkının göstergesi artık zilyetliktir. O surattan gemi sicilinde malik gözüken şahıs, o geminin asıl malikidir kuramı çürümüş vaziyettedir. Karine olarak gemi üzerinde kim zilyet ise malik odur. Mülkiyet mevzusundaki asıl münazara sebebi de sonradan gelen bu farklılıktır.

Tadil sicilde düzenleme

Sicilin düzenlenmesi düzeyinde reel hak sahibi olarak görünen bireyin itirazı veya şerh kaydının düşülmesinden bahsedecek olursak karşımıza ilk olarak ne zaman düzeltim gereksinimi çıkacağı sorunu kazanç. Misal üzerinden gidecek olursak A şahsı malik olduğu gemisini B şahsına zilyetliğin devri ile devretmiş olsa ki bu yukarıyada da açıkladığımız gibi geçerli olacaktır ama halihazırda A gemi sicilinde malik olarak gözükür. A bunun değiştirilmesi için hiçbir harekette bulunmaz ise B öncelikle sicilin düzeltimi davası açmalıdır. Bu süreçte sicilde henüz tadil harekâtı yapılmadan A maliki olarak göründüğü gemiyi bir başkasına satıp gemi sicilinde patenti üçüncü şahıs ismine yaparsa kanuna göre iyi gayeli üçüncü bireyin iktisabı korunacaktır. Bu gidişat karşısında B üçüncü bireyin iyi amacını ortadan kaldırmak için ihtiyati tedbir kararı alması gerekir. İhtiyati tedbir de karşımıza itiraz olarak çıkar. Bu ayni haklar bakımından söylenebilir. Böyle bir ihtiyati tedbir kararı alındıktan sonra iki hafta içerisinde asıl davanın açılması gerekir. İtiraz ayni haklar bakımından mevzubahisidir, aynı şeklide nispi haklar bakımından da benzer bir gözetmeye lüzum dinlenir. 977. maddede şerh müesseseyi getirilmiştir ve onlar içinde lüzum dinlenir.

Türk Ticaret Kanunu madde 977- Bir gemi veya gemi ipoteği üzerinde bir hakkın kurulmasını veya kaldırılmasını yahut böyle bir hakkın içeriği veya derecesinin değiştirilmesini isteyebilmek hakkını güvence altına almak için gemi siciline şerh verilebilir. Gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir istem hakkının güvence altına alınması emeliyle gemi siciline şerh verilmesi muhtemeldir.

Şerhten sonra gemi veya ipotek üzerinde yapılacak tasarruflar, şerh ile güvence altına alınan hakkı ihlal ettiği miktarda geçerli değildir. Tasarrufun cebri icra veya ihtiyati haciz yoluyla yahut iflas yöneti tarafından yapılması hallerinde de karar böyledir.

Şerh ile güvence altına alınan hakkın derecesini belirlemede şerh tarihi temel tutulur.

Hak, şerh verilmek suretiyle güvence altına alındığı miktarda mükellefin servetçisi, mesullüğünün hudutlu olduğunu ileri süremez.

Yapı Sicili

İnşa halindeki gemileri yapı siciline patent edilir. Fakat ulusal gemi siciline patenti olası olan gemileri yalnızca yapı siciline patent edilebilir. Bu anlamda ön koşul ulusal gemi siciline de patent edilebilecek gemilerin yalnızca yapı siciline patent hakları vardır. Patenti gerekli ve ihtiyari olan her iki grup gemiler açısından yapı siciline patent mevzubahisi olabilir. Yapı sicili de resmi bir sicildir. Bu anlamda alenidir de. Ancak ilk olarak anlaşılan anlamda aleniyet değildir. Başka Bir Deyişle giden herkesin yapı sicilini tahlil hakkına sahip olma vaziyeti mevzubahisi değildir. Kanunun belirlemesine göre alakasının kanıt edilmesi gerekir. Bu alakayı açıklayan belgelerle tahlil yapılabilmesi muhtemeldir. Yapı siciline patent reelinde ihtiyaridir. Gemi siciline patenti gerekli ve ihtiyari ayrımı yapılır ama yapı sicilinde kural olarak geminin maliki yalnızca isterse gemisini yapı siciline patent ettirebilir. Yalnızca bir halde lüzumluluktan bahsedilir; gemi üzerinde ipotek kuruluş edilecekse böyle bir gerekliliğin varlığından laf edilebilir. Bu sicilin yakalanmasında da öbür bütün sicillerde olduğu gibi devlete mesullük vardır. Yapı sicili yalnızca ipotek bakımından patente güven prensibine sahiptir. Zira ipotek hakkı için sicile patenti kurucu unsurdur. Başka Bir Deyişle yapı halindeki bir gemi üzerine ipotek kuruluşu ettirilecekse bu gemi istensin veya istenmesin yapı siciline patent ettirilmek zorundadır. Aksi halde ipotek kuruluş edilmesi olası olmayacaktır. Yalnızca bir tek mevzu ile alakalı karine teşkil edecektir, o da ipotek hakkıyla alakalı karine teşkil etmesi mevzubahisidir.

Patent şartlarından kazançsak, ön koşul ulusal gemi siciline patent edilebilecek olan gemiler yapı siciline patent edilecektir. Bu yapı siciline patent için daha gemi inşasına başlar başlamaz değil, en azından geminin omurgasının ortaya çıkmasının bilave edilmesi patent edebilmesi açısından lüzumludur. Başka Bir Deyişle patent ettirebilmek için yapının belli bir olgunluğa erişmesi gerekir.

Patent usulünden bahsedecek olursak, yalnızca belirli gemilerin ulusal gemi siciline patent edilebileceğinden bahsederken patenti olası olmayan iki tip gemiden yukarıyada bahsini geçirmiştik. Bunlar donanmaya ait gemiler ve münhasıran kamu hizmetine tahsis edilmiş devlete ait olan gemilerdi. Bu gemilerin inşa halindeyken yapı siciline patent edilip edilemeyeceği münazara mevzusudur. Banal koşullarda donanmaya ait bir gemi savaş gemisi olacağından bahisle onun ulusal gemi siciline patent edilmeyecek gemilerden birisi olduğu neticeyi son derece nettir. Bunlar inşa halindeyken yapı siciline de patent olunamayacağı sarihtir. Kamu hizmetine kuruluş edilecek gemilerin de yapı halindeki vaziyeti için aynı gidişat geçerlidir. Zira bu geminin tahsis edileceği emel ve malikinin devlet olabileceği de belirlenebileceğine göre ulusal gemi siciline patenti olası olmayacağından onun da yapı siciline patenti olası değildir.

Başka kimler geminin yapı siciline patentini isteyebileceklerdir?

Bunu tersane sahibi de isteyebilir. Tersaneci ipoteğinin kuruluş edilmesini istiyorsa bunu isteyebilir. Tersanecinin o yapı üzerindeki alacağını garanti altına almak için kanun ona bir ipotek kuruluş hakkı veriyor. Kanun bakımından böyle bir hak kendiliğinden doğmayacaktır, şayet tersaneci böyle bir hak istiyorsa bunu arz etmelidir.

Terkin bakımından da 992. madde üç halden bahseder.

Öncelikle şunu söyleyelim; haciz kararı için de, haczi arz eden bireyin icra müdürünün kararı ile birlikte sicile başvurması gerekir. Ancak o biçimde haciz kararlarının sicile işletilebilmesi olası olur.

Türk Ticaret Kanunu madde 992- Yapının sicildeki kaydı;

a Geminin tersane sahibi tarafından, yabancı ülkeye teslim edildiğinin bildirilmesi,

b Yapının maliki ile geminin yapıldığı tersane sahibinin, kaydın sicilden silinmesini istemeleri,

c Yapının sefil olması, hallerinde silinir.

Yapı üzerinde bir ipotek bulunduğu takdirde, bcerahatçi fıkranın a ve b bentlerinde yazılı hallerde, ipotekli alacaklının ve sicile kayıtlı bulunan öbür hak sahiplerinin kaydın sicilden silinmesine onayları da lüzumludur.

Yapının bitirilerek geminin yabancı ülkeye teslim edildiğinin veya sefil olduğunun süresi içinde bildirilmemesi halinde 966. maddedeki usul uyarınca yapının kaydı resen sicilden silinir.

Madde geminin tersane sahibi tarafından, yabancı ülkeye teslim edildiğinin bildirilmesi biçiminde bahseder. Burada hedeflenen geminin inşası Türkiye’de yapılıyor olabilir ama kendisine Türk bayrağı sürüklemeyecek olan şahıslara satılacak veya satılmış gemi ise talebi kimin yapması gerektiği sorunudur. Misal verilecek olursa İspanya’da bir işletme Türkiye’deki bir yere gemi siparişi verdiyse o zaman talebi yapan bireyin yapması gerekir. İkinci olasılık yapının maliki ile geminin yapıldığı tersane sahibinin, kaydın sicilden silinmesini istemeleri gidişatıdır ve üçüncü olasılık ise yapının sefil olması sorunudur. Yapının her nasılsa tamir kabul etmez gelmesinden bahsedilir. Mesela tersanede yangın çıkacak olursa ve yapı artık tamir kabul etmez hale gelmiş olacak ki böyle bir gidişatta da talebin mevzubahisi olduğundan bahsedilir. Bu gidişatta sonuçta gemi sefil gidişatta olur ve buna karşılık iki ayrık görüş vardır. Bir görüş bu gidişatta sicilden terkin prosedürünün uygulanmasına gerek yoktur biçiminde bahseder, öbür bir görüş ise gemi sicilinden terkin prosedürünü burada da uygulaması istikametindedir. Zira sefil olmuş bir gemiyi reelinde tamir kabul etmez gemiyle aynı sınıfa koyacak olursak, o zaman ulusal gemi sicilindeki geminin terkinine ait prosedür buraya da uygulanabilir. O prosedürü anımsatmak gerekirse; ipotekli alacaklılara haber verilir ve onların onayıyla geminin yapı sicilinden terkin edilmesi olası olmalıdır. Öbür görüşün rastgele bir mazereti yoktur.

Beynelmilel Gemi Sicili

Bayrak devleti denilen bir kavramın ortaya çıkması neticesinde beynelmilel gemi siciline lüzum dinlenmiştir. Bu bayrak devleti denilen devletler minik isme devletleridir ve ne kadar çok gemiyi kendi siciline patent ettirebilirse bu bayrak devletlerine o kadar çok parasal hasılat sağlama vaziyeti vardır. Bu vaziyetin olması için bayrak devletleri de kendi sicillerine patent ettiren gemi maliklerine ödünler sunmaktadır. Misal olarak vergi açısından ödün sunmaktadır. Ayrıca çalıştırdıkları personel bakımından farklar vardır. Zira bizim devletimiz gibi devletler mürettebat için sıkı koşullar öngörmüştür. Fakat bu bayrak ülkelerinde ağır koşullarda da personel çalıştırsalar onlara tanınan ödün çerçevesinde legal manilere bu mevzuda takılmazlar. Gemi adamlarıyla alakalı bir sürü idaremelik ve bir sürü maddemiz vardır. Türkiye’de yalnızca o maddelere uygun şahıslar ve o prosedürlere uygun biçimlerde çalıştırılabilirler. Ancak bu stil devletler bakımından bu şartları aramıyor, misal olarak o devletlerde çalışanların sigortalı olması koşul değil biçiminde gemi maliklerini ekonomik açıdan hafifletecek istisnaları vardır. Başka bir gidişat olarak bizim ülkemizde gemide 1. kaptan olabilmek için belirli imtihanların geçilmesi ve belirli şartların sağlanması gerekmektedir ama bayrak devletleri bu mevzuda da gemi maliklerine çok büyük basitlikler sağlıyorlar ya da başka bir gidişat olarak Türkiye’nin beynelmilel imza atmış olduğunuz bir ekip uyuşmalar vardır. Bu uyuşmalar geminin sefere ergonomikliğiyle alakalı, geminin teknik ekipmanıyla alakalı imza atılmış olan uyuşmalardır. Bu uyuşmalar çerçevesinde gemide bulunması mecburi yakalanmış şeyler vardır. Fakat isme devletleri gemi maliklerinin bunları temin etmemiş olmasına bile göz yummaktadır. Gemi sahipleri de misallerini belirttiğimiz sebeplerden dolayı gemilerini bu devletlerin gemi sicillerine patent ettirmeyi seçim ediyorlar. Bu yalnızca Türkiye’nin değil bütün kendini bilen devletlerin problemi haline gelmiştir ve hepsi reelinde kendilerinin olması gereken kendi bayraklarını sürüklemesi gereken gemileri isme devletlerine kaptırmış gidişattadırlar. Bu isme devletleri diye belirttiğimiz devletler suratından bizim gibi devletlerin hepsi bu vaziyetin önüne geçebilmek için beynelmilel gemi sicilleri oluşturmaya başlamışlardır. Bunun üzerine 1999 senesinde Türk Beynelmilel Gemi Sicili Kanunu çıkarılmıştır, ona uygun olarak idaremeliği de çıkarılmıştır ve buna uygun bir sicil oluşturulmuştur. Bu sicilin merkezi İstanbul olarak belirlenmiştir. Türk beynelmilel gemi sicili de resmi bir sicildir, alenidir, devletin mesullüğü burası için de geçerlidir ve bu sicile kayıtlı olan gemiler de Türk bayrağı çekebilirler. Türk beynelmilel gemi siciline kayıtlı olup da Türk bayrağı sürükleme hakkına sahip olan gemiler 940. Maddede olan özellikleri göstermeyebilirler.

Türk beynelmilel gemi siciline kimler gemilerini patent edebilir?

Türk beynelmilel gemi siciline Türkiye’de mukim ikametgahı Türkiye’de olan, Türk tebaalı reel şahıslar T.C. yurttaşı, ikametgahı Türkiye’de bulunan yabancı tebaalı reel şahısların ve bir de Türkiye’de Türk mevzuatına göre kurulmuş olan ticaret firmaları dernekleri, vakıfları, müessese ve kuruluşlar buraya dahil değildir malik oldukları gemiler ve yatlar Türk beynelmilel gemi siciline patent edilebilmektedir. Kısacası 18 gros tonilato ve üzerinde olan bir gemi Türk bayrağı sürükleme hakkına sahip ise kanunun belirlemesine göre ulusal gemi sicili veya Türk beynelmilel gemi siciline patent ettirme hususunda tercihlik hak tanımıştır.

Türk Ticaret Kanunu madde 940’a göre gemisine Türk bayrağı sürükleme hakkına sahip olmayan kimseler de artık gemilerini Türk beynelmilel gemi siciline patent ettirmek suretiyle Türk bayrağı çekebilirler. Başka Bir Deyişle tüzel şahıslar için ortakları çoğunluğunun Türk yurttaşı olup olmamasıyla da ilgilenilmiyor. Türk ulusal siciline patent edebilecek olanlar bile Türk beynelmilel gemi sicilini seçim ediyorlar, zira bu sicille birlikte daha az vergi ödüyorlar.

Bağlama Kütüğü

Öncelikle bağlama kütüğünün bir sicil olmadığını belirtmek gerekir. Gemi sicilleri denildiğinde üç sicilden bahsedilir. Bunlardan ilki ulusal gemi sicili, öbürü yapı sicili madde 986’dan itibaren tertip edilmiştir, sonuncusu da Türk beynelmilel gemi sicilidir. Bağlama kütüğü bu sistem içerisinde yer almaz.

Gemi sicil sistemi içerisinde bağlama kütüğüne yer yoktur. Bağlama kütüğü resmi sicil olarak kabul edilmez. Bağlama kütüğü Türk Ticaret Kanunu ile değil 2009 senesinde çıkarılan Bağlama Kütüğü Kanunu ile düzlenmiştir ve belediyeler tarafını yakalanır. Buna lüzum dinlenmesinin sebebi ise Türk beynelmilel gemi siciline de patent edilemeyen, ulusal gemi siciline de patent edilemeyen gemilerin burada bahsedilen yalnızca madde 931 kapsamındaki gemiler değil, her türlü su vasıtasının kayıt altına alınabilmesi açısından oluşturulmuş bir sistemdir. Tek emel bunların hepsini kayıt altına almaktır. Emel bu olmakla birlikte netice değişik olmuştur. Bağlama kütüğüne kayıtlı olan her türlü deniz vasıtayı ve gemi sahibi kim olursa olsun Türk bayrağı sürükleme hakkına da sahip olur. Bu çok tenkit etilen bir gidişattır. Bu hususu hukuk uzmanları ulusal gemi sicili ile ilk başta çok fazla koşul aranıp sonradan Türk bayrağı sürüklemek için bu koşulların hepsinin yok sayılması hususunda tenkit etmektedir. Bağlama kütüğüne kayıt edilebilecek gemiler için de Türk Ticaret Kanunu madde 931’deki koşullar aranmıştır, buna ek olarak yalnızca geminin kendiliğindene gidebilmesi de istenmiştir. Öbür bir ifadeyle bağlama kütüğü idaremeliğinde vasıtanın kendine ait hareket ettirici efor kaynağına sahip olmasını arar. Türk Ticaret Kanunu madde 931 bu koşulu aramıyordu. Deniz vasıtasının ilk anlaşılan anlamda gemi olması gerekmez. Her türlü vasıta ve yapı bağlama kütüğüne kayıt edilebilir ki bu gidişatta Deniz Ticareti Hukuku Nedir? başlıklı yazımızda da belirttiğimiz münazara mevzusu olan yüzer havuz, şamandıra, duba gibi gemi sayılması hususunda müzakereler olan bütün vasıtalar bağlama kütüğüne kaydolunacaktır. Vasıta ve yapı biçiminde bahsedildiği için tek bir standart vardır. Yalnızca ulusal gemi siciline patenti gerekli gemiler ile Türk beynelmilel gemi siciline patent edilmiş olan gemilerin dışındaki her türlü gemi, deniz vasıtayı ve yapısı bağlama kütüğüne kayıt edilmek zorundadır. Bağlama kütüğüne kayıt yapıldığı anda da deniz vasıtayı kime ait olduğuna bakılmaksızın Türk bayrağı sürükleme hakkına da sahip olur. Bağlama kütüğü resmi bir sicil değildir. Dolayısıyla rastgele bir vaziyete de karine oluşturmaz. İdaremelikle tertip edilmiştir ve idaremeliğe göre bunların üzerinde menkul rehini kurulabilir. Fakat bağlama kütüğü resmi bir sicil olmadığı için bu rehin kaydını açıklayıcı kayıt olarak kabul etmek gerekir. Bir de haciz sorunu vardır. İhtiyati veya kesin haczin de bağlama kütüğüne kaydolunması muhtemeldir. Bunun da tertip etmesini idaremelikle yapılır ve sıradanda bu tertip etmenin kanunla yapılması gerekir, haliyle bu gidişat tenkit mevzusudur. Rastgele bir kayıt bulunamayan gemi ve deniz vasıtayı için bakılacak son yer bağlama kütüğüdür.