Son Haberler

Garip Akımı

-
Eylül 20, 2022
Garip Akımı

Esrarengiz akımı Sembolizm ya da Sürrealizm gibi bir akım değil harekettir hakikatinde ama literatüre akım olarak geçmiştir. Akım ile hareketin farkı ise şudur: Hareket, yalnızca ülkenin muhakkak bir alanında yaygınlık gösterir ve zaman olarak akımdan daha dar bir alana sahiptir. Akım ise dünya üzerinde yaygınlık kazanır ve uzun bir zamana dağılır.

Yukarıyadaki tanımlarla `Esrarengiz` bir harekettir ama Türk edebiyatındaki en tesirli harekettir.

Esrarengiz tasarılı bir harekettir ve bir poetikası vardır.

Varlık mecmuasında boy göstermeye başlayan üç genç şairin kurucu olduğu bu akım edebiyat dünyasında uzun zamandır tartışılmıştır.

Bu kurucular şu biçimde sıralanabilir:

Orhan Veli Kanık
Melih Cevdet Anday
Oktay Rıfat

Türkoloji dünyasında genelde bu üç şair Orhan Veli ve dostları olarak geçer ki bizde bu terimi kullanmayı uygun buluyoruz. Bu adlandırmanın sebebi ise harekete bir yarıyıldan sonra yalnızca Orhan Veli’nin sahip çıkmasıdır.

Hakikatinde Orhan Veli bu mevzuda da azıcık küskündür dostlarına ve bunu şiirlerine de yansıtmıştır ama bu başka bir yazının mevzusu olacaktır..

Esrarengiz akımı denilince akla ilk Orhan Veli kazanç zira gerçekten de bu akımın kurucusundan ziyade sahipleneni de odur. Peki, nedir Esrarengiz ve ismi neden acayiptir?

Esrarengiz akımı unsurları Esrarengiz önsözünde sarihçe belirtilmiştir zati. Bu önsözü bir gözden geçirelim.

Esrarengiz önsözünü Orhan Veli kaleme almıştır ve sarihçe Esrarengiz şiirinin ne olduğunu anlatmıştır ki Esrarengiz ismi de buradan gelmektedir. Bu önsözü direk vermek yerine maddeleştirmeyi seçim ettik. Evvel önsözden alınan parçalar ve daha sonra açıklaması verilecektir.

“Bir şiirde şayet takdir edilmesi lâzım gelen bir ahenk varsa, onu temin eden şey, ne vezindir, ne de kafiye. O ahenk vezinle kafiyenin dışında da, vezinle kafiyeye karşın da mevcuttur. Fakat onu şiirde şuurlu hâle getirip kavrayışları en kıt insanlara dahi bir uyumun mevcut oluğunu haber veren şey vezinle kafiyedir. Bu suretle farkına varılan, başka bir deyişle vezinle, kafiye ile temin edilen bir ahenkderi zevk dinleyebilmek yahut da lâkırdıyı bu kolay miktarlar içinde söylemeyi yetenek sayabilmek; saf dilliklerin herhalde en mükemmeli olmalıdır. Bunun haricinde bir uyuma inanmaksa, onun şiir için ne kadar gereksinimsiz, hatta ne kadar hasarlı olduğunu azıcık sonra anlatacağım.”

1.      Orhan Veli, önsözüne vezin ve kafiyeye saldırarak başlar. Bu paragrafın ilk tümceleri kafiyenin ne işe yaradığından bahseder ve artık bu işlevini kaybettiğini söyler. Yukarıyada görülen kısımda ise vezin ve kafiyenin ahenk unsuru olarak görülmemesini gerektiğini korunur. Kısaca Orhan Veli ve dostlarının yalanladığı ilk şey vezin ve kafiyedir.

“Lâfız ve mantık sanatları çok kere aklın tabiat üzerindeki değiştirici, yıkım edici hassalarından istifade eder. Bilgisini, nezaketini geçmiş yüzyıllara borçlu olan insan için bundan daha tabiî bir şey yoktur. Teşbih, eşyayı, olduğundan başka cinsli görmek güçüdür. Bunu yapan insan acaip karşılanmaz, kendine hiç bir gayri natürellik isnat edilmez. Hâlbuki teşbihle istiareden kaçan, gördüğünü herkesin kullandığı sözcüklerle anlatan adamı bugünün münevveri esrarengiz telâkki etmektedir. Yanılgısı, muhtelif sapıtmalarla gelişmiş bir şiir kavrayışını kendine çıkış noktası yapmasıdır. Yazının peyda olduğu günden beri yüz binlerce şair gelmiş, her biri binlerce teşbih yapmış. Hayran oluğumuz insanlar bunlara bir kaç tane daha ilâve etmekle acaba edebiyata ne kazandıracaklar? Teşbih, istiare, mübalâğa ve bunların toplanmasından alana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki, tarihin aç gözünü artık doyurmuştur.”

2.      Değişik paragrafta ise çok ilginç bir çıkış vardır: Laf sanatları. Hakikatinde Esrarengiz önsözünün en can akdikeni noktası burasıdır ama o zamanlar neredeyse tüm edebiyat etrafı ilk paragraftaki vezin ve kafiye üzerinden kavgaya devam ettiği için burası sıçranmıştır. Oysaki vezinsiz ve kafiyesiz şiir Tevfik Fikret tarafından Servet-i Fünun yarıyılında yazılmıştı başka bir deyişle zati özgür şiir sınaması yapılmıştır ama laf sanatlarının atılması hiç düşünülmemişti; bu bakımdan hakikat radikal çıkış bu paragraftır.

Bir nevi haklıdır Orhan Veli. Teşbih sanatı edebiyatta o kadar çok kullanılmıştır ki artık edebiyattan taşıp ulusa inmiştir ki hepimiz zaman zaman teşbih yapıyoruz günlük yaşamlarımızda. Ayrıca hoş ve makûs duygularımızı somutlaştırmak emeliyle yaptığımız teşbih sanatı kadar abartı sanatını da kullanıyoruz.

Bu kullanımların dışında nezaketi sanatların bir işlevi vardır: Laf sanatları imge yaratır başka bir deyişle vakayı daha da karışık hale getirirler. Orhan Veli ve dostları buna karşıdır. Ama şunu da kavramak gerekiyor: 1930’lu senelerde şiirin tek emeli sanatlı söyleyişler yaratmaktı ve sanatsız bir söyleyiş şiirinin özünün vazgeçilmesine denk getiriliyordu. İşte Orhan Veli bütün de bu noktaya hamle ediyor. Sorduğu sual ise kolay: Şiirinin olmazsa olmazı var mıdır?

Orhan Veli’ye göre yoktur. Ne vezin ne kafiye ne de laf sanatları şiirin olmazsa olmazı değildir ve evet, laf sanatları olmadan da şiir yazılabilir. Burada dikkat toplayan şey ise Orhan Veli’nin “netlikle”leri şiirden çıkarmayı kastetmesidir bir nevi şiiri özgür bırakmaktadır.

Değişik paragraf ise 20.asırda şiirin seslendiği kitleyi ele alacaktır.

“Efor kabul edilecek farklılık, zevke ait olanıdır. Böyle değişmelerin pek seyrek vukua geldiğini; üstelik bu suretle alana çıkan edebiyatlarda da her şeye karşın değişmeyen, yeniden devam eden, hepsinde ortak olan bir taraf bulunduğunu görüyoruz. Bugüne kadar burjuvazinin mülkü olmaktan, yüksek sanayi devrinin başlamasından evvel de dinin ve feodal grubun köleliğini yapmaktan başka hiç bir işe yaramamış olan şiirde, bu değişmeyen taraf; müreffeh sınıfların zevkine hitap etmiş olmak biçiminde tecelli ediyor. Müreffeh sınıfları yaşamak için çalışmaya gereksinimi olmayan insanlar teşkil ederler. O insanlar geçmiş devirlerin hâkimidirler. O sınıfı temsil etmiş olan şiir lâyık olduğundan daha büyük bir mükemmeliyete ulaşmıştır. Ama yeni şiirin istinat edeceği zevk, artık, ekalliyeti teşkil eden o sınıfın zevki değil. Bugünkü dünyayı dolduran insanlar yaşamak hakkını mütemadi bir didişmenin sonunda buluyorlar. Her şey gibi, şiir de onların hakkıdır, onların zevkine hitap edecektir. Bu, mevzuubahis kitlenin istediklerini daha önceki edebiyatların aletleriyle anlatmaya çalışmak demek de değildir. Mesele bir sınıfın gereksinimlerinin müdafaasını yapmak olmayıp yalnızca zevkini aramak, bulmak, sanata onu hâkim kılmaktır.”

3.      Burada çok ehemmiyetli noktalar vardır zira şiirinin alanlarını tanımlar, en ince detay ise şu kelimede saklıdır :“Mesele bir sınıfın gereksinimlerinin müdafaasını yapmak olmayıp yalnızca zevkini aramak, bulmak, sanata onu hâkim kılmaktır”. Unutulmamalıdır ki Esrarengiz akımı edebiyat dünyasını kasıp kavururken, bir Nazım Hikmet havası da minik minik hissedilmekteydi. Nazım Hikmet, Esrarengiz kadar cemiyetsel bir çıkış değildi elbette ama Esrarengiz kadar ehemmiyetliydi. İşte Esrarengiz, kendisini Nazım Hikmet’in Marksist şiirinden ayırıyor. Başka Bir Deyişle, her ne kadar Marksist kavramları kullansa da Orhan Veli, emelinin bir sınıfın hakkını gözetmek ya da bir sınıfı korunmak değil o sınıfa hitap etmek olduğunu belirtiyor. Laf sanatlarını, vezin ve kafiyeyi de bütün olarak bu surattan yalanlıyor: Geniş ulus kitlelerine erişmek için.

Bu madde şiirinin mevzunu da değiştirmektedir. Şiirin mevzusu “ideal sevgili”’den “vesikalı yar”’e dönüşmüştür. Tanzimat yarıyılı şiirinin idealist kahramanlarının yerini yaşamdaki tek tasayı para kazanmak olan emekçi sınıfı almıştır. 

Önsözün geri kalanında ise şiirdeki tahribin cinsinden bahsediliyor. Orhan Veli’ye göre alışılamayacak bir şey yoktur ve elbette bu kurallar da özümsenecektir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Orhan Veli’nin emelinin yalnızca kuralları devirmek olduğu değil tahripten sonra yerine başka bir kural inşa etmek olduğudur.

Esrarengiz akımı genel itibari ile

Sürrealizmden etkilenen ama Sürrealizmin kopyası olmayan bir akımdır.
Mısracı anlayışa karşıdır. Aynı zamanda vezin, kafiye ve laf sanatlarına da karşıdır. Başka Bir Deyişle 1941’e kadar “şiirde olmazsa olmaz” denilen tam kurallara karşıdır.
Esrarengiz akımı bu senelerde özellikle genç şairleri oldukça fazla etkilemiştir, şiire yeni başlayan şairlerin surattan doksanına yakın kısmı Esrarengiz stili ile yazmaya başlamıştır.
Günümüzde Esrarengiz stili ile yazan şairler bir elin parmaklarını geçmemektedir ki zati Esrarengiz akımından sonra Türk şiiri II. Yeni ile tanışacaktır.