Son Haberler

Fyodor Dostoyevski Kimdir?

-
Eylül 12, 2022
Fyodor Dostoyevski Kimdir?

20.yy düşünürlerine ilham olmuş, hakkında Freud’un dahi yazılar yazıp ruh halini çözmeye çalıştığı Dostoyevski’nin hayatı ve eserlerini anlatacağız..

Fyodor Dostoyevski Kimdir?

Tolstoy gibi bir düşünür, aydın ve zamansız eserler veren bir yazarı, Dostoyevski’yi, överken, yine Rus edebiyatının kült romanlarının yazarı ve döneminin en saygın edebiyatçısı olan Puşkin ile onu kıyaslayıp Dostoyevski’yi, Puşkin’den üstün yakalaması, her zaman Dostoyevski için bir övünç kaynağı olmuştur. Hayata Tolstoy gibi bir kont olarak gelmemiş ya da hiçbir zaman Turgenyev gibi zengin olamamış; Puşkin kadar şanslı ve dergicilik konusunda galibiyetli olamamıştır. Dostoyevski, bütün anlamıyla cehennemi bu dünyada yaşayanlardandır. Bu bakımdan da eserleri de cehennem gibidir. Ünü ve saygıyı ölümüne 1 sene kala elde eden Dostoyevski’nin hayat hikayesi o kadar inişli çıkışlı ki zaten yalnızca bu hayatından ciltlerce romana konu çıkar. Biz de lafı daha fazla bulandırmadan Dostoyevski’yi anlatmaya başlayalım, daha doğrusu buna çalışalım.. 

Fyodor Dostoyevski Dostoyevski’nin Hayatı

Bütün ismiyle Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 11 Kasım 1821 tarihinde Çarlık Rusya döneminde dünyaya gelmiş ve 9 Şubat 1881 seneyinda, ölümünden birkaç hafta sonra Çar’ın bombalı atağa uğradığı zamanlarda hayata gözlerini yummuş. Bütün 60 sene bu dünyada koşmuş, ağlamış, gülmüş, nefes almış..

Dostoyevski’nin babası soylu bir askerî hekimdir. Cerrahtır ve görevinden emekli olduktan sonra Dostoyevski’nin de doğacağı Moskova’da bulunan Mariinskiy hastanesinde gönüllü olarak çalışmaya başlar. Mihail Dostoyevski çok zengin bir adam değildi ama asla fakir bir adam da değildi. Takribî bin köylünün efendiliğini yaptığı bir köyü vardı ama kendisi Moskova’da yaşamayı tercih ediyordu. 5 çocuk babası idi ve özellikle Dostoyevski’nin de anlattıklarına bakılırsa sinirli, fazla disiplinli, ayyaş ve sevgisiz bir adamdı. Kanımca, bir hastanede parasız olarak muhtaçları tedavi eden bir adamın kendi konutinde fazla disiplinli ve sevgisiz olması bir çocuğun, babasının hayal ettiği gibi birisi olmamasından mütevellit dinlediği hayal kırıklığı ile yazdığı bir gidişat da olabilir. Ekseni gidişatı kanıtlayan pek çok gidişat olduğu gibi; bu gidişatı da kanıtlayan pek çok gidişat mevcut. Mesela Mihail Dostoyevski, çocuklarının eğitimine titizlenen bir baba, her akşam yemeği öncesine çocuklarına bir şiir ya da romandan bir parça okutması, çocuklarına kendisinin Latince dersi vermesi ve Fransızca öğrenmeleri için de çok iyi bir öğretmen yakalaması bu gidişata bir örnek. Sualn, Dostoyevski’nin babasının tüm bunlarıonlara güçle yaptırması..

Dostoyevski’nin annesi Mariya, altta verilen kaynakların büyük kısmında bir tüccar kızı olarak geçer ama aynı zamanda Dostoyevski’nin babasının, annesini bir fiyat karşılığı satın aldığı da yazar. Dostoyevski’nin annesinin konutta pasif, her şeyi alttan alan bir yapıda olması, sürekli hasta ve ciddi anlamda çocuklarına mutluluk veremeyecek kadar mutsuz olması bu gidişatın bir sonucu olabilir. Sonuçta Dostoyevski, ebeveynler bakımından şanslı azınlıktan değildi. Bu gidişatın da sancısını çekti, ona aileden gelen en büyük destek kardeşi Mihail oldu. Beş kardeşten Mihail ve Dostoyevski’nin bağının çok değişik olduğunu, Dostoyevski’nin abii ile hep hayali olan Avrupa’ya birlikte gitmesinden ve ondan hep sevgiyle bahsetmesinden anlayabiliriz.

Dostoyevski’nin babasının gönüllü olarak gittiği hastaneye sık sık gidip oradaki hastalarla hasbihal ettiğini biliyoruz. Zaten ilk öğretimini de Moskova’da geçirmişti. İnsanların, özellikle hasta ve fukara insanların hayatlarını dinlemek, Dostoyevski’nin ilk lanetiydi zannımca.

Üniversiteye gireceği zaman annesinin tüberküloz hastalığı yüzünden öldüğünü öğrendi. Eşinin vefatıyla kendisini daha çok içkiye veren babası da efendisi olduğu köye yerleşti. Dostoyevski de Petersburg Mühendislik Mektebi olarak adlandırılan çok ama çok sıkı bir yönetime sahip olan mektebe gönderildi. Dostoyevski, babasının vefat haberini bu okuldayken, kardeşi Mihail ile mektuplaşırken öğrendi. Babası, kimi kaynaklara göre öylesine zalim bir adamdı ki emrindeki köleler ve köylüler tarafından feci şekilde öldürüldü, kim kaynaklara göre de kalp krizi geçirdi. Her ne olursa olsun 1839 seneyinda, Dostoyevski daha 18 yaşındayken babasının vefat haberi alarak ilk ciddi epilepsi nöbetini geçirmiş oldu. Ayrıca mesnetsiz bir şekilde babasının ölümünden kendisini mesul yakaladı; onun ölmesini düşündüğü için öldüğüne inanıyordu ve depresyon ile tanışması da bu mesnetsiz düşünce ile oldu. 18 yaşında, fazla disiplinli bir mühendislik mektebinda, hiç mühendis olmamak üzere yetişirken babasını ve annesini kaybetti; aynı anda epilepsi ve depresyon ile tanıştı..

Dostoyevski, mektebinu bitirdikten sonra mesleğini yapmak üzere asteğmen olarak atansa da istemediği bu işe ancak 1 sene dayanabilirdi. Çünkü hem askerlikten nefret ediyor hem de mühendis olmak hiç ama hiç istemiyordu.. Tıpkı Oğuz Atay gibi..

Dostoyevski, yazar olmak istiyordu, asker ya da mühendis değil.. Bu bakımdan yazar olma kararından sonraki hayatı, edebî dünyası ile iç içe olacaktır; biz de bu vaziyette ikisini bir işlemeye başlayacağız.

Dostoyevski’nin Edebiyat ile Tanışması

Dostoyevski, 25 yaşında, takvimler 1846 seneyinı gösterdiğinde ilk kurgusal romanını yazdı : İnsancıklar. Bu eserini yazdığı zaman yayınlamak istememiştir. Bu bakımdan, edebiyat kulislerinde bu yayınlanma hikayesinün nefes kesen bir hikayesi vardır: İnsancıkların karamaları, dönemin Rus şairlerinden Nekrasov’a yine Dostoyevski tarafından verilmiştir. Akşam verilen İnsancıkların karamalarını, aynı gece Nekrasov, ağlamaktan şiş gözleri ile Dostoyevski’nin konutine getirir. Ona bu eserinin muhteşem olduğunu bu eseri kesinlikle Belinski’nin de görmesi gerektiğini söyler. Şimdiki absürt kitap pazarından önce, yazarlar ya da yazar / şair olmak isteyenler, sıkı bir eleştirmen denetimden geçerdi. Eleştirmen, beğenmediği ya da edebiyat dünyasında olmasını istemediği bir yazarı – şairi ve onun eserini o kadar yererdi ki o şair ya da yazar bir daha bir tek kelime dahi yazamazdı. Bir eser, hem yayınkonuti sahibinin beğenisinden geçmeliydi hem de eleştirmenlerin. Zaten yayınkonutlari de eleştirmenlerin sevmediği ya da bakmadığı romanları, şiirleri, hikayeleri basmazlardı. Şimdiki gibi iki satır karalayan herkes yazar değildi. İşte Belinski de Rusya’nın en önemli eleştirmeni. Onun beğenmesi demek herkesin beğenmesi demek. Sabah, gün ışıyınca Nekrasov ile Dostoyevski; Belinski’nin kapısını çalar ve Nekrasov İnsancıklar eserini ona taktim ederken “Yeni bir Gogol” doğuyor der. Gogol, o zamana kadar ki en önemli ve en büyük yazar. Bu söze oldukça kızan Belinski ona “Zaten size kalsa Gogol’lar mantar gibi yerden biter” diyecek İnsancıklar romanını okuduktan sonra bu lafını yutacaktır.

Dostoyevski gelecek vaad ediyordu. İnsancıklar romanında işlediği yetim kız – yaşlı adam aşkı ve bu aşkın etrafında dönen fukara ve ezilen millet ara teması; millet tarafından çok sevildi. Eleştirmenlerden bütün not alan ve her defasında methiye dolu laflarla adından bahsettiren her sene bir roman yazarak ard arda şunları yayınladı : Öteki 1846, Konut Sahibesi 1847, Beyaz Geceler 1848.

Öteki isimli romanında çift kişilikli bir memurun, kendisi hariç diğer kişiliklerinden kurtulma isteği işlenirken; Konut Sahibesi isimli Gogol tarzına hikayendüğü uzun hikayesinde Ordinov isimli kişilikin insandan uzak ve bilime ismenan ömründe aşkı keşfetmesi anlatılır. Beyaz Geceler isimli romanda ise fazla hayalci bir adamın dört günlük aşkı konu edilir. Bu üç roman, asla İnsancık romanın gördüğü ilgiyi görmemiştir. Hatta İnsancıklar romanını methede methede bitiremeyen Belinski, bu üç romanla çok makûs bir şekilde dalga geçmiş, minik görüp aşağılamıştır. Zaten kırılgan ve duyarlı bir ruha sahip olan Dostoyevski, bu eleştirileri kaldırmamış ve uzun bir depresyona girmiştir. Hatta bu yüzden hastalanmış  ama yine de en büyük isteği yazmaktı ve hiç bırakmamıştır.

1848 seneyinda Beyaz Geceler isimli romanından hemen sonra Bir Yufka Vicdan isimli uzun hikayesi geldi. Bu hikayenün de konusu işi ve patronun fazla bağlı bir adamın, nişanlandıktan sonra işini ve patronun ihmal ettiği düşüncesidir. Bu hikayesi ile itibarını biraz toplayan Dostoyevski, yine de İnsancıklar ile tuttuğu ilk galibiyeti yakalayamadı. Edebiyatı vazgeçmek niyetinde idi, çıkış yolu olarak politikayı gördü.

Dostoyevski ve Politika

Tarihler, I. Nikola’nın dönemi idi. 1849 seneyinda Dostoyevski, Çarlık yönetimine karşı olan Tetrashevski yani Liberal gençlerin olduğu bir grupta idi.

Politikayla ilgilenen Dostoyevski, politik şiirler kaleme almaya başlar.. Dostoyevski, sıkı bir Rus milliyetçisidir ve Hz. İsa’nın dahi Rus olduğunu düşünecek derece bu gidişatı sualn etmiştir. Kişilik olarak her şeyi en uç noktada yaşayan bir adam olan Dostoyevski’nin zaten böyle bir konuda da mantıklı ve orta yolcu bir düşünme tarzına sahip olması beklenemezdi.

Aynı seneyin 23 Nisan gecesi, kapısı askerlerce çalınan Dostoyevski’nin tüm yazıları bir anda toplanır ve kendisi de apar topar zifiri bir hücreye atılır. Bütün dört ay boyunca hiç kimse ona neden bu hücrede olduğunu söylemez. Hastalıklı ve takıntılı bir adam bir adam olan Dostoyevski, zaten dört ay boyunca ruhen devrilmişti.

Bütün dört ay sonra, askerler ona neden bir hücrede olduğunu söylerler. I. Çar’ı yeren bir şiir kaleme almıştır. Kabahati sabit olup cezası idamdır! Dostoyevski, yazdığı bu şiir yüzünden öldürülecektir, hem de kurşuna dizilerek.. Üstelik yalnız da değildi; çok sevdiği abii ile birlikte 8 dostu da vardı.

Üçlü üç kişilik gruplar halinde idam mandasının önüne çıkarılan Dostoyevski, bütün idam edilecekken Çar’ın müthiş ! alçakgönüllülüğünden ve yüce affediciliğinden ! faydalanarak idam edilmez. Çar, bütün idam mandası nişan almışken bir haber göndermiş ve bu devrimcilerin cezalarını idamdan kürek cezasına çevirmiştir. Dostoyevski, yazdığı bu şiir yüzünden idam edilecekken affedilmiş ama cezası 4 sene kürek mahkumluğuna, 6 sene zorunlu askerliğe ve bir daha St. Peterburg ile Moskova’ya girememe cezasına çevrilir.

Dostoyevski’nin Sibirya Sürgün Seneleri

Kürek mahkumu olmak demek, dünyanın en soğuk yerlerinden birisi olan Sibirya’da -40 derecede kar küremek, mermer kırmak demek. Üstelik ayakları zincirlenmiş halde. Dostoyevski’nin saçları traş edilir, ayaklarına demir zincirler prangalar vurulur ve 1859 seneyina kadar mermer kırarak hayatını devam ettirir. Tüm bu zaman boyunca okumasına izin verilen tek kitap İncil olmuştur. Cezasının ikinci kısmında zorunlu hizmet dönemi başlar ve Semipalatinsk adındaki şehirde bulunan askeri kışlaya er olarak verilir. 1854 seneyinda başladığı bu ceza görevinde 3 sene sonra subaylığa kadar yükselir ve hayatı boyunca pişman olacağı mutsuz bir evliliğe burada razı olur. İlk eşi Mariya ile evlenir. Mariya, subay eşinin ölümünden sonra Dostoyevski ile evlenmiş, hasta bir kadındır. Dostoyevski, Mariya ile ona acıdığı için evlendiğini söyler; Mariya ise Dostoyevski’yi ilk gördüğü zaman onun “perişan ve kafası karmaşık, endişeli, yalnız, aciz, asabi ve neredeyse hasta” gibi göründüğünü söyler.

Sürgün ve ceza bitince Dostoyevski, Moskova’ya yakın ama minik bir yerde kalmaya başlar. Tarihler 1859 seneyinı gösterir. Kardeşi ile birlikte özür kalan Dostoyevski, yayın hayatına dergi ile devam etme kararı alır. Yaşı henüz 38’dir, vefattan dönmüş, Sibirya’da kürek mahkumu olmuş, nefret ettiği askerliği yapmak zorunda kalmış, neredeyse hiç kitap okuyamamış ve acıdığı için kendisini hasta diye nitelendiren bir kadınla evlenmişti. Üstelik kendisinin olması gereken iki büyük şehre girme yasağı vardı.. Sürgün günlerini de Ölüler Konutinden Anılar isimli romanında işleyecekti.

Dostoyevski’nin Dergicilik Hayatı

Sürgün hayatı biten Dostoyevski, 1859 seneyinda abisi ve ortak dostları N.N. Strahvoov ile birlikte ZAMAN ve DÖNEM isimli dergileri çıkarmaya başladı. Bu dergiler, ilk dönem yazıları gibi muhalif değil; eksenine Slavcı düşünceyi destekleyen dergilerdi. Dergiler sayesinde maddi gidişatı düzelmişti. Sürekli Çar’a methiyeler sunan yazılar kaleme alıyordu.

Bu dönemde konusu kölelik olan Ölü Konutinden Anılar isimli romanını ve Ezilenler isimli romanın yazar. Ezilenler romanı, Dostoyevski’nin en galibiyetli romanlarından biri sayılır. Roman kahramanı Vanya, fukara ama galibiyetli olmayı kasteden genç bir yazardır; Vanya ile Dostoyevski’nin kişiliği oldukça benzer. Roman, Vanya’nın Nataşa ile olan karışık aşk ilişkisini anlatır; bu aşk ilişkisinde ihanet, hayal kırıklığı vardır. Dostoyevski, Ezilenler romanı ile yeniden yazar olarak bir yerlere gelmektedir.

Bu arada epilepsi nöbetleri çoğalarak devam etmektedir; bu vaziyette hekimler ona kısa süreli bir seyahate çıkmalarını önerir.1863 seneyinda Dostoyevski, Fransa – İngiltere – İtalya’yı kapsayan 1 sene sürecek ve hep hayalini kurduğu Avrupa seyahatine abii Mihail ile çıkar. Dostoyevski, Rusya’da ünlü bir yazar olsa da Tolstoy gibi Avrupa’da tanınan birisi değildir. Sıradan bir insan olarak çıktığı seyahatte kumara saplanıp kalır ve kumar borçları ülkesine geri döner. Bu arada, Rusya’da da kumar borcundan dolayı alacakları onu beklemektedir. Bu safhada Dostoyevski’nin maddi gidişatı iyice bozulur; 1864 seneyinda da karısını ve abiini yakın zamanlarda kaybetmiştir. Bir yandan borçlar, bir yandan çok sevdiği abiin kaybetmesi onu hem derin bir depresyona hem de müthiş bir çaresizliğe çeker.

En önemli eserlerini yazdığı zamanlarda Dostoyevski..

Dostoyevski, uzun bir müddet yayınkonutlarinin verdikleri avanslarla yaşar ama son ana kadar herhangi bir roman yoktur ortada. Yayınkonutlari onu o kadar çok sıkıştırır ki bütün 29 günde Kumarbaz isimli eserini kaleme alır. Tarihler 1867 seneyinı göstermektedir. Bundan bir sene önce de meşhur Kabahat ve Ceza isimli romanını kaleme almıştır. Ardından, onu edebiyat dünyasında efsane yapacak romanları ard arda gelir: Ahmak 1868, Cinler 1872 ve Delikanlı 1875. Bu arada, işlerini daha iyi yapmak ve çok daha süratli yazmak için 20 yaşındaki sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina’yı işe alır. O zamanlar 45 yaşında olan Dostoyevski, Anna ile evlenir. Bu evliliklerinden bir kızları olsa da kızları doğduktan birkaç ay sonra can verir; bu gidişat Dostoyevski için travmatik bir gidişattır ve yine uzun bir depresyon dönemi onu beklemektedir.

Ölümüne üç aya kala, o zamana kadarki yazıları arasında ustalık eseri olarak gösterilecek Karamazov Kardeşler isimli romanını yazdı. 3 senede biten bu romanı değildi aslında ona nam veren. Ölümünden bir sene önce Puşkin heykelinin açılışında konukların arasında sürekli borç para istediği yazar Turgenyev ve akılda yazar Tolstoy’un olduğu bir kalabalık önünde öylesine etkileyici bir konuşma yapar ki hayatı boyunca hiçbir mektubuna yanıt vermeyen Turgenyev bile konuşmanın sonunda ona sarılıp ağlar. Millet onu bir nkonuti peygamber olarak görür. Bir sene, o çok istediği ünü yakalar, ustalık eseri Karamazov Kardeşler’i yazar ve bu romanını bitirmesinden 3 ay sonra 9 Şubat 1881 seneyinda 60 yaşında hayata gözlerini yumar.

Dostoyevski’nin Edebî Kişiliği

Dostoyevski, 60 senelik hayatı ve otuz küsürlük yazın hayatı boyunca 12 roman, 20 kısa hikaye, 2 tane de edebî olmayan yazı kaleme almış ve iki dergi yönetmiştir.

Yazarın tüm eserleri aynı beğeni ile karşılanmadı; her zaman aynı kalitede romanlar yazmadı. Dostoyevski’nin eserlerinden çok tanınanları ve methiye alanları: İnsancıklar, Ölü Konutinden Anılar, Kabahat ve Ceza, Kumarbaz, Ahmak, Cinler Encinler , Delikanlı ve Karamazov Kardeşler.

Bu eserlerinde Dostoyevski’nin en çok ilham aldığı yine kendisidir. Kumarbaz, romanında kumar büyük bir istekle anlatmasının nedeni kendisinin de bir kumarbaz olmasıdır. Karamazov Kardeşler romanındaki baba figürü kendi babasından başkası değildir. Kabahat ve Ceza romanında Raskolnikov’un geçirdiği epilepsi nöbetlerini bu kadar gerçekçi anlatmasının en önemli nedeni kendisinin çok şiddetli epilepsi nöbetleri geçiren birisi olmasıdır. Zayıf kadınları, erkekten dayak yiyen ya da ezilen kadınları bu kadar iyi tasvir etmesinin en önemli nedeni, annesinin bu cins bir kadın olmasıdır. Kısaca, Dostoyevski, doğuştan harika bir anlatıcı olabilir; yazmaya yetenekli olabilir ama onun hakkındaki en önemli ayrıntı, yazdıklarının çoğunu yaşamış bir adam olmasıdır. Romanlarındaki gerçekçi tasvirlerinin en önemli nedeni, kendisinin bunları yaşamış olmasıdır.

Tematik açıdan bakarsak, Dostoyevski edebiyata ne getirmiştir diye sormalıyız. Dostoyevski romanlarında herhangi bir kahramanına daha fazla önem vermez; her kahramanı eşit miktarda önemlidir. Evet bir ana kahraman vardır ama en az ana kahraman kadar güçlü diğer kahramanlar da vardır. Ayrıca her romanında hayatı sorgulayan bir yanı vardır. Hayata mutlak acı ya da mutlak üzüntü olarak bakmaz; hiçbir kahramanına da öyle baktırmaz. Eksenine, duygu festivali yaşatır. Bazı edebiyatçılar buna çok sesli roman der; şayet böyle bir adlandırma varsa bunun en hoş örneklerini Dostoyevski vermiştir kanımca.

Dostoyevski’nin işlediği temalarda aşk, ihanet, delilik, kumar, kölelik, aile bağları vardır. İşlediği temalar, gerçekçi anlatımıyla birleşince müthiş bir roman keyfi oluşturuyor. Hayatı cehennem gibi olan bir edebiyatçının cehennemi yazması okuyucuyu kontrollü bir kargaşaya çekiyor. Tolstoy her ne kadar usu başında ve kontrollü bir yazarsa Dostoyevski o kadar bağımsız ve maceracı..