Son Haberler

Fıkıh Nedir?

-
Eylül 19, 2022
Fıkıh Nedir?

Fıkıh Müslümanın ne yapacağını bilmesi demektir. Müslüman iman ederken, mesela oruç meblağken ne yapıp ne yapmayacağını bilmesi, nasıl ticaret yapıp yapmayacağını bilmesi, kiminle evelenip kiminle evlenemeyeceğini bilmesi, eş olarak görevlerinin, borcunun ve haklarının neler olduğunu bilmesi vb. gibi mevzular hep fıkıh ilmi ile birebir ilgilidir. Fıkıh kitapları su ile başlar ve miras ile biter. Bu, insanın doğar doğmaz yıkanacağı syatıl vasıflarından, can verdiğinde vazgeçeceği mirasa kadar hemen her dini ve ameli mevzunun fıkhın kapsamına girdiğinin bir göstergesidir. 

Fıkıh ile meşgul olan ve dalı fıkıh olan alime de fakih denir. Fıkıh ilmi Kuran-ı Kerime ve hadislere direnir ve ilkin bunları öğrenmekle bilinir. Ancak bir insanın sadece Kuran’ı ve hadisleri bilmesi, bu insanın fakih olabilmesi için yeterli değildir. Bunu sebebi, Kurandaki karar bildiren ayetler ile yeniden karar bildiren hadislerin toplamının sınırlı sayıda olmasıdır. Ancak yaşamda karşımıza çıkabilecek büyümeler, yeni vaziyetler veya ayrıntılar çok sayıdadır. Fakihler, Kuran ve Sünnetin yanında Kıyas kaliteli karşılaştırma da öğrenirler. Fakihin en ehemmiyetli görevlerinden biri kıyas yapabilmesidir. Bu, Kuran ve Hadis’de bahsedilen vaziyetler için verilmiş olan kararların, Kuran ve Hadis’de bahsedilmeyen vaziyetler için kullanılıp kullanılamayacağını, kullanılacaksa nasıl kullanılacağını tanımlayabilmek anlamına gelmektedir.     

Fıkıh Arapça bir terimdir ve kelime anlamı itibariyle kavramak, algı etmek, derin bir kavrayış demektir. Kuran-ı kerimde de fıkıh bu çerçevede kullanılır. 

Ebu Hanife ra ise fıkhı, bireyin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesi olarak belirlemiştir. Ancak bu tanım çok geniştir. Çünkü insanın lehinde ve aleyhinde olan şeyler itikadi ve ameli tam dini bilgilerden bahsedilmesine sebep olabilir. Bu sebeple Hanefi Fıkıh Mektebinde, sonradan gelen bilginler bu tanıma bir kayıt düşmüş ve tanımı daraltma yoluna gitmişlerdir. Onlar fıkhın, insanın lehinde ve aleyhinde olan şeyleri, ameli doğrultudan bilmesi olduğunu söylemişlerdir.

Bu tanım bile bugün fıkıh dediğimizde kavradığımız şey değildir. Bugünkü anlamda fıkıh, ameli eyleme dayalı, uygulama ile alakalı ve şeri dini kararları, detaylı kanıtlardan kurandan ve hadislerden çıkarım istidlal yoluyla edinmek demektir.  

Fıkıh tarihi beşe ufalayabilir. Birinci yarıyıl Allah’ın elçisi Hz. Muhammet sav zamanıdır. Bu yarıyılda fıkhın merkezinde vahiy vardır. Vahiy 3 biçimde nazil olabilir. İlk olarak bu yarıyılda sahabenin sorduğu bazı sorular vahiy yoluyla yanıtlanmıştır. İkinci olarak bazen yaşanan hadiseler üzerine ayetler nazil olmuştur. Buna sebebi nuzül denir. Son olarak da ortada bir soru veya hadise yokken doğrudan vahiy gelebilmiştir. Bunlara ek olarak, birinci yarıyılda Hz. Peygamber’in sav atama ettiği kararlar da vardır. Bunlar da hadis kapsamındadır.

Fıkhın ikinci yarıyılı sahabe yarıyılıdır. Sahabe yarıyılında fıkhın merkezinde içtihat vardır. Artık vahiy bir fıkıh kaynağı değildir çünkü Hz. Peygamber sav ölüm etmiş, vahyin sonu gelmiştir. En fazla içtihat Hz. Ömer ra zamanında yapılmıştır. 

Üçüncü yarıyıl tabiğin yarıyılıdır. Tabiğin, sahabelere tabi olan ve Hz. Peygamber’i sav sağlığında onu görememiş olan nesildir. Tabiğin yarıyılında fıkıh iki merkezde akım eder. Bunlardan ilki Medine’de, Sayit bin Müseyyeb liderliğindeki Medine fıkhı, ikincisi ise Küfe’de, İbrahim en-Nahayi liderliğindeki Küfe fıkhıdır. 

Medine fıkhı uleması ileride İmam Malik ra de içine alacak olan koldur ve bu kolda daha çok hadis merkezli kararlar verilmiştir. Bunun sebebi sosyal yaşamın çok değişmemiş olması ve hadislerin hala sorulara yanıt verebilmesidir. Bu sebeple içtihata çok gerek kalmamıştır. Bu sebeple Medine fıkhını ulemalarına ehli hadis de denmektedir. 

Küfe’deki fıkıh uleması ise ileride İmam-ı Azam Ebu Hanefi’yi ra de içine alacak olan koldur ve ehl-i rey olarak isimlendirilir. Bu kol, Medine koluna göre daha fazla içtihat yapmış olsa da bu içtihatların da kaynağı yeniden Kuran ve Sünnettir. Küfe’ye gelen farklı kültürden insanların sorularını yanıtlamak ve onlara İslam Dininin kaidelerini anlatabilmek için Kuran ve Hadis kaynaklı içtihatlar yapılmıştır.

Fıkhın dördüncü yarıyılı müçtehit imamlar yarıyılıdır. Bu yarıyıl fıkhın altın çağıdır. Ebu Hanife, İmamı Malik, Ahmed bin Hanbel, İmam Şafii, Süfyan-ı Sevri, Süfran bin Uyeyne, İbn Şübrüme, İbn Ebi Leyla, Davudu Zahiri r.anhum vb. bilginlerin hepsi bu yarıyılda yaşamışlardır. Bunlardan bir kısmının mezhebi inkıraza uğramıştır son bulmuştur. Bunun sebebi öğrencilerin, öğretmenlerinin görüşlerini toplayıp bir araya getirmemesidir. Başka Bir Deyişle bu bilgiler sonraki kuşaklara gitmemiştir. Ancak dört mezhep Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli mezhepleri bizlere kadar erişmiştir. Bu imamlar mezhep kurmak emeliyle bilginler de değillerdir. Verdikleri kararları öğrencilerinin yazıya dökmesi ve icazet verilen öğrencilerin, öğretmenlerinin kararları ile hükmetmesi sonucunda bu mezhepler kalıcı hale gelmiştir. 

Fıkhın beşinci yarıyılı taklit yarıyılıdır. Taklidin kelime anlamı, hayvanın boynunu boyunduruk takmaktır. Ancak burada kast edilen, bir alimin görüşünü, ispatını öğrenmeden almak, doğruluğunu kabul etmek demektir. Taklidin neden yapılması gerektiği, kuranla sabit ispatlarda mevcuttur. Bu yarıyılda mukallitler vardır. Bu yarıyılda taklidin başlama sebepleri şöyle sıralanabilir.

Fatimi Devleti’nin kurulması ve Mısır’da El-Ezher Üniversitesi’nin açılması ile birlikte iktidara gelen Şii otorite, ehli sünnet ulemasının ilim yaymasını ve ilim tatbikinde liderlik yapmasını yasaklamıştır. Yapılan cefalara bir çözüm yolu olarak medreselere, konutlara çekilmek ve evvelki bilginleri taklit etmek uygun görülmüştür. Bu yeni bir içtihadın yapılmaması gerektiği anlamına kazanç. Bunun sebebi yapılacak içtihat ile ortaya çıkan yeni görüşün hak mı batıl mı olduğunun Fatimilere mi yoksa Ehli Sünnete mi ait olduğunun öğrenilemeyecek olmasıdır. 

Ebu Hanife ra’ın öğrencilerinin ve öğrencilerinin öğrencilerinin onun kadar fakih olmadıklarının farkında olmalarıdır. 

Sorunların çokluğu, yeni içtihatlar yapmak için lüzumlu sürenin bulunamamasına neden olmuştur.   

Taklit yarıyılı günümüze kadar gelmiştir. Bu yarıyılda salt müçtehitler ortaya çıkmamıştır. Salt müçtehit, kendi usulünü kendisi atama eden ve bu biçimde içtihat eden bilginlere verilen isimdir. Öte yandan Ebu Yusuf ile İmam Muhammed gibi müntesip intisap etmiş, bir yere veya bir bireye bağlanmış olan müçtehitler değişik bir ifade ile “mezhepte müçtehitler”, öğretmenlerinin usullerine göre içtihat etmişlerdir. Üçüncü katmanda ise meselede müçteditler bulunur. Bu bilginler sadece belirli mevzularda içtihat ederler. Meselede müçtehitler, sanayi devriminden sonra ortaya çıkan borsa, sigorta vb. yeni mevzularda içtihat etmiş ve fıkhi görüşlerini bildirmişlerdir. Başka Bir Deyişle bugün taklit devam etmektedir ancak meselede müçtehitler de mevcuttur.  

Hanefi mezhebinin 6 temel kitabı vardır. Bunlar:

el-Camiu’s-Sağir.
el-Camiu’l-Kebir
es-Siyerül-Sagir
es-Siyeriük-Kebir
Ziyadat
El-Asl

Bu altı kitap Hâkim Eş-Şehid El-Mervezi tarafından el-Kâfi isimli kitapta bir araya getirilmiştir. Sonrasında el-Kâfi kitabı, İmamı Serahsi tarafından Mebsud isimli bir eserde 30 cilt olarak şerh edilmiştir.

Bu 6 kitaptan sonra metin kitapları yazılmıştır Şerhler, haşiyeler vb. Hanefi mezhebinin 4 esas metni vardır. Bunlara El Mutunul Mubareke mübarek metinler ismi verilmiştir. Bu metinler:

İmam Nesefi’nin yazdığı Kenzü Dakaik
İbn Saa’ati’nin yazdığı Mecmaul Bahreyn 
Ahmet Kuduri’nin yazdığı El-Kitab
İmam Mevsili’nin yazdığı Muhtar