Son Haberler

Fenomenoloji Nedir?

-
Eylül 18, 2022
Fenomenoloji Nedir?

Fenomenoloji sözcüğü daha önceki Yunancada ortaya çıkma anlamına gelen “phainomenon” sözcüğü ile öğretmek anlamına gelen logos sözcüklerinin birleştirilmesi ile toplanmış bir kelimedir. Fenomenoloji sözcüğü ilk olarak 20. asrın ilk yarısında Edmund Husserl tarafından kullanılmıştır. Fenomenoloji sözcüğünü Türkçeye görüngübilim biçiminde çevirmek de olasıdır. Fenomenologlar, Türkçeye obje olarak da çevirebileceğimiz fenomenlerin alanını inceler. Burada söz mevzusu olan fenomenler duyularımıza hitap eden real ya da duyulara hitap etmeyen irreal fenomenler olabilir. 

Görüngübilime göre ise Doğa Ötesi sahip olduğu ehemmiyetini yitirmeye başlamıştır ve Fenomenolojinin gerçek emeli olağan somut yaşantıyı odak almak ve böylece ilerlemesini yavaşlama noktasına getirmiş felsefenin yine süratlenmesini sağlamak olarak açıklanmaktadır. 

Edmund Husserl çalışmaları sırasında devamlı olarak felsefeye yeni bir istikamet verme meylindedir ve ona göre felsefe her cins sonradan inşa edilmiş kurgusal bağıntıdan ayrı olarak kendini özsu baskın olarak temellendirmektedir. Hegelciliğin tesirini yitirdiği ve Yeni Kantçılık tesirini felsefi yönelimlerde tesirini çok fazla çoğaldırdığı bir yarıyılda Edmund Husserl felsefenin belli yeni bir bakış açısına sahip olması gerektiğini düşünmekteydi. Doğa Ötesi spekülasyonlardan ve bilimci ön yargılardan arınmış yeni bir felsefi düşünce yapısı hayali kuran Husserl fenomenolojik felsefi akımın da ilk adımlarını atmıştır.

Bazı kaynaklarda bir felsefe olarak ele alınmak yerine bir yöntem olarak kullanılan fenomenoloji direkt olarak verilen fenomeni betimlemek için kullanılan bir yöntem olarak da açıklanabilir. Fenomenolojinin bir felsefe olarak görülüyor olmasının nedeni ise fenomeni betimlemek için kullandığı yöntem yönünde yeni kavramlar ve kategoriler oluşturmasıdır. Bu özelliği ile fenomenolojiyi yeni bir felsefe akımı olarak görmek de olasıdır.

20. asır düşünürlerinden Heidegger, Sartre, Frankfurt Mektebi’ndan Foucault felsefe eğitimleri esnasında fenomenoloji akımından güçlü bir biçimde etkilenmişlerdir. Husserl, felsefe mevzusunda şu bedelli sözleri sarf eder: “Zaman ve mekâna bağlı olmayan, genel, ideal “objeler” özler vardır. Biz, bunları, fenomen olarak görünebilir, idrak edilebilir bir hale getirebiliriz. Bu özler, kesin ve genel geçer bir bilimin temelini oluştururlar. Böylece, felsefe de kesin bir bilim olur.”

Fenomenolojiye Yakından Bakış

Fenomenolojinin öbür felsefe akımlarına eş yanları araştırıldığında mevzusu bakımından öbür felsefe akımlarına eşlik gösterdiği görünmektedir. Fenomenoloji de öbür felsefe akımları gibi özne ve nesne ilişkisini mevzu alarak çalışmalarına devam eder. Pozitivizm ve ampirizm felsefeleri ile arasındaki eşlik fenomenolojinin nesne kavramını ele alışında kendini göstermektedir. Fenomenolojide bu öbür iki felsefede olduğu gibi nesneyi öznenin dış dünya ile kurduğu ilişkileri sırasında gördüğü, dinlediği ya da genel anlamı ile idrak ettiği aynı zamanda da tecrübelediği her şey olarak belirlemektedir. Bu ortak özelliğe karşın fenomenolojinin bu iki felsefe akımına karşı bir tavır halinde olduğu da bilinmektedir.

Fenomenoloji yöntemini çok kısaca açıklamak gerekirse “özlerin incelenmesi” biçiminde açıklamak olasıdır. Burada bahsedilen netice ne olursa olsun çözümün incelenmesi için öze geri dönmek gerektiğidir. Bu özelliği ile Fenomenoloji algının özşöhretin belirlenmesi olarak da açıklanabilir.

Fenomenolojik yöntemlerin öbür bir ortak noktası ise asıllığın kendisi biçiminde bir ifadeyi yalanlıyor olmalarıdır. Bunun açıklamasını yeniden öz üzerinden yapan fenomenoloji reellik olarak idrak edilen her şeyin reelinde öznam reellik algısı olduğunu söylemektedir. Bu neden ile fenomenolojiye göre genel bir reellik değil yalnızca öznam reelliğinden bahsetmek olasıdır.

Husserl öze dair fikirlerini şu biçimde ifade eder: “Fenomenolojinin bir temel bilim, bir ilk felsefe philosophia prima olması, yapılması olası olan her felsefi kritik için temel hazırlaması, araştırmalarına hiçbir kuram veya varsayıma sabretmeden başlamasını gerektirir. Bu sebeple o, kendi yasallığını kendi malzemesi ile sağlamak zorundadır.”

Fenomenolojik Tutum ile Natürel Tutum Arasındaki İlişki

Fenomenolojik tutum ile natürel tutum arasında taban tabana zır bir ilişki vardır. Zira natürel tutum, bilgilik olanla kanaat etirken fenomenolojik tutum, bu dogmatik yaklaşımın aksine bilgilere tenkidi yanaşır. Fenomenolojik davranışa göre bir varlık alanı oluşturmak için fenomenolojik redüksiyona ve fenomenolojik refleksiyona lüzum vardır. Biri olmadan, sadece bir tanesiyle bir varlık alanı elde edilemez. 

Fenomenolojik redüksiyon yapabilmek için “ben” ve “şuur” gerekir. Bu “ben”i incelemek için fenomenolojik bir tasvire lüzum dinlenir. Öbür bir deyişle Husserl’e göre etkin bir ben olarak bir fenomenin özşöhreti sezgisu baskın olarak anlanmalıdır. Bu da değişik yöntemlerin bir arada kullanılmasına reelleşebilir. 

Fenomenolojiden bahsederken fiksiyon terimi büyük ehemmiyet kazanır. Bu terim öz alanının ne kadar geniş olduğunu gözler önüne serer. Zira özlerin var olan bir şeye karşılık gelmeleri gerekmez ve reelinde var duyulara hitap eden şeyler ile hayali şeylerin özü arasında bir hiyerarşi yoktur. Fenomenoloji için sezgi önceliklidir ve sezgiye direnen bir tasvir kullanır. Fenomenolojiyi ayıran en ehemmiyetli özellik olarak bu sezgi yoluyla tasvir yöntemi sayılabilir. 

Husserl der ki: “Nesneler benim içindirler ve sadece reel ve olabilen bir şuurun nesneleri olarak benim için neyseler odurlar… Düşünülebilen her anlam, düşünülebilen her varlık, kendisine ister 

immanent, ister transandant densin, anlam ve varlık konstitue eden bir alan olarak transandantal sübjektivitemin alanına girer.”

Fenomenoloji ile Beden Arasındaki İlişki

Daha evvel de sözşöhreti ettiğimiz gibi, fenomenoloji bir etkin bir özneye lüzum dinler. Zira tasvir için bir yönelme merkezi gerekir. Bu merkez kendi konumunu göz önünde bulundurarak sezgiler üzerinden anlam kazandırır.

Beden üzerinden işlevselleşen şuur, Descartes’in karşısına aldığı obje ile daha değişik bir irtibat kurarak objesine yönelir. Burada sözşöhreti ettiğimiz şuur vücudun ötesinde manevi bir anlama sahiptir. Husserl’e göre, başka bir deyişle fenomenolojik olarak gerçek olan şeyin bilgisi değil, şeyin kendisidir. Husserl bu bakış açısıyla salt bir bilgi  edinmeyi amaçlar ve bunun için bilgiye salt bir alan açmayı zorunlu bulur.

Bilgiye erişmek için sadece duyularımızı kullanabileceğimizi öne süren Husserl’e karşılık Descartes duyuların yanıltıcı olduğu görüşüyle onları bilgi alanının dışına vazgeçmiştir. Fenomenoloji, duyu bilgileri transandantal şuur ile harmanlanarak anlam bulur. Bunun yerine anlamı yine andırmada aramak yanıltıcı olacaktır. Zira böyle bir gidişatta algılar da şimdiki zamanla beraber geçmiş bir hadiseyi algılarmış gibi davranarak geçmişten bir anlam önümüze getirir. Şimdinin bilgisi için yine andırma yerine mevcut öznam objeye yönelimi ile yeni bir tasvir oluşturulması gerekir. 

Netice

Fenomenoloji alanında bedelli bir yazı ortaya koymuş olan Ülker Öktem, mevzuyu değişik bağlamlarda ele almış ve fenomenolojiyi tüm istikametleriyle gözler önüne sermiştir. Öktem’in yazısında yer verdiği netice kısmı mevzuyu son derece galibiyetli bir biçimde özetlemektedir: “Netice olarak, çağımız feylesofu Husserl’in, tıpkı ilkçağın büyük feylesofu Platon gibi, kalıcı, değişmeyen, kendi kendisiyle aynı kalan reelin varlığına inandığını, ancak, bu asla, Platon’dan değişik olarak, fenomenlerden giderek, duyusal idrak etme aktı sayesinde erişileceği tezini korunduğunu ve gerçek yapmak istediği şeyin, Platon ve Kant felsefelerine direnmekle beraber, bu felsefeleri, bulutlardan alta indirmek olduğunu söyleyebiliriz.”