Son Haberler

Faşizm Nedir?

-
Eylül 14, 2022
Faşizm Nedir?

Faşizm Nedir?

Faşizm, temel ilkeyi demokrasi ve liberalizmi baskılayarak totaliter ve hiyerarşik bir devlet teşkilatlanmasına gitmek olan fazla sağcı ve milliyetçi bir ideoloji veya harekettir.

Antik Roma’da devlet otoritesi “fasces” ile sembolize edilirdi. “Fasces” popüler bir birliği ifade eden birbirlerine bağlanmış bir deste çubuk ile liderliği temsil eden sapsız bir baltadan oluşurdu. Bu haliyle Italya’da 1922 senesinde iktidara gelen Musollini’nin başını sürüklediği harekete uygun bir addı. Ancak sonradan iki savaş arası yarıyılda Avrupa’daki eş hareketlerin tamamına bu ad ile hitap edilmeye başlandı. Bunlar arasında Almanya’nın Nasyonel Sosyalist hareketi, Fransa’nın Action Française’si, Macaristan’ın Oklu Haç’ı ve İspanya’nın falanjistleri sayılabilir. Savaş sonrası yarıyılda terim, başına “neo” getirilerek kullanılmaya başlandı ve bu serveti sahiplenenler ifade edilmeye çalışıldı.

Özünde faşist ideolojiler monisttir, başka bir deyişle insanlık ve doğa ile alakalı bazı temel ve kesin doğruların olduğuna ve bunların denetlenmesinin olanaksız olduğuna inanırlar. İkinci olarak sebepsellikleri kolaya indirgeme meyildedirler, problemlerin kaynaklarını teke indirerek çözüm için yeniden tek bir yol önerirler. Üçüncü olarak köktencidirler başka bir deyişle dünyayı iyi ve makûs olarak kesin çizgilerle ayırabilirler ve arada rastgele bir gri bölgenin olduğuna inanmazlar. Dördüncü olarak komplo kuramları ile çokça ilgilenirler. Dünya çapında saklı düşman teşkilatlanmaların kitleleri manipüle ederek baskın bir konuma erişeceği veya baskın pozisyonlarını gözeteceği faşist ideolojiler için yaygın bir kabuldür.

Bu bağlamda faşist ideolojiler beş bileşene sahip olmaları ile öbürlerinden ayrılırlar.

1. Fazla milliyetçilik: Tanımı sarihçe yapılabilen bir ulusun olduğu, bu ulusun kendine has ve kendini öbür uluslardan sarihçe ayıran özelliklere sahip olduğu, kültürü ve çıkarlarının değişik olduğu ve öbür uluslardan üstün olduğu inancıdır.

2. Ulusal bir gerileme, düşüş iddiası: Efsanevi bir geçmişte ulusun çok muazzam bir tarihinin yaşanmış olduğu, sosyal ve politik ilişkilerin o yarıyılda bir geçim içerisinde yürütüldükleri, öbür halklar üzerinde bir baskı oluşturulduğu, ancak zamanla bu vaziyetin ortadan kalktığı, ulusun düşüşe geçtiği, içişlerinde bir geçimsizliğin olduğu ve daha ufak uluslara tabi olunduğu inancıdır. 

3. Bu düşüş sürecinin genelde ulusun saf ırk yapısının bozunmasından kaynaklandığı inancı. 

4. Hem halkların düşüşü hem de bunu sebebi olduğu düşünülen saf ırkın bozulduğu inancı, üstünlük için öbür halklarla veya ırklarla çabanın var olduğunu öngören komplo teorilerini dayanır. 

5. Bu çabada kapitalizm ve onun siyasal biçimi liberal demokrasi, ulusu parçalara ufalamaya yarayan ayırıcı bir rol oynar. Bu da ulusu veya ırkı dünya kumpasındaki öbür halklar veya ırklarla gayretinde geri vazgeçer. 

Yukarıyada açıklanan probleme çözüm öncelikli olarak saflığın tekerrür sağlanması yoluyla ulusun tekerrür inşasının sağlanmasıdır. İkinci olarak ulusun öbür uluslara üstünlüğünün sağlanabilmesi için siyaset, ekonomi ve cemiyetin yine tertip edilmesidir. Bu emele erişmek için lüzumlu taşıtlar şunları barındırabilir:

Tek parti tarafından domine edilmiş otoriter ve antiliberal bir devlet enstitüsü. 
Tek partinin sosyalleşme, irtibat politik kümelenme üzerindeki salt hakimiyeti 
Emeğin ve tüketimin, kendiliğindene yeten bir ülke yaratmak için devlet tarafından hakimiyeti. 
Ulusun “reel” çıkarın temsil eden ve kitleleri harekete geçiren karizmatik bir lider. Bu öncelikler sağlandığı takdirde halk, öbür uluslara olan üstünlüğünü tekerrür sağlayabilir. Bunu yaparken gerekirse askeri vasıtalar da kullanılabilir. 

Bu öncelikler, kavmi pakliğe giden, totaliter politik sitemler kuran, üretici ekonomiler yaratan, diktatörlükler çıkartan ve beynelmilel bir üstünlük için savaşa giden iki dünya savaşı arasındaki faşist hareketlerde sarihçe görülmektedir. Ancak günümüzde faşist meyilleri olan fazla radikal partiler bu gibi emelleri sarihçe söyleyememektedir. Irkın saf olması gerektiği inancı ve bu doğrultudaki siyasetler bugün yerini devam eden göçlere gösterilen tepkiye ve muhacirlerin ülkelerine iadeleri arzına dönüşmüştür. Totaliterlik ve diktatörlük arzları, demokratik bir kumpasta devlet otoritesinin kuvvetlenmesi arzına, yapım güzergahlı ekonomi ise müdahaleciliğe dönüşmüştür. Askeri bir üstünlük isteği artık büyük oranda kaybolmuştur. Bu anlamda bazı emellerin ortadan kalktığı, kimilerinin ise daha hafif formatlarda varlıklarını devam ettirdikleri söylenebilir. 

Pek çok düşünür Alman Nazizm’inin ve İtalyan Faşizm’inin yükselişi neticeyi hakikatleşen İkinci Dünya Savaşı ve Soykırım’ı insanlık tarihinin en karanlık noktası olarak sarihler. İnsanlar tarih boyu birbirine karşı acımasız ve kabaca davranmış olsalar bile büyüklük ve kapsam açısından bu hadiselerin genel olarak dünyaya özel olarak da Yahudi ulusuna yaptıkları us almaz ebatlardadır. En acısı da böylesine bir vahşetin gelişmiş ve kültürlü bir cemiyetin yurttaşları tarafından hakikatleşmiş olmasıdır.

Peki, Nazizm ve Faşizm hangi fikirleri kabul ediyordu ki böylesine yurttaşların desteğini kazandı? Her ikisi de liberalizmi yalanlar, ortaklaşa cemiyetin fertten üstün olduğunu vurgularlar. Her ikisi de komünizmi yalanlar ve sınıf çatışması ve haksızlık gibi Marksist kavramların cemiyetin birliğini ortadan kaldırdığını ve ortak bir iyiliğe erişmeyi yasakladığını korunur. Her ikisi de demokrasiyi yalanlar zira onlara göre demokrasi çıkar emeliyle insanın cılızlıklarını örtmeye çalışır. Her ikisi de otoriter liderler ile kitleleri harekete geçirerek elitler tarafından belirlenen gayelere erişmeye çalışır. Her ikisi de insan usunun politik yaşamda yalnızca hudutlu bir rolünün olduğunu söyler ve herkes için olan en büyük iyiliğin insanlığın mukadderatı sezgisel olarak anlamaktan ve insanın duygularını harekete geçirmekten geçtiğini vurgular. Her ikisi de emellere erişebilmek için yurttaşların birlik olması gerektiğini ve bunun için gerekirse askeri zaferlerin ve ulusal birliğin elde edilmesi gerektiğini söyler.

Öte yandan Nazizim ve Faşizm bütün olarak aynı iki ideoloji de değildir. Faşizm ulusu bir tam olarak görür ve ulusun azalarının hürmetini ve hizmetini bekler. Öte yandan Nazizim Aryan ırkını ön tasarıya çıkartır ve yalnızca bu ırktan olanların hizmetini bekler.

Nasyonal sosyalizm ve özellikle faşizm hala yaşamaktadır. Çeşitleri bugün hala yeşermektedir. Bu gibi ideolojilere direnen hareketler sanayileşmiş cemiyetlerin hemen hepsinde görülmektedir. Politik olarak yasal olan partiler bugün Almanya’da, Fransa’da ve daha nice ülkelerde görülmektedir. Bu hareketler liberallere, Marksistlere ve liberallerin ve Marksistlerin türevlerine insan yaşamının rasyonel olmayan ve ekonomik olmayan istikametlerinin de göz önüne alınması gerektiğini andırdırır. İnsanların bir aidiyet hissine, ferdi aşkın hale getirebilecek bir pay, efor ve zafer hissine gereksinim dinlemeleri faşizmi ve nasyonal sosyalizmi her zaman kimileri için alaka çekici hale getirecektir. Dahası, faşizmin varlığının devam etmesi liberallere, Marksistlere ve tutuculara şovenizmin ve milliyetçiliğin eforunu, yalıtım fobisini, topluluk ve aidiyet lüzumunu andırdırır. Hem nazizim hem de faşizm bizlere liberal fertselciliğin, sosyalist denklikçinin ve tutucu ananeciliğin hudutlarını bizlere anımsatmada destekçi olurlar.

Kaynaklar:

Concise Oxford Dictionary of Politics Iain McLean and Alistair McMillian Great Ideas, Grand Schemes, Political İdeologies in the 19th and 20th Centuries Paul Schumaker, Dwight Kiel and Thomas Heilke