Son Haberler

Emperyalizm Nedir?

-
Eylül 19, 2022
Emperyalizm Nedir?

Emperyalizm barbarca eforu ya da devlet yönetimini sınırların ötesine genişletme siyasetidir. En erken kullanımında emperyalizm genelde milliyetçi ve ırkçı doktrinlerden yola çıkarak askeri dağılmacılığı ve emperyal kazanımları destekleyen bir ideolojiydi. Günümüzde ise terim daha çok siyasi hakimiyet ve ekonomik sömürü için kullanılır olmuştur. 

Emperyalizm, özellikle doğrudan toprakların ele geçirilmesi veya ülke dışındaki topraklar üzerinde siyasi veya ekonomik kontrol sağlanması yoluyla, eforun arttırılmasının ve hâkimiyet alanının büyütülmesinin bir devlet politikası veya uygulaması olması, veya bunu savunan düşünceye verilen isimdir. Askeri de olsa, daha hafifi şekillerde de olsa, her halükarda bir efor kullanımı içerdiğinden, emperyalizm genellikle edepi açıdan kınanması gereken bir kavram olarak görülmüştür. Terim beynelmilel propagandalarda rakibin dış politikasını kınamak ve saygınlığını eksiltmek için sıklıkla kullanılmaktadır.

Antik zamanlarda emperyalizm Çin tarihinde ve Batı Asya ve Akdeniz tarihinde sarihçe görülür. Bu bölgelerde imparatorlukların bitmeyen bir mücadelesi vardır. Asurluların zorbalıkla dolu imparatorluğu 6. ve 4. asırlar arasında sürmüş ve sonra yerini Asurluların tersine tebaasına daha fazla serbestlikler tanımış Pers imparatorluğuna vazgeçmiştir ki bu nedenle Pers İmparatorluğu’nun hakimiyeti görece uzun sürmüştür. Ancak sonuçta yerini Yunan emperyalizmine vazgeçmiştir. Milattan önce 356 ile 323 arasında Yunan Emperyalizmi doruk noktasına Büyük İskender ile ulaştığında, Batı Asya ile Doğu Akdeniz’in birliği laf konusu olmuştur. Ancak dünyanın bütün vatandaşlarının geçim içinde ve eşit şartlarda Kozmopolis içinde yaşaması İskender’in bir hayali olarak kalmıştır. Romalılar Britanya’dan Mısır’a uzanan bir imparatorluk kurduklarında bu hayal kısmen gerçekleşmiştir.

Roma’nın çöküşünden sonra birleştirici bir efor olarak imparatorluk fikri bir daha asla beden bulmamıştır. Roma İmparatorluğunun külünden doğan Avrupa imparatorlukları da, Asya’nın İslam medeniyetlerinden doğan imparatorluklar da kendi emperyalist politikalarını uygulamaya çalışmışlardır. Emperyalizm dünyada ayrılık yaratan bir unsur haline gelmiştir.

Modern zamanlarda üç dönem muazzam ve özellikle de koloni kurma amacına sahip imparatorlukların kurulmasına şahit olmuştur. 15. asırdan 18. asrın ortalarına kadar olan dönemde İngiltere, Fransa, Hollanda, Portekiz ve İspanya; Amerika kıtasında ve Güney ve Doğu Asya’da imparatorluklar kurmuşlardır. Sonrasındaki bir asır boyunca emperyalizme gelen tepkiler nedeniyle imparatorlukların inşası görece zayıflasa da 19. asır ortalarında ve Birinci Dünya Savaşı ile beraber yoğun emperyalist politikalar tekerrür sürat kazanmıştır.

Rusya, İtalya, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya eski emperyalist devletlere yeni katılan devletler olmuşlardır. Dolaylı hakimiyet özellikle de finansal kontrol emperyalizmlerde tercih edilen bir metot olmaya başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan on sene kadar sonra daha iyi bir dünya için büyük beklentilerden ilham alan Milletler Cemiyeti de emperyalizm problemini bir kere daha sürüncemede vazgeçmiştir. Japonya imparatorluk inşasını 1931 yılında Çin’e saldırarak yenilemiş ve Japonya, Faşist İtalya, Nazi Almanya’sı, Sovyetler Birliği gibi totaliter devletlerin öncülüğünde 1930larda ve 1940larda emperyalizm yeni bir döneme giriş yapmıştır.

Modern formlarıyla, emperyalizmin nedenleri ve emperyalizmin bedeli ile ilgili münazaralar dört ana başlık altında toplanabilir. İlk gurubu ekonomik konular oluşturur ve kavga genelde emperyalizmin karlı mı yoksa ekonomik olarak hasar veren bir uygulama mı olduğu etrafında döner. Karlı olduğunu düşünenler emperyalizmin insan ve hammadde kaynaklarını, mülklerin satışı için pazarı, yatırım için sermayeyi ve artı bedeli beraberinde getirdiğini savunurlar. Emperyalizmin karlı olmadığını düşünen Adam Smith, David Ricardo, J. A. Hobson sıklık emperyalizmin minik bir gruba faydalarının olabileceğini ancak bir milletin tamamına kesinlikle kar getirmeyeceğini söylemişlerdir. Marksist teorisyenler emperyalizmi kapitalizmin son basamağı olarak görürler. Kapitalist ekonomiler geliştikçe monopolistik bir hal alırlar. Ürettikleri artı bedeli pazarlayacak bir pazar ararlar ve aşırıdan sermayeyi yatırım yapmak için diğer kapitalist ülkelerle bir yarışa girerler. Bu fikir Vlademir Lenin ve N. I. Bukharin tarafından savunulur ve onlara göre kapitalizm ve emperyalizm aynı şeydir. Bu fikrin cılız noktası tarihsel kanıtlardan yoksun olmasıdır ve kapitalizm öncesi emperyalizmi veya komünist ülkelerin emperyal uygulamalarını açıklayamamasıdır.

İkinci grup münazaralar emperyalizmin insanın veya devlet gibi insanların oluşturduğu grupların doğasında var olduğu ile ilgili münazaralardır. Machiavelli, Sir Francis Bacon, Ludwig Gumplowicz, Adolf Hitler, Benito Musollini gibi değişik kişiliğe sahip kişilikler, değişik esaslara dayanarak benzer sonuçlara erişmişlerdir. Emperyalizm yaşamda kalma mücadelesinin bir parçasıdır.  Üstün özelliklere sahip olan bazı milletlerin diğerlerini yönetmeleri onların yazgısıdır.

Üçüncü gruptaki münazaralar strateji ve güvenlik ile ilgilidir. Bu fikrin savunucularına göre halklar, üstler, stratejik materyaller, tampon devletler, natürel sınırlar ve iletişim ağlarının kontrolü gibi unsurları elde etmek ve kontrol etmek isterler. Bu istekleri güvenlik kaygılarının olmasından ve bu kaynak ve imkanların başka devletlerin eline geçmesini istememelerinden kaynaklanır. Bu fikrin karşısında duranlara göre ise bu emeller ile uygulanan emperyalist politikalar güvenlik getirmez. Devlet kontrolünün sınırlarının ötesine genişlemesi ve sınırları ötesindeki insanları kontrol etmeye çalışması mümkünen sürtüşmelere ve güvensizliklere neden olacaktır. Zira rekabet halindeki devletlerin kontrol ve etki alanları er ya da geç çakışacaktır. Güvenlik münazaraları ile ilgili bir başka iddia da milletlerin kendi çıkarları için efor ve prestij aramalarından dolayı emperyalist politikalar uygulamalarıdır.

Dördüncü grup münazaralar edepi alanda gerçekleşmektedirler ki bazen bu müzakerelerde güçlü bir misyonerlik iması da yer almaktadır. Emperyalizm halkları zalim iktidarlardan kurtararak onları özgürleştiren veya onlara daha üstün bir yaşamı vadeden bir araş olarak gösterilerek yasallaştırılmaya çalışılmaktadır. Emperyalizm değişik derecelerde iktisadi baskılar, insanların saldırganlığı ve tamahkarlılığı, güvenlik arayışı, daha fazla efor ve prestij elde etme isteği, milli duygular, insani müdahaleler ve diğer pek çok etkenin bulunduğu karışık nedenlerin bir sonucudur. Bu dürtülerin karışımının bir sonucu olan emperyalizmi engellemek efordur ve devletler için de kendilerini, başka ülkelerin özünde emperyalist olmayan politikalarının sonucunda, emperyalizm kurbanı olarak görmeleri basittir. Bazı üçüncü dünya ülkeleri eski kolonileşmiş devletleri ve diğer devletleri yeni kolonileşme ile yargılamaktadırlar. Onların fobileri, ekonomik ve teknik gelişim için kendilerine  destek sağlayan ve kalifiye personel temin eden bu ülkelerin aslında emperyal çıkarların peşinde koşuyor olabilme ihtimalleridir.

Beynelmilel organizasyonlar altında milletlerin yasal isteklerini sulhçu yollarla tatmin etme ve yasal olmayan girişimleri engelleme girişimlerinde bulunulmaktadır. Bu emelle alınan önlemler arasında kolektif güvenlik düzenlemeleri, bağımlı bölgeler için manda ve yedieminlik sistemleri, halklar arasındaki kültürel ilişkilere teşvik, gelişmekte olan ülkelere destek, sağlık ve refah alanları dünyanın her yerinde geliştirme gibi uygulamalar bulunmaktadır. 

Kaynak:

Andrew Heywood Politics