Son Haberler

Eleştiri Nedir?

-
Eylül 12, 2022
Eleştiri Nedir?

Tenkit, Atilla Özkırımlı gözünden şu biçimde görülmüştür:

“Sanat yapılarını tanıtmak, açıklamak, sınıflamak ve değerlendirmek emeliyle yazılan yazıların tümüne verilen ad.“Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, c.2, s.428

Tenkidin etimolojisine de inen Atilla Özkırımlı, tenkit kavrayışının orijini hakkında net balakalar sunarken günümüzde Türk Dil Kurumu, tenkit sözcüğünün kelime anlamını şu biçimde vermektedir:

isim Bir insanı, bir eseri, bir mevzuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek emeliyle tahlil işi, eleştiri
edebiyat Bir edebiyat veya sanat eserini her güzergahıyla değerlendirerek anlaşılmasını sağlamak emeliyle yazılan yazı cinsi, eleştiri, kritik [terim]
felsefe Özellikle balakanın esaslarını ve doğruluk gidişatını tahlil, sınama, suçlama [terim]  Türk Dil Kurumu, Aktüel Türkçe Sözlük

Bu anlamlara bakarak tenkidin işlevini bir sanat eserinin hem iyi hem makûs yanlarını okuyucuya göstermek olarak yorumlayabiliriz.

Bir eleştirmen olan Doğan Hızlan da bu düşüncemizi destekler kaliteyle bir tanım kaleme almıştı:

“…Tenkit Etmenin bir işlevi de okuyucu ile sanatçı arasında bağ kurmaktır. O, kimi zaman kitabın tezgahıdır. Ama okuyucuya bütün güven verebilmiş midir? Hayır. Gün olur, sanatçının yazdıkları ve yazacakları mevzusunda tenkit etme sorgulayıcı, öğretici bir yol taşıyabilir. Sanat eserleri arasındaki bağlantıyı o bulacak, kimi zaman danışmanlık da yapacaktır. Nedense, ülkemizde tenkit etmeye böyle bir misyonu yakıştıramıyorlar. Ancak eserler yazılıp ortaya konduktan sonra, turnusol kağıdı olmasına izin veriyorlar. Oysa, onun da sanat eseri mevzusunda söyledikleri yol gösterici olabilir…” Mehmet Seyda, Edebiyat Dostları, Doğan Hızlan’ın cevabından, 1970

Tenkit, nedense Türkiye’de bu biçimde görülmedi bir cinsli. Bizde hala tenkit makûs yanları sergilemek bir nevi ayıbı göstermek biçiminde görüldü. Belki bu, insanlarımızın tenkidi pek sevmemesinden kaynaklı belki de tenkide başlangıcımızın Tanzimat yarıyılında muaheze olmasından kaynaklıdır. bakınız, Türk Edebiyatında Tenkit: Tanzimat Yarıyılı

Dünyada Tenkidin Gelişimi

Dünyada tenkit, Antik Yunan’da görülmüştür. Muhtemelen sanat eseri olarak değil, genel bir tenkit olarak ele alınmıştır ki Platon “Devlet” gibi bir eser verebilsin.

Tenkit, felsefeden doğmuştur. Alman düşünürü Immanuel Kant’ın öğretisinden birisidir, balaka felsefesinde balakayı suçlama olarak ortaya çıkmıştır. Orhan Hançerlioğlu bu mevzuda şu balakaları vermektedir:

“Suçlama ve ayırt etme anlamlarını dile getiren Yu.

kritike

tabirinden türemiştir.Antik Çağ Yunanlıları bu anlamda tenkit sanatına Yu.

kritike tekhne

derlerdi.’Kesinlikle suçlamak’ anlamındaki Yu.

kritikos

sözcüğü Latinceye

krinein

kökünden türetilen tenkidi ve tenkit etici anlamındaki Yu.kritikos Latinceye critius biçimiyle geçmiş ve bu yolla Avrupa dillerine yayılmıştır.Tenkit terimi,

tenkit etme

ve

tenkidim

biçimlerinde de kullanılmaktadır.  Terim, rastgele bir şeyi iyi ve makûs yanlarıyla değerlendirme anlamını kapsadığı halde bir şeyin sadece makûsunu yanını gösterme os. Taan, Muaheze anlamında da belirlenmiştir. … Tenkit ve öz tenkit, Os. Tenkid-i binefsihî, kuramsal ve eylemsel Marksçılıkta kusurları bulma ve düzenleme olarak kullanılır.” Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi

Tenkit, sanat tenkitsi olarak tarihin ilk çağlarına kadar götürülebilir. Sanatın olduğu her zaman sanat tenkitsi de varlığını sürdürmüştür. Ama bir edebi cins olarak çıkış tarihi 19. yüzyıldır.

Antik Yunan’da Platon, sanat ama özellikle edebiyat alanında kuramsal bir ekip “tenkitlerde” bulunmuştur.  Bu kuramsallıklar Aristoteles tarafından sistemli ve kurallı bir hale getirilmiş ama nitekim o da, sanatı öğretme emeli hatta tanıtma emeli taşımıştır. O zamanlarda, “tragedya” ve “komedya” cinsinde korolu tiyatrolar olduğu için Aristo da bu sanatlar hakkında Poetika Öğreti isimli eserini kaleme almıştır. Şuan elimize erişen Poetika, tragedyanın anlatıldığı kitaptır; onun ikincisi yeniden bu kitapta haber verilmişse de komedyayı mevzu olan Poetika kitabı kayıptır.

Poetika, Batı için ehemmiyetli bir eserdir. Aristo bu eserinde hoşluk hakkındaki, estetik hakkındaki felsefi görüşlerine yer vermiş ve bu fikirler Rönesans’a kadar Batı için kural haline gelmiştir.

Poetika’da neler anlatılır?

Poetika’da, iki ana bvefat vardır:

a. Genel Bvefat: Bu bvefatta şiir sanatının özü, şiir sanatının cinsleri, cinslerin ismi ve birbirleriyle olan ilişkileri anlatılır. Aristo şiir sanatını üç kısımda inceler:

Taşıt bakımından
Mevzu bakımından
Taklit stili bakımından

b. Özel bvefat: Genel bvefattan sonraki bvefattır. Burada, tragedya işlenir. Özel kısmın ilk bvefatı Tragedya’nın tanımından ve bvefatlarından oluşur; daha sonra Epos anlatılır. Son iki bvefatta ise şiir sanatının sorunlarına değinilir ve son bvefatta epos ile tragedya karşılaştırılması yapılır.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılabildiği gibi burada Aristo, tenkitten çok bir öğreti üzerinde durmuştur. Atilla Özkırımlı, Poetika’nın özellikleri için şu açıklamayı yapar:

“… Aristo da ustasının izinden yürümüş, felsefenin sınırları içinde estetik açıdan, hoş ve hoşluk kavramları üzerinde durmuş, sanatın özellikle tiyatro sanatı ne olduğunu açıklamayı hedeflemiştir. Rönesans’a dek bu davranışta bir farklılık görülmemiş, edebiyat tenkit yazma kurallarını, söz sanatlarını açıklayan, bu yolda nasihatler veren bir balaka dalından öteye geçememiştir.“

Batı’da tenkit yapmak oldukça güçtü Rönesans’a kadar. Onlardaki Klasisizm, sarayı gözeten ve kurallı edebiyatı ön gören bir sanattı. Kuralları bozanlar tenkit etilmiyor, direk edebiyat dünyasından dışlanıyordu. Bu klasik öğreti ise Antik Yunan felsefesine katlanıyordu. XVII. Asırda Aristo’nun Poetikası ve Horatius’un Ars Poetica’sından çıkan kurallar, Batı’nın edebiyat ve sanat kavrayışını oluşturuyordu.

Bu bir kavrayıştan ziyade, bir dogma olarak görülmüştür. Bunlar öyle kurallardır ki eserin dil balakasinden tekniğine, mevzusundan kahraman seçimine kadar her şey belirlenmişti. Rastgele bir yazar değişikliği göz önüne alınmıyor, güzel görülmüyordu. Kurallar, yazar ya da eser dinlemeden herkese uygulanıyordu. Edebiyat için özgür bir dünya olmadığından dolayı tenkitten de söz edemeyiz. Nitekim tenkit, eserin iyi ya da makûs yanlarını ortaya koyan “nesnel” düşünceler olmalı. Ananeden etkilenip etkilenmemesi tenkit etmenin kendi inisiyatifi bile olsa sonuçta tenkit için özgür bir civar gerekir ki klasisizm için bundan bahsedemeyiz.

Yalnız bu kumpas böyle sürmemiş ve hem aydın kesim hem de ulus bu tekdüzelikten bu kısıtlamalardan rahatsız olmuşlardır. Evvelleri baskı artırılıp bu çıkan sesler susturulmaya çalışılsa da Rönesans engellenememiştir.

Edebiyat cemiyete devrim yaptırır mı?

Rönesans bir nevi kağıdın zafer kazanmasıdır. Başka Bir Deyişle evet, edebiyat bir cemiyete devrim yaptıracak kadar eforludur. Edebiyat tarihi ile sosyoloji her zaman kardeş olan iki bilim dalıdır. Edebiyat tarihindeki vakalar, sosyal tarihi de ele verir. Yaşamını tenkide adayan Berna Moran edebiyat tarihi ve cemiyet tarihinin kardeşliği için şu açıklamayı yapar:

“Tenkitte eserin sebeplerine eğilen usulün on dokuzuncu asırda rağbet görmesi bir rastlantı sayılmamalıdır. Unutulmamalıdır ki on dokuzuncu asır, bilim alanında – Rönesans ve Reform yarıyıllarını kast ediyor- büyük başarıların sağlandığı ve bilimsel usullerin büyük hayranlık ve saygı yarattığı bir yarıyıldır.”

Bu bakımdan klasisizme tepki olarak doğmuştur romantizm. Romantizmin ortaya çıkmasıyla kuralların yıkılabileceğinin farkına varan insanlar,  bu yarıyılı tenkit eterek “daha iyi “ bir akıma vesile olmuşlardır.

Romantizmi getiren en büyük sorular edebiyatın ne olduğu, neyi hedeflediği, neyi istediği sorularıdır. Bu sorular da sadece bir akımı yırtıp açmadı, yeni bir akım doğurdu ve tenkidi doğurdu.

İşte tenkit teorileri de bu yarıyıllardan sonra oluştu. Bir tenkidin nasıl olması gerektiği, tenkidin bir sosyal bilim olarak görülmesi ve üstüne çalışılarak teorileri bu yarıyıldan sonra oluşturuldu. Tenkit mektepleri ve ekolleri oluşturuldu.

Kısaca, tenkidin olması için cemiyetin balaka seviyesinin yeterli olması, tenkidi sağlayacak cemiyetsal civarın özgür olması gerekir. Doğu dünyasında tenkit Batı kadar süratli ilerleyememiştir ama Doğu dünyasındaki bilim civarı Batı’dan daha evvel başlayıp daha evvel son bulmuştur.

Osmanlı cemiyetinde ise tenkit, Tanzimat edebiyatından başlayarak Servet-i Fünun’da cins haline gelerek günümüze kadar devam eder.