Son Haberler

Egzistansiyalizmin Özellikleri ve Temsilcileri

-
Eylül 18, 2022
Egzistansiyalizmin Özellikleri ve Temsilcileri

Egzistansiyalizm Nedir?

Egzistansiyalizm psikolojik ve kültürel hareketlerin, fertsel tecrübelerle beraber hayat bulacağını korunan bir felsefi akımdır. Egzistansiyalizmi Türkçe’de “varoşçuluk” sözcüğü karşılar. 

Egzistansiyalizme göre, insan kendi bedellerini kendisi oluşturur, geleceğini de yeniden kendisi tanımlar ve kurabilir. Bu felsefe, faziletlilik ve bilimsel düşüncenin tek başına insanın var oluşunu açıklayamayacağını söyler. Bu felsefeye göre, varlık ve tercihler bireyin özşöhretten çok evvel kazanç. 

Descartes’in meşhur “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözü, egzistansiyalistler tarafından tersine döndürülmüştür. Zira egzistansiyalizme göre insan düşündüğü için var olmaz; aksine, var olduğu için düşünebiliyordur. Dolayısıyla, insanın özgürlüğünü kısıtlayan hiçbir mani yoktur. İnsan en bedellidir. İnsana yapılan haksızlıklardan da tüm diğer insanlar da mesuldür. Bu anlamda, egzistansiyalizm cemiyetçi bir bakış açısı taşır.

19. asrın sonlarına doğru, sistematik felsefeye bir tepki olarak Fransa’da doğan felsefe, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra öğrenilirlik kazanmıştır. Bu akım, felsefeyle beraber, teoloji, tiyatro, fotoğraf, edebiyat ve psikolojiyi de etkilemiştir. 

Egzistansiyalizm, Jean-Paul Sartre’ın askere giden bir gençderi söz ettiği öyküsünden çok kısa ve kolay bir biçimde anlaşılabilir. Bu öyküde, genç bir adam savaş zamanı askere çağrılır. Genç adamın, hasta ve yatalak bir annesi vardır. Bu gidişatta, adamın yapacağı tercih, o adamın özşöhretten ve benliğinden evvel gelecektir. Başka Bir Deyişle, genç adam anne sevgisiyle dolup taştığı için konutta kalacak ya da, ülke sevgisiyle dolu olduğundan askere gidecek değildir. Genç adam, askere gitmeyi seçim ederse vatansever olacaktır, annesi ile kalmayı seçim ederse de anne sevgisi ile dolu biri olacaktır. Başka Bir Deyişle, karakteri öz değil eylemler ve özgür tercihler tanımlar. Varlığın özden evvel gelmesi gidişatı da bundan ibarettir.

Sartre’ın bu kavramı somutlaştırarak anlatmak için verdiği bir anlatı daha vardır. Birey öncelikle, zarf açmak için kullanılan bir kağıt bıçağı hayal eder. Bıçağı, kağıt bıçağının nasıl olması gerektiğini bilen, onu nasıl üreteceği hakkında da bilgi sahibi olan bir zanaatkar üretmiştir. Bıçak, hem kağıt kesecek kadar apaçık olmalıdır hem de kimseye hasar vermeyecek kadar âmâ. Üretildiği madde bir kağıt bıçağına uygun olmalı, bıçak kolay anlanan ve işlevsel bir alet olmalıdır. İşte Jean-Paul Sartre, onu yapan zanaatkar ne işe yarayacağını öğrenmiyorsa, bir kağıt bıçağının var olmasının olası olmadığını söyler. Bu nedenle, kağıt bıçağını bir testereden ya da bir masadan değişik yapan ve kendisi olmasını sağlayan şey özüdür. Başka Bir Deyişle bu gidişatta, kağıt bıçağı özelinde, öz, kağıt bıçağının varoluşundan evvel kazanç. Ancak, insanlar kağıt bıçağı değildir. Mevcutturlar ancak bu kağıt bıçağı gibi bir emelleri olduğundan değildir; varoluşları özlerinden evvel geldiğindendir.

Egzistansiyalizmin Özellikleri Nelerdir?

Egzistansiyalizm, felsefecilerin kendilerine şu sualleri sormasıyla başlamıştır:

Ben kimim?
Bir fert olarak benim var yaradılışın anlamı bana göre nedir?

Bu suallere verilen yanıtlar da şöyledir:

Beni ben yapan, verdiğim kararlarımdır. 
Beni ben yapan, kendi benliğimiz aldığım kararlardır. Bu çok özel benlik, dünyaya sadece bir defa kazanç. Bu benlik, benden başka kimsenin olmayacağı ve olamayacağını olmak, yapmayacağı ve yapamayacağını yapmak eforudur. 

Egzistansiyalizm temelde beş fikri korunur. Bu fikirler şunlardır:

Varoluş her zaman tektir ve fertseldir. Bu fikir, şuur, tin, us ve düşünceye öncelik tanımış idealist felsefenin bütün karşıtıdır.
Varoluş, varoluş meselesini kendi içinde barındırır. Dolayısıyla, varoluş varlığın anlamını incelemelidir. Zati varoluşun içinde bu araştırma da mevcuttur.
Varoluş, bir opsiyonlar tamıdır. İnsan kendisi için, kendiliğindene, bu opsiyonlardan bir tanesini seçebilir. İnsan kendisini denetlemeli ve kendi geleceğini kendisi şekillendirmelidir. Bu fikir de determinizm ve sebepsellik kavramlarının karşıtıdır.
İnsanın karşısındaki opsiyonlar, o insanın diğer insanlarla ve objelerle ilişkilerinden kaynaklanır ve oluşur. Bu nedenle, varoluş her zaman bir dünyada var olma gidişatıdır. Bir başka biçimde ifade etmek gerekirse, insan her zaman tercihini sınırlayan ve hatta onu şartlandıran somut ve tarihsel bir gidişatın içindedir.
İnsan kendini ve özşanı bulup keşfetmelidir. Hiçbir şey ya da hiçbir kimse, insanı kendinden, başka bir deyişle kendi benliğinden gözetip kurtaramaz. İnsan özgürlüğü her şeyden ehemmiyetlidir. İnsan, özgür olmaya mahkumdur. Varoluşsal özgürlük, hiçbir dış etmenle veya hiçbir dış faktör tarafından kısıtlanamaz. 

Egzistansiyalizmde, “varoluş özden evvel kazanç.” önermesi mevcuttur. Felsefenin temeli olarak kabul edilen bu önerme, fertsel kavrayışın en anlam dolu tamıdır. Bireyin varoluşu dışında büyüyen fertsel yapı “diğer”dir. Bağımsız edimler şuurunu da içini alarak bu yapı varoluşu tanımlar. Kendilerine biçilen yaftalar, roller, ön yargı dolu kalıplaşmış tavırlar ve belirli başlı tanımlar insanlar için cemiyetsel bir maskeden başka bir şey değildir. Böylesi bir civarda, dışa vurulmakta güçlük çekilen temel “öz”dür. Bir insanın hayatının ne olduğu ve nasıl açıklanması gerektiği bu hakikat “öz”ü oluşturur. İnsan, kendi kıymetine ve kendi hayatına karar vermesi gereken, bunu yaparken tamamen kendi istemini kullanan bir ferttir. Bu kavramları derli toplu bir şekilde ortaya koyan Jean-Paul Sartre’dır ancak bu görüşlerin temelini Kierkegaard ve Heidegger’in yapıtlarında da görürüz. 

Varoluşçu düşünürler, insanı belirleyip sarihlerken şunları kriter alırlar:

Fertsel hareket
Bireyin kendi hareketi içindeki sorumlulukları

Jean-Paul Sartre’a göre, tüm var oluşun başlangıç noktası insandır. Şayet insan kendisi ile yüzleşirse, insanın içini dünyadaki varlık hissi kaplayacaktır. Sonrasında, fert bu algının içerisinde kendini de belirleyecektir. Birey, gaddar biri olmak yerine daha değişik pek çok opsiyondan birini seçebilir ve o güzergahta hareket etmeyi seçim edebilir. Burada önemli olan şudur; insanların iyi veya makûsu seçmeleri ve iyi veya makûs olmayı seçim etmeleri için ellerinde mecburi bir temel olabilecek bir şey bulunmaz. 

Varoluşçulara göre, saçma bulunan kavramlar, insanların o kavramlara verdiği anlamın ötesinde, dünyada mevcut olan başka bir anlama sahip değildir. Bu bir çeşit anlamsızlıktır ve dünyadaki “arsızlık” veya “haksızlık” kavramlarını da içerir. Bu gidişat, “iyi insanların başına asla makûs şeyler gelmez.” biçimindeki karma felsefesine sabreden düşünce ile çelişir. Nitekim, dünyada ve algıda muhakkak bir paradigma içinde kendini gösteren iyilik veya makûsluk yoktur. Bu surattan, iyi bir insandan da söz edilemez. Ancak, öbürlerine göre daha iyi olan birinden bahsedilebilir. 

Bu, anlam yitimi anlamına kazanç. Dünyadaki anlam yitimi, rastgele bir zamanda, rastgele bir şey veya rastgele bir kimse için geçerli olabilir. Bu kaybolan reelliğin içinde birey asla hesapta olmayan drama bir olayla karşılaşabilir. Absürdizm kavramı tarih süresince ehemmiyetli bir ahlakı yere sahip olmuştur. Kierkegaard, Kafka, Dostoyevski, Sartre ve Camus dahil pek çok yazar dünyada bilinmezleşmiş reeli belirleyen yapıtlara imza atmıştır. 

Anlamsızlığın insan hayatında devirici tesirleri olduğu düşünülür. Çünkü Albert Camus, Sisifos Söyleni isimli kitabında hayatın temel probleminin intihar olduğunu söylemiş ve bunu aynı zamanda felsefenin de tek ehemmiyetli meseleyi olduğunu dile getirmiştir. Bu fikre karşı olarak, insanın hayatında karşısına çıkan ve devirici neticelere sahip vakalarla yüzleşmesi intiharla ilişkilendirilir. Varoluşçu düşünürlerin pek çok anlamlılık kavramının devrildiğini ve bunun her şeyden riskli ve vahim olduğunu söylerler. Bu sebeple, varoluşçu düşüncenin temelinde olan anlamsızlık saçma bir yapıyı ortaya çıkarmıştır. Hayattaki her şeyin anlamlılığının çözülmesi olasılığı, varoluşçuluğun doğası itibariyle karşıt kabul edilebilecek kabulleniciliğe karşı bir tehdittir. İntihar ihtimalinin insanları varoluşçu yaptığı da söylenir. 

Bir başka egzistansiyalizm kavramı olgusal reelliktir. Jean-Paul Sartre, bu kavramı varlık ve hiçlik kavramlarıyla sarihler. Olgusal hakikatliğe, insanın kendi öz varlığı dahil değildir. 

Egzistansiyalizmin Temsilcileri Kimlerdir?

Varoluşçu düşünürler, tarz ve içeriksellik açısından ananesel sistematikçi felsefecilere ve akademik felsefecilere eş. İki tarz ve içerik de soyuttur. Ayrıca, insanın somut varlığından da çok uzaktır. Ayrıca varoluşçu felsefeciler, kullandıkları terimlerin akım içerisinde bir karmaşa doğurduğu ve felsefe içinde meblağlılığı sağlayamadıkları istikametinde eleştirilirler.

Søren Kierkegaard’ın ilk varoluşçu feylesof olduğu düşünülür. Kierkegaard, Hegelci ve Kantçı düşüncelere karşı, fertsel bir bakışa sahiptir. Kierkegaard’ın kurduğu mesullük temelli fikir, hayatın anlamına, isteğe ve samimiyete dair çözümlemeler kapsar. Bazı düşünürler, akımın temel taşlarını oturttuğu için Jean-Paul Sartre’yi de ilk varoluşçu kabul eder. 

Bu felsefenin diğer önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers,  Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty’dir. Franz Kafka’nın Şato ve Dava adlı yapıtlarında, insanın varoluşunu bir cinsli ulaşılamayan tehlikesiz ve parlaklık bir reelliğin arayışı olarak nitelediği düşünülür. Modern varoluşçuluk Jean-Paul Sartre’ın oyunlarında ve romanlarında da görülür. Bu misallere, Andre Malraux, Simone de Beauvoir’in ve Albert Camus’nün yapıtları da dahil edilebilir.