Son Haberler

Edebiyat Nedir?

-
Eylül 12, 2022
Edebiyat Nedir?

Ahlakıyat, uydurma bir kelime üstelik, yalnızca 200 küsürlük bir geçmişi var.

Edebiyat Nedir?

Ahlakıyat, uydurma bir kelime üstelik, yalnızca 200 küsürlük bir geçmişi var. Yalnızca Tanzimat yarıyılından beri kullanılan ahlakıyat, nasıl pek çok anlama gelmiş onu göreceğiz..

Ahlakıyatın Kelime Anlamı Nedir?

Ahlakıyatın etimolojisini yapmak isterdik ama ahlakıyatın etimolojisi yok.. Yani, edeb – i – y- at diye bir ayrım mevzubahisi değil zira ahlakıyat kelimeyi Tanzimat yarıyılında uydurulmuş bir kelime.. Tanzimat evvelindeki yarıyılda “ahlakıyat” yerine “edeb” ya da “şiir” kelimeyi kullanılırdı. Hatta ahlakıyat yapana “edib”, yapanlara “üdeba” denirdi; şairler şuarası da vardı zira Osmanlı ahlakıyatı zati çok büyük çoğunlukla şiirlerden meydana geliyordu. Tanzimat yarıyılında roman, gazete, şiir gibi cinsler de hayatımıza girince, ahlakıyat artık yalnızca şiir olmaktan çıktı. Orhan Okay’a göre ahlakıyat kelimeyi, Tanzimat yarıyılında Litterature kelimesinden esinle yapılmış bir uydurma. O yarıyılda zati Avrupa’da alınan yen kavramlar için pek çok “at” ekli kelime hayatımıza girmişti : Lisaniyat, ruhiyat gibi..

Kaya Bilgegil’e göre ahlakıyat kelimeyi türetildiği yarıyılda Fransızcadaki mantıklarına paralel olarak genişlemeye başladı. Yani artık bir kavram haline gelmişti. Üstelik ahlakıyat denilince akla yalnızca şiir gelmiyordu. Roman, hikaye, yazı da geliyordu.

Türkçede bugün hem literatür hem de ahlakıyat kavramı vardır. Türk Dil Kurumu, ahlakıyat kavramının şu biçimde belirlemiştir : “ad Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla laflı veya yazılı olarak şekillendirilmesi sanatı, yazın II, gökçe yazın” . Aynı başlığın altında literatür kavramı ile aynı anlama geldiğini söylediği ikinci bir anlamı da vermiştir: “Bir bilim kolunun cinsli mevzuları üzerine yazılmış yazı ve yapıtların hepsi, literatür”. Ahlakıyat ise İngilizcede “literatüre” olarak çevrilir Bkz : Oxford Lügati. Bizdeki ahlakıyat kavramı, ilk haliyle çeviri edilen literatür ile aynı şey değildir. Ahlakıyat bir sanat olarak görülürken literatür bir alan hakkında yazılan her şey olarak öğrenilir. Oysa, Batı, yazılan her şeye literatür demektedir. Yani, Tanzimat yarıyılında yeni bir kavram çıkmış; gerçeğinde Batı’dan doğmuş ama daha sonra orijinalleşmiştir. Öyle ki daha sonra çeviri edilen kelime, Batı dillerinden yeniden alınmak zorunda kalınmıştır..

Literatür, tüm yazılı kaynaklardan eder ama zati bu kavram Türk ahlakıyatının tüm ahlakıyat varlığını içermemektedir. Türk ahlakıyatında laflı ahlakıyat alanı da vardır. Bazı analistler buna şifahî ahlakıyat da derler hatta. Bu bakımdan literatür ayrı bir kavram, ahlakıyat ayrı bir kavramdır..

Ahlakıyat Bir Sanat Dalı mıdır?

Ahlakıyat, Batı dünyasında Alman feylesof Hegel ile bir sanat dalı sayıldı. Hatta, en ehemmiyetli sanat dalı sayıldı. Batı dünyasında “Sanat nedir” suali soruldukça, sanatın hudutları ve sanatın emelleri de denetlenmiş ve ahlakıyatında da sanata aynı suallere yabide aradığı fark edilmiştir. Bir heykeltraş, ne kadar heykelinin sevilmesini isterse bir yazar ya da şair de yapıtının o kadar sevilmesini arzu eder. Her ikisinin de tasayı hoşlanılmak ve anlaşılmaktadır. Bu vaziyette, ikisini birbirinden ayırmanın da bir anlamı yoktur.. Hegel, hoş sanatları bir sistem içinde değerlendirirken ahlakıyatı da hoş sanatlar çerçevesinde değerlendirmiştir ve ahlakıyatın “tamamen zihni bir” sanat olduğuna vurgu yapmıştır. Yani bir ressam fotoğraf yapmak için malzeme arar, bir heykeltraşın heykeli meydana getirmesi için yalnızca düşünmesi yetmez ama bir ahlakıyat mahsulü malzemeye ya da mekana ihtiyaç duymaz. Bir şair, şiirini yazacak bir yer bulamazsa şiiri söyler ama yine de ahlakıyat sanatını icra eder mesela.. Zira ahlakıyatın en ehemmiyetli malzemesi laftır.. Dildir..

Günlük dil ve ahlakıyat dilinin farkı..

Dil denilince her zaman aynı kavram gelmemeli akla. Dil, en genel anlamıyla günlük irtibatta, aynı dili konuştuğumuz varlığa tasamızı anlatmaktır.. Ehemmiyetli olan dilin ne olduğu değil; onu nasıl kullandığımız ile ilgilidir. Günlük dil, yalın, anlaşılır ve en ehemmiyetlisi işlevseldir. Ahlakıyat dili genel dilden değişik olarak mecazlarla, alt anlamlarla ve hatta başka anlamlara devişirir. Sembolik anlamlara hamiledir ve bağlamdan günlük dilde kazanmayan anlamlar kazanabilir. Buna dil sapması diyen pek çok analist vardır.

Ahlakıyat hangi kitleye hitap eder?

Ahlakıyat, malzemesi laf olduğu için her kitleye hitap edebilir. Yazar, kendi kapasitesine göre herkese ya da belli bir kitleye erişebilir. Bu bakımdan en çok tartışılan sanat dalıdır; diktatör rejimlerinde en çok yasaklanan ya da her zaman vasıta olarak kullanılan bir alandır. Üstelik ahlakıyat, her zaman doğrudan doğruya okuyucuya, muhataba  erişen tek sanat dalıdır. Değişik yorumlar ortaya çıksa da gerçeğinde bu yorumlar tek bir yorumdan türer. Mevzu her zaman anlaşılır; verilmek istenen ileti ya da anlatılmak istenen tasalar da okuyucuya az ya da bütün olarak erişir. Fotoğraf için bunu söyleyemeyiz; ressam her zaman tasasını herkese bütün olarak anlatamaz..

Ahlakıyatın Cinsleri Nelerdir?

Ahlakıyat, nazım ve nesir olarak iki cinstedir. Şimdi nazım ve nesir kelimeleri yerine şiir ve düzyazı ifadeleri kullanılmaktadır. Esasta iki biçimde araştırdığımız ahlakıyatın, bugün, pek çok çeşidi vardır ama dünya genelinde, ilk edebî cinsin nazım olduğu kabul edilmiştir. İlk edebî mahsuller epopeler olarak sayılmaktadır. Epopeler ise ya nazım ya da nazım – nesir karmaşık mahsullerdir ve pek çok tahlilci de epopelerin nazım grubuna girdiğini kabul etmiştir. Türk ahlakıyatı ve dünya ahlakıyatında ilk nesirlere baktığımızda, nazıma yaklaşmak emelli uyaklar olduğu da göze çarpar. İlk laflı mahsullerin de şiir ya da ilahi olduğu düşünülünce, ahlakıyatın ilk cinsinin nazım olması çok da manasız bir yaklaşım olarak görünmüyor.

Ahlakıyat, nazım ve nesir esasında pek çok alana yayılmıştır. Bu alanların hatta alt cinslerin sebebi ise teknik – mevzu – içerik farklarıdır. Şiirde mesela, lirik, didaktik, epik gibi cinsler mevzu bakımdan ayrılmıştır. Daha Önceki ahlakıyat dediğimiz Divan ahlakıyatı da şekle yani tekniğe göre ayrılmıştır. Bunun mevzu bakımından ayrılan ve biçim bakımından sıralanan nazımları da vardır. Zati bu yüzden divan ahlakıyatında “nazım cinsleri” ve “nazım biçimleri” diye iki ana başlık vardır.

Ahlakıyat Kaça Ayrılır?

Ahlakıyat, başlı başına bir sanat olarak değerlendirilir ve üçe ayrılır:

Nazım
Göstermeye Bağlı Ahlakı Cins
Anlatmaya Bağlı Ahlakı Cins

Göstermeye bağlı olan cins, tiyatrodur. Anlatmaya bağlı olan cins ise, bir kurgusu olan, içinde olay, birey, yer, zaman ögelerini barındıran ahlakıyat mahsulleridir. Roman, hikaye, kısa öykü vb bu alana girer.

Ahlakıyatın estetik ve cemiyetsel kaygısı var mıdır?

Bu mevzu yıllardır ve hala da “Sanat sanat için mi yoksa sanat cemiyet için mi” diye tartışılmış ve tartışılmaktadır. Bu, iki ters noktadır. Sanat, sanat içinse yalnızca o zaman ahlakıyatçının yapıtında çağındaki hiçbir meseleden bahsetmiyor olması gerekiyor. Şayet sanat, sanat için değil cemiyet için olsaydı yalnızca, sanatçının bir tez belirleyip o tezde roman ya da şiir yazması gerekirdi. Ahlakıyat dünyasında böyle yapıtlar yok değildir ama bu yapıtlar zamansız olamamış, kendi zamanlarında eleştirilerle yok olmuş gitmişlerdir. O zaman bu vaziyette mutlak sanat ya da cemiyet emelinden bahsetmek oldukça zorlama bir tez olacaktır.

Ahlakıyat, hoş sanatların bir kolu kabul ediliyorsa, edebî metnin öyle ya da böyle bir sanat kıymeti taşıması gerekir. Yazar, elbette yaşadığı çağın mesullüğünü öğrenecek ve çağındaki meseleleri dile getirecektir. Bunu ister bir aşk romanında ara mevzu halinde sunar; ister cemiyetsel mevzulu bir roman yazar ve ara mevzu olarak aşkı tanımlar. Yalnızca cemiyetsel bir meseleyi anlatmak için akademik yayınlar, gazeteler, köşe yazıları zati var.

Ahlakıyat camiasında “tezli roman” gibi bir deyim vardır. Son zamanlarda pek sık kullanılan bir deyimle tanıtılmayan yapıtlar için “mevzusuz” ya da “tezsiz” roman mı diyelim suali ortaya çıkmaktadır. Şüphesiz, her roman bir tasa anlatmak üzere kurulur, bir mevzu üzerine inşa edilir. Bu bakımdan “tezli roman” anlayışı, antisi düşünüldüğünde doğru bir adlandırma değildir.