Son Haberler

Dünya ve Türk Edebiyatında Klasisizm

-
Eylül 9, 2022
Dünya ve Türk Edebiyatında Klasisizm

Rastgele bir alanda basmakalıp demek, bütün mantığıyla temel demektir. Edebiyat alanında basmakalıp bir yarıyıldan bahsediyorsak bu yarıyılın öteki yarıyıllar için bir çizelge olması gerekir ki bizde mevzumuzu bu bağlamdan yola çıkarak irdelemeye çalışacağız.

Klasisizm hakikatinde Antik yarıyıldan başlar Batı için ama; akımları başlatarak edebiyat yaşamına giren sistemli bir Klasisizm Fransa’da başlamıştır.

ARİSTOKRATLAR

Türkçesi seçkinlerdir. Basmakalıp akım seçkin kesimin edebiyat kavrayışıdır ki en büyük sponsoru saraydır. Şöyle ki:

Fransa’da 17.yüzyılda Saray oldukça güçlüydü zati henüz Fransız devrimi olmamıştı. Fransa’da merkezi idare ama oldukça sıkı bir merkezi idare sistemi vardı. Bu yüzyıllarda yalnızca Fransa ya da yalnızca Batı için değil İslam dünyasında da güçlü monarşiler vardı.

Fransa, edebiyat alanında başka bir deyişle onlara göre sanat anlamında kuvvetlenmek istiyordu; başka bir deyişle bir kültür etrafı oluşturulmak istendi. 1634 senesinde ise bu emelle Fransız Yüksekokulu heyetti.

FRANSIZ YÜKSEKOKULU

Fransız Yüksekokulunun kurulma emeli yalnızca Fransızcayı geliştirmekti. 1634 senesinde saraya bağlı olarak bu surattan heyetti ama giderek yazın dünyasının kurallarını tanımlayan ve oldukça despot bir yapıya sahip oldu. Yüksekokul o kadar kuvvetlendi ki sanat dünyasına kural koymaktan ziyade bu kuralları sorgulayıcı müesseseler de oluşturmaya başladı. Böylece de Basmakalıp akımın temellerini bu yüksekokul atmış oldu.

Bu yüksekokula bir nevi sansür yüksekokulu diyebilirsiniz zira o yarıyıllarla sahneye konulacak tiyatro şayet yüksekokulun onayından geçmemişse; o reyin netlikle sahnelenmiyordu. Hatta bu müessese bu mevzuda o kadar baskın ve o kadar laf dinleten bir yapıya sahipti ki krala yakınlığı ile öğrenilen Moliere’nin Tartuffe isimli komedi cinsindeki oyunu, yüksekokulun teftişinden eksi puan aldığı için sahnelemedi.

Yüksekokul yalnızca tiyatro alanında değil yazın başka bir deyişle edebiyat alanında oldukça aktifti. Öyle ki basmakalıp akım dışında rastgele bir kavrayışla bir eser veren şahıs eserini bastıramıyor, yayamıyor. Hatta basmakalıp kavrayışın bir tek kuralını dahi bakımsızlık eden sanatçının da eseri umursanmıyordu. Bu bir nevi sanatta tekelciliktir. Yalnız şunu da unutmamalıyız ki bu yüksekokul bir devlet müessesesiydi. O zamanki devletin idare şekli de monarşi olduğu için elbette müessesede de demokratik bir etraf olmayacaktı.

Basmakalıp akımın temellerini başka bir deyişle Yüksekokul kurallarını ve 17.asır Fransa’sında bir yazın cinsinin ne gidişatlarda olduğunu maddeleştirerek anlatmaya çalışalım:

1. Ortaçağ: Fransızlar Antik Yunan kültürünün dünyadaki en daha önceki ve en iyi kültür olduğunu düşünürler. Bu düşüncelerle de Yunan kültüründeki öğeleri kendi kültür öğeleri ile birleştirmek isterler. Başka Bir Deyişle Klasizm hakikatinde bir geriye dönüş olarak görülebilir. Bu anlamla yüksekokul, sanat görüşlerinin oldukça büyük bir kısmını Aristoteles’in Poetika isimli eserine direndirirler. Poetika Yunanca “Öğreti” anlamındadır. Klasizmi bütün olarak kavramak isteyen herkes bu kitabı kesinlikle okumalıdır nitekim burada çok az bir kısmına vurgu yapılacaktır.

Aristo Poetikası’nda sanatları tabiatın birer taklidi olarak anar. Bu bağlamda görsel ve işitsel sanat olarak iki ayrımda bulunur. Tabiatı şiir ile taklit edenlere ise ozan der. Buraya kadar her şey klasiktir ama reel tuhaf olan Aristo’nun lirik şiiri almamasıdır. Aristo’ya göre lirik şiir alttır zira ustan uzaktır. Bu düşünce ise Banallerin ilk ve en ehemmiyetli kuralına vurgu yapar: Us.

Aristo, Poetika isimli eserinde ayrıca cinsler ayrılığı ilkesini de özümser. Ona göre cinslerin birbirine karıştığı cinsler alttır. Şayet tiyatro yapılacak koro olmamalıdır zira tiyatro ve müzik ayrı cinslerdir. Bu düşünce Basmakalıp kavrayışta romanı hakir görme olarak yansıyacaktır zira romanda cinsler karmaşası vardır.

Aristo’nun eserinde geçen ve Basmakalıp akımda monarşi ile birleşerek daha da efor kazanan bir öteki faktör tamlıktır. Buna bağlı olarak basmakalıp akımda fertsellik yoktur.

Aristo, Poetika’sında tiyatro cinsinde yalnızca Tragedya işlenir; nitekim Poetika hakikatinde iki kitaptan oluşur ve Komedi/Komedya ikinci kitapta işlenir. Bu ikinci kitap kayıptır. Basmakalıp akım ise alaka çekici biçimde komedi cinsindeki eserlere sansür uygularlar.  Ayrıca basmakalıp yarıyıl başka bir deyişle Fransa yarıyılındaki basmakalıp yarıyıl büyük miktarda tiyatroya direnir.

 2. Us: Basmakalıp akımın temel kriteridir. Verilen tam sahneler akla uygun olmalıdır, hatta felakette kahramanların başına gelen “Talih dönmesi” dahi akla uygun olmalıdır. Buna bağlı olarak tiyatroda üç birlik kuralı vardır:

Yerde Birlik:

Vaka tek bir yerde geçmeli. Bu vaziyet öteki ikisinin aksine Aristo’da işlenmemiştir ama şüphesiz bunun sebebi Aristo zamanındaki tiyatroların sarih alanda oynanmış olmasıdır. Sarih alanda dekor olmadığı için yer metamorfozu da olası olmamıştır. Banaller Aristo’nun her kuralını kabul etseler de ne yazık ki bu sarih hava tiyatrosu muhtelif zamansal ve varoluşsal sebeplerin tesiri ile pek olası olmamıştır. Bu bakımdan banaller tiyatroyu kapalı alana çekmişler; başka bir deyişle bugünkü çağdaş tiyatro temelleri atılmıştır. İçeri alınan tiyatrolarda dekor, sahne, kostüm, perde gibi ayrıntılar ortaya çıkmıştır ki bu da çağdaş tiyatronun temel taşlarındandır.

Zamanda Birlik:

Zamanda birlik eserlerin bir günde yazılma gerekliliğidir. Başka Bir Deyişle en uzun eser 24 saatlik zaman dilimine sığdırılmalıdır. Bu kural Aristo’nun eserinde de vardır.

Olayda Birlik:

Bu kural da Aristo’da vardır. Vakalar bir us süzgecinde neden-netice ilişkisi içinde birbirlerine bağlanmalıdır.

Ayrıca beş perde kuralı da basmakalıp tiyatronun çiğnenemez kurallarındandır.

1.perde: Karşılama, kişilik tahlili ve ilk çatışma bu perdede olmak zorundadır.

2.perde ve 3.perde: Eylemin geliştirildiği çatışmanın ebatlandırıldığı perdelerdir.

4.perde: Eylemin geri dönülmez bir noktaya geldiği durumdur.

5.perde: Düğümün çözüldüğü yerdir.

Yalnız bu beş perde kuralı Aristo için geçerli değildir zira Aristo’da sarih hava tiyatrosu olduğu için perde kavramı yoktur.

3. Kuralcılık: Yukarıyada görüldüğü gibi Klasisizm çok kuralcıdır ve bu kurallara kesin bir geçim beklenir. Şayet kurallara uyulmazsa da şair ya da yazar sansüre girer.

4. Tamlık: Görüldüğü gibi basmakalıp akımın kalıpları var ve sanatçılardan da bu kalıplara göre eser verilmesini isteniyor. Bu anti-fertselcilik, Osmanlı edebiyatı için de geçerli zira Divan edebiyatında da mazmunlar birer kalıptı ve şairler mazmunları değiştirilemezlerdi.

Klasisizm genel anlamında her sanat dalı için geçerlidir ama en çok tiyatro alanında kendini göstermiştir.  Batı dünyası klasizm ile hesaplaşan romantik akım yarıyılına kadar basmakalıp akımın presinde kalmıştır. Elbette bu yarıyılda oldukça iyi eserler de verilmiştir ama bir vakit sonra vaziyet tekrire dönmüş ve elbette devrilmiştir. Bu yarıyılın sanat kavrayışı ise natürel ki “ Sanat için sanat” kavrayışıdır; zati Klasisizm de üst düzey için yapılandırılmıştı.

TÜRK EDEBİYATINDA KLASİSİZM

Türk edebiyatında Batı gibi bir basmakalıp yarıyıl olmadı diyebiliriz. Hakikatinde bu mevzu hala sarihliğe kavuşturulmamış bir mevzudur zira Türk kültürü Avrupa kültüründen daha karışıktır. Bu karmaşanın sebebi ise Türk kültürünün çok tabakalı olmasıdır.

Şimdi, basmakalıp Türk kültürü Doğu Türkçesinin basmakalıp yarıyılı sayılan Çağatayca mı yoksa Batı grubunun Osmanlıcası mı? Her ikisini kabul etmeyen bir öteki kavrayış ise bizi Göktürklere kadar götürüyor. Osmanlı edebiyatını da Çağatay edebiyatını da basmakalıp kabul etmeyenler; bu iki edebiyatın da saf Türk kültürüne değil, Doğu kültürüne başka bir deyişle Arap ve Fars edebiyatına ait olduğunu korunuyorlar ve oldukça haklılar. Şayet basmakalıp yarıyıl bir edebiyatın temeli ise bu temel başka rastgele bir şeyden etkilenmeyen saf temel olmalı. Nitekim Türkçenin ilk yazılı eserleri elimizde olmadığı için Türklerin ilk yazılı eseri Göktürk anıtları değildir, bulunabilen ilk eseri Göktürk anıtlarıdır, zira bu kitabelerin dili hitabet dilidir. Bir hitabet dili oluşturmak ise ilkel bir cemiyetin harcı değildir basmakalıp yarıyılı elimizdeki bilgiler ışığında oluşturmalıyız.

Buna göre Batı Türkçesinde de basmakalıp yarıyıl Osmanlı edebiyatı ya da Ömer Seyfettin’in adlandırması ile Divan edebiyatıdır.

Batılı anlamda basmakalıp akım ise Batı’dan çok sonra bize gelmiş hem de yanlış bir biçimde. Biz Avrupa ile temaslara 1860’lı senelerde başlamıştık ki bu zamanlarda Avrupa edebiyatında Klasisizm çoktan devrilmiş ondan sonra gelen Romantizm şaha kalkmıştı. Hele ki Avrupa’dan bize basmakalıp diye gelen eser Moliere’nin Pinti isimli komedi cinsindeki oyunuydu. Başka Bir Deyişle Fransız Yüksekokulunun bu basmakalıp kurallara ters yazıyor diye devamlı sansürlediği bir yazarın, komedi cinsindeki oyunu. Ayrıca zati Klasisizm komedi cinsini de altlık görürdü.

Tam bunların yanı gizeme basmakalıp olarak yazılan Şinasi’nin Şair Evlenmesi isimli oyunu hem komedi cinsinde Klasisizmi komedi cinsinde tanıdığımız için bu bağışlanır bir vaziyet olsa da hem de 5 perde kuralına uymamaktadır ki zati de reyin sergilenmemiştir. Bu koşullarda Batılı anlamda Klasisizmi Osmanlı için tartışmak oldukça zorlama ve nafile bir uğraş olacaktır.