Son Haberler

Dünya Edebiyatında Romantizm

-
Eylül 18, 2022
Dünya Edebiyatında Romantizm

Romantizmin Doğuşu

Romantizm Batı’da başka bir deyişle Avrupa’da baş vermiştir ve Klasizme tepki olarak doğmuştur ama Romantizmin en ehemmiyetli çıkış sebebi bu değildir.

Romantizm başka bir deyişle Türkçe ismi ile Coşumculuk, 1789 Fransız devrimi ile ortaya çıkmıştır.

Klasizm salt monarşinin yapıtıydı, Romantizm ise bunun tersi olarak demokrasi, adalet ve fertsel serbestliklerin yapıtıdır.

Fransız devrimi ile insanlar fert olduklarının farkında varmışlardır ve insancıl bir kavrayış geliştirmişlerdir. Çünkü bu hümanizmden itibaren bir birey olduğunu kavrayan fertler cemiyette kendilerini kabul ettirme mücadelesi içine girmişlerdir. Asilzade ve ruhban sınıfı arasında sıkışıp kalan ve kendilerine bir konum edinmek için savaşan burjuvaların çabasının ehemmiyetli zaferidir cemiyette bir yer edinmek. Burada bir parantez açmalıyız; Fransız devriminden sonra gelen Sanayi devrimi ile burjuva eforları daha da değer kazanacak ve aristokrat sınıfının elinde ise yalnızca soyadları kalacaktır. Bu gidişat Molière’nin Pinti yapıtını andırdırır. Buradaki başkahraman Harpagon, bir burjuvaydı.

Pek natürel böyle bir büyüme başka bir deyişle Fransız devrimi, cemiyetin en temel taşlarından başlayarak bir imhaya ve akabinde bir yenileşme, tanzime neden olacaktır/olmuştur.

Fransız Devrimi ile gelen ulusallaşma, adalet, denklik gibi duygular kültürel büyüme ve metamorfoza etraf hazırlamış; ayrıca özellikle ulusallaşma olgusu her cemiyeti kendi kimliğini bulma tutkusuna itmiştir.

Fransız Devrimi dünya çapında çok iyi neticeler doğursa da kendi içinde bir depresyona mahkûm kalmıştır. Devrim ile çabanın bittiğini sanan insanlar, taahhüt edilen bir hayli şeyi alamamışlardır. Daha Öncekine dönüş muhtemel olmayıp gelecek de bilinmeyen olunca “yüzyılın hastalığı” yaşamdan bıkkınlık, melankoli, karamsarlık baş göstermiştir. Bu etraf Romantizmin doğuşu için iyi bir etraf olarak görülmelidir zira Romantikler de bütün olarak bu mevzuları işlemişlerdir.

Romantizmin süratli ve tesirli bir şekilde büyümesinden hiç kuşku yoktur ki matbaa çok büyük bir faktördür. Matbaanın bulunuşu ile edebiyat, artık bir saray ya da yüksek grup edebiyatı olmaktan çıkmış, geniş kitlelere dağılmıştır. Okuyucu kitlesinin büyümesi ve değişmesi elbette ki sanatçıları da onların zevklerine yönlendirecektir. Zati böyle bir etraftan çıkan bir sanatçının dar bir nezaketi alanda kalması beklenemezdi. Kısacası sanat / edebiyat, daha geniş millet kitlelerine yönelmek, onların dili olmak durumundandır.

İşte bütün de bu nokta da romantizmi hazırlayan başka bir unsur ile karşılaşırız; mevcut sanat / edebiyat kavrayışlarına tepki; başka bir deyişle Klasizme verilen tepki.

Tepkilerin en büyüğü, uzun zamandır varlığını sürdüren Klasisizmin zamanla orantılı olarak artan kuralcılığı ve katıcılığıdır. Serbestliğin azami şuurundayken edebiyat ve sanatın katı hem de gerekçesiz kuralları ve katılığı elbette ki devrilecektir. Ayrıca basmakalıp akımın katı usçuluğu ve ulusallıktan uzak davranışı artık göze batar hale gelmiştir. Klasizmin yabancılaşan dili ve üslubu da o yarıyıla göre çok yavan kalacaktır. Hatta bu tepkilerin bir kısmı da rasyonalist çağın aydınlanma çağı kuru usçuluğuna gelmiştir.

Bu istekler, arayışlar, tepkiler zaman içinde bir efora erişip patlama noktasına gelmiştir.

J.J. Rousseau ferdiliği ve tabiatı dış tabiat gündeme getirmiştir Basmakalıp akımda da bir doğa vardı ama bu doğa tabiat olan doğa değil insan doğasıydı. Bu insan doğasının da fertsel yanları değil ortak yanları alınırdı. Daha sonra onun takipçisi Saint – Pierre; Paul et Virginia isimli yapıtında egzotizm’i edebiyata sokar.

Nedir Egzotizm?

Egzotik yerlere gitmek anlamındadır. Batı için konuşursak bu şimdiki Doğu’ya gitmek anlamındadır. Başka Bir Deyişle o yarıyıldaki Osmanlı ve Doğu topraklarından bahsediliyor. En çok merak edilen nokta ise Padişah haremleri ve hamamlarıdır.

Batı’da bir öbürleştirme mevzubahisidir o yarıyılda. Değişikleştirilen yer ise kuşkusuz Doğu’dur. Bu gidişat o kadar önem verilmiş ki yüksek mekteplerde Oryantalizm kısımları açılmıştır. Bu kısımların kurulma nedeni Doğu’yu tanımak ve kolonileştirmektir. Oryantalizm tüm romantiklere tesir etmiştir. Türk Edebiyatında ise Ahmet Mithat ve Receizade Mahmut Ekrem oryantalist sayılabilirdir. Ahmet Mithat Efendinin yazdığı “ Amerikan Vahşeti” buna misaldir zira Ahmet Mithat Amerika’ya hiç gitmemiştir.

Duygu Mektepleri

Banallerin Fransız Yüksekokulu vardı; Romantiklerin de İngiltere merkezli bir Duygu Mektepleri bulunmakta. Duygu okulu temelde kalp – dimağ balansını temel alarak insan aslını duygu deneyimine icra etmekte; böylece Klasisizmin fikir deneyimine ve basmakalıp insan hakikatine antitez oluşturmaktadır.

Romantizmin Sanat / Edebiyattaki İlke ve Nitelikleri

1. HÜRRİYET

Büyük miktarda ihtilal civarında doğan romantizmin natürel olarak ilk kaliteyi serbestliktir. Başka Bir Deyişle mevcut olana başkaldırı vardır. Klasisizme tepki olarak doğan ve hürlük ile hamurunu yoğuran romantikler kendilerini ve sanatlarını kısıtlayan her türlü kurala karşı çıkmışlardır. Hatta yalnızca şuanda değil, ileri de gelecek olan tüm hudutlara karşı kesin bir başkaldırı dominanttır. Victor Hugo, Cromwel yapıtının ön lafında bunu sarihçe bülten eder.

Romantikler hürlük mevzusunda öylesine ileri gideler ki, cinslerin ayrılığı ilkesini de çiğnerler. Facia ile komedi cinsinden oluşan yeni bir cins olan dramı sanata sokarlar. Şiiri nesre yanaştırırlar ve roman cinsini ön tasarıya çıkarırlar.

Kısacası romantikler gerek sanatta, gerekse sosyal yaşamda asi ve devrimcidirler. Ne sanattaki mevcut kumpası ne de cemiyetin değer ve müesseselerini kabul ederler. Bunların yerine insan deneyiminden doğmuş yeni değerler koymaya çalışırlar. Her türlü dogmaya karşı çıkarlar. Bu doktrin de temel olan ferttir, cemiyet değil.

Romantiklerin bu tavrı hiç kuşkusuz bağlı oldukları Yaradan – tabiat ve insan görüşüden kaynaklanır.

2. İNSAN VE GERÇEK

Romantikler de insan aslı vardır. İnsan safhanın merkezidir. Fertler öyle derlenip derlenip köşeye atılacak bir eşya değildir. Bu bakımdan romantikler her istikameti ile insanı işlerler.

3. SANAT / EDEBİYATIN EMELİ

Romantik akımda sanatın emeli insana dış dünyadan değişik bir dünya sunmaktadır. Dışarıdaki dünya zati makûstur, burada insanlar istediklerini alamamışlardır; o zaman hayaller insanın tek kaçışıdır. Bu bakımdan romantikler de insanlara istediklerini daha doğrusu kendilerinin de doğru buldukları o hoş sanal dünyayı vermişlerdir.

4. DUYGU / SANTİMANALİZM

Duygular romantiklerin beslendikleri yegâne kaynaktır zira usu yalanlamışlardır. Onlara göre insanın derinliği duygularında, ruhlarında gizlidir.

5. MELANKOLİ / KEDER / KARAMSARLIK / MARAZİLİK

Bir etraf düşünün ki aşina olduğunuz her şey bir anda yerle bir olsun. Konutunuz devrilsin ya da rastgele bir kanun ya da gelecek olmasın. İşte Romantikler bütün olarak böyle bir civardaydılar. Her devrim bir imhadır ve Fransız devriminin imhayı oldukça sallayıcı olmuştur. Bu bakımdan da Romantiklerin duygusallığı genelde melankoli ve keder kaplıdır. Buna bağlı olarak en çok kullanılan temalar; vefat, intihar ve kaçış temasıdır.

6. FERDİYETÇİLİK / LİRİZM

Tipçi değil şahsiyetçilerdir. Tip bir cemiyette eş özellikler gösteren insan genellemesidir ve tek istikametlidir. Misalin pinti, cesur vs. Şahsiyet ise çok istikametlidir. Romantikler ise fertselci kavrayışlarına uygun olarak romanlarında şahsiyet kullandılar.

7. DOĞA

Romantiklerin temel mevzusudur. Burada hedeflenen ise dış doğadır; insan doğası değil. Bu da zati basmakalıp kavrayışa başkaldırıdır. Romantikler ise idealist doğayı seçim ettiler. Doğa olduğu yerde durdu evet ama onlar doğayı keşfettiler ve kendi hayallerinde de bir doğa yarattılar. Doğaya bu kadar düşkünlüğün artta ise dini duygularının zayıflaması vardı zira monarşi sistemi laik bir sistem değildir. Kilise millete yeterince acı vermişti ve millet artık dine inanmaz hale gelmişti.

8. MİLLİLİK

Fransız devriminin tesiri ile milliyetçilik vardır ama bu milliyetçilik bir ulus oluşturma endişesini güden bir milliyetçilikti. Bir nevi temel olarak düşünebilirsiniz.

9. HRİSTİYANLIK DUYGUSU

Romantiklerde, Basmakalıp kavrayışın ve monarşik yapının yegane sömürü vasıtayı olarak kullandığı Hristiyanlık yoktur. Onların Hristiyanlığı da yine keşfediştir ve bu arayış felsefi bir arayıştır. Bu bakımdan romantiklerin dini duyguları güçlüdür.

10. TASVİR

Tasvir, bir nevi sezgici yöntem ile yapılır. Başka Bir Deyişle sanatçı gördüğü şeyi aynen aktarmak yerine o şeyde ne gördüğünü anlatır. Başka Bir Deyişle herkes tarafından görünen bir şeyi herkes tarafından bilinmez kendi bakış açısı ile görünen şeyin kendisinde vazgeçtiği izlenim ile aktarır.

11. DİL VE ÜSLUP

 Basmakalıp akımın suni ve aristokratik dilini kabul etmez. Bu bakımdan romantiklerinin dilleri daha akıcı, içten ve liriktir.

Toparlarsak:

Fransız devrimi ile beraber ortaya çıkmıştır.
Basmakalıp akıma karşıdır.
Bireyseldir ve bu bakımdan oldukça muhtelif yapıtlar ortaya çıkmıştır.
Kuralları tamamen deviren bir kavrayıştır. Bu bakımdan şiirler de esinle yazılmış ve hiçbir kural gözetilmemiştir.
Basmakalıp yarıyılda hakir görülen romanlar şaha kalkmıştır. Matbaanın varlığında kitaplar basitçe çoğaltılmıştır.
Basmakalıp akımın katı usuna karşı duygular öne çıkarılmıştır. Yalnızca iyi duygular değil makûs duygular da aktarılmıştır.
Basmakalıp akım makûs olan her şeyi sansürlerken romantikler sansüre gerek dinlememişlerdir. Onlara göre sezebilen şeylerin sansüre gereksinimi yoktur. Bu bakımdan yapıtlarda küfür de olabilir ya da tiyatroda abes bir hareket sansürlenmeden oynanabilmiştir.