Son Haberler

Dünya Edebiyatı`nda Modernizm

-
Eylül 14, 2022
Dünya Edebiyatı`nda Modernizm

Modernizm Rönesans ile beraber başlayan, Batı’yı dönüştüren ehemmiyetli bir süreçtir. Batıyı batı yapan sürece ve Rönesans sonrası yaşananlara Modernizm denilir. Modernizmin ortadan kalktığı ya da denetlenmeye başladığı süreç ise günümüz edebiyatıdır. Buna da Modernizm ötesi, Modernizm sonrası süreç başka bir deyişle Postmodern süreç diyoruz. Biz ise bu yazımızda dünya edebiyatında Modernizm mevzusuna değineceğiz.

Dünya edebiyatındaki tam akımlar reelinde Modernizme dayalı akımlardır. Klasisizm, Romantizm, Realizm, Natüralizm, Sembolizm, Sürrealizm akımlarının hepsi çağdaş akım olarak sayılmaktadır. Basmakalıp edebiyat dışındaki tüm akımların Çağdaş edebiyat olarak kabulünün yanı gizeme bir akım olarak Modernizm de bulunmaktadır.

Modernist akımlar doğduğu kültürel civara dayalı akımlardır. Modernist edebiyatta bu grubun içinde yer alıyor. Ancak Modernist edebiyat bir akım olarak daha dar bir yarıyılı ifade ediyor. Çağdaş edebiyat denilince 1890’lar ile 1960’lara kadar üretilen bir cins edebiyatı amaçlıyor. İlk Modernist hikaye 1890’larda yazılmıştır. Hakikat anlamda Modernist ilkleri ise 1920’li senelerde oluşur.

Çağdaş akımın ortaya atıldığı zamanlar Sürrealizme denk gelen süreçlerdir ancak Modernist edebiyatın çıkış noktası Sürrealizm gibi savaşın yarattığı makûs psikoloji ya da başkaldırı duygusu değildir. Çağdaş edebiyatın çıkış noktası düşünseldir ve reelinde Realist romanla bir hesaplaşma olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Realist akımın temel desteği olan Pozitivist kavrayışı başka bir deyişle Materyalizmi yalanlar.

Modernizm fertçi, zaman zaman idealist veya sezgici felsefe içinde bir temel bulduklarını söyleyebiliriz. Modernist yazarlar, Gerçeküstülerde olduğu gibi toplanmamışlar, “Farklı bir yaradılış reelleştirelim” diye bir topluluk kurmamışlardır.

Peki, nasıl olmuştur?

Hemen hemen aynı yarıyılda, dünyanın farklı edebiyatlarında birbirine yakın eş görüşleri ortaya koyan sanatçılar, sanat teoricileri ortaya çıkıyor. Bu edebiyatçılar yazdıkları ile Çağdaş akımın temellerini atıyorlar. Virjinia Woolf yazdıklarıyla daha sonra da edebiyat üzerine görüşleriyle Modernist edebiyatın ilklerini ortaya koyarak bu kopuk sanatçıları bir ekolün parçası haline getirmiştir. Yalnız bu ilkler evvelden planlanmış ilkler değildir. Zaman içinde eser imaliyle beraber oluşmuştur. Bu akımı alana getiren unsurların en ehemmiyetlilerini şu biçimde gösterebiliriz:

Maddeci düşünürlere karşı idealist, fertçi veya sezgici düşünürlerin ortaya çıkışı,
Özellikle Nietzsche, Bergson gibi felsefecilerin varlık ve zaman problemi üzerine geliştirdikleri düşünceler,
Öte yandan Einstein görelilik başka bir deyişle izafiyet kuramını ortaya koyması,
Einstein ile hemen hemen aynı yarıyılda Freud’un psikanalisttik kuramını ortaya atışı,
İnsanın akılsal faaliyetleri ile alakalı esrarengiz belirtileri ortaya çıkarması.

Modernist edebiyat, belli başlı düşünce sistemlerine sabreder. Özellikle Nietzsche, Bergson tesirini yadsımak muhtemel değildir. Bergson, idealist felsefenin Fransa’daki en ehemmiyetli temsilcidir ve zaman kavrayışında çığır açmıştır. Nietzsche ise varoluş meseleleri üzerinde durarak bugün dahi tesirini hiç kaybetmeyen düşünce akımları ortaya atmıştır. Elbette bu akımlar dünyası içinde karşımıza çıkan yazarlardan ehemmiyetli bir kısmı da düşünür kimliğiyle karşımıza çıkan yazarlardır.

Realizm, içerik kavrayışını pozitivizm ve materyalist düşünceye sabrettiriyordu. Realizme göre insanı yaşadığı etraf ve tarihsel şartlar tanımlıyordu. Böylece Realist romanın, hikayenin kurmaca şahsı tarihsel ve etrafsal şartların inşa ettiği bir şahıs olarak öne çıkıyordu. Roman, yer ve zamandan bağımsız düşünülemezdi. Realist romanı, hikayeyi oluşturan kurgu stratejisi, temelde, her şeyi, hadise örgüsü de dahil olmak üzere her şeyi neden netice içerisinde tertip edilmektedir. Başka Bir Deyişle anlamsal çerçeveye oturtulmak zorundadır her detay. Zira bilimsel yöntem izlenmektedir. Tekniğe hâkim olan anlayış temelde budur. Modernist edebiyat ise Realizm ile hesaplaşmıştır ve bu çerçevede Çağdaş edebiyat:

İnsanı anlayışta Realizmden farklı bir çerçeve çizmek zorundadır.
Çağdaş edebiyat kendi yolunu, Realizmin anlatı taktikleriyle oluşturmamak zorundadır. Zira o anlatı taktiklerinin hepsi felsefi olarak ya Pozitivizme ya da Materyalizme direniyor.

Bu iki temel unsuru şayet ayrıştırabilmişse ki öyle, o zaman biz, Modernist edebiyat diye bir edebiyattan bahsedebiliriz. II. Dünya savaşından sonra Modernist edebiyata bir de Varoluşçu roman ilave edilmiştir. Bazı kaynaklarda Varoluşçuluk ismi altında da bu mesele araştırılır. Ama Modernist edebiyat 1900’lü senelerin başından itibaren oluşmuştur ve başlangıç düzeyinde varoluşçuluk yoktur.

Cemiyetten uzaklaşma

Cemiyet kumpasına karşı çıkan ilk akım Romantikler’di. Onlar tabiata kaçarak cemiyetten ve yeni baş veren kapitalist kumpastan uzaklaşıyordu. Realistler ise bu kumpastan kaçmak yerine bu kumpasa bir ayna yakalıyorlardı. Çağdaş akımın insanları ise cemiyete yabancılaşmış bir kesimi oluşturmaktadır. Onlar Gerçeküstüler gibi cemiyet kumpasına başkaldırı etmek yerine cemiyetten uzaklaşmayı seçim etmişlerdir. Bu bakımdan Modernist akıma bağlı bir hayli yazarın yaşamı intihar ile sona ermiştir.

Roman kavrayışı

Romanlarda zaman ve mekan kavramı yoktur. Realist romanlarda olduğu gibi muhakkak bir zaman ya da o zamana bir işaret yoktur zira Çağdaş yazarlar için akan zaman ehemmiyetli değildir. Onlar idrak ettikleri zamanı yazarlar. Mekan başka bir deyişle etraf mevzusunda da oldukça farklı düşüncelere sahip olan Çağdaş yazarlara göre etraf, insanı oluşturmaz ve bu surattan da Çağdaş yazarlar etrafı uzun uzun işlemeye gerek dinlemezler. Bu düşünce de Natüralist düşünce kalıbını tamamen kıran bir yapıdır zira Natüralistlere göre insanın şahsiyetini oluşturan yegane unsur etraftır.

BAKIŞ AÇISI

Bakış açısı, doğrudan doğruya kavramlaştırma düzeyinde, teorisel alt yapı oluşturma düzeyinde,  Modernist yazarların katkısıyla ortaya çıkmış bir roman unsurudur. Modernist edebiyatta bakış açısı çok ehemmiyetlidir. Elbette tam anlatı metinlerinde anlatıları anlatan bir şahıs vardır. Bir masalda da bir hikayede de bir Realist romanda da bir Romantik romanda da anlatıcı vardır. Anlatıcı olmadan anlatı hakikatleşmez; ama bunun kavramlaştırılması Modernist yazarlar tarafından asıllaştırılıyor.

Yukarıyada anlatılan düşünce Amerika`lı yazar Henry James tarafından ortaya atılan bir kavramdır. 19. asır sonu ve 20. asır başında vazgeçtiği nezaketi tenkit eteler, roman ve değişik eserleri ile Batı edebiyatında ehemmiyetli bir yer edinmiştir.

Bakış açısı, doğrudan doğruya anlatıcı ile alakalı bir kavramdır. Çoğunlukla okuyucu, daha profesyonel, daha bilim adamı kimliğiyle bir romanı okumuyorsa ve anlatıcı 3. şahıssa yazarlarla anlatıcıyı aynılaştırma hatasına düşebilir.  Ama anlatıcı yazar değil, yazarın yarattığı bir şahıstır. Bu yaklaşımı ilk ortaya koyan ise yukarıyada tanıtılan Henry James’ tir. Bu düşünceler çevresinde yazarın bir anlatıcı kimliği vardır. Bunu en iyi şu biçimde anlarız:  Yazarımız bir erkektir ama romanında ben anlatıcı olarak bir bayanı konuşturmaktadır. Orada okuyucu yazarla bayanı aynılaştırma meyli gösterir. 3. tekil bireyli anlatıcı romanlarda aynı bu biçimde bir aynılaştırma gayreti olduğunu Modernist yazarlar ortaya koyar.

Realist yazarlar cemiyete bir ayna yakaladıklarını, nesnel, objektif bir kurmaca dünya kurduklarını iddia ediyorlardı. Modernist yazarlar ise bu yaklaşımı denetliyorlar, bu yaklaşımla hesaplaşıyorlar ve bakış açısı teoriyi, bu bağlamda işe yarıyor. Zira Modernist yazarlara göre, romanda anlatıcının kimliği çok ehemmiyetlidir. Romandaki asıllığı da anlatıcı tanımlar, romandaki asıllık anlatıcının hakikatliğidir. Bu eskiki yaklaşımlardan tamamıyla farklı bir yaklaşımdır. Böylece asıllık göreceli hale dönüşür. Okuyucu, anlatıcının hakikatliğiyle objektiflikten çıkmış oluyor, okuyucu kendinin bir bilim adamı olarak görmekten bırakıyor. Henry James’in Vicdan Burgusu romanı bu bağlamda ehemmiyetlidir. Bu romanla alakalı bir hayli münazara çıkmıştır. Bakış açısını en iyi anlatan romanlardandır ve okumak gerekir.