Son Haberler

Dîvânu Lugâti’t-Türk Nedir?

-
Eylül 8, 2022
Dîvânu Lugâti’t-Türk Nedir?

11. asırda, Türk şehirlerinin tek tek gezilip, onların dillerinin tek tek araştırılıp bir de şahitli bir lügat oluşturulduğunu hayal edin..

Dîvânu Lugâti’t-Türk Nedir?

Genel hatları ile Dîvânu Lugâti’t-Türk 

Dîvânu Lugâti’t-Türk’şan yazarı Kaşgarlı Mahmud’dur. Kaşgarlı Mahmud’un kim olduğunu, eğitimlerini kısaca onun hakkında bilinmesi gereken her şeyi “Kaşgarlı Mahmud Kimdir” isimli yazımızda işlemiştik. Bu bakımdan da bu yazımızda direk Dîvânu Lugâti’t-Türk isimli eseri tanıtmaya başlayacağız..

Dîvânu Lugâti’t-Türk, o zamanların öykünülen dili Arapça ile Türkçenin bir mukayese etmesini yapmak üzere yazılmış bir eser. Kaşgarlı Mahmud’un kendi tanımıyla “Türkçe ile Arapçanın at başı gittiğini” at başı gitmek tabirini kafa kafaya gitmek olarak da düşünebiliriz korunmuş ve emin olarak nitelediği iki imamın Hz. Muhammed’in “Türklerin dilini biliniz, zira onların hakimliği uzun sürecektir” olayını dayanak olarak göstermiştir. Diline ve halkına sahip çıkan Kaşgarlı, bu hadise olmasa bile Türk dilinin bilinmesi gerektiğini söylemiştir.

Eser aslen Araplara Türkçe öğretmek için hazırlanan bir lügattir. Dîvânu Lugâti’t Türk, 25 Ocak 1072 senesinde yazılmaya başlanmış ve dört defa düzenlendikten sonra 12 Şubat 1074 senesinde bitirilip 1077 senesinde Bağdat’ta yarıyılın halifesine sunulmuştur. Tarihlendirme mevzusunda kimi araştırmacılarının eserde geçen On İki Hayvanlı Türk takvimi tarihlendirmesine dayanarak itirazı olsa da eseri bulan ve ilk değerlendiren şahıs olma gururuna ulaşan Kilisli Rıfat Bilge, eserdeki tarihlendirmenin müstensih yanılgısı olduğunu korunmaktadır.

Dîvânu Lugâti’t Türk, Türk dilinin ilk lügatidir. Üstelik hem ilk lügati, hem ilk ağızları derlemesi lügati hem de ilk şahitli lügatidir. Bu bakımdan da çok ama çok ehemmiyetlidir. Tüm bu özellikler olmasa, yalnızca derleme lügati bile olsa, 11. asırdaki bkocamanının o zamanki Türk breylerinin dilini görüp bilip yazması ve bu zamana kadar taşıması bile çok ehemmiyetlidir.

Dîvânu Lugâti’t Türk Nasıl Yazılmıştır?

Dîvânu Lugâti’t Türk’şan yazarı Kaşgarlı Mahmud, tüm Türk şehirlerini ve breylerini tek tek dolaşarak onların dillerini yazılı hale getirmiş, bununla da kanaat etmemiş tanıklamış ve bu şahitler için de halk edebiyatı mahsullerini kullanmıştır. Bazı kelimelerin şahitlerinde de destan parçalarına, tarihî olaylara yer vermiştir. Eserde tüm breylerin dillerinin geçmesi, eserin ister istemez karşılaştırmalı bir lügat olmasını sağlamıştır.

Tüm bu açılardan eser araştırıldığında 11. yüzyıldaki Türk breyleri hakkında şu balakaları vermektedir:

Mitolojilerini
Yer isimlerini
Coğrafyasını
Sosyal hayatını
Halk edebiyatı mahsullerini
İlk şiir örneklerini
Şahıs isimlerini
Brey isimlerini
Han isimlerini
Destanlarını
Türkçenin ses yapısını
Türkçenin laf dizimi özelliklerini
Türkçenin dilbilgisini
11.asırda Türkçenin laf varlığını
Türk dilindeki ağızların durumu
Türk dilindeki ağızların yapısını
Türk dillerindeki ağızların laf varlığını
Türk breyleri içindeki alıntı sözcüklerini
Türkçenin sesletimini

Tüm bunlar göz önünde alındığında Dîvânu Lugâti’t Türk’e yalnızca lügat demek haksızlık olacaktır. O, lügatten öte, bir ansiklopedidir.

Dîvânu Lugâti’t Türk Neden Yazılmıştır?

Dîvânu Lugâti’t Türk, Kaşgarlı Mahmud tarafından birçok sebep suratından yazılmış olabilir. Kaşgarlı Mahmud hakkındaki balaka kırıntılarına bakarak onun ailesi öldürülen ve mecburen yerini yurdunu terk eden ya da etmek zorunda kalan bir şehzade olduğu düşünülür. Bu gidişatta bu eseri yazması basmakalıp karşılanabilir. Ama işin duygusal boyutlarını bir kenara bırakırsak Kaşgarlı Mahmud, bu eseri neden yazdığını Dîvânu Lugâti’t Türk’şan ön lafında sarihler.

11. asırda Karahanlı Devleti egemendi Türk breylerinin birçoğuna. Ve Karahanlı Devleti de İslamiyet’i devlet dini haline getiren – bilinen – ilk Türk devletidir. Haliyle bu yarıyılda bir Arapça furyası yok değildi. Alimler, Arapça biliyor, Farsça biliyor; şairler şiirlerinde Arapların ulusal miktarı olan aruz veznini kullanıyor, şiirlerinde bol bol Arapça – Farsça kelime kullanıyorlardı. Bu vaziyet, dil bilinci olan her Türk aydınını rahatsız etmeli idi. Kaşgarlı Mahmud da bundan rahatsız idi. Hatta, önsözde yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla ve Türkçenin de en az Arapça kadar zengin bir dil olduğuna vurgu yapma gereksiniminden bahsettiğine göre yarıyılında Arapça, Türkçeden daha kıymetli görünüyordu. Bunun üzerine de Kaşgarlı Mahmud, Arapça ile Türkçenin hoşluk ve zenginlik mevzusunda denk olduğundan bahsetti ve Araplara Türkçe öğretmek emeliyle Dîvânu Lugâti’t Türk isimli eserini yazdı. Bu eseri yazarken de Arapça bildiğini belli edercesine Arapça dil kaidelerine göre Türkçeyi yazdı. Üstelik bu eseri de yarıyılın halifesine sundu..

Dîvânu Lugâti’t Türk’şan İçeriği Nasıldır? Hangi Yöntemle Yazılmıştır?

Dîvânu Lugâti’t Türk, Araplara Türkçeyi öğretmek için yazıldığından Arapça gramer kaidelerine uygun olarak yazılmıştır. Arapça ile Türkçe değişik dil ailelerindendir ve değişik yapılara sahiptirler. Türkçe sondan ilave etmeli bir dildir ve ilaveleri çıkardığınızda köke erişirsiniz. Arapça ise bükünlü dediğimiz bir dildir ve vezin sınan özel kalıplarla arttırılır. Arapça köklere erişmek için ya köklere tamamen dominant olmanız gerekir ya da vezinlere. Kökler ise harf sayısına göre ad olur. Genelde üçlü kökler başka bir deyişle sülasiler vardır. Kökler, suskun harflerdir. İşte Kaşgarlı Mahmud da Arapçayı muhtemelen çok iyi bilmesinden dolayı Türkçeyi de Arapçaya benzeterek Türkçenin sülasilerine göre lügati yazmıştır. Misalin balta anlamına “baldu” kelimesini Dîvânu Lugâti’t Türk’te bulmak istersek sülasi bvefatına gidip “bld” sülasisini seçip, kelimeyi aramalıyız.

Kaşgarlı Mahmud, yalnızca Arapça gramer kaidelerinden etkilenmemişti. Ünlü filolog Halil b. Ahmet’in Kitabü’l Ayn kitabından etkilendiği de üstünde durulan bir mevzudur. Halil b. Ahmet lügatine günlük konuşma dilinden kelimeleri almış, günlük konuşma dilinde az kullanılan kelimeleri almamıştır. Ayrıca alıntı kelimeleri de almayarak sanki kendi lügatçilik ekolünü yaratmıştır. Kaşgarlı Mahmud da böyle yapmaktadır. Aslen bu bizim için bir kayıp olsa da yarıyılındaki emeline uygun olarak yapılmış bir saldırıdır. Üstelik gayr-i müslim Türklerin dillerini derlememiştir. Tarihî kaynaklarla mukayese etme yapınca da tüm breylerin ismini anmadığı görülmektedir. Bir öteki beceriksiz de kelimelerin bazısının hangi breyde nasıl kullanıldığını bütün olarak vermemesi. Bu, Kaşgarlı Mahmud’un sistemi olarak da değerlendirebilir; sistemsizliği de..

Dîvânu Lugâti’t Türk’te madde başı bazlı hesaplamaya dayalı olarak 8.000 küsür kelime vardır. Lügatte breylerin hepsine ait bir derleme yapılmamıştır ama Karahanlı Devletinin temelini oluşturan ve öteki pek çok başka boya ait kelimeler vardır. Bu kelimelerin oranları şu biçimdedir:

Oğuz gurubu: 185 kelime
Kıpçak grubu : 45 kelime
Çiğil grubu : 39 kelime
Argu grubu : 36 kelime
Yağma Grubu : 23 kelime
Kençek grubu: 13 kelime
Türk grubu : 12 kelime
Tuhsı Grubu : 7 kelime
Suvar Grubu : 5 kelime
Hotan Grubu : 2 kelime
Nazman Grubu : 2 kelime
Kay Grubu: 2 kelime

Bu kelimeleri verirken şahitler de verilmiştir. Dîvânu Lugâti’t Türk bulunan bu şahitler öylesine bedellidir ki bu şahitleri hakkında onlarca kitap, suratlarca yazı yazılmıştır.

Dîvânu Lugâti’t Türk’te Bulunan Şahit Kelimeler

Dîvânu Lugâti’t Türk’te kelimelerin daha iyi anlaşılması için kullanılan tanıklama yöntemi, bugün çağdaş lügatlerde, dil öğretiminde hala sıklıkla kullanılan bir yöntem. Ve bugün şahitli lügatlere baktığımızda alınan şahitlerin yazın başka bir deyişle edebiyat mahsulü olduğunu görüyoruz. Dîvânu Lugâti’t Türk’ü kıymetli ve ehemmiyetli kılan, onu Türk tarih sosyolojisi alanında temel yapan vaziyet lügatteki şahitlerin folklor mahsulü olması, başka bir deyişle laflı edebiyat mahsulü olması..

Dîvânu Lugâti’t Türk içinde, bilinen ilk şiirlerimiz var. Bu şiirler genelde savaş ile alakalı olsa da, tabiat, avcılık ve hatta aşk şiirleri de mevcut. Bu şiirler, Türklerin yerli şiir miktarı kabul edilen hece miktarı ile yazılmış ve hece miktarının da en yaygın kalıbı olan yedili ve sekizli hece miktarı kullanılmıştır.

Dîvânu Lugâti’t Türk’te şahit olarak iki suratın üstünde atasözü de vardır. Ayrıca tabirler, ayet ve hadisler de bulunmaktadır. Bu şahitlerin Arapça çevirileri de yapılmıştır üstelik.

Eserde, Türk breylerinin o zamanki sosyal hayatına, dini inançlarına, inanışlarına, anane ve göreneklerine dair balakalar da bulunmaktadır. Hatta bunun yanında Kaşgarlı Mahmud, dil öğrenimleri ve sesletimleri hakkında yorum yapmış, en kolay bilinen dilin Oğuzların kullandıkları Türkçe olduğunu, en hoş dilin de Karahanlı Devletinin resmi dili olan Hakaniye Lehçesi olduğu dile getirmiştir. Dîvânu Lugâti’t Türk’te Türklerin kullandığı bilinen on iki hayvanlı Türk takvimi hakkında da bir bvefat bulunmaktadır. Ayrıca, Türklerin nasıl bu takvimi yaptıkları, neye dayandıkları anlatılmıştır.

Dîvânu Lugâti’t Türk’te şuan bize basit olarak görünen ama tarihçi gözü ile bakıldığında çok kıymetli olan balakalar da mevcuttur. Misalin kadının cemiyetteki yeri, han ve hakanlara cemiyetsel bir bakış, erişim, ses taklitleri, beslenme, mutfak kültürü Yemek tarifleri de verilmiştir, atçılık, at yetiştiriciliği, konutluluk adetleri, şifalı bitkiler, şaman ananeleri, yerli oyunlar, giyim, müzik, şiir, edebiyat, Türk usulü konut imali ya da mimari, erişim vasıtaları, o yarıyılda kullanılan alet ve edevatlar..

Dîvânu Lugâti’t Türk, On İki Hayvanlı Türk Takvim ve Nevruz İlişkisi

Dîvânu Lugâti’t Türk’şan Türklerin sosyal hayatına ait, tarihine ait balakalar verdiklerini biliyoruz. Aynı keza Türklerin kullandıkları takvim ve bu takvimin ortaya çıkışı hakkında da balakalar vermektedir.

Türklerin On İki Hayvanlı Türk takvimini kullandıkları, Orhan Kitabelerinden bu yana bilinir. Çok daha önceki bir takvimdir. Dîvânu Lugâti’t Türk’şan 11. asırda yazıldığını düşünürsek ve Dîvânu Lugâti’t Türk’şan ön lafında lügatin yazımının tarihlendirmesinin de bu takvime göre yapıldığını düşünürsek takvim Türkler tarafından resmi olarak uzun zamandır kullanılmaktadır diyebiliriz. Kaşgarlı Mahmud, “pars > bars” maddesinde evvel bu kelimeyi hakikat anlamıyla tanıtır ve daha sonra da pars senesinin Türk takviminde bir sene ismi olduğundan bahseder. Lügatin durumuna göre balakalar veren Kaşgarlı Mahmud, bu maddede on iki hayvanlı Türk takvimini açıklamaya başlar.

Dîvânu Lugâti’t Türk’te verilen balakalara göre Kaşgarlı Mahmud bu takvimin ortaya çıkmasını şöyle anlatır: Türk kağanlarından birisi, yanındaki ak sakallılara geçmiş yarıyılda yapılan bir savaşın tarihini sunar. Lakin aksakallar bu savaşın tarihi hakkında paradokslu balakalar verir. Kağan bu vaziyetin vahametini anlar ve kurultayı toplar. Kurultay ve halk etrafındayken şu lafları sar eder

“Biz bu tarihte yanılıyorsak, bizden sonrakiler de yanılacaklar. Yanılmamaları için göğün on iki btümörcüne ve on iki ay sayısına göre bir tertip etme yapalım; her seneye bir ad verelim. Böylece bu seneleri sayarak zamanı belirleyelim. Bu tertip etme, hepimiz için bir belge olsun.”

Yalnız bu isimlerin nasıl belirleneceği de bir meseleydi. Bu mesele da çözüldü. On iki hayvanlı Türk takviminin adları, kağanın ava çıkması ve ava çıktığı Ila vadisi nehrinde, milletin de dayanağıyla, kaba hayvanları akarsuya çekmesi ve ırmağı geçen hayvanların sırasına göre belirlenir. Buna göre ırmağı ilk geçen hayvan “sıçgan” başka bir deyişle sıçandır. Senenin ilk btümörcünün adı sıçgan seneyi olur. Daha sonra öküz başka bir deyişle “ud” seneyi kazanç. Sıralama şu biçimde devam eder:

1. Sene : Sıçgan – Sıçan

2. Sene : Ud – Öküz

3. Sene : Bars – Pars

4. Sene : Tabışgan – Tavşan

5. Sene : Nag – Timsah

6. Sene : Yılan – Yılan

7. Sene : Yund – At

8. Sene : Kony – Koyun

9. Sene : Biçin – Maymun

10. Sene : Takagu – Tavuk

11. Sene : It – Köpek

12. Sene : Tonyuz – Domuz

Tabii doğa ile geçimli ve iç içe yaşayan Türkler, bu sene isimlerine göre muhtelif inanışlar geliştirmişlerdir. Hayvancılıkla yaşamalarını sürdüren Türklerin bu inançları yeniden hayvancılıkla alakalıdır. Bu inanışlar da aynen Dîvânu Lugâti’t Türk isimli eserde Kaşgarlı Mahmud tarafından verilir.

1. Sıçan seneyi : –

2. Öküz seneyi : Ud yan öküz senesine girildiğinde öküzlerin boynuzlarıyla ile birbirleriyle sünüşüp başka bir deyişle savaşıp münazara ettikleri için savaş seneyi olduğu düşünülür.

3. Pars seneyi : –

4. Tavşan seneyi : –

5. Timsah seneyi : Timsahların sulak etrafta yaşadıklarında dolayı, bu seneye girildiğinde abuhavanın yumuşayacağını, çok yağmur yağacağını bu surattan da bereketli bir sene olacağını düşünürler.

6. Yılan seneyi : Timsah senesiyle aynı sebeplerden dolayı bereketli bir sene geçireceklerini düşünürler.

7. At seneyi : –

8. Koyun seneyi : –

9. Maymun seneyi: –

10. Tavuk seneyi : Tavuk senesinde, tavukların beslenme alışkanlıklarının hububat olmasından dolayı, açlığın olmayacağı, bereketli bir sene geçireceği düşünülür.

11. Köpek seneyi : –

12. Domuz seneyi : Yaban domuzunu hedeflenmektedir muhtemelen. Türkler bu senede çok sert bir kış geçeceğine inanırlar.

Dîvânu Lugâti’t Türk’te verilen bu kahinliklerde birkaç ayın hakkındaki kahinlikler olsa da Kaşgarlı Mahmud, her senenin değişik bir anlamı olduğunu söylemektedir

Türkler gün isimlerini Araplardan almışlardır..

Kaşgarlı Mahmud, Türklerde ay isimleri ve gün isimleri olmadığını dile getirir. Uygarlaşmış başka bir deyişle yerleşik hayata geçmiş ve Müslüman olmuş Türk topluluklarında Arapça gün ve ay isimlerinin kullanıldığından bahseder.

Yeniden Dîvânu Lugâti’t Türk’te verilen bilgiye göre Müslüman olmayan Türkler 1 seneyi dört paçaya bölerler ve yeniden doğaya geçimli olarak her üç aylık yarıyılı adlandırırlar. Kaşgarlı Mahmud, dördüncü ayın pek kullanılmadığını söyleyerek dördüncü ayın adını zikretmez ama üç aylık yarıyılların adını şöyle aktarır:

İlk üç aylık yarıyıl: Nevruz yarıyılından sonra Nevruz Türk takviminin başlangıcıdır İlkbahar kazanç ve Türkler bu yarıyıla “Oğlak ayı” der. Zira bu yarıyılda oğlaklar doğar.

Sonraki üç aylık yarıyıl: Oğlakların büyüyüp serpilmesi bu yarıyıla denk geldiği için Türkler bu yarıyıla “Ulug Oğlak” derler. Başka Bir Deyişle “ulu oğlak”, “büyük oğlak”..

Son üç aylık yarıyıl: Bu yarıyıl bizim bildiğimiz yaz mevsimidir, daha önceki Türkler bu yarıyıla “Ulug ay” başka bir deyişle “büyük ay” ya da “ulu ay” derler. Bu yarıyıl bereketlidir. Açlık yoktur.

Daha Önceki Türklerde “bahar” diye bir kavram yoktur. Zati “bahar” ismi Farsçadan kazanç. Türkler ve bu gün ala Anadolu insanları için abuhavalar şu biçimdedir:

• Yaz : Yay

• Kış : Kış

• İlkbahar : Yaz, yay

• Sonbahar: Sonbahar

Hatta “yayla” kavramı da buradan kazanç. Yaylamak ya da yayla kelimeleri yazın gidilen serin yer anlamında; bize göçebe kültürden yadigar kavramlardır. Daha sonra Farsların “Bahar”ı tatlı gelince “yaz – yay”, ilkbahar ; “sonbahar” ise sonbahar olmuş..

Türklerde gün isimleri de yoktur. Günleri sayarak söylerler. Güzel; zati bugünkü gün isimleri de Farsça sayılardan kazanç : “Çehar-şembe” Dördüncü ya da “Per-şembe” Beşinci gibi..

Dîvânu Lugâti’t Türk’te Nevruz..

Kaşgarlı Mahmud, bu kelimeyi “nayruz” diye geçirir lügatinde. Farsça olan bu kelime “nev – ruz” başka bir deyişle “yeni gün” anlamına kazanç. Nevruz, Türkçe olarak “kün, yeni kün, ergene kün, ulustun ulu küni” isimleriyle karşılanır. Ekinoks tarihine denk gelen ve Kuzey Yarım Küre’de bahar başlangıcı olan 21 Mart, Türkler için de takvim başlangıcı olarak sayılır. Daha ayrıntılı balaka için daha evvel kaleme aldığınız “Nevruz Nedir” yazısına bakabilirsiniz..

Dîvânu Lugâti’t Türk’te Türklerin yazısı da konu bahis edilmiş..

Dîvânu Lugâti’t Türk, Türkologlar için enfes bir kaynak. Bunun sebebi yalnızca yarıyılının laf varlığını ve sesletimlerini vermiş olması değil. Aynı zamanda Türk dili hakkında ayrıntılı balakalar vermesi ki bu balakalardan bir tanesi de Türk yazısıdır.

Kaşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti’t Türk’te Türk yazısın ayrıntılı olarak iki tabloda vermiş ve bu tabloya da “Türk Alfabesi” anlamına gelen “heca-i el- Türkiyye” demiştir. Bu alfabeye reelinde bilim dünyası bilindik. Biz, bugün bu alfabeye Uygur alfabesi diyoruz..

Uygur alfabesi hakkında balaka veren Kaşgarlı Mahmud, bu alfabenin 18 harften oluştuğunu bir de yazılmayan ama söyleyişte yeri olan 7 harf – ses olduğunu dile getirmiş ve “Türk lehçeleri bunlarsız olmaz” diyerek o zamanın yazma dilini bize göstermiştir.

Kaşgarlı Mahmud, daha öncekinden beri, Kaşgar’dan Çin’e kadarki tüm Türklerin bu yazı ile uyuştuğunu dile getirmiştir. Türk ülkelerine dominant olan kağanların, hakanların, yabguların fermanlarını, mektuplarını bu yazı ile yazdığını da dile getirmiştir.

Hedeflenen Uygur yazı dilinin, Orta Asya’da daha öncekinden beri kullanılageldiğini başka tarihi kaynaklardan da biliyoruz. Ayrıca Moğol fetihleri ile devlet ismebı bilen Uygurların Moğollara karıştığını ve Uygur devlet ananeyi ve Uygur yazı dilinin Moğollar ile birlikte uzun müddet yaşadığını biliyoruz. Öyle ki Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar sarayda bulunan “bahşı” sınan iş gurubu, aslen Uygur dilini bilen Türklerdi ve Orta Asya’da kesin bir hükümdarlık kuran Moğollar ile haberleşmeyi sağlıyordu..

Dîvânu Lugâti’t Türk’te Bulunan Tegre.

Kaşgarlı Mahmud, Çin Seddini, Türk breyleri, Türk breylerine komşu olan brey ya da ulusları Mesela Kürt ismiyle yaşayan bir Türk boyu gösterilir haritada gösterilmiştir.

Tegrenin merkezi Balasagun kentidir. Kuzey, güney, doğu ve batı tegrede belirtilmiştir. Renkli olan haritada denizler yeşil, nehirler mavi, dağlar kırmızı ve şehirler de sarı renktedir. Yalnızca Türklerin yaşadıkları yerler değil, Türklerin etrafındaki öteki brey ve halklar da gösterilmiş ama elbette ki Türklerin yaşadığı yerler daha ayrıntılı gösterilmiştir. Buna göre tegrede geçen ülkeler şunlardır:

Batı : Kıpçaklar ve Frenkler

Güney : Hint, Sint, Çad, Berber, Habeş, Zenci

Doğu : Çin ve Japonya

Güneybatı : Mısır, Mağrip, Endülüs

Elbette bu balakalara bakarak bu haritanın yetersiz olduğunu ve hatta yanlış olduğunu düşünebilirsiniz. Lakin, Kaşgarlı Mahmud bu ülkeleri gösterirken bir kusur yapmamıştır veya harita yetersiz değildir. Kaşgarlı Mahmud, Türk ülkeleri ile ilişki içerisinde olmayan ülkeleri tegresinde göstermemiştir. Bunu da kendisi dile getirmiştir Dîvânu Lugâti’t Türk isimli eserinde.

Harita, Türk breylerinin yaşadığı yerleri gösterdiği için çok ehemmiyetlidir. Ama aynı zamanda Japonya’yı “Cabarka” ismiyle haritada göstermiştir. Japonya’yı bir isme olarak tasvir etmiştir. Japonya’yı haritada gösteren ilk şahıs Kaşgarlı Mahmud’dur Bilinen ilk şahıs. Üstelik Japonya’yı bir dünya haritasında ikinci defa gösterim, Kaşgarlı Mahmud’dan 3 yüzyıl sonra olmuştur.

Japonya dışında, Çin Seddi de gösterilmiştir tegrede. Kaşgarlı Mahmud ayrıca, bu seddin Çin tarafındaki ulusların dillerinin bilinmesinde büyük mesele yarattığını dile getirmektedir.

11.asırda dünyanın yuvarlak olduğu Türkler tarafından bilinmekte idi..

Dîvânu Lugâti’t Türk’ü bu kadar kıymetli kılan, ansiklopedi olması demiştik. Bu ansiklopedi de bir de harita vardı. Harita “tegre” ismiyle anılır. Bugün bu kelimenin daha fazla bilinen hali “daire”’dir. Daire lafı Arapçadır ve “devran, dair” kelimeyi ile aynı kökten kazanç. Daire kelimeyi “yuvarlak, çember” anlamına geldiği gibi “bir şeyin hududu” anlamına ve “tekerrür eden bir vaziyet, dönen şey” anlamına da kazanç. Tüm bu anlamları düşündüğümüzde Kaşgarlı haritasına “tegre” ismini hem haritası çember biçiminde olduğu için hem de dolaştığı daha doğrusu bildiği yerlerle hudutlu olduğu için koymuş olabilir. Tabii bunlar işin varsayım ve edebiyat kısmı. Kaşgarlı Mahmud, neden “tegre” dediğini sarihler eserinde..

Türk balakanı Kaşgarlı Mahmud, haritası hakkında balaka verirken Türk dünyasının hudutlarını Rum ülkesinden Maçin bölgesine kadar breyden beş bin fersah, enden 8 bin fersah olarak verir ve der ki , bunların hepsinin iyi bilinmesi için haritamı yeryüzünün biçimi gibi yuvarlak yaptım.. Kaşgarlı Mahmud, haritasına “Tegre” adını mecazen ya da edebî olarak vermemiş, dünyanın başka bir deyişle yeryüzünün yuvarlak olduğunu bilerek vermiştir.

Dîvânu Lugâti’t Türk hakkında..

Dîvânu Lugâti’t Türk bu kadar balakayı açıklama ederken rastgele bir mevzu tasnifine ya da sınıflandırmaya gidilmemiştir. Dîvânu Lugâti’t Türk’şan mevzularına göre dizini, Türkçeye göre yine tertip edilmesi Türkologlarca yapılmıştır. Bugün Besim Atalay tarafında yapılan yayını genel olarak kabul görmüştür. Ayrıca Dankoff ve Kelly isimli iki yabancı Türkolog da Dîvânu Lugâti’t Türk’ü mevzularına göre dizinini yayımlamış ve ayrıca Dîvânu Lugâti’t Türk’ü İngilizceye çeviri etmişlerdir.

Dîvânu Lugâti’t Türk içinde şiirleri rahmetli Reşit Rahmeti Arat derlemiştir. Talat Tekin ve Zeynep Korkmaz da Dîvânu Lugâti’t Türk üzerine çalışmıştır. Ayrıca Dîvânu Lugâti’t Türk hakkında suratlarca yazı vardır.

Dîvânu Lugâti’t Türk diye bir eserin şöhreti kendi yarıyılında yayılmıştır. Üstelik eser, birçok eser tarafından kaynakça gösterilmiş, birçok eser Dîvânu Lugâti’t Türk’deri balakalar alarak var edilmiştir. Yazarlar da bunu eserlerinde dile getirirler. Katip Çelebi, meşhur eseri Keşfü-z-zünun’da böyle bir eserden de bahsetmiştir.

Eserin varlığı bilinmesine karşın eserin kendisi II. Meşrutiyet zamanında bir sahaf sergeninde bulundu. Bulan şahıs Ali Dikteyi, borçla bu eseri 30 altına satın aldı. Uzun müddet kimseye de göstermedi. Hazine gibi gizledi. İlk incelem ise Kilisli Rıfat Bilge tarafından yapıldı ve yayımlandı. Kilisli Rıfat Bilge, Abdullah Atıf Tüzüner ve Abdullah Sabri Karter Dîvânu Lugâti’t Türk’ü çevirdiyseler de bu tercüme yayımlanmadı. Daha sonra Besim Atalay, bu tercümelerden de faydalanarak eseri çevirdi ve metin – dizin – lügat olarak üç cilt halinde yayımladı. Eser ayrıca Özbek Türkçesine Salih Muttalibov tarafından , yeni Uygurcaya ve İngilizceye çevrildi.

Dîvânu Lugâti’t Türk’şan Kaşgarlı Mahmud elinden çıkma hali elimizde değildir. Şuan Fatih Ulus Kütüphanesinde sergilenen eser Muhammed bin Ebu Bekir bin Ebu’l Feth es – Savi tarafından istinsah edilmiştir.

NETİCE

Dîvânu Lugâti’t Türk her anlamda kıymetli bir eserdir. Bu eserin iyi okunması, ihtiva edilmesi gerekir. Ayrıca böylesi bir aydın yüksekokul dışına çıkmalı, gençler tarafından da bilinmelidir.

Eser, tarihimize ışık yakalamakla kalmamış, bu eser yokken öğretilen tüm yanlış balakaları da tarumar etmiştir. 11.yy kesintisiz bir tasavvur gibi anlatılırken Dîvânu Lugâti’t Türk bulunduktan ve anlaşıldıktan sonra tarih anlatılmaya başlanmıştır.