Son Haberler

Divan Şiiri ve Divan Şiirinin Ögeleri

-
Eylül 7, 2022
Divan Şiiri ve Divan Şiirinin Ögeleri

Divan şiiri olarak andığımız, sıklıkla bu adla anılan dönem, daha önceki Türk edebiyatı dönemidir. Bu dönem 13.asırdan 19.asra kadar kesintili olarak sürer. Daha Önceki Türk edebiyatı; Anadolu Selçuklu, Beylikler Dönemi ve Osmanlı Devleti dönemini içeren 6 yüzyıllık bir edebiyattır.

Daha Önceki Türk edebiyatı, Türk edebiyatının özel gelişimidir. Estetik özellikleri İslam kültüründen alıntıdır. Dini de öğrendiğimiz kaynak olan Farslar, bize bu edebiyat için de irşad olmuşlardır. Daha Önceki Türk edebiyatında Fars mitolojisinden ve Fars edebiyatından oldukça fazla öge bu yüzden vardır. Farsların yanında Arapların da tesiri yadsınamaz. Yani Daha Önceki Türk edebiyatı Türk kökenli olan, ama Doğu – İslam tesirinden olan bir edebiyattır.

Yukarıyada özelliklerine azıcık da olsun değinilen daha önceki Türk edebiyatı, 13 – 19 yüzyılları arasında devrimsel ya da sallayıcı herhangi bir dönem geçirmemiştir. Gayet biçimci ve katı kaideleri olan bu edebiyata, şairler sadık kalmakta ısrar etmişlerdir. Yalnızca Batı tesirine gelindiğinde bu tesir kırılmaya başlanmıştır. Lakin kadim bir edebiyat olan daha önceki Türk edebiyatı, Batı tesirindeyken ve hatta Cumhuriyet döneminde bile az da olsa tesirini sürdürmüştür.

Daha Önceki Türk edebiyatı aynı zamanda şu adlarla da anılır:

Edebiyât-ı kadîme

Şi’r-i kudema

Havas edebiyatı

Saray edebiyatı

Enderun edebiyatı

Ümmet çağı edebiyatı

Medrese edebiyatı

Ümmet edebiyatı

Osmanlı edebiyatı

Yüksek grup edebiyatı

Olağan edebiyat

Olağan Türk edebiyatı…

Bu adlardan şu aralar en sık kullanılanı daha önceki Türk edebiyatıdır. Olağan edebiyat denmez çünkü normaller özgün olan dönemlerdir. Daha Önceki Türk edebiyatı özenmeyle başlamış ve bazı kısımlar hariç özenmeyle devam etmiştir. Olağan edebiyat, yol açan ya da yolun kendisidir; biz ise Doğu’nun açtığı yoldan giden, iz vakitniz.

Daha Önceki Türk edebiyatının İslam kültürünün tesirinde kalması her İslamî eseri Divan eseri yapmaz. Evet, Divan edebiyatında da İslami eserler yoğunluktadır ama daha Divan edebiyatının esamisi okunmadan, insanlar henüz Farsça bilmezken sade ve arı bir dille yazılan 13.yüzyıl eserleri de vardır. Bu eserler, dini – tasavvufi bir dönemi başlangıcı olduğu için özel bir konumdadırlar. Bu bakımdan “ Ulus edebiyatı” – “Tekke – Tasavvuf Edebiyatı” – “ Daha Önceki Türk Edebiyatı” ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Her üçünü de birbirinden ayrılan net özellikler tespit edilmiştir çünkü.

Anadolu coğrafyasında edebî bir dilden bahsetmek için 13.asrı yani ilk yazılı eserleri beklemek durumundayız. Yani 11.asırdan bu yana Anadolu’da olduğu bilinen ve gelirken kesinlikle bir yazı dili getiren Oğuzlar; tahmini olarak savaş ve mesken sorunlarından dolayı ancak 13.asırda edebî bir dil oluşturabildiler. Bahsedilen 13.yüzyıl sonlarına doğru Anadolu’da şiir yaradılışı tamamlanmış; akılda şairler bile görülmeye başlanmıştı. Osmanlı döneminde hatta gerileme döneminde dahi daha önceki Türk edebiyatı, kendisine yakışan oldukça iyi eserler verebilmişlerdir. Sanat akımıyla beraber doruğa tırmanan Divan şiiri yanılgısızlığa erişen her edebiyat gibi güç vazgeçilmiştir.

Daha Önceki Türk edebiyatında üsluplar ve eser değişiklikleri dikkate alınarak 3 ana dönem belirlenmiştir :

1. Yaradılış dönemi: Daha Önceki Türk edebiyatının henüz yeni olduğu evrelerdir. Dini kimlikten aşık kimliğe bu zamanlarda bürünecektir: Aşık Paşa, Gülşehrî, Şeyhoğlu Mustafa Paşa, Ahmedî Daî gibi şairler bu dönemde eser vermişlerdir.

2. İlk Olağan Dönem: 14.asrın ilk zamanları ve 17.asrın başlamasına kadar devam eden bir nkonutu yükseliş dönemidir. İz vazgeçen şairler bu dönemde ortaya çıkmış dahası daha önceki Türk edebiyatı özgünleşmeye başlamıştır. Necati, Ahmed Paşa, Zatî bu dönemin en çok tanınan şairlerindedir. Ayrıca Fuzuli, Baki, Nefi, Taşlıcalı Yahya, Hayalî gibi şairler Arap ve Fars tesirinden az da olsa kurtulan, şiire azıcık da fikir açılımı katan şairler de bu dönemde yaşamışladır.

3. İkinci Olağan Dönem: Bu dönem 17.asrın başlarından 19.asrın başlarına kadar yani bir değişik deyişle Tanzimat Edebiyatı dönemine kadar sürer. İlk olağan dönemde az da olsa özgünleşen hatta bünyesine Türk buluşu biçimler ilave eden daha önceki Türk edebiyatı, Hint tarzına Sebk-i Hindu evrilmiştir. Bu da onu daha yabancı, daha ağır bir edebiyat haline getirmiştir. Fehm-i Kadim, Naili, Nedim-i Kadim, Nef’i bu döneminde önde gelen şairlerindendir.

6 yüzyıl gibi uzun bir vakit yaşamda kalan bu edebiyatın devrilmesinin de uzun zaman aldığını yukarıyada belirtmiştik. Bu dönem, Cumhuriyet ilanında bile devam etmiş hatta bu dönemde oldukça nitelikli ntutsaklar meydana gelmiştir.

Divan şiir kaynakları şu biçimde sıralanabilir:

Şuara Tezkireleri
Başta Kuran olmak üzere İslam çerçevesinde kabul edilmiş tüm dini kitaplar
Fars mitolojisi
Arap tarihleri ve değişik halkların tarihleri
İslam tarihi
İslam ilmi
Bibliyografik tüm eserler
Osmanlı tarihleri
Şakâ’iku-n nu’mâniyye ile Çeviri ve Zeyilleri
Ansiklopediler
Sözlükler

Divan Şiirindeki Unsurlar

Divan edebiyatı, biçimci – kaideci – tavizsiz bir edebiyattır. Şairin konuları, kullanacağı biçimler belirlenmiştir. Şair buna harfiyen uymak zorundadır. Öyle ki ağzına bir yudum şarap almamış ve makamı Şeyhülislam olan birisinin kaleminden çıkan satırlarda meyhane – şarap – saki yetersiz olmayabilir. Padişah olan ve hareminde suratlarca kadın olan zat, şiirlerinde bir sevgili peşinde geda olabilir. Bu tamamen şiir geleneğinin getirisi, kaideleridir. Öyle ki bu geleneği öğreten kaynaklar, yeni şairleri 20.000 beyit ezberlemeye ve kendilerinden önceki tüm divanları hatmetmeye davet eder. Bu şiir geleneğinde model almak gerektiği bu örnekte olduğu gibi oldukça önemlidir. Bir nkonutu akılda – çırak ilişkisi denilebilir. Bir gelenek şiiri olduğu için divan şiirinin kendisine özgü kahramanları ya da ögeleri vardır. Bu ögeler şunladır:

AŞK

Divan şiiri tamamen aşk üzerine kurulmuştur dersek çok da yanlış sayılmaz; çünkü divanlardan aşkla alakalı şeyleri çıkardığınızda ortaya kasideden, terkib-i bendlerden, terci-i bendlerden oluşan küçük bir kısım kalır. Bu bakımdan daha önceki Türk edebiyatında aşk, bırakılmaz, biricik ögedir.

Daha Önceki Türk edebiyatı aşkı, acıyı seven, platonik ve aslında Anadolu insanın da çok hoşlandığı platonik bir aşktır. Kadın peşinden koşturur, erkek peşinden koşar. Hatta bu bakımdan tensel aşk, dinsel aşka dönüşerek tasavvufi bir hal dahi almıştır.

Daha Önceki Türk edebiyatında aşk, tensel yani cinsi bir aşk da olabilir. Örneğin Nedim’in şiirlerinde sakiler, şaraplar gerçekten de bir tenselliği teslim eder. Lakin Baki ya da Fuzuli’de işin rengi değişir.

Daha Önceki Türk edebiyatı aşkı, daha çok aşığın duygularının ön planda olduğu bir aşktır. Bu bakımdan da aşık olan acı çeken zat, şiir yazar. Aşık söyleyişte bulunur ki bu söyleyişte abartma esastır.

AŞIK

Divan edebiyatından her daim sadık olan hatta bu vefayı ile kelp yerine yani köpek yerine konandır aşık. Devamlı sevgili peşinde koşar, ona özlem dinler. Onun bir nazarını almak için binbir acı sürükler. Kısaca melankoliktir. Onun aşkı öyle eksantrik bir hal alır ki yalnızca sevgilisine olan hasreti baki kalsın diye vuslat bile istemez. Güzel istese de vuslat ona nasip olmaz. 

MAŞUK SEVGİLİ

Aşığı gama, efkâra boğan, ona asla surat vermeyen, devamlı rakibe surat veren dilberdir. Maşuk her zaman çok hoştur. Gelenekçi olan şiir, maşuk için sevgili tipi de ayarlamıştır. Sarışın olan bir sevgili yoktur mesela, sevgili hep kara saçlıdır. Fettan, hatta bazen aşüfte ve cadıdır. Ama aynı zamanda naiftir, incinir. Bu bakımdan aşık, sevgili kapısından bölmez. Sevgili ise ona asla surat vermez. Divan şiirindeki aşk, tasavvuf aşkına döndüğünde sevgili Allah’tır ve seven yani aşk vuslat için yanar. Yalnız tasavvuftaki aşkta Tanrı, sevgili gibi makûs özellikler taşımaz. 

RAKİP

Divan edebiyatında rakip, aşık ile maşuk arasındadır. İğnedir, köpektir, eşektir, makûstur. Sevgilinin birden fazla aşığı olduğu için şair dışındaki tüm aşıklar şair için rakiptir. Ne makûstur ki sevgili de hep rakibe surat verir. Bu bakımdan şair rakibe kin güder.

ZAHİT

Kaba sofu tipidir. Elinden tespih düşmeyen, aşka inanmayan yalnızca cennet için çırpınan din adamıdır. Bu bakımdan aşık ile karşılaştırılır ve aşık ona her zaman yeğ yakalanır.