Son Haberler

Dilin Tanımı ve Dil Kavramının Boyutları

-
Eylül 10, 2022
Dilin Tanımı ve Dil Kavramının Boyutları

Dil hakkında bir hayli tanım vardır. Dilin ebatlarını kavramak için bu tanımlara bir göz dolaştırmak gerekir:

Edward Sapir: “Dil, sadece insana özgü olan; düşüncelerin, duyguların ve isteklerin, istemle üretilmiş simgeler kullanarak iletilmesini sağlayan ve içgüdüsel olmayan bir usuldür.”  Sapir, dili şuurlu bir yaklaşım olarak görür; abeceyi ise duygu ve düşünceleri ileten simgeler olarak görür. Başka Bir Deyişle dile yapay bir yaklaşımda bulunarak bir nevi dil duygusu sınan şeyi yok sayar. Bir diğer tanım ise değişik bir bakış açısı sunacaktır bize…

Prof. Dr. Muharrem Ergin: “Dil, insanlar arasındaki irtibatı sağlayan tabiî bir araç; kendi yasaları içinde yaşayan ve büyüyen canlı bir varlık; ulusu birleştiren, gözeten ve onun ortak mülkü olan sosyal bir müessese; seslerden örülmüş muazzam yapı; esası bilinmez zamanlarda atılmış bir saklı antlaşmalar ve kontratlar sistemidir.” Muharrem Öğretmen’nın tanımı daha açıklayıcı ve daha nettir. Gerçekten de her insanın bir dil duygusu vardır ki yoksa zati halk ve dil kavramı bu kadar iç içe geçemezdi.

Prof. Dr. Doğan Aksan ise dili şu biçimde belirlemektedir : “ Dil, düşünce, duygu ve isteklerin, bir cemiyette ses ve anlam güzergahından ortak ögeler ve kaidelerden faydalanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok güzergahlı, çok gelişmiş bir dizgedir.”

Dilin tanımı gerek Türk gerekse de yabancı bir hayli analist tarafından yapılmıştır. Bu tahlilciler bazı noktalarda ufalasalar da aslen onların da ortak noktası dilin bir bağlantı taşıtı olduğudur. Evet, dilin ilk ve en ehemmiyetli görevi uyuşmayı sağlamaktır; lakin bu onun biricik özelliği de değildir. Dilin özellikleri ve bazı kavramsal ebatları, asla göz arkasını edilemeyecek işlevleri vardır.

1. Dil İrtibatı Sağlar.

İnsanlar arasında irtibatı sağlayan bir hayli unsur vardır: Trafik levhaları, jest ve mimikler, renkler, nesneler… Ama bunların arasında en yoğun olanı dildir. Dil, insan irtibatın doğal bir mahsulü olduğu için asla yok olmayan en garantili yoldur.

2. Dil, Düşünme Taşıtıdır.

Zihin mahsulleri ortaya koyan yegane şey dildir. Dilin duygu ve düşünceleri ortaya koyması, düşünceleri kıymetli kılar. Şayet dil olmasaydı düşüncelerimizin rastgele bir bedeli kalmazdı. Ayrıca düşüncelerin paylaşımla arttığı göz önünü yakalanırsa bir zindana hapsolmaktan farksız olurdu dil ve bağlantı olmazsa düşüncelerimiz.

3. Dil Bir Sistemdir.

Dil, doğal bir sisteme, döngüye sahiptir. İnsandan farksız bir işleyişi vardır hakikatinde. Bir dil doğar, büyür ve daha sonra da can verir. Kullanımdan kalkan kelimelere ölü kelimeler denir hatta. Bütün bir matematiksel sistemle döner diller. Bu bakımdan netlikle iyi işleyen bir sistemdir dil.

4. Dil Canlı Bir Varlıktır.

Dil tamamen organik bir varlık gibi işler. Kendi içinde kaideleri vardır, cemiyetsel metamorfozlardan etkilenir, kelimeleri yaşar – can verir – büyür. Cemiyetteki başkalaşımlar evvel dili tesirler, yabancılaşma ya da büyüme direk dilde başlar. Cemiyetin kadrajıdır dil.

5. Dil Netlikle Kişisel Değildir; Toplumsaldır.

Dil bir kamu mülküdür. Kimsenin kişisel mülklü ya da tapulu malı değildir. Tamamen cemiyet yaşantısına göre büyür. Öyle ki cemiyet yaşantısına göre kelime dağarcığı büyür insanın, cemiyet yapısına göre zenginleşir ya yoksullaşır ulusal dil. Bir dile bakmak, onun parolasını çözmek cemiyetle de doğrudan ilgilidir. Bu bakımdan dil – cemiyet – insan arasında gerçekten sık bir bağ vardır. Dil, cemiyetteki jenerasyonlar arasında da bağ kurduğu için bütün anlamıyla mihenk taşıdır. Geçmişi geleceğe, geleceği diğer jenerasyonlara taşır. Ayrıca diğer cemiyetlerle uyuşmada da büyük rol oynar. Bu bakımdan dili büyüyememiş bir cemiyet de gelişmiş sayılmaz.

Dil Kavramının Ebatları

Dil kavramına tek bir pencereden bakmak onu gerçekten küçümsemektir. Yalnızca kesintisiz kullandığımız bir şey olduğu için çok fark edemediğimiz ebatları olan dile, kavramsal ebattan bakmayı bilmeliyiz artık. 

Dil – Düşünce Ebadı

Kişilik hakikatinde dilde saklıdır zira bir fert kendisini ancak dil ile ifade eder. Düşünceler, muhakkak oranda dilin yapıtıdır. Geçmiş, gelecek, şimdi, bilgi ve hayat sürdürme dil olmadan ihtimalsizdir. Bu arada sarihlik getirmek gerekir ki dilden maksadım yalnızca konuşmak değildir. Sağır ya da dilsiz bir insan da kendini ifade etmek zorunluluğundadır; zati işaret dilleri bu surattan vardır. Bu bakımdan bahsettiğim tüm olgular bir biçimde dili kullanan tüm insanlaradır.

Dil bilimcileri, dile ve düşünceye değişik açılardan bakmışlardır. Bazısı düşünceyi bazısı dili öne tasarıya çıkarmışlardır ama hepsinin uyuşma noktası dil ve düşüncenin sıkı bir ilişki içinde olmasıdır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en ehemmiyetli özelliğin dil olduğunu düşünürsek dilin gelişiminde düşünceyi, beyin kasırgasını, bilgi aktarımını görürüz. Bu bakımdan şunu desek çok da yanlış yapmış sayılmayız: Dil düşüncenin evidir.

Dil – İnsan Ebadı

İnsan dil olmadan, kendisini ifade etmeden var olamaz. Havanların da buna eş bir sistemi vardır. Doğadaki her varlık bir biçimde birbiriyle ilişki içindedir ki bunu da yapan şey iletişimdir.

Dil insanlar arasında irtibatı sağladığı için evet gayet ehemmiyetlidir ama daha ehemmiyetli bir işlevi de insanlar arasında ortak duygu ve düşünceler oluşturarak onlara bir cemiyet yardımı oluşturmasıdır. Bu bakımdan da halk olmanın cemiyet olmanın şartlarından birisi dildir.

İnsan dili sayesinde düşünme ve idrak özelliğini kazanır. Dil ile bağlantı; ile bilgi aktarımı dolayısıyla idrak özelliği büyür.

Dili İdrak Etme Ebadı 

İnsanlar dış dünyayı duyu uzuvları ile algılar ve anlar. Beş duyu uzvumuz bize bu surattan affedilmiştir. Dünyayı idrak eden insanın zekâsında bir biçim alana kazanç; buna kavram denir. Kavramlar ise dille ifade edilir. Başka Bir Deyişle insan idrak ettiği dış dünyayı diğer insanlara dil aracılığıyla anlatır. Bu anlatım bilimsel gelişimin esasıdır hakikatinde zira bilim ancak birikimle büyür. Birikim için de kavramların dil ile gelecek jenerasyonlara aktarılması gerekir.

Türk cemiyeti görme duyusuna diğer uluslardan daha sadıktır. Hatta bakmak ile görmek arasında kırmızı bir hat sürükler. Her insan bakma eylemini kendi içinde paradigma olarak yapar. Başka Bir Deyişle herkes bakılan şeyde aynı şeyi görmez. Bu bakımdan bir “kedincelik” vardır. Kendince olan bakış açısı başkasıyla dil aracılıyla paylaşılır ve böylece büyüme sınan olgunun ilk kıvılcımı alana çıkar.

Dil – Simge Ebadı

Dil uyuşma ve bağlantı taşıtıdır bu bakımdan bir hayli bireyin usuna direk konuşma kazanç. Oysaki konuşmaktan ötedir bağlantı.  Son asırlarda oldukça popüler olan beden dili de bir bağlantı şeklidir ama elbette ulusal dilden daha âlemseldir. Yalnız beden dili de bir sistemdir ve simgelerden alana kazanç. Bütün de bu noktada abeceden bahsetmek gerekir ki abece dilin sistemleşmiş simgeleri olarak tanımlanır.

Dilin simgeleri de vardır. Neticede bağlantı, akdikeni – yollayıcı – kanal ve iletiden oluşur. Kanal, illa ki konuşmak ya da yazmak olmayabilir. Misalin trafik levhaları özel simgelerle irtibatı sağlar. Sanat dediğimiz olgu da aynı kumpastadır. Bir fotoğraf bize ileti iletebilir.

Renk ve nesnelerin de insanlara bir şeyler ifade ettiği de kaçınılmazdır. Misalin yeşil doğa, mavi huzur, kırmızı aşk – cinsellik – asabilik gibi şeyleri ifade eder. Çiçeklerin de kendine göre anlamları vardır : gül ve karanfil aşkı çağrıştırır,papatya masumluğu ve saflığı gibi..

Velhasıl kelam, dil denilen olgu daha hakkında binlerce yazı yazılacak kadar geniş ve ehemmiyetli bir mevzudur. Bu bakımdan dil kirlenmesini, bozulmaları güzel karşılamak başlı başına yaratılışa hıyanettir.