Son Haberler

Dilde ve Felsefede Yapısalcılık Nedir?

-
Eylül 9, 2022
Dilde ve Felsefede Yapısalcılık Nedir?

Reeli bulmanın değişik bir yolu, 20.asra damgasını vuran bir kavrayış.. Dilde başlayarak öbür insan bilimlerine sıçrayan bir düşünce sistemi..

Dilde ve Felsefede Yapısalcılık Nedir?

Ferdinand de Saussure tarafından verilen Genel Dilbilim derslerindeki düşüncelerin, talebeleri tarafından toparlanıp bir ders kitabı haline gelmesi ve bu derslerde işlenen “temele inme” mottosunun yayılması ile başladı yapısalcılık.. Zati, Saussure bu dersleri 50 yaşında vermeye başlamıştı ve akademik yaşamının en yararlı çağında idi ve zati anlattıklarını bizzat uyguladığı için bu kadar biliniyordu. Ona göre, bir şeyin temeline inmeden tanıtmak ya da tanımak imkansızdı ve Saussere için temel, yok olduğunda analiz alanını başıboş ve köksüz, anlamsız bırakan şey idi. Evet, yirminci asra damgasını vuran düşünce, dilbilim alanında ortaya çıkmış ve sanattan, edebiyata, tiyatroya, plastik sanatlara; kısaca insan ile alakalı olan her şeye yeni bir yaklaşım getirmişti. Biz bu yazıda, evvel yapısalcılığın çıkış noktası olan dilde yapısalcılığı daha sonra da felsefe de yapısalcılığı anlatacağız. Yalnız evvel, yapısalcılığın bir yöntem mi yoksa öğreti mi olduğunu kavramaya çalışacağız.

Yapısalcılık Bir Yöntemi mi Yoksa Öğreti mi?

Bu soruyu sormadan evvel bu yöntemin babası olarak tabir edilen Ferdinand de Saussure’nam bu mevzuyu nasıl değerlendirdiğini bilmek gerekli.. Ferdinand de Saussure, Hint- Avrupa dilleri üzerine çalışırken, onun bilim dünyasında tanınmasını sağlayan bir yazı kaleme aldı ve ilk kere o yazıda en basit biçimde, temele inme yöntemi diye açıklayabileceğimiz yapısalcılık yöntemini kullandı. Daha sonra bu yöntemi geliştirdi ve dilbilim dünyası için, bir nevi harita gibi harekât görecek hale getirdi. Bu yöntemi de talebelerine öğretti. Bu bakımdan, yapısalcılık birkaç sene sonra unutulacak ya da yerini başka balakaların alabileceği bir öğreti değil; üzerine yeni şeyler ilave edilerek daha da büyüyen bir bilimsel araştırma yöntemi haline geldi. Yapısalcılık bir yöntemdir, bir felsefe ya da öğretim; kısaca bir balaka değildir. Bu görüşe J. Piaget ve Levi Strauss da katılır..

Türk akademisyenlere baktığımızda, bu mevzuya değişik bir bakış açısı getiren şahıs Adnan Onart’tır. Adnan Onart, yapısalcığı 3 istikametten değerlendirir: Yöntem olarak, ideoloji olarak ve moda olarak.. Yöntem açısından bakarsak da yapısalcığı o da bir yöntem olarak kabul eder ve bu yöntemin, geleneksel yöntemden bambaşka bir şey geliştirdiğini kabul eder. Yapısalcılığın reel başarısının da zati bir yöntem olarak hemen hemen tüm bilimsel alanlarda kullanılması olduğunu dile getirir.

Yeniden Onart’ın tabiri ile yapısalcılık bir “misal bilim sayma akımı”dır. Başka Bir Deyişle bir bilim dalında, bir yöntem büyür ve o yöntem tüm bilim alanlarında kullanılır. O zaman bu vaziyet , misal bilim sayma akımı olarak değerlendirilir. Yapısalcılık, 19. yy başı ve 20. yy için bir misal bilim savı idi ve bu misal bilim savı, dilbilim alanında ortay çıktı.. Bu yöntemin en kısa ve tabii en dar kapsamlı tanımı Onart’ın da dediği gibi ya analiz alanının yapısını ortaya koymak ya da mevzunun yapısına ışık yakalamak olarak yapılabilir Aslında, bu vaziyet en çok matematik alanında işe yarıyor. Önermeler manasında, nesnelere ortak isimler vererek bu ortaklıkların yapısı oraya çıkıyor. Misalin, p V q ; p ->q sembollerine sonsuz sayıda önerme ilave ederek önermelerin ortak noktaları bulunabilir..

Yapı Nedir?

Yapısalcılığın ne olduğunu kavramak için evvel yapının ne olduğunu kavramak gerekli. Yapı kavramı, üzerine yazılar yazılacak, kitaplar yazacak kadar ehemmiyetli bir mevzu. Bu bakımdan, bizim burada yazacağımız tanım, çok genel bir tanım olacaktır. Bu mevzuda daha detaylı balaka isteyenler, Adnan Onart’ın bibliyografi bvefatında anılan yazısini okuyabilirler..

Evvel eksantrik bir balaka ile başlayalım, yapısalcılığın fikir babası olan Saussure, Genel Dilbilim Dersleri isimli kitabında daha doğrusu kendisinin vefatından sonra derlenen kitabında yapı ya da temel gibi bir terim geçirmez. Terimlerinde yapı yerine dizge geçer ki zati bu mevzuya öbür başlıkta gireceğiz. Saussure, her ne kadar yapı terimini anmasa da izlenen yöntemler ile onun “mevzunun temeli” derken ne demek istediğini kavramamızı sağlıyor.

Saussure, her kavramı karşıtı ile kavramak ve anlatmak gibi bir tavır sergiliyor. Belki de bu bakımdan yapı da bütünsellikle açıklanabilir. Yapı zati reel anlamında, merkezdeki öge demektir ama yapı kendi içinde bir bütünsellik yaratır. Bunu, alanım olduğu için dil açısından anlatmaya çalışayım.. Sözcükler, tümcenin yapısıdır. Sözcük olmazsa tümce olmaz. Aynı keza, heceler de sözcüğün temelidir; hece ise harfler olmadan var olamaz. Ama dil, sadece seslerin anlamsızca bir istifi değil sesler arasındaki anlam ilişkisine bağlı bir bütündür. “Yapı, bütünselliği olan bir kumpas” demiştir Onart ve haklıdır da.

Sosyolojik açıdan bakarsak, yapı ancak kendisinden başka ögeler ile birlikte başka bir deyişle bir toplulukla ortaya çıkıyor. Cemiyet belki bireylerden oluşabilir ama bir yerden sonra cemiyetin kendi şahsiyeti ve yapısı alana çıkıyor. Cemiyet, bir bütün oluyor ve bireylerin bu cemiyet yapısını değiştirmesi bazen muhtemel olmuyor. Aynı vaziyet dil için de geçerli. Dil, insanlar için değil; insanların irtibat kurması için var. Bireyler, kendi aralarında uyuşmak için dili kullanıyor ama dil, zamanla cemiyetin değişmez bir yapısı oluveriyor. Tek bir birey, bu gidişatı değiştiremiyor. Peki neden? Neden, kendi oluşturduğumuz yapıyı deviremiyor ya da değiştiremiyoruz?

Bunun cevabını da dil üzerinden verelim. Misalin biltihapçı sınıfa giden bir çocuk, dili kullanarak ailesiyle, çevresiyle uyuşup irtibat kurabiliyor. Ama aslına bakarsanız o çocuk dili bilmek ! için mektebe gidiyor. Çocuk, dildeki kaideleri bilmeden, gramer bilmeden çok rahat irtibat kurabiliyor, bunu dilin kaidelerini farkında varmadan yapıyor. Mektep, sadece dilin kaidelerini fark ettiriyor. O zaman, yapı, Onart’ın da dediği gibi, hem birey için var hem de onu etkisiz ve anlamsız kılıyor. Üstelik bilinçli olma işlevini de işlevsiz hale getiriyor. Zira yapı sınan ögelerin tek başlarına bir anlamı yok; onları anlamlı kılan DİZGE. O halde, bireyin de tek başına anlamı yok; ehemmiyetli olan cemiyet. Dil yapıları da böyle. Birbirlerine tersler, yer yer de benzerler ama bu sayede de anlamlı bir birlik oluşturuyorlar ve biz birlikteliği kavrıyoruz, tek tek ögeleri değil.. Bu yapıların ise en ehemmiyetli işlevi bağlantıyı sağlamak…

Yapı ya da Yapısalcılıkta Tarih Ne Kadar Ehemmiyetli?

Yapı ya da yapısalcılık, tarihi bir gidişatı umursamaz; daha doğrusu böyle bir gidişatı değerlendirme gereği dinlemez. Anlamlandırma ve bireyler arasındaki bildirişim için sözcüğün geçmişine gerek dinlemezler.. Bir yapıyı kendi zamanı içinde anlamlı sayarlar. Eş zamanlı bir yaklaşımları vardır.

Bu vaziyet sadece tarih için geçerli dersek, haksızlık etmiş oluruz. Yapısalcı kavrayış, şayet bir vaziyet ya da hadise açıklanacaksa, sadece onu araştırmaya eğilimliler. Bu gidişatı ya da hadiseyi başka bir müessese, hadise ya da vaziyetle kıyaslamazlar. Aslında onlar, genel yapıyı tahlili uygun buluyorlar.. Bu sayede de onlara yeni bir yöntem ortaya attılar diyebiliyoruz.. Tabii yeniden bireyseli umursamaları ve yarını ya da dünü değil bugünü analizsi ile bazı akımlara da karşı çıkar. Bireyi umursamamakla Sartre’nin varoluşçuluğu ve sadece anı umursamakla Marxçı yaklaşımı tamamen yalanlıyor. Bu tespiti yapan, Adnan Onart, bu tespitiyle moda olarak yapısalcılığı daha derinden araştırmıştır. Meraklısının, bibliyografideki yazıya göz atmasında fayda var..

Dilbilimde Yapısalcılık Kavrayışı..

İngilizcede structuralism sınan bu kavrayış, Genel Dilbilim Dersleri isimli eserin ortaya çıkmasıyla yaygınlaştı. “FERDİNAND DE SAUSSURE KİMDİR” isimli yazımızda, bu mevzu hakkında konuştuğumuz için burada yine bahsetmeyecek; sadece yöntemi tartışacağız. Göstergebşehrimin ne olduğu hakkındaki balakayı da “Göstergebilim Nedir” aldı başka bir yazıda, yakın zamanda araştıracağız..

Yukarıyada da belirttiğimiz gibi Saussure yapı sözcüğünü hiç geçirmemiştir Genel Dilbilim derslerinde. Ama anlattıkları ve derslerinin genel yapısında ne demek istediği sarih ve nettir. Peki, Saussure bu sonuca varacak hangi terimi kullanmıştır?

Onart’ın deyişi ile “yapı kavramına çok yakın bir sözcük”; dizge. Dizgeyi, sistem diye çevirenler de var. Saussure’e göre, dil canlı bir varlık değil; bir sistem. Sadece sözcüklerden oluşan bir istif değil; dil ögeleri birbirleri ile ilişkileri var. Dilin, bir sistem olarak görmek, kendi başına bir devrimdir o zamanlar..

Saussure, neden bunun bir yenilik olduğunu, kendi görüşünden evvelki dil görüşlerini açıklayarak kendisinin nasıl bir yenilik getirdiğini anlatır.. Öncelikle, bugün, hala mekteplerde “doğu – yanlış” diye anlatılan ve dile haddi olmayarak dil kaideyi koymaya çalışan en ilkel çalışma cinsi dilbalakasi başka bir deyişle gramer hakkında konuşur. Dilbalakasi için Saussure şu tümceleri sarf eder:

“Evvelleri, dilbalakasi” ismiyle anılan çalışmalar yapıldı. Eski Yunanlılar’ın başlattığı, özellikle de Fransızların sürdürdüğü bu analiz anlama dayanır, doğrudan doğruya dile ait bilimsel ve fayda gözetmeyen her türlü görüşten yoksundur. Yalnız, doğru biçimleri yanlış biçimlerden ayıracak kaideler koymayı emeller. An gözlemden son derece uzak, görüş açısı da ister istemez dar kaideci bir batır.” 

F. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri; Biltihapçı Bvefat Dilbilim Tarihine Kısa Bir Bakış, s.27

Türkçemizde betikbilim olarak da bilinen filolojiye kazanç sıra. Betik, kitap, yazılı bir şey demek. Bu bakımdan betikbilim diyoruz ki betikbilim, yazılı dili inceler; büyük şairlerin, edebiyatçıların bize bıraktıklarını. Sanat ve edebiyat incelenmeye değer kısaca. Saussure bu gidişatı da şu biçimde tenkit etir:

“Yazılı dile çok bağlı kalarak yaşayan dili unutuyor bu tenkit; Yunan ve Latin İlkçağının dışına da hemen hemen hiç çıkmıyor.” 

F. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri; Biltihapçı Bvefat Dilbilim Tarihine Kısa Bir Bakış, s.28

Saussure, karşılaştırmalı dilbilim dalına genişçe, en azından dilbalakasi ve betikbilimden filolojiden daha fazla yer verir ismi geçen eserinde. Bu mevzuda yapılan çalışmaları sayar ama daha sonra bu bşehrimin, bilim olma gereğini yerine getirmediğini şu sözlerle gözler önüne serer:

“Bu mektep yeni ve yararlı bir alan açmayı, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bicimde başarmış olmakla birlikte, reel dil bilimini kuramamıştır. Zira araştırdığı mevzunun öz kalitesini ortaya koyma sorunuyla hiç ilgilenmemiştir. Oysa, bu ilk operasyonu hakikatleştirmeden bir bilim kendine özgü bir yöntem oluşturamaz” 

F. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri; Biltihapçı Bvefat Dilbilim Tarihine Kısa Bir Bakış, s.30

Saussure ise yapısalcılığın temelinde, bir yöntem olduğunu sarih sarih söyler. Eskilerden gelen yazarların dillerini değil de manavın, bankacının dilini inceler. Tarihsel iz sürmenin de emin sonuçlar vermeyeceğini söyleyerek zaman kısıtlamasını da “an”a indirir. Ve Saussure, en ehemmiyetli şeyi yapar, dilbiliminin mevzusunu belirler.

Saussure ve Onun Dili Analiz Yöntemi

Aslında, Saussure en genelleyici biçimde dili inceler. Kavramlarında da bunu kavrıyoruz. İnsanların, rastgele bir zihinsel ya da fiziksel bir kayıp yaşamadıysa, sahip olduğu şeye Saussure, DİL YETİSİ diyor. Dil yetisi çok genel bir kavram ve insanların belirli emellerle bildirişim içinde olmasını sağlıyor. Bu kadar kapsamlı bir şey de elbette kendi içinde ayrıma gidiyor:

DİL : İnsanların birbiri ile irtibatta kalmasını sağlayan şey. Hatta bir nevi bir lüzumluluk zira birey, şayet sağlıklı ve bütün bir irtibat kurmak istiyorsa dili kullanmak zorunda.
SÖZ : Dilin içindeki seçeneklerdir. Birey, bir şeyi iletmek için dili kullanmak zorundadır ama dilin içinde de seçenekler vardır.

Bu gidişatı bir misalle kavrayalım: A şahıssi, B şahıssine kızdığını söyleyecek. En genel olan dil ögesi “Sana agresifim/kızdım” olur ama şahıs kendi duygu ve balaka vaziyetine göre agresifliğini değişik biçimlerde anlatabilir: “Sana o kadar agresifim ki seni öldürebilirim” “Başımdan duman çıkıyor” “Sinirden kendimi ayrılacağım” gibi. Tabii siz diyeceksiniz ki dil ile söz ayrımı bu kadar net nasıl oluyor? Elbette yevmiye yaşamda dil ve söz ayrımı bu kadar net değil ama dil tahlillerini daha net hale getirmek için Saussure, dil – söz ayrımını yapmıştır.. Ve bunu da şu biçimde sarihler:

“ Dili sözden ayırmak demek: 1. Cemiyetsal olguyu bireysel olgudan; 2. Temel olguyu ikincil, az çok da rastlantısal kaliteli olgudan ayırmak demektir”

 F. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri; Biltihapçı Bvefat Dilbilim Tarihine Kısa Bir Bakış, s.43

Bu ayrımdaki “ehemmiyetli – önemsiz” sıfatlarını değerlendirirken, biraz daha derin düşünmeliyiz. Dil ehemmiyeti söz önemsiz ya da söz ehemmiyetli dil önemsiz denmiyor elbette. Sanıyorum ki burada, dilin bir sistem olduğunu anımsamak gerekli.. Saussure, tek tek sözcüklerin bir ehemmiyeti olmadığından söz eder; zati sözcükler tek tek gerçekten de önemsizdir. Onları ehemmiyetli yapan dil sisteminde değerlendirilmesidir.

Kısaca, göstergebilime giriş için Saussure manasını bu biçimde bilmek yeterli. Daha sonraki yazımda göstergebşehrimin ne demek istediğini anlatmaya çalışacağım. Yalnız, alakalısine anekdot, bu tanımlar ve yazı tabir-i caizse tavşanın syatılın suyudur. Burada, anlatılmak istenen, bir bütünün çok ufak bir parçasıdır; yazının emeli, meraklısına bir dibace sunmaktan başka bir şey değildir..

Saussure Sonrası Yapısalcılık

Saussure, bir temel atmıştır. Zati vefatından sonra bu yöntemi bilim dünyasına tanıtılmıştır; bu bakımdan da kendisinden sonra nasıl bir metamorfoz olduğunu görememiştir. Ama ondan ayrı düşündüğünü söyleyen bilim adamları bile ondan bir şeyler almıştır. Adnan Onart’ın belirttiği benim de desteklediğim gibi bir çığır açtığı Chomsky bile bu kümeye dahildir.

Saussure ve yapısalcılık müesseseyi, vefatından sonra çok dallanmış, gelişmiş ve evrilmiştir. Dilbiliminden dem vurursak, pek çok yapısalcı mektep açılmıştır. Bunların en başında Prag Mektebi vardır. Daha sonra Fransa ve Amerika’da ortaya çıkan işlevsel dilbilim mektepleri de belirli noktalarla yapısalcılık güdümlüdür. Bu okulları Dilbilim Ekolleri ve Dilbilim Tarihi isimli yazımda işlediğim için yine anlatma gereği dinlemiyorum. Ama Saussure sonraki yapısalcılıkta Amerikalı dilbilimci Bloomfield ve Harris ehemmiyetli bir alanı işgal eder. Yalnız, bu özellikle Bloomfield, tek başına bir yazıyı hak eden birisidir. Bu bakımdan, kendisi, tek başına işlenecektir.

Felsefede Yapısalcılık

Bu başlığı, rastgele bir sosyal bilim alanındaki yeniliği, sürekli felsefe ile ilişkilendiren sorulara cevaben yazdım.. Paris’te moda ideolojiler vardı, Onart’ın da söylediği gibi. Bir yarıyıl Varoluşçu gençler türediği gibi moda olan akım yapısalcılık olunca aynı vaziyet yapısalcılık için geçerli oldu. Oysa yapısalcılık, en çok matematik, sanat ve edebiyat alanında kendini hissettirdi. Hatta yapısalcı bakış açısı, psikanaliz alanında da kullanıldı. Bu gidişat da, felsefede nasıl kullanılmaz naralarının atılmasını sağladı.

Yapısalcılık, öbür sosyal ve fen bilimlerinde olduğu gibi felsefeye bir yöntem verdi mi münazara mevzusu. Bir edebiyat ya da matematik gibi felsefede net bir yaklaşımdan söz edemiyoruz ama eminiz ki son zamanlarda bu mevzuya eğilen değerli akademisyen ve analistler, bu mevzuda çalışmalar yapacaktır..