Son Haberler

Deniz Ticareti Hukuku Nedir?

-
Eylül 3, 2022
Deniz Ticareti Hukuku Nedir?

Bu yazımızda geminin tanımı, ticaret gemisi olma, gemi eklentisi ve bütünleyici parçası, bağlama limanı Türk gemisi olma ölçütleri, bayrak sürükleme hakkı ve gemilik niteliğinin kazanımı ile kaybı kavramlarını araştıracağız.

Deniz Ticareti Hukuku Nedir?

Deniz ticareti hukuku Türk Ticaret Kanunu’nun beşinci kitabıdır.

Deniz ticareti hukukunu genel olarak belirleyecek olursak; gemiler ve gemilerin denizde seyrüseferine ait yasal harekâtları tertip eden hukuk dalıdır. Kendi kapsayasında sekiz bvefata bölmüş gidişattadır. Türk Ticaret Kanunu anlamından geminin ne olduğunun bilinmesi ehemmiyet talep eder. Zira Türk Ticaret Kanunu içerisindeki tanıma uymayan gemiler bakımından bu kanun kararları uygulanmaz. Öncelikle donatan kimdir sualiyle karşı karşıya kalırız. Donatan gemisini deniz ticaretinde hasılat elde etme kastıyla işleten kimsedir. Dolatanın belli mesullükleri vardır. Bu mesullükler hem Türk Ticaret Kanunu’nda hem de beynelmilel kontratlarla tertip edilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu madde 931/1- Tahsis edildiği emel, suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek ufak olmayan her taşıt, kendiliğinden hareket etmesi olanağı bulunmasa da, bu Kanun bakımından “gemi” sayılır.

/2 Suda ekonomik çıkar sağlama emeline tahsis edilen veya fiilen böyle bir emel için kullanılan her gemi, kimin tarafından ve kimin ismine veya hesabına kullanılırsa kullanılsın “ticaret gemisi” sayılır.

Bu maddedeki ‘su’ sözcüğü tenkit etilen bir kelimedir. Su ile denizin değişik olduğu tenkidi doktrinde çokça vardır. Daha Öncekinden gemiler bakımından iç su gemisi ve deniz gemisi ayrımı vardı ama kanunun bu tanımından dolayı artık böyle bir ayrım kalmamıştır. Yeniden de iç sulardaki taşıma işlerine ait olarak hazırlanmış olan idaremeliklerde iç su gemisi kavramından bahsediliyor. Buradan çıkarılacak netice ise; su sözcüğünün kullanılması yanılgıdır ancak bunun neticeyi olarak artık gemilerle alakalı tasnif yaparken iç su gemisi, deniz gemisi ayrımı yapma bahtı ortadan kalmıştır. Kanun devamında ‘suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan’ diye bahsetmiştir. Yüzme özelliği yeniden tenkit mevzusu olan bir kullanımdır. Zira gemiler değil insanlar yüzer gibi bir terminolojik olarak yanlış kullanım olduğundan bahsedilir. O surattan hareket etmesi ve yüzme özelliğinin bulunmasının her ikisinin de temelde aynı kavram olduğu bahsedilir. Burada suda hareket etmesinden maksat seyrüseferde bulunması anlamını taşıyacaktır. Seyrüseferde bulunmasından maksat ise geminin yolcu veya eşya taşımak için belirli bir noktadan öteki bir noktaya tasarılı ve organize bir biçimde ilerlemiş olmasıdır. Maddede bahsedilen ‘pek ufak olmayan taşıt’ tabirinden bahis ise olağan deniz risklerine karşı koyabilecek büyüklükteki vasıtalardır. Burada taşıt sözcüğü kullanılması biçim hakkında bir düşüncemizin olmayacağına işarettir. Bazı yazarlar banal gemi biçiminin olması gerektiğinden bahseder, bazıları ise bu görüşe karşıdır. Çoğunluklu görüş banal gemi biçimini aramaz, yeter ki kanundaki tanıma uysun. Bu surattan maddede taşıt sözcüğü kullanılmıştır. Kanunumuzun tabiriyle deniz vasıtalarının kendiliğinden hareket olanağı olmasa da gemi sayılabileceği güzergahındadır. Başka Bir Deyişle bir deniz vasıtayı öteki şartları sağladıktan sonra deniz üzerinde bir başka faktör sayesinde de hareket edebilse gemi olarak sayılabilir. Maddemiz geminin tahsis edildiği emel unsuru bahsini ortaya koymuştur. Bu gemilik niteliğinin kazanılıp kaybedilmesiyle alakalı bir vaziyettir. Bir taşıtın gemilik niteliği olup olmadığından bahsedilebilmesi için tahsis edildiği emelden bahsedilmesi gerekir. Belirtilen vaziyete göre geminin suda hareket etmesini gerektiren bir emele tahsis edilmesi gereklidir. Bunu açıklamak için misal olarak suda sabit duran lokanta gemilerini veya sabit otel gemilerini misal verebiliriz. Bu gemiler suda hareket etmezler oldukları yerde kalırlar. Bu gemilere Türk Ticaret Kanunu anlamında gemi diyemeyiz. Zira bu gemilerin suda hareket etme emeli yoktur ve tahsis edildiği emel unsurunun koşulunu yerine getiremezler. Tartışılan vaziyet ise petrol arama platformları ve yüzer havuzlardır. Daha evvelleri petrol platformlarının münazara mevzusu içerisinde olmasının sebebi biçimi itibariyleydi ama artık biçim mevzusunda yukarıyada da açıkladığımız sebepten dolayı bir münazara kalmamıştır. Bunlarla alakalı yeni münazara mevzusu ise tahsis edildiği emel unsurudur. Bunların emeli denizde seyrüsefer etmek midir yoksa bir yere götürülüp oraya sabit bırakılması mıdır meseleyi ortaya çıkmıştır. Petrol platformlarıyla alakalı olan münazara gemi sayılmayacağı biçiminde sonuca erişmiştir ancak yüzer havuzlarla alakalı olan münazara hala devam etmektedir.

Gemi taşınır mülk mıdır yoksa taşınmaz mülk mıdır suali çok ehemmiyetlidir. Kural olarak gemi patentli olsun veya olmasın bütün gemiler taşınır mülktür. Sicile patentli gemiler hakkında İcra flaş Kanunu kararlarına göre ve Medeni Kanun’un belirli maddelerine göre taşınmaz mülk kararları uygulanır. Bu kanunlara göre taşınmaz mülk kararlarının uygulanmasının sebebi kıymetlerinin çok yüksek olması ve bu surattan taşınmaz kararlarına layık görülmesidir.

Türk Ticaret Kanunu madde 931/2’de ‘ekonomik çıkar sağlama emeli’ demiştir. Bundan gaye ticari emel sağlamaktır. Başka Bir Deyişle bir geminin ticaret gemisi olabilmesi için o geminin sudaki seyrüseferinde ticari hasılat elde etme emeli gütmesi gerekir. Bu emel doğrultusunda hareket edip hasılat elde edememesi onun ticaret gemisi olduğu güzergahında bir mani teşkil etmez. Madde devamında ‘veya fiilen böyle bir emel için kullanılan her gemi’ demiştir. Ticaret gemisi dışındaki gemilerde emel kar elde etmek değildir. Misal üzerinden gidecek olursak bilimsel araştırma emeliyle denizde seyrüsefer eden gemilerin ticari hasılat elde etme emelleri yoktur. Açıklayacağımız vaziyet karşısında ikili bir görüş vardır. Bcerahatçi görüşe göre bilimsel araştırma yapan gemi İstanbul’daki limanda durduğunda bir tacir kendi mülklerini o geminin rotası üzerinde olan Mersin limanına götürmesini istedi ve karşılığında fiyat ödedi ise bu görüşe göre bu gemi banalde ticaret gemisi değildi ama para karşılığında böyle bir iş yaptığında bir hasılat elde edecek, o surattan bu görüş yalnızca o seferlik o gemiyi ticaret gemisi olarak kabul eder. İkinci bir görüş ise bu vaziyet tamamen tesadüfi bir vaziyet ise o gemiye ticaret gemisi denmemesi şayet bunu belirli bir tasarı doğrultusunda ve belirli zamanlarla yapıyorsa o zaman ticaret gemisi niteliğinde olması gerektiği görüşündedir.

Geminin ticaret gemisi olup olmaması uygulanacak kararlar bakımından çok büyük ehemmiyet talep eder. Türk Ticaret Kanunu ticaret gemilerine uygulanır. Bazı vaziyetlerde öteki gemilere de Türk Ticaret Kanunu’nun bazı kararları uygulanabilir.

Türk Ticaret Kanunu madde 931/2’de ‘kimin tarafından ve kimin ismine veya hesabına kullanılırsa kullanılsın ticaret gemisi sayılır.’ ifadesi kullanılmıştır. Başka bir mevzudan yola çıkarsak tüzel şahıs tacirler bir ticari firma işletirlerse tacir sayılırlar. Belediyeler, şehir özel yöneti için ve bazı dernek, vakıflar için ayrım yapılması gerekir. Dernek ve vakıflarda kazancının yüzde elliden aşırısını vermiş ve Bakanlar Heyeti tarafından da kamuya has vakıf ya da dernek olarak kabul edilmiş olan vakıf ve dernekler ticari firma işletseler bile tacir sayılamazlar. Bizim mevzumuzu da benzer biçimde değerlendirmek olasıdır. Maddemiz kimin tarafından ve kimin ismine veya hesabına kullanılırsa kullanılsın diye bahsediyor ama bu biçimde kabul edilmeyecektir. Başka Bir Deyişle bahsettiğimiz tüzel kişiler tarafından tamamen kamu hizmetine müteveccih olarak işletilen gemileri ticaret gemisi olarak kabul etmeyeceğiz. Tamamen devlete ait olan gemiler, misalin sağlık hizmeti veren gemiler ya da erişim hizmeti veren gemiler yada eğitim hizmeti veren gemiler yeniden tamamen kamuya has hizmet vermiş oldukları için bunları artık ticaret gemisi olarak kabul edemeyeceğiz. O surattan da maddeden bahisle kime ait olursa olsun sorunu bir münazara mevzusu yaratacaktır. Burada gemi derneğe veya vakfa ait olabilir ama bunlar kamuya has dernek veya vakıf iseler ticaret gemisi olarak kabul edilmeyeceklerdir. Donanmaya bağlı gemiler, münhasıran bir kamu hizmetine tahsis edilmiş devlet gemileriyle öteki kamu tüzel bireylerine ait olan gemiler de ticaret gemisi olarak değerlendirilmeyeceklerdir. Aynı biçimde ticaret gemilerinin denizde bir çıkar elde etme emeliyle işletilmesi gerektiği için tamamen sevinci olarak tahsis edilmiş olan gemiler, misalin yatlar veya bilimsel araştırma yapan gemiler veya kütüphane gemileri ticaret gemisi olarak değerlendirilemeyecektir. Yalnız bu gemiler bile olsa bunların sabit olmaması gerekir. Aksi taktirde gemilik niteliğini kazanamamış olacaklardır.

Geminin eşya kaliteyi bakımından gördüğü kabul birleşik eşyadır. Bu birden fazla kendi başına özelliği olan eşyaların bir araya gelerek yeni bir eşya oluşturmasıdır. Gemiler de bu biçimde gerçeklerini oluştururlar. Bunun dışında bütünleyici parça mütemmim cüz ve eklenti teferruat kavramları da gemilerde vardır. Her ikisi içinde Medeni Kanun’un alakalı maddeleri temel alınacaktır.

Medeni Kanun madde 684/2- Bütünleyici parça, yerel adetlere göre reel şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, hasara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan dağılmasına imkân bulunmayan parçadır.

Bütünleyici parçanın özelliği hakikatinin akıbetine tabi olmasıdır. Başka Bir Deyişle geminin bütünleyici parçası geminin mukadderatına tabidir. Geminin mülkiyeti değişirse bütünleyici parçanın da mülkiyeti geçecektir. Gemiler bakımından rastgele bir parçanın bütünleyici parça olup olmadığını yeniden madde 931’deki ölçütlere göre tespit edilecektir. Parçanın çıkarılması vaziyetinde yapısının değişmesi gerekiyorsa o burada bütünleyici parça olarak kabul edilmelidir. Medeni Kanun’un alakalı maddesinde bütünleyici paça ile bahsedilen vaziyet içerisinde yerel adetler denizcilik adetleri olarak öngörülmelidir ve buna ek olarak legal unsurlar da yerel adetler kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Bunun sebebi ise denizcilik firmalarından dolayı bazı parçaları yerel adetler kavramı içerisinde teknik olarak geminin bütünleyici parçası kabul edilir ama bir ekip kanunlardan dolayı da gemide kesinlikle bulunması gereken parçalar vardır. Dolayısıyla kanunlar tarafından dayatılan kesinlikle bulunması gereken parçalar da reelinde bütünleyici parça olarak bu kavramada kabul edilecektir. Aynı mana eklenti bakımından da geçerli olacaktır. Yeniden eklenti ile alakalı değerlendirme yapılırken yerel adetler teriminin içerisinde hem denizcilik firmaları anlamında, başka bir deyişle o piyasadaki gemi bakımından olan yerel adetler ve legal tertip etmeleri göz önünde bulundurarak rastgele bir parçanın eklenti olup olunmadığına karar verilmesi gerekir. Genellikle dürbün, pusula, haritalar, ana aygıtın bazı parçaları teferruat olarak kabul edilmektedir. Misal olarak Marmara Denizi’nde sefer yapan bir gemi için harita eklenti olabilirken, Batı Akdeniz’de sefere çıkacak bir gemi için harita bütünleyici parçadır. Bu surattan yerel adetler bu parçaların eklenti veya bütünleyici parça olarak değerlendirilmesinde ehemmiyet taşır.

Türk Ticaret Kanunu madde 938- Geminin ilk Türk maliki, gemiye dilediği ismi vermekte serbesttir. Şu kadar ki, seçilen ad karıştırılmaya yol açmayacak biçimde başka gemilerin isimlerinden değişik olmalıdır.

Gemi tasdiknamesi verilmiş olan bir geminin ismi Eriştirme, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının izniyle değiştirilebilir.

Bir ayrım yapacak olunursa; gemi siciline patent edilmiş olan gemilere gemi tasdiknamesi verilir. Gemi tasdiknamesi gemilerin bayrak sürükleme hakkını kullanabilmeleri için zorunludur. Gemi siciline patent edilmemiş gemilerin rahatlıkla ad değiştirilebileceği neticesine buradan varılabilir.

Bir başka kavram olarak geminin bağlama limanı sorunu ehemmiyetli hususlardan birisidir.

Türk Ticaret Kanunu madde 946- Bir geminin bağlama limanı o gemiye ait seferlerin idarendiği yerdir.

Geminin bağlama limanı bir ticari firmanın merkezine benzetilebilir. Ticari firmanın merkezi ticari, yasal ve yönetimsel işlerin organize edildiği yerdir. Gemiler bakımından da gemi şirketinin idarendiği yer olarak düşünülmesi gerekir. Haklı olarak gemi sahipleri yoğunluklu işletmeler oldukları için, başka bir deyişle tüzel şahıs olduklarından dolayı tüzel şahısların merkezlerinden bahsedeceğiz. Tüzel şahısların merkezleri bir liman şehrindeyse bu gidişatta bir mani yoktur ve geminin bağlama limanı da orası kabul edilebilir ve oradaki gemi siciline patent edilebilirler. Buradaki reel münazara mevzusu ise tüzel şahısların merkezleri veya gemilerin yönet olundukları merkezler liman şehrinde değilse ne olacağı mevzusudur.

Türk Ticaret Kanunu madde 955/2- Bir geminin seferleri yabancı bir limandan veya bir kara kentinden yahut bizzat gemiden idarendiği takdirde, malik, gemisini dilediği yer siciline patent ettirebilir.

Bağlama limanını gemi seferlerinin yönet olunduğu yer olarak görüyoruz. Bu reel olarak yetkili duruşmanın belirlenmesi açısından çok ehemmiyetli bir husustur. Geminin sahibine, başka bir deyişle donatana karşı açılacak davalarda bağlama limanının bulunduğu yer duruşmaları yetkilidir.

Kaptanın yetkileri gemi bağlama limanına yanaştıkça sınırlanır, gemi bağlama limanından uzaklaştıkça kaptanın yetkileri çoğalır. Bunun anlamı; sarih denizlerde bağlama limanından uzak olduğu için kaptan bütün yetkili hale kazanç. Zira kaptan donatanı temsil eder. Kaptan bağlama limanına uzakta da olsa yakın da olsa konşimento düzenleyebilir, emekçilerle kontrat yapabilir. Kaptan bağlama limanına yakınken kambiyo vaadinde bulunmasının teknik olarak sınırlanması bilave edilir. Zira bu bir inanılmaz yetkidir ve bağlama limanına yanaşıldığında bunun sınırlanması bilave edilir ama gemi bağlama limanından uzaklaştıkça bu yetkiden bahsetmek tekerrür muhtemel hale gelecektir.

Geminin tabiiyeti, başka bir deyişle bayrak sürükleme hususundan kazançsak biz kendi hukukumuzda geminin Türk gemisi olmasıyla ilgileniriz. Hemen hemen her ülke gemilerin kendi bayrağını taşıması, kendi milliyetine tabii olmasını ister. Zira bu bir efor göstergesidir. Bir ülkenin bünyesinde ne kadar çok gemi varsa o oranda da güçlü olduğuna işaret eder. Madde 940 hangi gemilerin Türk bayrağı çekebileceğinden bahseder ve bir yandan da bu hakka sahip olanları için bunun bir mükelleflik olduğunu belirtir.

Türk Ticaret Kanunu madde 940- Her Türk gemisi Türk Bayrağı sürükler.

Yalnız Türk yurttaşının malik olduğu gemi, Türk gemisidir.

Birden fazla bireye ait olan gemiler;

a Hisseli mülkiyet hâlinde, hisselerin çoğunluğunun,

b Elbirliğiyle mülkiyet hâlinde, maliklerinin çoğunluğunun, Türk yurttaşı olması koşuluyla Türk gemisi sayılırlar.

Türk kanunları uyarınca kurulup da;

a Tüzel karaktere sahip olan kuruluş, müessese, dernek ve vakıflara ait olan gemiler, idare uzvunu oluşturan şahısların çoğunluğunun Türk yurttaşı olması,

b Türk ticaret işletmelerine ait olan gemiler, işletmeyi idaremeye yetkili olanların çoğunluğunun Türk yurttaşı olmaları ve işletme kontratına göre rey çoğunluğunun Türk ortaklarda bulunması, anonim ve anaparası hisselere bcan verilmiş komandit firmalarda ayrıca hisselerin çoğunluğunun üne yazılı ve bir yabancıya devrinin işletme idare heyetinin iznine bağlı bulunması, koşuluyla Türk gemisi sayılırlar.

Türk ticaret siciline patent edilen donatma iştiraklerinin mülkiyetindeki gemiler, hisselerinin yarısından aşırısı Türk yurttaşlarına ait ve iştiraki idaremeye yetkili hissedar donatanların çoğunluğunun Türk yurttaşı olması koşuluyla Türk gemisi sayılırlar.

Türk Ticaret Kanunu madde 941/1- Bir Türk gemisi, kendilerine ait olduğu takdirde Türk Bayrağı sürükleme hakkını kaybedeceği şahıslara, en az bir sene zamanla kendi isimlerine işletilmek üzere bırakılmış olursa, malikin istemi üzerine Eriştirme, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, bırakma vaktince, o ülke kanunları buna imkân sağlıyorsa geminin yabancı bayrak sürüklemesine izin verebilir. Bu izin sona ermedikçe veya kanuni sebeplerle geri alınmadıkça gemi Türk Bayrağı çekemez.

Bu maddenin bahsetmek istediği, maliki Türk olan geminin maliki gemisini bir seneliğine bir yabancıya kiraya verdiğinde bu yabancı gemiye kendi bayrağını çekebilir. Bu kira zamanının sonuna gelindiğinde Türk malik tekerrür Türk bayrağı sürüklemek istediğinde bunu kendiliğinden yapamaz. Bayrak sürükleme koşullarının tekerrürden sağlandığını kanıt etmesi ve alakalı bakanlıktan izin alması gerekiyor.

Türk Ticaret Kanunu madde 941/2- Türk gemisi olmayan bir gemi, ona Türk Bayrağı çekebilecek şahıslara en az bir sene zamanla kendi isimlerine işletilmek üzere bırakılmışsa, malikin rızası alınmış olmak, Türk mevzuatının kaptan ve gemi zabitleri hakkındaki kararlarına uyulmak ve yabancı kanunda da bunu yasaklayan bir karar bulunmamak koşuluyla, Eriştirme, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı geminin Türk Bayrağı sürüklemesine izin verebilir. Şu kadar ki, izin alan şahıs, her iki senede bir, izin için zorunlu koşulların varlığını sürdürdüğünü kanıtlamakla mükelleftir.

Türk Ticaret Kanunu madde 938/2- Gemi tasdiknamesi verilmiş olan bir geminin ismi Eriştirme, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının izniyle değiştirilebilir.

Bütün gemiler için gemi tasdiknamesi gerekli bir unsur değildir. Sicile patentli olan gemiler bakımından gemi tasdiknamesinin verilmesi gerekli bir unsur olacaktır. Ancak her geminin sicile patent edilmesi de gerekli değildir. Ticaret gemileri sicile patent edileceklerdir, bunun dışında da patent edilebilecek gemiler vardır fakat bu en genel itibariyle bir belirlemedir. Sicile patentli olmayan gemilerin Türk bayrağı sürüklemeleri hususunda da olasılıklar vardır. On sekiz gros tonilatodan daha ufak gemilerin gemi tasdiknamesi olmaksızın Türk bayrağı çekebilmeleri olasıdır. Yeniden münhasıran spor, gezinti ya da ilmi araştırmalar yapan gemilerin de Türk bayrağı çekebilmesi olasıdır. Ayrıca birde bayrak şehadetnamesi denilen bir kavram vardır. Bu terim de bayrak sürükleme hakkı ile ilgilidir. Bayrak şehadetnamesindeki vaziyet gemi tasdiknamesinden biraz daha değişiktir. Misal verecek olursak, yabancı bir ülkede inşa edilen ve bir Türk’e satılacak olan geminin Türkiye’ye gelebilmesi için yeniden bir Türk konsolosluğu tarafından ona bir bayrak şehadetnamesi verilir ve o gemi buna katlanarak Türk bayrağı çekebilir. Bahsettiğimiz vaziyetin biçiminde de büyümesi olasıdır. Başka Bir Deyişle yabancıya satılacak gemi Türkiye’de inşa edilip o yabancı ülkeye götürülecek ise alakalı bakanlıktan alınacak olan bayrak şehadetnamesi ile varış ülkesine kadar Türk bayrağı buna direnilerek çekilebilir. 

Gemilik Niteliğinin Kazanılması ve Sona Ermesi

Gemilik niteliğinin ne zaman kazanılacağı ile ilgili doktrinde süregelen münazara vardır. Bir görüşe göre; gemi inşa edilip ardından suya indirildiği zaman gemilik niteliğinin başlayacağı güzergahındadır. Öteki bir görüşe göre ise geminin suya indirilmesine gerek yoktur. Gemi inşa edilip gemilik kabiliyetini kazandığı müddet kabul edilir. Başka Bir Deyişle geminin kızaktayken de gemilik niteliğini kazanabileceği görüşündedirler. Çoğunluk olarak ikinci görüş ağır basmaktadır. Türk Ticaret Kanunu açısından bir taşıtın gemi olarak değerlendirilmesinde en temel unsur denizde hareket eden bir vasıtaya tahsis edilmiş olmasıydı. Dolayısıyla burada en ehemmiyetli kriter geminin malikinin istemidir. Zira gemi inşa edilsin edilmesin, şayet o gemi sabit olarak kalacaksa zati gemilik niteliğini hiç kazanamayacaktır. Ancak malikin istemi kesin ise ondan sonra bu kısmın tartışılması daha sağlıklı olacaktır.

Gemilik niteliğinin kaybı sorununda ise üç çeşit hal vardır. Birisi yukarıyada da bahsetmiş olduğumuz denizde hareketi gerektirmeyecek bir emele tahsis edilmiş olmasıdır. Bu gemilik niteliğinin tamamen kaybedileceği anlamına kazanç.

Gemi kurtarılamayacak biçimde batarsa, tamir kabul etmez hale kazançsa ve denizde hareketi gerektirmeyen bir emele tahsis edilirse, bu üç gidişattan rastgele bkocaman mevzubahisi olursa gemi gemilik niteliğini kaybeder.

Kurtarılamayacak biçimde batması ve tamir kabul etmeyecek hale gelmesi gidişatı araştırılacak olursa; reelinde bu ikisi birbirine benzemektedir. Zira kurtarılamayacak biçimde batmış gemi zati tamiri de kabul etmeyen gemi biçiminde kendisini gösterecektir. Değişik olarak bir tanesi için tamamen batmıştır ve battığı yerden çıkarılması muhtemel değildir veya battığı yerden çıkarılsa da denizin üzerinde durabilmesi muhtemel değildir. O kesinlikle başka bir taşıt tarafından taşınacak haldedir. Tamir kabul etmeyen gemi için de tamamen enkaz haline gelmiş gemi açıklaması yapılabilir.