Son Haberler

Cumhuriyet Dönemi ve Sonrasında Dergicilik

-
Eylül 19, 2022
Cumhuriyet Dönemi ve Sonrasında Dergicilik

Cumhuriyet dönemi yani 1923 sonrası dönem, Türkiye’nin bir hedefinin olduğu dönemdir. İnsanlar artık ulus olma bilincinde ve bir devlet kurmanın telaşında bütün bir kalkınma işine girmişlerdir o dönemde. Bu bakımdan da aslında cemiyetsel bir hayli mesele bitmiş artık bir yol çizilmiştir.

Yeni bir devletin kuruluşu mecmuaları da niceliksel ve niteliksel olarak etkilemiştir. Osmanlı döneminin kimlik buhranından çıkanlar, kendi kimliklerini bulduklarını öğrenerek ilerlemişlerdir ulus devlet yolunda. Basında artık emel ulusu bilgilendirmek değildir, millet zaten akıllıdır; şimdi hakikat emel ülkeyi daha iyi bir hale getirmektir.

Yeni heyeten devlette dil, tarih ve kültür alanında devrimler yapmak gerekmiş ve bu devrimler mecmualar aracılığıyla yapılmıştır. Kendisi de bir mecmua sahibi olan Cemal Süreya, Cumhuriyet sonrası mecmuacılık anlayışını şu biçimde değerlendirmektedir:

“Son elli seneyin mecmualarıne çok tepeden bakıldığında edebiyat sorunlarının altında bir Türk düşüncesinin ne olması gerektiğinin yoklandığı, medenilik sorununun ele alınmak istendiği görülür. Edebiyat kavramlarının yanı gizeme 1930’lara kadar tarih terimleriyle, 1940’lara kadar felsefe terimleriyle konuşulmaktadır; 1950’lerden sonra toplumbilim terimleri, 1960’tan sonra da ekonomi terimleri öne gelecektir. Nazım Hikmet’in çıkışından sonra edebiyat mecmualarınde cemiyetin parasal bedelleri önem kazanmış, özdekçi, cemiyetçi bir akım Fotoğraflı Ay’dan günümüze dek sürmüştür. Genel bir düşünce akımı niteliğindedir bu. Köktenci, marx’çı yayın organlarının dışındaki edebiyat mecmualarıni de az ya da çok, saklı ya da sarih, bilinçli ya da bilinçsiz anlamaktadır. Son kırk senede edebiyatımızı götürmüş olan hemen bütün edebiyat mecmuaları, kimi zaman silik, kimi zaman meçhulmüş gibi de olsa, genellikle, cemiyet bedellerini savunmuşlar, denklikten, hürlükten yana olmuşlardır. Elli senelik aşama içinde çıkmış 300 mecmuadan 270 kadarının ilerici planda yer alması da bu reelin önemli kanıtıdır.” Cemal Süreya, Siyaset, İstanbul, Adam Yayınları, 1976

Genel bakışta mecmualarımız insancıldır…

Cumhuriyet sonrası döneme baktığımız ilk 10 sene mecmuacılık faaliyetlerinin arttığını görüyoruz. Özellikle bilimin milletle yapılması bu gidişatı en çok etkileyen unsurlardan birisi: Örneğin Osmanlı Türkçesinden ulusal dile geçişte Türk Dil Kurumu, kelimeler için yapacağı başkalaşım için mecmualara ilan vermiş, okuyuculardan öneri almış ve bir hayli kelime de bu okuyucu önerisi ile dilimize girmiştir. Bu ve bunun gibi faaliyetler, mecmuacılığı önemli kılmıştır 1923’lü yıllarda…

Cumhuriyetimizin onuncu seneyinda insanların kafasında “Biz ne yaptık” suali uyanmış ve bu safhada yine basından , mecmuadan destek alınmıştır.  1938 seneyinda çıkan İnsan mecmuasınden şu tümceyi dinliyoruz “ Bu gün, hakiki manada Rönesans yapıyoruz.”

1940’a kadar müddetn bu hoş hava 1940 seneyinda kötümserliğe vazgeçmiştir yerini. Atatürk’ün kaybı, II. Dünya Savaşı ve savaşın getirileri Türk insanını da etkilemiş, Nihilizm çevreyi sarmıştır. Lakin buna rağmen mecmualarımızda umut dolu bir insancıllık göze çarpıyor. Yine de mecmualarımız, cemiyetçi özlemler içinde var olan düzenin yıkılmadan değişmesini istemektedirler.  Sanılmasın ki bu mecmualar bir ideolojiye bağlıdır; hayır değillerdir. O dönemde yenilikçilik sanatın olmazsa olmazsı sayılmış ve bu yüzden de insanlar gayret etmişlerdir. Bu dönemin önemli mecmuaları şunlardır:

Yücel
Varlık
Yaradılış
Oluş
İnsan
Yeditepe
Yeni Ufuklar
Yaprak
Seçilmiş Hikâyeler
Dost
Yeni Mecmua
Papirüs
Soyut
Yapraklar
Şiir Sanatı
Ataç
Mavi
Doğu ve Batı
Kaynak

Yukarıyada sayılan mecmualar, edebiyat hayatımıza ayrı ayrı yön vermiş mecmualardır. Her biri, bir fikri savunan ve Osmanlı dönemindeki mecmuacılıkla ilgisi olmayan asıl bir mecmuacılık anlayışıyla hazırlanmıştır. Şimdi bu mecmualara yakından bakalım:

Türkiye’deki siyasal yapı ve mecmua ilişkisi

Maalesef Türkiye’de bir sağ – sol ayrışması karar sürüyordu ve ne yazık ki de insanlar bölünmeye oldukça eğilimliler. Bu gidişat da yeni bir edebiyat anlayışını niteliyor ve mecmualar da bu etrafa en uygun yayın organları olarak görülüyor.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüne kadar Türkiye’de bir milliyetçilik, ulusalcılık egemendi.  Türkiye, daha yeni olan Türk devrimlerine alışmaya çalışıyordu ve bu vaziyet büyük bir heyecan ile karşılanıyordu. Bu heyecan, Dergâh mecmuasınden başlayarak Anayurt gibi mecmualarda da sürmüştür. Bu mecmualardaki halk sevgisi Atsız Mecmua’da ve Orhon mecmualarınde de devam eder. Yalnız bu dönem edebiyat mecmualarınde bir çelişki görülür : Irkçılar ve Mukaddesatçılar…

Ağaç mecmuası insanların kutsi duygularına hitap ederken Kültür Haftası laik bir açıyla bakıyor. Çınaraltı ise yeni edebiyatçıları öneri eden Cemal Süreya tabiriyle “yeni edebiyatı yadsımaktan doğan şoven bir gelenekçiliğe kayan” bir davranış takınıyor. Yani bir yanda İslamî duygu ile hareket etmeyen Türkçüler, bir yanda dinî öğeleri önde tutan mukaddesçiler bir yanda da yeniye karşı olanlar vardı 1930 sonrasındaki mecmuacılıkta.

1940 – 50 seneleri arasında vaziyet azıcık daha duruldu. Bu dönemde aydınlar ve edebiyatçılar daha çok millete yönelmeye başladı ve edebiyat mecmualarıne millet edebiyatı damgasını vurdu. Bu dönemde Şadırvan, bahsedilen gidişata uygun yayınlar yapıyordu.

1950 sonrası millet edebiyatı fırtınası dindi ve 50 sonrası çıkan Hisar, Çağrı  gibi mecmualar suya sabuna dokunmadan yaşamak istediler. Pek bir ideolojiye sığınmadılar. Hatta bu mecmualar, sanatta gelenekselciliği savundular ama bir müddet sonra onu da vazgeçtiler.

Cemal Süreya’ya göre 50’li yıllarda “Edebiyat tartışmasını  yenilikçiler, yayın hayatındaki entelektüel kavgayı ilericiler kazanmışlardır.” Bu dönemlerde sağ edebiyatı durulmuştur. Sağ, yeniden mecmualarda boy göstermek için 1960’lı seneleri bekleyecektir.

1950 yıllarda sağ edebiyat…

Sağ kanatta yukarıyada bahsettiğimiz  Hisar, Çağrı  gibi mecmualar, mutlak edebiyat yapıyorlardı. Bu edebiyat dışında sağ mecmua olarak sayabileceğimiz mecmualarda, siyaset, ideoloji ve siyaset daha ağır basmaktaydı. Bu mecmualar, sanat mecmuasınden ziyade politik içerikli mecmua olarak sayılabilir.

Sağ tarafın bir öbür yönü de İslamiyet duygusudur. Diriliş mecmuasınde olduğu gibi bazı sağ kesimler, ideoloji ve İslamiyet’i birleştiren bir edebiyat yaratmışlardır. Yine Cemal Süreya, bu  tarafın düşüncesini yansıtan mecmuaları şu biçimde değerlendiriyor : “Hisar’ı, Çınaraltı’nın, Diriliş’i Büyük Doğu’nun,  Çağrı’yı Şadırvan’ın çocukları olarak nitelemek mümkün. Edebiyat mecmuasıni de Diriliş’in ufak kardeşi olarak görüyorum. Kubbealtı ise yalnız tepkileriyle varoluşu ve gençlere dayanmayışı ile günümüzde ilginç bir şekilde beliriyor: Yirminci asırda Napolyuncu bir kulüp havası var onda.”

Sol ideolojideki mecmuacılık anlayışı…

Soldaki mecmuacılık anlayışı sağ kesime göre daha faaldi. Fotoğraflı Ay, Yürüyüş, Adımlar, Yurt ve Dünya, Ant, Yeryüzü, Birlikte, Yaprak, Eylem gibi mecmualar sol kesimdeki faal mecmualardı. Bu mecmualarda genelde siyasal baskıya karşı genç kesimin dinlediği hiddet vardı. Bu bakımdan cemiyetsel bir yapı diyebiliriz bu mecmuadaki yaradılışa. Ayrıca politik isteklerin sanatla birleşmesi de sol edebiyat ismi altında bir edebiyat kolu oluşturmuştur.  

Onlara göre sanatçı elbette asılcı olacaktır ancak bu reellilik yeterli değildir. Asılcı olmak cemiyet mimarisinin yalnızca alt basamağıdır. Bu kesimdeki insanlar, yalnızca reelleri görmeyi değil reelleri inşa etmeyi de istediler. Hatta bu emele Yürüyüş mecmuası “ruh mühendisi” demektedir.

Bu zamanlarda sorunlara çözüm bulmanın değişik yolları bulunmuştu. Yine bu dönem mecmualarınden olan Adımlar’da  koyu bir insancıllık var. İnsancıl felsefenin cemiyetin parasal ve mankonutu temellerine konumlandırılması hedeflenir mecmuada. Kültür ve sanat çalışmalarının cemiyetsele indirgenmesi hedeflenir. Bir nkonutu birlik iletiyidir bu.

1960’lardan sonra bu bakış açısı azıcık karardı diyebiliriz. Cemiyetteki bu birlik olmama, insanları hoşlanmama sorunu cemiyetsel sınıflandırmaya dayandırıldı. Bu da onları “devrimci” kıyılarına itti. Artık cemiyetsel asılcı değil devrimci gençlik ile karşılaştık bu dönemde. Aslında belki de 1960’larda da gündeme getirilmek istenen bir gidişattı bu devrimcilik ama yalnızca zamanının gelmesi bekleniyordu; çünkü sanki birisinin bunu açıklaması bekleniyormuş gibi ard arda mecmualar çıkmaya başladı devrimcilikle ilgili: Yeni Asıl, Ulusun Arkadaşları, Yeni Adımlar, Militan, Yarına Doğru

Cemal Süreya ise bu çerçevede kendi döneminden önceki 50 seneyi şu biçimde değerlendiriyor : “Dünyanın değiştirilmesi özlemi yanında kuşak tartışması, Dil devrimi, millete yöneliş, Batılılaşma ve medenilik sorunları, elli seneyin mecmualarınde ortak konular olarak görülüyor.”

Kaç mecmua var…

1850’deki ilk mecmuadan itibaren, günümüze kadar bütün olarak kaç adet mecmua çıkarıldığı ve bu mecmualar hakkındaki gruplandırmanın ne kadar bilimsel olduğu kavga konusudur. Yukarıyadaki fikrini aldığım Cemal Süreya, bir mecmuacı ve aynı zamanda aydın gözünden Türk yayımlarını değerlendirmiştir ama bu değerlendirme de 50 senelik sınırlı bir değerlendirmedir. Atilla Özkırımlı’ya göre “İlk tıp mecmuasınin çıkarılışından günümüze kadar Osmanlı sınırları içinde ve Cumhuriyetten sonra kaç mecmua yayımlandığı saptanabilmiş değildir. Meşrutiyet seneleriyle alakalı sayılar mutlak mecmuaları değil gazeteleri de içermektedir. Ayrıca bu mecmuaların çoğu edebiyat dışı mecmualardır. Gününüzde de belediyelerin, kamu kuruluşlarının, muhtelif iş gruplarının mecmualar çıkardıkları düşünülürse eldeki sayıların edebiyat mecmualarıni tanımlamadığı sarihtir.”

Şimdi bu gidişatta edebiyat mecmuaları hakkında peşin kararlarda bulunmak ne kadar doğrudur? 1960 sonrası mecmualar edebiyatımıza katkıda bulunmamışlar mıdır?

Örneğin Köy Enstitüleri’nin kurulması ile 1945 seneyi itibariyle aynı isimli bir mecmua da çıkmıştır. Bu mecmuada aslında bu mekteplerin ne yaptıkları ile alakalı haberler verilirken aynı zamanda bir köy edebiyatını da oluşturmuşlardır. Hatta bu edebiyat mecmua dışına çıkarak romanlara da konu olmuştur. Şuan edebiyat tarihinde Köy Edebiyatı isminda bir hayli roman, hikaye, şiir bulunmaktadır.

Edebiyatımızın yalnız çınarı Nazım Hikmet de mecmuacılıkta önemli bir role sahiptir. Onun şiirlerinin Yön mecmuasınde legal olmayan yollarla yayımlanması cemiyetçi edebiyatın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bugün bile cemiyetçi edebiyat dendiğinde akla ilk gelen addır Nazım Hikmet…

40 – 50 – 60’lı yıllarda, edebiyat mecmualarınden ziyade siyasal içerikli  mecmualar olmuş olsa da ya da bu mecmualarda kültürel sorunlar konuşulmuş olsa da yine de bu mecmualarda edebiyata yer verilmesi, düşüncelerin edebî bir dille ifade edilmesi  Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağlamıştır.