Son Haberler

Budizm Nedir?

-
Eylül 20, 2022
Budizm Nedir?

Budizm bir din mi yoksa bir inanç sistemi mi? Budizm’de yaradan var mı? Buda kimdir? Budist Türkler kimdir? Budizm nedir? Budistler neye inanır? …

Budizm Nedir?

Budizm, temelinde Buda öğretileri olan bir inanç sistemidir. Budizm’in din olup olmadığı müzakere mevzusudur; bir hayli tahlilciye göre bir din sayılırken bir hayli analist dinlerin evrensu baskın bir ileti verdiğini ama Budizm’in evrensu baskın bir ileti şartname etmediği için onu din saymamakta ve inanç sistemi olarak değerlendirmektedir. Her iki gidişatta da ilk bekar rahip teşkilatının sahibi olan Budizm’in, dünyanın en daha önceki inanç sistemlerinden birisi olduğu her iki grup için de kabul edilebilecek bir görüştür.  

Ne yazık ki Budizm hakkındaki bir hayli kaynak dayanıksız ve mesnetsiz yazı yığıntılarıdır, bir hayli yazı ise Budizm’in ehemmiyetli ritüellerinden meditasyon ve yoga için “alıcı” toplamayı kasteden reklam yazılarıdır. Türkiye’de Batı kadar iyi tanınmayan Budizm, kesintisiz bu cins yanlış bilgilerin kurbanı olmaktadır. Bu yazımızda, yerli ve yabancı bir hayli bilimsel yazıdan yola çıkarak Budizm’i bütün olarak tanıtmaya çabalayacağız.

Buda Kavramı

Buda, en kolay haliyle bu inanç sisteminin ya da bu dinin bir nevi peygamberi, kurucusudur. Bu bakımdan onun öğretileri, züht yaşamı ve “Nirvana’ya” erişmesi Budistler için hem bir rehber hem de öğretidir.

Buda, bedenî isteklerini yenip ilahî bilgiye eriştiğine inanılan şahıstır der Emine Zehra Turan “Budizm’de Manastır Hayatı” isimli tezinde. Ve ilaveler: “Budistler, geçmiş dünya çağlarında birkaç Buda’nın bulunduğunu ve gelecekte de yeniden öteki Budaların var olacağını kabul etmekle beraber içinde bulunduğumuz dünya devrinde sadece bir Buda’nın, başka bir deyişle Gautama’nın varlığına özümser”. Bu ehemmiyetli bir açıklamadır, başka bir deyişle her insan teknik olarak bir Buda adayı, belki de aday adayı, olabilir. Neticede, her dindeki peygamberler, muhakkak bir yaşa kadar klasik bir insan olarak yaşamış ve muhakkak bir yaştan sonra ilahi bir kudretle peygamber olmuşlardır. Aynı vaziyet Budizm için de geçerlidir.

Buda, Budizm için yalnızca bir irşad değil aynı zamanda da bir mevkidir. Yalnız Buda denilen birey kimdir? Şayet Budistler Buda’nın değişik zaman aralıklarında olabildiğini kabul ediyorlarsa demek ki biricik Buda yok. O zaman biz hangi Buda’yı “Buda” kabul edeceğiz?

Emine Zehra Turan, bazı Fransız kaynakları da misal göstererek bu suale gerçek Buda’nın M.Ö 563- 483 seneleri arasında yaşayan Gautama Boudhha olduğunu söyleyerek yanıt verir. Bu, genel bir kanıdır. Budizm ile alakalı hangi bilimsel kaynağa bakarsak bakalım bu yanıtı verirler. Ayrıca Gautama Boudhha bir prenstir. Bugünkü Hindistan bölgesindeki Sakya Kabilesine üye olan Gautama Boudhha, zengin ve her isteği olan bir prensti. Zamanla, fani isteklerin insanı daha çok açlığa çektiğini fark etti. Bir insan güldüğünde, daha çok gülmek istiyor; para kazandığında daha çok kazanmak istiyor ve bu surattan insan asla mutlu olamıyordu. O zaman, prens Buda, nefsi köreltmenin yollarını aradı. Uzun seneler değişik değişik yerleri dolaşarak, farkı insanlar tanıyarak vücutsal güdülerini yok etti. Artık onun için “daha fazla” yoktu. Bu, onun temel öğretisi haline geldi ve kabilesine geri döndü. Kabilesine geri döndükten sonra da bu öğretilerini yaymaya başladı. Bu öğretiler ise Dharma denilen öğreti kitaplarında toplandı.

Dharma Kavramı

Dharma, Buda’nın kabilesinin dili olan Pali dilinden gelmiştir. Emine Zehra Turan ise bu sözcüğün Sanskritçeden geçmiş olabileceğini anımsatarak sözcüğün bütün karşılığını kanun, kainat olarak verir. Dharma, Buda öğretilerini mevzu alan kitaba verilen isimdir. Buna en kolay deyimle ve benzetmeyle Budistlerin kutsal kitabı diyebiliriz.

Dharma, tek değildir. Vinaya denilen kitap da Budistler için yol gösterici kitaptır. Yalnız Vinaya daha çok manastır hayatı ile alakalıdır, Dharma ya da öteki ismiyle Abu Dharma kitapları ise Buda’nın öğretilerine içerir. Yalnız, Buda, bu kitapları kendisi yazmamıştır, taraftarları bu öğretileri kitap haline getirmiştir.

Öğrenilen En Daha Önceki Bekar Rahip Teşkilatı..

Sangha ya da Sankha ismi verilen Buda öğretilerini takip eden rahipler topluluğu, tarihte öğrenilen ilk bekar rahip topluluğudur. Ardından en büyük bekar rahip topluluğunu Hristiyanlar oluşturacaktır.

Sangha terimi, erkek ya da kadın tüm rahiplere verilen genel isimdir. Budist rahibi olan herkese denir. Yalnız yeniden de erkek ve kadın rahiplere özel adlandırmalar da mevcuttur. Kadın rahiplere upasikas, erkek rahiplere upasakas denir.

Rahip teşkilatına girmek isteyenler üç temel şeyi kabul ederler: Yoksulluk, itaat, bekaret. Teşkilatın ilk halinde de rahiplerin dilencilik yaptıklarını düşünürsek rahipler Nirvana’ya erişmek için çok güç hayat çabaları vermektedirler.

Sangha rahipleri için, teşkilat kurtuluştur. Bu kurtuluşa ermek için de her türlü güçlüğe sabrederler. Lakin, bugünkü teşkilat, dilencilik yapan teşkilattan azıcık daha iyi vaziyettedir parasal olarak…

Sangha teşkilatında kadın ve erkek rahiplerin yanı gizeme bir de laik kadınlar ve laik erkekler vardır. Laikler, Nirvana’ya erişmek için rahiplerin kasvetlerini sürüklemezler; onların görevi, manastıra parasal destek sağlamaktır.

Aslında bu vaziyet tasavvuf kültürü ile örtüşmektedir, tasavvuf kültüründe de az yemek ve hatta hiç yememek, Allah’a itaat ve nefsi köreltme isteği, her ne olursa olsun fani zevklerden uzak durmak gibi ilkeler vardır. Görülüyor ki dünyanın değişik coğrafyalarındaki değişik insanlar “kurtuluşa ermek için” aynı usulleri kullanmışlar…

Biz tapınak diyoruz, Budistler Vihara…

Vihara kavramı, Budist tapınağı anlamına gelmektedir. Yalnız Budistler için viharaların illa muhakkak mimarî koşullara uymaları gerekmez. Hatta yalnızca dört duvar olmaları da yeterlidir… Budistler, inzivaya çekilebildikleri her yeri vihara diye adlandırabilir; vihara bir mimarî şaheser tapınak da olabilir, apartman dairesi de, otopark da…

Üfleyerek Serinlemek Anlamına Gelen Nirvana…

Nirvana, aslen Nibbana anlamına gelen kelime Budistler için erişilecek kıymetli bir vaziyettir. Kelime anlamına baktığımızda ise üfleyerek serinlemek anlamına gelen sözcüğün aslı Sanskritçedir. Yalnız Nirvana, artık bir kavram olmuş ve değişik şeyleri ifade eder hale gelmiştir.

Nirvana kavramının anlamı bir hayli kaynakta kayboluş, kısırdöngülerin sona ermesi ve yok oluş biçimindedir.

Sanıldığının aksine Buda, Nirvana tanımı yapmamıştır. Nirvana tanımı, rahipler ya da Buda takipçileri tarafından yapılmıştır. Kabul gören 3 tanımdan söz edilir: 1. Meditasyon sayesinde fani dünyadan ufalamak ve bu biçimde bireyin öz huzuruna kavuşması Bu vaziyet ancak Buda takipçilerince yaşanır. 2. Bireyin hem iç dünyadaki hem dış dünyadaki makûsluklardan, paradokslardan kurtulması 3. Bireyin her anlamda yok olması

Budizm de her inanç ve din sistemi gibi ayrılınmaya maruz kalmıştır. Bu dağılınma, genel olarak Nirvana’yı kavramak noktasında vuku bulmuştur. Hinayana ve Mahayana olarak iki mezhebe bölen Budizm’de mezhepler arasında Nirvana’yı değişik anlama vaziyeti oluşmuştur.

Hinayana mezhebine bağlı rahip ve takipçiler için Nirvana yok olmak, yokluk anlamına kazanç. Mahayana için ise ruhun kurtuluşu ve mutluluk anlamına kazanç. Mahayana için Nirvana, insanın nefsinden, makûs alışkanlıklarından temizlemek anlamına kazanç. Bu vaziyet onlar için bir yok olma değildir.

Nirvana, Buda onu ortaya atmadan evvel de vardı. Yalnız Nirvana, dinsel bir terim olarak Hint epopelerinde Bhagavad Gita ve Mahabharata geçmekteydi. Anlamı ise kurtulmuş ruhların bir araya gelme mekanı idi.

Nirvana ancak Budist rahiplerin, uzun seneler deyim-i caizse eziyet sürükleyerek eriştiği bir mevkidir. Buda’ya göre ise tüm istek ve arzularını öldüren birey, Nirvana’ya erişir…

Buda Kimdir?

Hintli Bilgin A.Ranjan Mohapatra’dan edindiğimiz bilgilere göre, Buda, M.Ö 567 senesinde doğmuştur. Buda’nın gerçek ismi Siddharta Gautama’dır. Bugünkü Hindistan sınırındaki Nepal’de Kapilavastu’nun yanındaki Lumbini adlı minik bir kasaba Siddharta’nın doğduğu yerdir. Babasının ismi Suddhodana olan Siddharta, babası Shakya kabilesinin lideri olması dolayısıyla prenstir.

Bir prens olarak gerçekten de lüks içinde gelişti. Yalnız Siddharta, bir prens olmasına karşın içine kapanık, fazla dindar, suskun ve sakin bir gençti. Babası, Siddharta’nın bu fani dünyadan kopuk halinden pek memnun değildi ve bunu düzenlemek için de elinden geleni yaptı. Siddharta 17 yaşında Yasodhara ile evlendi.

Bu konutluluktan Rahul adlı oğlu olan Siddharta ruhen açtı. Vefat, yaşlılık, hastalık gibi hayatın normal vaziyetlerindeki makûs şeylerden rahatsız ve hatta bu makûs şeyler için acı sürükleyip sefil oluyordu. Bu acı ona esin verdi. Acının rehabilitasyonunu bulmak istedi. Rehabilitasyon için kaynağa inmesi gerektiğinin farkında vardı ve acının kaynağı ile rehabilitasyonunu bulmak için yola çıktı.

Uzun zaman yollarda yarı aç yarı tok halde gezen Siddharta, yedi sene bu halde olduktan sonra asla erişti. Gaya’da aydınlanmayı muvaffak oldu. O artık Siddharta değil, asla erişmiş, ulaşmış anlamlarına gelen Buda ya da Tathagata lakabıyla tanınan bir ermişti. Köyüne döndükten sonra etrafına bildiklerini anlatmaya ve yaymaya başladı. Aşırıca taraftar topladı…

En Temel Haliyle Budist Problemler…

Budizm, dört temel ahlakî asla katlanır ve bu dört hakikatin temelinde acı vardır. Bu dört temel Nirvana’ya erişmede temel emeldir. Noble Truths sınan bu dört temel reel şudur: 1. Acı 2. Acının Kaynağı 3. Acının Durdurulması 4. Acının durdurulmasına götüren yol. Budist felsefe, kaideci bir inanç sistemi olduğu için bu terbiye moral normları kaideleri çok ehemmiyetlidir.

Suskunluk, Budizm inancının bir başka özelliğidir. Suskunluktan kasıt, düşüncenin de susmasıdır. Budizme göre çözülemeyen 10 problem vardır. Bunların çözümlerini aramak suskunluğu bozar. Bu problemler kendi kendilerine çözülmez ve bu problemler üzerine kafa yormak huzuru bozar. Bu problemler evren, hayat ve beden beden, Buda ile alakalıdır. Şimdi bunları sıralayalım:

1. Evren sonlu mudur?

2. Evren baki mudur?

3. Evren hudutlu mıdır?

4. Evren hudutsuz mıdır?

5. Hayat ve beden aynı şey midir?

6. Hayat ve beden değişik şeyler midir?

7. Buda vefattan sonra mevcut mudur?

8. Buda vefatta sonra mevcut değil midir?

9. Buda var mıdır?

10. Buda yok mudur?

Budizm, iyimser bir inanç sistemi değildir. Bütün tersi karamsar bir inanç sistemidir. Zira bu inancın kurucusu olan Buda, ilk kutsal reel olarak acıyı işaret eder. Acı vardır, acı insanın doğumundan bu yana vardır. Yaşam zati acı doludur. Buna Budistler “duhkha” derler. Acıdan kurtulmak insanın isteğidir ve insanlar acıdan kurtulmak için dine sığınır. Buda’ya göre acının ortadan kalkmasının yolu dört ahlakî reel. Acıdan kurtulmak için de bir yol lüzumlu, bu yol da “marga”… Budizm, karamsardır evet ama iyimserlik ile Nirvana’ya erişebilirsiniz der. Zira Nirvana’ya erişmek için başka bir deyişle iyiye erişmek için yol acı doludur.

Budizm, hayvan kurbanlarına karşıdır. Hindistan’ın en daha önceki ananelerinden olan Veda’lara bu surattan karşı çıkmıştır. Ona göre üç realite başka bir deyişle asıllık vardır: Anatman, Anilya ve Duhkha.

Budizm’de yaradan yoktur. Yukarıyada da ismi geçtiği gibi iki ehemmiyetli ekol vardır : Hinayana ve Madhyamana. Bu iki ekolden Hinayana, Yaradan rolünü Dharma üstlenir. Her insanın şahsiyetine ve mizacına göre bu dünyaya bir şeyler kazandırması Dharma sayesindedir. Bu bakımdan Hinayana ateisttir. Hinayana ekolüne Buda ne Yaradan ne peygamber ne de Yaradan’nın bir idolüdür.

Buda için deneyim, bilginin kaynağıdır. Bu bakımdan Budist öğreti pragmatist başka bir deyişle yararcı ve deneysel başka bir deyişle empiriktir. Bu bakımdan öğretilerde doğa ötesi unsurlar yoktur. Buda’nın çizdiği sekiz dilimli yolda rastgele bir fantastiklik yoktur. Her şey natürel ve olması gerektiği gibidir.

Dört Kutsal Reel..

Yukarıyada da değindiğimiz gibi Budizm, acının merkez olduğu dört kutsal asla katlanır. Yukarıyada açıklama etmediğimiz bu dört reeli burada açıklamaya çalışacağız:

1. Hayat acıdır: Hayat acı ve ızdıraptır. Doğum, acının başladığı hatırla ve insan doğduğu andan bu yana acı sürükler. Güçlük, hastalık, yoksulluk hepsi ızdıraptır. Acı, zevk dinlemenin bir neticeyidir. Her zaman daha fazla zevk almak istediğimiz için acı sürükleriz. Muhtaçlık, hırs, kin, nefret insanın acı sürüklemesinin sebeplerindedir.

2. Acının sebepleri vardır: Acı devam eden ve tesiri süren bir hadise, başka bir deyişle olgudur. Olgular sebepsiz ve neticesiz düşünülemez. Bu bakımdan acının sebebi vardır, netice ise insanın ızdırap sürüklemesidir. Acının sebepleri üç cinslidir: Cinsel ilişki arzusu, yaşamdan zevk almak için yaşama arzusu, fani zenginlik için zengin olma isteği.

Bu acılar, insanların bu sebeplere âmâyı âmâsına bağlı olacak kadar cehalet olmasından kaynaklanmaktadır. İnsanlar cehalettir.

Budizm’de sebepsellik zinciri, halkası vardır. Hintli bilgin A.R.Mohapatra, “dvadasha-nidana ya da bhavacakra” denilen 12 halkayı geçmiş, şimdiki ve geniş zamanlara göre şu biçimde verir:

– Avidya Cehaletlik Geçmiş Zaman

– Samskara Maharet Geçmiş Zaman

– Vijnana Şuur Şimdiki Hayat

– Üne ve Rupa Ad ve şekil Şimdiki Hayat

– Shadayatana Altı algı Şimdiki Hayat

– Sparsha Duyu Objesinin İletişimi Şimdiki Hayat

– Vedana Duyularımız yoluyla elde edilen deneyim Şimdiki Hayat

– Trishna Nesnelere karşı dinlenen fazla arzu Şimdiki Hayat

– Upadana Objelere bağlanma Şimdiki Hayat

– Bhava İstek, arzu, doğmuş olana dinlenen istek Şimdiki Hayat

– Jati Doğum Gelecek hayat

– Jara-Marana Izdırap, acı Gelecek Hayat

3. Izdırap baki değildir, ortadan kaldırabilir: Izdırap, insana acı veren her şey ortadan kalkabilir. Bunun için insana acı veren, acıya neden olan şeyler ortadan kaldırılmalıdır. Sebebiyet zincirinde bunları saymıştık. Budistler buna dunkha nirodha derler.

4. Izdırabı yok etmek için bir yol çizmek gerek: Izdıraba yol açan nedenler yok edilip acı ortadan kaldırabilir ama bunu yapmak için bir yol gerekir. Budistler bu yola marga derler ve marga sekiz dilimli bir yoldur. Daha doğrusu yol haritasıdır.

Sekiz Dilimli Yol Nedir?

Acının yok edilmesinde “nasıl” sualine yanıt vereceğimiz başlıktır. Burada, acının yok edilmesi için yol çizilecektir. Bu yol, 8 adımdır.

1. Doğru Görüş: Buna Budistler samyak – drishti demektedir. Cehalet insan acı sürükler. Doğru görüş, insanlara nesnelerin en doğru halini görmelerini sağlar. Objenin reel tabiatı hakkında bilgi verir.

2. Doğru Maksat: Buna Budistler samyak – sankalpa demektedir. Muhteşem bir hayat sürmek için makûs ve yanlış düşünceleri başımızdan savmak, nefsimizi hakimiyet etmeyi bilmemiz gerekir. Bunlar, bizim muhteşem hayat için emelimiz, amacımız, ereğimiz olmalıdır.

3. Doğru Söz: Buna Budistler samyak – vak demektedir. Sadece kendimize değil etrafımıza da iyi davranmamızı öğütleyen bir edeptir. Budist olmak isteyen ya da Nirvana yolunda acılarından kurtulmak isteyen birey etrafındakilere makûs söz, acı verici söz söylememelidir. Patavatsızlık etmemeli, ne söyleyeceğini çok iyi düşünmeli, kısa ve öz konuşmalıdır. Asla, sözlerle başka bir insana acı ve ızdırap vermemelidir.

4. Doğru Tavır: Buna Budistler samyak – karmanta demektedir. Buda, herkes için iyi olduğunu düşündüğü tutumlar geliştirdi. Buda, rahipler için, kadınlar için, karı – koca için, çocuk için değişik tutumlar olması gerektiğini bildirdi. Yeniden de tüm tutumların ortak biz özelliği vardı. İnsanlara acı vermekten sakınmak, hayatı, hayat döngüsünü bozmamak.

5. Doğru Uyum: Buna Budistler samyak – jiva demektedir. Buda için, şarap, et, hayvan, silah ticareti yapılmamalıdır. Birey, yaşamak için dürüst ve hayata hasar vermeyen işlerde çalışmalıdır. Bireyin, hak etmediği, emek vermediği rastgele bir biçimde para kazanması doğru değildir. Aynı zamanda rüşvet, iltimas, adam kayırma da Buda ve Budistler için kabul edilemez.

6. Doğru Gayret: Buna Budistler samyak – vyayama demektedir. Her şey akılda başlar, düşüncede başlar. Bu bakımdan da evvel makûs düşünceler yok edilmelidir. Makûs düşüncelerin kaynağı iyi incelenmeli ve makûs düşüncelerin üzerine gidilip, bu düşünceler yok edilmelidir. Makûs düşünceler giderse zekâ durulaşır ve gerçek odaklanılması gereken şeylere odaklanılabilir.

Budistler, bu işin o kadar da kolay olmadığını farkındadırlar. Bu bakımdan da makûs düşünceleri uzak yakalamak, onları yok etmek için bazı metotlar geliştirmişlerdir: iyi düşünceler üzerine meditasyon yapmak, makûs düşüncenin neden olduğu vakanın neticelerini iyi tahlil etmek, zihni fiziksel hareketlerle pak yakalamaya çalışmak, Dharma başka bir deyişle öğretiye itaat etmek bu metotların kimileridir.

7. Doğru Düşünce: Buna Budistler samyak – smriti demektedir. Makûs düşünce, düşüncenin gerçek formu unutulunca ortaya çıkar. Dolayısıyla doğru düşünce, zihnin gerçek şeklini muhafaza etmek, zihni makûslaştıracak rastgele bir deformasyon yapmamak anlamına kazanç.

8. Doğru Konsantrasyon: Buna Budistler samyak – samadhi demektedir. Bu düzey için öncelikle ilk 7 düzey bitmeli. Samadhi, edepli olmak isteyen birey tarafından ve ancak yedi yol bitmişse yapılabilir. Doğru meditasyon dört evrede vuku bulur: ilk düzeyde dört kutsal reel andırılır. İkinci evrede, mana devre dışı vazgeçilir ve his ön tasarıya çıkar. Üçüncü evrede dış dünyayla alaka kesilir ve denge haline geçilir. Son düzeyde muhteşemlik tutulur ve Nirvana’ya erişilir.

Budist Olan Türkler…

Alexander Berzin, şimdi İslamiyet’i kabul eden pek çok Türk devletinin geçmişte güçlü bir Budist inanışa sahip olduklarına değinir ve tarihteki ilk Budist Türk topluluğunu söyler: Türkî Şahlar. Berzin, Türkî Şahlar ismini verdiği ve Türk topluluğu olarak kabul ettiği halkın Kuzeybatı Hindistan’da kurulduğunu dile getirir. 3 -4. yy aralıklarında kadar karar süren bu topluluk evvel bugünkü Afganistan’ın merkezine daha sonra 5.yy’da Kuzey ve Orta Pakistan’a doğu yerleştiler. Budizm’in bu bölgelerde dağılmasını sağladılar.

Göktürk Kağanlığı, MS 6.yy’da kurulmuştu. Bize de Türkçenin en kapsamlı yazıtlarına vazgeçmişlerdi: Göktürk Kitabeleri. Biz, Göktürkler ile alakalı bilgilerin bir kısmına bu kitabeler sayesinde de erişiriz, öteki kaynaklar da komşu devletin tarihleridir, özellikle Çin tarihi en ehemmiyetli yol göstericidir. Bu kaynakların hiçbirinde Göktürk Hanedanlığının Bu hanedanlık, 1 – 2. Göktürk Kağanlığı olarak dağılır, Göktürk Anıtları II. Göktürk Kağanlığı zamanından kalmadır. Ama bu hanedanların Doğu ve Batı olarak ikiye dağıldıkları ve iki koldan idarendikleri de öğrenilmektedir. Budist olduğu ya da Budizm’e sıcak baktığı yazmaz. Yalnız, büyük olasılıkla bu hanedanlık, Budistler ile tanışmışlardı. Yalnız, Türklerin olduğu Kapisa ya da öteki ismiyle Begram bölgesinde Türk kağanlıkları tarafından kurulmuş Budist tapınaklar göze çarpar. Çinli rahip Wu-kung ise 759 ve 764 senelerinde ziyaret ettiği Gandhara isimli bölgede Budist ibadethaneler olduğunu yazmıştır. Yalnız gezgin Hsuan Tsang, tüm Orta Asya’yı dolaşmıştır ve Türklerin kendi dinlerine bağlı oldukların, asla Budist olmadıklarını dile getirmiştir. Yalnız şu gidişatta bir hakikattir ki Çin’de Ch’ang-an’da Şensi Türkler için bir Budist tapınağı inşa edilmiştir. Bu gidişatta, Çin içinde binden fazla Budist Türk olmalıdır ki tapınak arz edilsin ve yaptırılsın. Ayrıca Göktürk Kağanlığında Mu-han Kağan’ın halefi, Tapar Kağan [572-581] Budist olmasa da Budizm’e sarih bir bireydi. Öyle ki ülke topraklarına bir Budist tapınağı yapılmasına izin verdi.

Göktürkler, Uygurlar tarafından devrildi ve Türk tarihi 742 senesinde Uygurlar tarafından yazılmaya başlandı. Uygurlar, emin olarak söyleyebiliriz Budist Türklerdi. Budist tapınaklar inşa etmekle kalmadılar, Budist ve Maniheist olmak için göçebe olmaktan bırakıp yerleşik hayata geçtiler. Kansu ve Tufan Uygurları olarak ikiye dağılınan Uygurlar, Soğd yazısının gelişmiş biçimini kullanmışlardır. Soğdlar, koloniler halinde Uygurlar içinde yaşarken zati Budizm propagandası yaptıkları öğrenilen bir hakikattir. Soğd, Köktürkler zamanında bile vardı zira Soğd abecesini ilk kullananlar Köktürklerdir. Ayrıca Budist – Uygur edebiyatı da Budist Uygurların delilidir. Pek çok öykü, dua, öğreti kitabı Sanskritçeden, Sogdçadan, Çinceden Uygur Türkçesine çevrilmiş ve bir dinî tercüme edebiyatı Uygurlar tarafından oluşturulmuştur. Uygurlar arasında 17.yy’a kadar Budizm dağılmıştır. Her ne kadar 762 senesinde Bögü Kağan, Uygurların resmi dinini Maniheizm yapsa da Budist Uygurlar artmaya devam etmiştir. Sarı Uygurlar, bugün hala Tibet Budizm’ini takip etmektedirler.

Moğollar, devlet teşkilat sistemlerinin neredeyse hepsini Uygurlardan alan bir devlettir. 1206–1294 seneleri arasında karar süren Moğollar, din işlerinde de Uygurlardan etkilenmişlerdir. Bir Hayli Budist öğreti metni Moğollar için çevrilmiştir. Alexander Berzin’e göre bir kısım Moğol, Budizm inancını kabul etmişlerdir.

Tuvalar, Sibirya bölgesinde yakın bölgede yaşayan bir Türk boyudur. Batı Moğolistan bölgesinin kuzeyine hayatlarını idam ettirirler. Alexander Berzin’e göre Budizm’i kabul eden Moğolların Berzin, Moğolların alt kolu demektedir tesiriyle Budist inanca üye olmuşlardır. 17.yy’dan bu yana Tuva milleti Tibet Budizm’ini takip etmektedir.

Netice

Görüldüğü üzere, Budizm kimi tahlilciye göre din, bazısına göre yalnızca inanç sistemidir. Budizm’in kendisi de tek Yaradanlı inançlarda görülen en ehemmiyetli şeye başka bir deyişle Yaradan olgusuna yabancı olduğu için bu sistemin en azından ilahî sisteme dahil olmadığını söyleyebiliriz. Budizm, daha çok insan odaklı bir sistem ve insanın içindeki makûslukların yeniden insan tarafından çözüleceğine inanıyor. Yalnızca bu sebeple dahi oldukça fazla takipçisi vardır. Aynı ilahî dinler gibi ülkelerce, devletlerce kabul edilmiştir. Bu ülke, devlet ya da halklar içinde az da olsa Türkler de bulunmaktadır.