Son Haberler

Anadolu’da Kurulan İlk Medeniyetler Hangileridir?

-
Eylül 11, 2022
Anadolu’da Kurulan İlk Medeniyetler Hangileridir?

Anadolu, tıpkı Mezopotamya gibi faydalı toprakları, su kaynakları ve ticaret yolları üzerinde olmasından dolayı pek çok uygarlığa konut sahipliği yapmıştır. Öyle ki bu uygarlıklar, bizlere bugün dahi millet arasında yaşayan inançları, kültürü servet vazgeçmişlerdir. Uygarlıklar beşiği olan Anadolu, bugün dahi kıymetini gözetmektedir. İşte sahibi olduğumuz Anadolu toprakları üzerinde kurulan ve dünyanın da şahidi ilk çağ ve sonrasındaki uygarlıklar:

Hattiler MÖ 2500 – 1700

Hititler Tunç Çağı

Urartular

Frigler

Lidyalılar

İyonya Medeniliği

Karia Medeniliği

Likya Medeniliği

Helen Medeniliği

Roma Çağı

Bizans Çağı

1Selçuklu Çağı

1Osmanlı Çağı

Türkiye Cumhuriyeti

Bir noktaya temas etmek gerekir: İlk çağ medenilikleri dediğimiz medenilikler hakkındaki en ehemmiyetli bilgiyi arkeolojik kazılarından alıyoruz. Bu kazılarda bazen koca bir şehir, bazen bir tiyatro enkazı, bazen yazılı kaynak dediğimiz tabletler bazen de ziynet eşyası ya da aksesuarlar çıkabilmektedir. Bu bakımdan da bugün, Anadolu uygarlıkları hakkındaki bilgilerin kaynağı uzun ve yorucu bir çalışma temposundan sonra elde edilmektedir. 

Biz bu yazımızda, evvel kısaca Anadolu tarihini, akabinde ilk çağ medeniliklerini başka bir deyişle Hattiler, Hititler, iyonlar, Urartular, Frigler ve Lidyalıları işleyeceğiz. Bu yazımızla ilintili olarak öbür yazımız da özellikle Hitit uygarlığından bize kalan kültür viraneleri olacak.

Anadolu Tarihi

Anadolu, dördüncü jeolojik zaman dediğimiz dilimde alana gelen genç bir yapıdır. Ege Denizi, Karadeniz bu jeolojik zamanda oluşmuş ve bize en ehemmiyetli jeopolitik konumu sağlayan İstanbul ve Çanakkale de bu zaman diliminde alana gelmiştir.

Anadolu’ya insan meskeni Paleolitik Çağ’da başka bir deyişle Daha Önceki Taş Devri’nde MÖ. 600.00 – 10.00, ki bu da günümüzden takribî 2 milyon yol evveline tekabül eder, zamanlarında olmuştur. İlk mesken yıkıntısı da milattan evvel 5.500 senesine aittir. Bu yıkıntılar ise bugünkü Çatalhöyük ve Burdur yakınlarındaki Hacılar köyündedir.

Anadolu’da bulunan mesken genelde şehir meskenidir ve yer isimlerinden de anlaşılacağı üzere Halikarnasos, Lindos, Korinthos şehir adlarının sonundaki sesler, o şehir sitelerinin Ege bölgesinde kurulduğunu göstermektedir bu mesken mekanları Ege – Anadolu kökenlidir.

Anadolu’da kurulan meskenler genelde şehir kavrayışındaki meskenlerdir. Bu şehir iskanları bir “ Anadolu kültürü” oluşturmuştur.

Anadolu’ya yazıyı Asur ticaret kolonileri getirmişlerdir. Bu ticaret kolonilerin Anadolu’ya yazıyı getirme tarihleri de MÖ. 1900’lü senelerdir.  İlk çivi yazılı tablette Kültepe’de bulunmuştur. Asurluların yazıyı Anadolu’ya getirmeleri ehemmiyetlidir zira yazı Anadolu’ya geldikten sonra Anadolu’da tarihi çağların başladığı kabul edilmektedir.

Kısaca Daha Önceki Taş Devri’nde başlayarak bu çağa kadar Anadolu medeniliklere sahne olmuştur.  Bu medeniliklerin ilk mesken yeri İç Anadolu, Orta Anadolu ve Batı Anadolu’dur. Ayrıca yer Van Gölü ve etrafında, Gediz ve Minik Menderes hattında da uygarlıklar kurulmuştur.

1. Hattiler

MÖ. 2500 – 1700 seneleri arasında Anadolu topraklarına geldikleri hipotez edilmektedir. Bu uygarlığa ait en ehemmiyetli eserler Çatahöyük’te bulunmuştur. Bu uygarlığın MÖ 3000 senelerinde kraliyetler ve beylikler halinde yaşadıklarına dair kanıtlar vardır. Alacahöyük kazılarında bu uygarlığa ait ziynet eşyaları, yapılan kazılar neticesinde ele geçmiştir.

2. Hititler

Üzerinde en çok duracağımız uygarlıktır. MÖ. 1700 ile 700 seneleri arasında uzun bir hükümdarlık yarıyılı yaşamışlardır. Kendilerinden evvel o bölgede olan Hattiler ile kaynaşmışlar ve büyük bir uygarlık kurmuşlardır.

Hititler, evvelleri minik kraliyetler halinde yaşamışlar, yukarıyada da belirttiğimiz gibi yerli milletten sayılan Hattiler ile kaynaşmışlar ve M.Ö 1700 senesinde Anadolu’da öğrenilen ilk politik birliği kurmuşlardır. Hititler devletinin kurucusu Kral Labarna olarak öğrenilmektedir ve onun devlet için uygun gördüğü başşehir Hattuşaş başka bir deyişle Boğazköy’dür.

Hititler Asurlar ile de karşılaşmış ve takribî 150 yıl Asurlular ile beraber yaşamışlardır. Bu yarıyıl MÖ. 1974 – 1719 senelerini içeren bir yarıyıldır. Daha Önceki ismi Kaneş ve Neşa olan şimdiki Kayseri bölgesinde 150 yıl birlikte yaşayan Hititleri ile Asurlular arasındaki en ehemmiyetli kültür alışverişi Hititlerin Asurlulardan yazıyı öğrenmeleridir.

Hititlerin dilinin yaradılışı da bu bağlamda ehemmiyetlidir. Hititler kendi dillerine Kaneşçe ya da Neşaca ismini vermişlerdir. İşin acayip yanı, kendileri tek dilli ulus değillerdi: Beynelmilel yazışmalarda o zamanın siyaset dili olan Akadça kullanırken kendi dillerini de iç yazışmalarda kullanmışlardır. Bu bakımdan da kendi kültürlerini günümüze en iyi biçimde taşıyan uygarlık olmuşlardır.

Hititler, “büyük devlet” konumunu kazanmış özel bir millettir. Hudutlarını Kuzey Mısır’dan Ege Denizi’ne kadar genişletmişlerdir. Hititler, MÖ. 1280 senesinde Mısır ile savaşarak tarihin ilk uyuşmasını başka bir deyişle Kadeş Uyuşmasını imzalamışlardır.

Hititlerden bize pek çok yazı, tarihi eser kalmıştır. Bu bakımdan onların kültür yaşamına ait epeyce bilgiye sahibiz. Ancak bu mevzuyu, Hitit Kültürünün Anadolu’ya tesiri başlığında araştıracağımız için kısa kesiyoruz.

Hititleri muhtemelen Ege’den gelen deniz kavimleri devirmiştir. Yalnız büyük devlet devrildikten sonra yeniden minik devletler biçiminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu çağa da tarihçiler Geç Hitit Çağı ismini vermişlerdir. Bu minik Hitit devletleri de daha sonra Asurlular tarafından devrilmişler ve Hititler de daha sonra Perslerin kontrolüne girmişlerdir.

Hititler de kral hem baş komutan hem de baş rahipti. Kraldan sonra gelen en yetkili ad ise ne kral destekçisi ne de bir rahipti: Tavanna ismini verdikleri kraliçeleriydi. Kraliçe kral kadar yetkiye sahipti. Kral savaşa gittiğinde devleti o idarerdi, ayrıca dini merasimlerden de o mesul olabiliyordu. Kral ve kraliçenin yetkileri daha sonraki yarıyıllarda Pankuş ismi verilen bir meclis tarafından kısıtlandı. Kralın kararları artık asillerden oluşan Pankuş ismindeki meclisten geçerek yürürlüğe konuluyordu.

Hitit milleti, asiller, rahipler, sanatçılar, köleler, orta sınıf başka bir deyişle memurlardan oluşuyordu. Hitit topraklarının hepsi Kral’a aitti ve kral istediği şahsa işlemesi için toprak verebilirdi.

Kadeş Uyuşması aynı zamanda ilk insan haklarını da kapsayan uyuşmadır. Hititler, uyuşmaya mültecilerin mülk ve can sıhhatine hasar gelmemesi kaidesini de ilave etmişlerdir.  Bu vaziyeti açıklayan uyuşmanın maddesi şu biçimdedir: Şayet bir insan  Hatti ülkesinden kaçarsa ya da iki insan ya da üç insan  ve onlar kardeşi Mısır ülkesi kralı Büyük Kral, Amon’un sevgilisi Ramses’e giderse, Mısır ülkesi kralı, Büyük Kral Amon’un sevgilisi Ramses onları tutsun ve onları kardeşi Hattuşili’ye göndersin. Fakat onları, kabahatlerinden dolayı cezalandırmasınlar. Onlar, onların gözlerini çıkarmasın ya da dillerini koparmasınlar ve onlar, onların ayaklarını kesmesin ya da kulaklarını koparmasınlar.”

Hitit cemiyetinde her ne kadar köle sınıfı olsa da köle hakları mevzusunda Mezopotamya uygarlıklarına göre daha insancıldılar.

Hititler, din olarak çok yaradanlı dinleri seçim etmişlerdir. Ele geçen tabletlerde, Hititler bolca Yaradan ve Tanrıça sayarlar zira onlar, işgal ettikleri yerlerdeki millet inançlarını da kendi inançları saymışlardır. Ayrıca Yaradanları için kurban keserler.

Hititler ölülerini gömerler ve gömdükten sonra onlar ismine kurban kesip kestikleri kurban etlerinden yemek yaparak bu yemeği dağıtırlar. Ölüleri için kestikleri kurbanın kemiklerini de ölünün kabrinin üstüne sererler.

Hititler ayrıca yağmur duasına da çıkarlar. Ayrıca onlarda da tıpkı Anadolu’da olduğu gibi konutluluk üç safhada laflılık, nişan ve konutluluk gerçekleşirdi.

Kısaca Hititler’in tarihteki ehemmiyetini şu biçimde sıralayabiliriz:

Anadolu’da tarihi çağları başlayan ilk devlettir.
Anadolu’da yazı kullanan ilk devlettir.
İlk nesnel tarih yazıcılığını başlatan millettir.
Anadolu’da ilk yazılı yasaları onlar oluşturmuştur.
Anadolu’da ilk “büyük devlet” unvanına sahip olan devlettir.

3. İyonyalılar

Akadlar tarafından kurulmuştur. Şuanki ismi ile İzmir’de olan Büyük Menderes nehri’nin Ege’ye döküldüğü alan daha önceki çağlarda İyon ismi ile anılmaktaydı, buraya yerleşen uyarlığa da İyonyalılar dendi. Kaynaklara göre ilk çağlardaki en gelişmiş uygarlık onlara aittir. Bu uygarlık hem kültürel hem de ekonomik istikametten en gelişmiş uygarlıklardan birisidir. Tabiki bu büyümenin sebepleri vardır ama bu sebeplerde en ehemmiyetlisi uygarlığın deniz kıyısında kurulmuş olmasıdır. Böylece İyonlalılar, ticaret kolonileri kurmuş öbür uygarlıklarla ilişki içine girmişlerdir. Ayrıca İyonyalılar bilim ve sanatta özgür düşünceye önemsemişlerdir. Bu bakımdan da büyümeleri daha net ve süratli olmuştur.

İyonyalılar ilim ve bilim mevzusunda Rönesans yarıyılını yaşamışlardır. Thales Tales, Herodotos, Hipokrates Hipokrat, Hythagoras Pisagor bu uygarlıkta ortaya çıkmıştır.  Ve iyonyalılar bugünkü Avrupa kültürünün esasını atmışlardır. 

Mimarlıkta da gelişmiştir. Kendilerine özgü bir mimari tekniği ile isimlerini duyurmuşlardır. Buna “İyon kumpası” adını vermişlerdir.

Bugün İzmir’de bulunan Efes, Milet, Foça, Smyrna antik kentlerin yaratıcısı da onlardır. Bu şehirlerde tiyatrolar, görkemli saraylar, mektepler, heykeller bulunmaktadır. 

Bugün kullandığımız Latin abecesinin esası da İyonlalılar tarafından atılmıştır. İyonyalılar evvel Fenikelilerden abece almışlar, daha sonra bu abeceyi geliştirmişlerdir. Bu İyon abecesi daha sonra Yunanlılara geçmiş, oradan Roma’ya geçmiştir. Oradan da Latin abecesi olarak tüm dünyaya yayılmıştır.

4. Urartular

MÖ 900 ile 600 seneleri arasında şimdiki Van’da yaşayan uygarlıktır. Onlar başşehirleri olan Van’a Tuşpa ismini vermişlerdi. Urartular, Asurlulara en yakın uygarlıktır ve bu bakımdan onların hamlesine en çok uğrayan uygarlıktır. Bu ataklarının en büyük hasarı yeniden Urartulara olmuştur zira şehirleri ağır tahribata uğramış haldedir.

Ülke, Yaradan Kral ismini verilen bireylerce idarenirdi. Aslen Türklerdeki kut inancına eş bir yapı mevzubahisidir. Urartularda da Kral, ülkeyi idareme erkini yaradan Haldi’den alır.  Ayrıca çok yaradanlı bir dine sahip olan Urartuların da en büyük yaradanı Haldi başka bir deyişle savaş yaradanı idi.

Urartular, krallar tarafına idareniyordu. Bu bakımdan da Anadolu’da ilk defa otonomluk tipi yönetimi gerçekleştirmişlerdir.

Urartular, maden ve maden işlemeciliğinde Anadolu uygarlıklarının üstüne çıkmışlardır. Ayrıca tarıma da önemsemişlerdir ama Van ve etrafı sulama mevzusunda noksan kalınca Anadolu’daki ilk sulama kanallarını ve barajları onlar tarafından yapılmıştır.

Hititler de Urartular da ahiret yaşamına inanan medeniliklerdir. Urartular bu bakımdan ya ölülerini yakmış ya da yakmadan oda biçimindeki kabirlere gömmüşlerdir.

Bugün, Urartu medeniliğinden kalan çok fazla tarihi eser vardır. Elbette bunların geneli kaledir: Van, Çavuştepe ve Erzincan kaleleri bu tarihi eserlerden yalnızca üç tanesidir.

5. Frigler

MÖ. 800 ila 676 seneleri arasında yaşayan bu medenilik tarihçi Herodot’a göre Anadolu’nun en zengin medeniliğidir. Batı Anadolu sahasında Kızılırmak havzasına kadar olan bölge onların egemenlik alanıdır. Başşehirlerinin ismi Gordion’dur ve bugün Gordion sınan bölgede Ankara Polatlı bulunmaktadır.

Halı ve kilim işlemeyeceğinde hatırı sayılır bir yere sahip olan Frigler ayrıca Anadoludaki ilk kuyumculardır. Maden firmacılığında çok ileri bir seviyeye ulaşmışlardır.

Frigler, tarım ve hayvancılığa azami umursamışlar ve hatta çiftçiyi yasalarla koruma altına almışlardır. Tarıma ya da tarım yapana verilecek hasarın cezası çok net bir şekilde vefat olmuştur. Urartularda nasıl ki en büyük yaradan savaş yaradanı Haldi ise Friglerde de bereket yaradanı Kibele’dir.

Dini inanç bazında da Hitit uygarlığından çokça etkilenmişlerdir. Çok yaradanlı bir dine sahiptiler.

Bugün bizlere Polatlı’da Midas ve şehirlerinde kayalara oyulmuş barınaklar vazgeçmişlerdir. 

6. Lidyalılar

Gediz ve Minik Menderes akarsu havzalarında MÖ 687 ile 546 seneleri arasında yaşayan ve şüphesiz İlk Çağ devrinin en zengin medeniliği olan Lidyalılar, deniz kıyısında oldukları için ticarete önemsemişlerdir. Tarihsel açıdan baktığımızda başşehirlerinin ismi Sardes’tir ve en parlak yarıyıllarını Krezüs zamanında yaşamışlardır.

Başşehir olan Sardes bir bilim ve yaşam merkezi haline gelmiş, bilim ve sanat bu kentte hem parasal hem manevi olarak desteklenmiştir.

Lidyalılar tamamen ticaret odaklı diyebileceğiz bir medeniliktir. Değiş Tokuş usulü ile yapılan ticarete onlar son vermiş ve elektron ismi verilen ve şimdi bizim madeni para dediğimiz şeyi bulmuşlardır. Elektron altın ve gümüş karışımından elde edilmiştir.

Hititlerde herkes askerlik yapmak zorundaydı ama Lidyalılar paralı asker kullandılar. Askerler ise bunu bir iş olarak gördükleri için ne yazık ki Lidya devletinin imhayı ivedi oldu. MÖ.546 senesinde Persler tarafından varlıklarına son verildi.

NOT: Tüm İlk Çağ uygarlıkları kendi yaşam stillerine ve dinsel inanışlarına göre “en” unvanı alabildiler. Urartular savaşçı bir ulustu ve en ehemmiyetli yaradanları Haldi idi, Frigler tarımsal faaliyetlerde ileri idi en ehemmiyetli yaradanları bereket yaradanı Kibele idi gibi.